
Kıbrıs’taki egemen İngiliz üsleri; ‘Kafkaesk’ bir garabet
Üsler Kıbrıs’ta neden var? YENİDÜZEN, Birleşik Krallık’ın egemenliğinde bulunan üsleri tarihsel arka planı ve jeopolitik boyutlarıyla mercek altına aldı.
Tümay TUĞYAN
İngiliz Savunma Bakanlığı’nın, İngiltere’nin askeri ve istihbarati faaliyetleriyle ilgili araştırmalarından duyduğu rahatsızlık nedeniyle kara listeye aldığı bağımsız gazetecilik ağı Declassified UK, 2023 yılında yayınladığı bir araştırma yazısında, Kıbrıs’taki egemen üsleri ‘Kafkaesk’ olarak tanımlar.
Çek yazar Franz Kafka’nın eserlerindeki tasvirlerden esinlenilerek üretilen bu sözcük, ‘mantık sınırlarını zorlayan, gerçeklikten kopuk, korkutucu ve tehditkar bir karmaşıklık’ gibi anlamlarda kullanılır.
Üslerin bugün Kıbrıs adasını içine çektiği tekinsiz ortam göz önüne alındığında, gazeteci Matt Kennard’ın yukarıda bahsedilen “Britanya'nın Akdeniz'deki askeri diktatörlüğünün iç yüzü” başlıklı yazısında yaptığı Kafkaesk benzetmesinin, çok da absürd olmadığı ortada.
Doğu Akdeniz’de, üç kıtanın birleştiği noktadaki stratejik konumu nedeniyle, yaklaşık 3 bin yıldır pek çok medeniyetin iştahını kabartan 9,251 kilometrekarelik bu küçücük ada, İngiliz üslerinin varlığı nedeniyle, coğrafi boyutlarını kat be kat aşan büyüklükteki bir yükün altında eziliyor.
Son olarak Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a yönelik olarak başlattığı saldırılarla bir kez daha Kıbrıslılar için hayati bir güvenlik tehdidine dönüşen İngiliz askeri varlığının dünden bugüne adadaki tarihsel yolculuğu, aslında yarına da ışık tutar nitelikte.
Başpiskopos Makarios ve Dr. Fazıl Küçük’ün, “Birleşik Krallık'tan Egemen Üs Bölgeleri üzerindeki egemenliğini veya etkin kontrolünü bırakmasını talep etmeyeceklerini” taahhüt ettikleri 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Kuruluş Antlaşması, İngiltere’nin adada 1878’de başlayan de facto egemenliğini, uluslararası hukukla taçlanmış bir müebbete dönüştüren bir gerçek olarak karşımızda duruyor.
Kıbrıs’ın iki yakasından savaş karşıtı güçlerin, Egemen İngiliz Üsleri’ni ‘sömürgeciliğin kalıntısı’ (remnant of colonialism) olarak tanımlayıp adanın askersizleştirilmesini savunuyor olmasıysa, ne yazık ki mevcut şartlarda Leibniz gibi filozofların "mümkün dünyaların en iyisi" anlayışından fazlasını vadedemiyor.

