1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Yeşim Dede: Kıbrıs’ın Kuzeyinde Sendikal Mücadelenin Kapsamı ve Önemi
Yeşim Dede: Kıbrıs’ın Kuzeyinde Sendikal Mücadelenin Kapsamı ve Önemi

Yeşim Dede: Kıbrıs’ın Kuzeyinde Sendikal Mücadelenin Kapsamı ve Önemi

Sendikaların günümüz koşullarında daha güçlü ve dönüştürücü bir toplumsal aktör olabilmesi için yapısal yenilenmeye ihtiyaç duyulmaktadır.

A+A-

Yeşim Dede
[email protected]

Adamızın kuzeyinde son birkaç haftadır ‘birlik, mücadele, dayanışma’ sloganı yeniden güçlü bir şekilde duyulur hale geldi. Bu söylem birçoğumuz için, özellikle de sendikal hareketin içinde bulunanlar için bir slogandan öte bir söylemdir.

Öncelikle geçmişten günümüze elde edilen hakların korunması ve geliştirilmesi sürecinde ortak akılla, omuz omuza mücadele etmeyi ifade eder.

Farklılıklarımıza rağmen “biz”i, ortak hedeflerimizi ve bu hedeflere ulaşma mücadelemizi, sonuç ne olursa olsun baskılara boyun eğmemeyi, irademizin ayaklar altına alınması karşısında haklı direnişimizi temsil eder.

Adalet, eşitlik ve demokrasi taleplerimizle birlikte toplumsal ve siyasal dönüşümün sağlanması noktasında paydaş olarak yer alma ve söz söyleme talebimizin güçlü bir simgesidir.

Bu söylem aynı zamanda uluslararası alanda sendikalar ve sivil toplum örgütleriyle ortaklaşma, mücadele ve dayanışma çağrısıdır.

İngiliz döneminde Ada’nın başlıca ekonomik döngüsünü sağlayan limanlar ve maden sektöründeki işçilerin ortak hak arama hareketi örgütlü bir mücadele alanı oluşturulmasının yolunu açmış ve etnik kimlik üzerinden olmayan, sınıf temelinde bir mücadele alanı yaratmıştır.  Ancak, Türk ve Rum toplumları arasında çıkan sorunlarla birlikte ayrılmış ve böylece sendikal mücadeleye etnik farklılık üzerinden gelişen siyasi bir boyut eklenmiştir. Cumhuriyet döneminde yasal statü kazanan sendikal hareket, toplumlar arası çatışmaların başlaması ve sonrasında Ada’nın kalıcı olarak bölünmesiyle, Kuzey’de yeni bir oluşuma, kamu alanında örgütlü ekonomik ve siyasi bir mücadele alanına doğru evrilmiştir. 

Günümüzde sendikalar hem toplumsal hem de siyasal yaşamda mücadelenin merkezinde yer almaktadır. Sendikaları bu konuma yerleştiren ana neden, Ada’nın kuzeyinde oluşturulan ve uluslararası tanınmışlıktan yoksun, ekonomik ve idari alanlarda dışa bağımlı bir devlet yapısı içinde şekillenen toplumsal ve siyasal dinamiklerdir. Bu bağımlı ve kırılgan yapı, yalnızca devletin işleyişini değil; demokrasi, liyakat, sosyal adalet ve kamusal hizmetlerin niteliğini de doğrudan etkilemiş, ortaya çıkan boşluklar ve çarpıklıklar karşısında sendikaları kaçınılmaz olarak mücadelenin merkezine taşımıştır. Bu durumun daha iyi anlaşılması için belli başlı konulara dikkat çekmek yerinde olacaktır.

Öncelikle Türkiye ile uzun yıllar belirli bir seviyede yürütülen ilişkiler giderek bir ast-üst ilişkisine dönüşmüş; ekonomik ve mali kararlar Türkiye tarafından yönlendirilir ya da doğrudan belirlenir hale gelmiştir. Kamu politikalarının belirlenmesi mali protokoller aracılığıyla sağlanmış ve bu durum devlet meşruiyetinin sorgulanmasını beraberinde getirmiştir.

İdari yapıda liyakat ilkesinin yoksunluğu, işe alımlarda ve terfilerde yeterliliklerden ziyade parti rozetine bakılması, kurumların verimliliğinin sorgulanır hale gelmesine neden olmuştur. Buna ek olarak seçim yatırımı olarak kamu gereksiz biçimde şişirilmiş, bu durum özellikle sağlık ve eğitim alanlarına yeterince kaynak ayrılmasını imkansız kılmıştır. Halkın devlete olan güveni sarsılmış, iyi yetişmiş gençlerin ülkesini terk etmesine, göç etmesine yol açmıştır.

Diğer bir önemli konu, yıllardır önüne geçilemeyen çarpık nüfus politikalarıdır. Başlangıçta nüfusu artırmak, ekonomik üretimi canlandırmak ve tarımsal faaliyetleri sürdürmek amacıyla teşvik edilen yerleşim politikası, zaman içinde kalıcı bir nüfus mühendisliğine dönüşmüş ve siyasi erkin tercihlerine göre şekillenmiştir.