İngiliz adaya neden geliyor?
19. Yüzyıl’ın sonlarına doğru ciddi toprak kayıplarıyla sarsılan, siyasi ve askeri anlamda çöküş dönemini yaşayan Avrupa’nın ‘Hasta Adam’ı Osmanlı İmparatorluğu, Doğu Akdeniz’deki etkisini artırmaya çalışan Rusya’ya karşı Büyük Britanya İmparatorluğu ile gizli bir ittifakın içine girdi.
Sultan II. Abdülhamit Kıbrıs’ın yönetimini, yine o dönemde Avrupa’yı Hindistan’a bağlayan hayati damar Süveyş Kanalı’ndaki çıkarlarını koruma gailesinde olan Büyük Britanya’ya devretti.
Süveyş rotasında son derece stratejik bir konumda bulunan Kıbrıs, Osmanlı topraklarını olası Rus saldırılarına karşı koruma sözü karşılığında, 4 Haziran 1878 tarihli Kıbrıs Sözleşmesi (Cyprus Convention) ile İngiltere’ye kiralandı. Bu sözleşmeye göre Kıbrıs Osmanlı toprağı olmaya devam edecek, ancak Büyük Britanya tarafından yönetilecekti.
Ancak Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle işler değişti. Osmanlı’nın savaşta Almanya ile ittifak kurması, yani İngiltere’nin de içinde bulunduğu İtilaf Devletleri’nin karşısında yer almasıyla, Büyük Britanya 1978’de Osmanlı İmparatorluğu ile yaptığı anlaşmayı rafa kaldırarak, adayı resmi olarak ilhak etti. Savaşın sona ermesinin ardından, yenilen cephedeki Osmanlı’nın mirasçısı Türkiye ile İtilaf Devletleri arasında 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması’yla da ada, İngiliz egemen toprağı haline geldi. 1 Mayıs 1925'te ise Kıbrıs, resmen İngiliz Kraliyet Kolonisi ilan edildi.
Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluyor, peki ya İngiltere ne olacak?
Büyük Britanya, Kıbrıs adasındaki 82 yıllık yönetimini 1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti devletine devrederken, egemenlik devrine karşılık adanın yüzölçümünün yaklaşık %3’üne denk gelen kısmını, askeri maksatlarla kullanmak üzere kendine ayırdı.
Lefkoşa’da 16 Ağustos 1960’ta imzalanan Kıbrıs Cumhuriyeti Kuruluş Antlaşması (Treaty Concerning the Establishment of the Republic of Cyprus) ve eklerinde, Ağrotur (Akrotiri) Egemen Üs Bölgesi ve Dikelya (Dhekelia) Egemen Üs Bölgesi olarak anılan bu topraklarda tam egemenlik haklarına sahip olan İngiltere, aynı gün imzalanan Garanti Antlaşması gereğince de, Türkiye ve Yunanistan ile birlikte Kıbrıs Cumhuriyeti’nin güvenliğinin ve toprak bütünlüğünün üç garantör ülkesinden biri oldu.
Toplam yüzölçümü 9,251 kilometre kare olan Kıbrıs adasının 254 kilometrekaresi, 1960’tan bu yana Büyük Britanya toprağı. Her iki üs bölgesinin yattığı kıyı şeritleri de, yine bu ülkenin egemenliğinde ve ‘Kuruluş Antlaşması’ uyarınca Kıbrıs Cumhuriyeti, bu kıyı şeritlerine uzanan karasularda da hak iddiasında bulunamıyor.
Kuruluş Antlaşması'nın ekindeki A ve B haritalarında (Ağrotur Harita A ve Dikelya Harita B olarak anılıyor) BATI SBA (Ağrotur) ve DOĞU SBA (Dikelya - Ay Nikola İstasyonu dahil) olarak kara sınırları tanımlanan ana üslerin yanı sıra, Olimpos Dağı, Mağusa ve Larnaka’daki bazı ek noktalar da Birleşik Krallık olarak işaretleniyor.
BATI Egemen Üs Bölgesi, Ağrotur yarımadası ve Piskobu bölgesini içeren 48 kilometrelik bir sınırla tanımlanırken, Larnaka’nın doğusunda yer alan DOĞU Egemen Üs Bölgesi ise 108 kilometrelik bir sınıra sahip ve BM tampon bölgesi ve Kuzey Kıbrıs'la çevrili.

Egemen Üs Bölgeleri (Sovereign Base Areas) aynı zamanda Doğu Akdeniz’de istihbarat ve iletişim operasyonlarında da önemli bir rol oynuyor. Ay Nikola (Ayios Nikolaos) İstasyonu, bir elektronik istihbarat-dinleme istasyonu olarak faaliyet yürütüyor.
Declassified UK Kıbrıs’taki üslerin, 2013 yılında Edward Snowden tarafından sızdırılan bilgiler sonucu afişe olan NSA (Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı) – GCHQ (İngiliz Hükümet İletişim Merkezi) ortak istihbarat/casusluk istasyonu olduğunu iddia ediyor.

Annan Planı kabul edilseydi?
2004 yılında eş zamanlı olarak Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum toplumlarının onayına sunulan BM Kıbrıs Çözüm Planı (Annan Planı), her iki toplum tarafından da kabul edilerek yürürlüğe girmiş olsaydı, adadaki İngiliz Egemen Üs Bölgeleri’nin (SBA) durumu ne olacaktı?
İngiltere, 1960 Kuruluş Antlaşması’yla elde ettiği egemen üslerden feragat etmese de, üs bölgelerinin kapladığı alanın neredeyse yarısını, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti devletine bırakmayı kabul etmişti.
Kuruluş Antlaşması Ek II Protokolü ile yapılan düzenlemeye göre, İngiltere'nin Ağrotur ve Dikelya üsleri üzerindeki egemenliği devam edecek, ancak çözümün gerçekleşmesi halinde üs bölgelerinden yaklaşık 117 kilometrekarelik bir alan (toplam üs topraklarının yaklaşık %45’i), tüm uluslararası hak ve menfaatleriyle birlikte, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ne devredilecekti.
Ekteki haritalarla çizilen egemen üs bölgeleri sınırları, hem Ağrotur hem de Dikelya’dan feragat edecek şekilde belirlenirken, iade edilecek toprakların büyük çoğunluğu Dikelya’daki sahil şeridi ve tarım arazilerinden oluşuyor, bu özellikle Larnaka’da sivil yerleşim bölgelerini genişletiyordu.
Sınır düzenlemeleri kapsamında yapılan hesaplamalara göre, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarına devredilecek bölgelerin %90’ı Kıbrıslı Rumlar’ın mülkiyetine geçmiş olacaktı ki Annan Planı sürecinde İngiltere’nin üs bölgelerini küçültme önerisinin, Kıbrıslı Rumlar’ın çözüme daha pozitif yaklaşmasına olanak sağlamak için yapıldığı da ifade edilmişti.

Üslerin statüsüne ilişkin tartışmalar alevlenirken!
Adadaki İngiliz üsleri, özellikle Orta Doğu’da sıcak çatışmaların yaşandığı dönemlerde hedef bölgeler haline geldi.
Ağrotur Hava Üssü 3 Ağustos 1986’da, karadan havan ve roketatar saldırısına uğradı. Sonrasında Lübnan kaynaklı ‘Birleşik Nasırcı Teşkilatı’ militanlarınca düzenlendiği ifade edilen saldırıda üç İngiliz üs personeli yaralandı.
Üsler Ekim 2023’te, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail’e yönelik saldırı başlatmasını müteakip İsrail Devleti’nin Filistin’e savaş ilanını takip eden süreçle beraber ise ciddi bir tartışma konusuna dönüştü.
İsrail Ordusu’nun Gazze Şeridi'ndeki askeri operasyonlarına destek amacıyla silah sevkiyatı yapıldığı iddialarıyla gündeme gelen egemen üs bölgelerine ilişkin tartışmalar, 28 Şubat’ta Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a yönelik olarak başlattığı operasyonlar nedeniyle daha da alevlendi.
İngiltere’nin bu iddiayı defalarca reddetmesine rağmen İran, Kıbrıs’taki üslerin ABD tarafından kullanıldığı savunuyor.

İranlı üst düzey bir askeri yetkili, “Amerikan varlığına karşılık Kıbrıs’a sert bir darbe indireceklerini, adaya yönelik füze saldırılarını yoğunlaştıracaklarını” açıklarken, Ağrotur’daki
İngiliz Kraliyet Hava Üssü’nün (RAF), 2 Mart’ta bir insansız hava uçağının saldırısına uğraması ve üsse yönelen diğer iki İHA’nın hedefe ulaşamadan engellendiğinin açıklanması, üslerin varlığına yönelik tepkileri daha da yükseltti. Bunlar dışında birçok saldırı iddiası ise ya resmi makamlarca doğrulanmadı ya da olay sonrası yalanlandı.
Gerek Kıbrıslı Türk, gerekse Kıbrıslı Rum toplumu içerisindeki savaş karşıtı güçler, adanın yabancı bir ülkenin askeri bağlantıları ve faaliyetleri nedeniyle ciddi güvenlik riski altına girmesini sert bir dille eleştirerek, adanın her türlü askeri üsten arındırılması çağrısı yapıyorlar.

Bir şey egemen ise…!
Dönemin Kıbrıs Valisi Hugh Foot, Kıbrıs Cumhuriyeti Kuruluş Antaşması kapsamında imza koyduğu bir belgeyle, “Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti'nin, Egemen Üs Bölgeleri üzerindeki egemenliğinden veya etkin kontrolünden vazgeçme niyetinde olmadığını ve bu nedenle bunların devredilmesi meselesinin söz konusu olmadığını” kayıt altına aldı.
Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk toplumlarını temsilen imzacı olan Başpiskopos Makarios ve Dr. Fazıl Küçük ise, “Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Birleşik Krallık'tan Egemen Üs Bölgeleri üzerindeki egemenliğini veya etkin kontrolünü bırakmasını talep etmeyeceklerini” beyan etti.
Uluslalarası hukuk, üslerin egemenlik haklarına ilişkin son noktayı 1960’ta işte böyle koymuş oldu.
Kıbrıs sorunu çözülsün veya çözülmesin, bu hukuksal statü değişmeyecek.
İngiliz Yüksek Komiseri Irfan Siddiq, adadaki Egemen İngiliz Üsleri’nin bölgesel çatışmalarda üçüncü taraflarca kullanıldığına ilişkin tartışmalarla ilgili Ocak 2024’te YENİDÜZEN’e verdiği röportajda, şöyle demişti:
“Bir şey egemen ise, bu, bizim her şeyi yapmak için tam yetkiye sahip olduğumuz anlamına gelir, çünkü kontrol bizdedir!”



