Kuzey Kıbrıs’ta gerçek nüfusun ne olduğuna dair sağlıklı ve güvenilir bir veri bulunmamaktadır. Bu veri eksikliği başta eğitim, sağlık ve altyapı olmak üzere birçok alanda doğru planlama yapılmasını engellerken düşük ücretli ve güvencesiz iş gücünün artmasına da zemin hazırlamaktadır.

Çarpık nüfus politikaları yalnızca demografik yapıyı değil, aynı zamanda demokratik temsiliyeti ve toplumsal barışı da etkilemiştir. Bugün ‘irade kimde?’ sorusunu sormak zorunda kalıyorsak, bunun nedeni tam da bu gerçekliktir.

Mevcut siyasi erkin teslimiyetçi yaklaşımı, eğitim alanında da kendini göstermektedir. Tüm paydaşların uzlaşısıyla bir devlet politikası haline getirilmesi gereken eğitim politikaları iktidarların görüşleri doğrultusunda değişebilmekte, Kıbrıs Türk toplumunun kültürel yapısıyla uyumsuz müfredat ve uygulamalar gündeme gelebilmektedir. Kamu ve özel okullar arasında derinleşen kaynak eşitsizliği ise eğitimde fırsat eşitsizliğini artırmaktadır.

Bugün “eğitim adası” olarak lanse edilen Kuzey Kıbrıs, yükseköğretim politikası yoksunluğu nedeniyle plansız ve kontrolsüz bir büyüme yaşamaktadır. Denetim mekanizmalarındaki zaafiyet akademik standartların tartışmalı hale gelmesine yol açmıştır. Bu sürecin en çarpıcı yansımalarından biri, son dönemde yaşanan sahte diploma krizi ve bu krizle birlikte görünür hale gelen siyaset, bürokrasi, eğitim ilişkileridir.

Diploma krizi yalnızca eğitim alanını ilgilendiren bir mesele değildir, aynı zamanda liyakat ilkesinin yozlaşmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle kamu yönetiminin bütününü etkileyen ve toplumsal güveni sarsan hayati bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Tüm bu yapısal sorunların doğal bir sonucu olarak Kuzey Kıbrıs’ta sosyal devlet anlayışı kurumsallaşamamıştır. Eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik alanlarında yaşanan çarpıklıkların temelinde bu zayıf idari yapı yatmaktadır. Sosyal politikaların hak temelli bir anlayıştan uzaklaştırılarak siyasi araç haline getirilmesi ise en önemli problemlerden biri olmaya devam etmektedir.

Tam da bu nedenle öğretmen sendikaları, sağlık çalışanları örgütleri ve kamu emekçileri sendikaları yalnızca kendi üyelerinin özlük haklarını savunan yapılar olmanın ötesine geçmiş, toplumsal ve siyasal yaşamda ortaklaşmış bir mücadele yürüten aktörlere dönüşmüştür. Bu durum, sendikal harekete doğrudan toplumsal muhalefet rolü yüklemiştir.

Güney Kıbrıs ve Avrupa’daki sendikal harekete baktığımızda toplumsal muhalefet durumu Kuzey Kıbrıs’taki sendikal hareketi farklı kılan bir özellik olarak dikkat çekmektedir. Güney Kıbrıs’ta ve özellikle Avrupa’da sendikalar kurumsallaşmıştır; hükümet ve işverenle sosyal diyalog mekanizmaları içinde yer alır ve sistem içi aktör olarak faaliyet gösterirler.

Kuzey Kıbrıs’ta ise sendikalar daha politik, mücadeleci ve eylem odaklı bir karakter sergilemektedir. Bunun ana nedeni Güney Kıbrıs ve Avrupa’daki gibi sisteme dahil bir paydaş olarak konumlanmamış olmalarıdır. Burada en büyük eksiklik özel sektörde sendikalaşmanın gerçekleştirilememesidir. Güney Kıbrıs ve Avrupa’da özel sektörde sendikalaşma güçlü hukuki koruma, kurumsallaşmış sosyal diyalog ve sektör bazlı toplu sözleşmelerle hayat bulmuştur. Kuzey Kıbrıs’ta da benzer bir sistemin geliştirilmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması, örgütlenme stratejilerinin tartışılması ve sosyal diyalog mekanizmalarının hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bu kamu odaklı sendikal hareketin daha da güçlenmesi açısından önemli bir konudur.

Sendikaların günümüz koşullarında daha güçlü ve dönüştürücü bir toplumsal aktör olabilmesi için yapısal yenilenmeye ihtiyaç duyulmaktadır. Öncelikle, sendikal hareketin yalnızca kamu çalışanlarıyla sınırlı bir çerçeveden çıkıp özel sektörü de kapsayacak şekilde genişlemesi artık bir gerekliliktir. Bunun yanında sendikaların yalnızca kriz zamanlarında eylemlilik gösteren yapılar olmaktan çıkıp, politika üretim süreçlerine doğrudan dahil olmasını sağlayacak kurumsallaşmış sosyal diyalog mekanizmalarının inşa edilmesini sağlayacak girişimler yapmaları gerekmektedir. Sendikaların daha katılımcı ve demokratik bir yapıya kavuşması açısından gençlerin ve kadınların karar alma süreçlerinde daha görünür ve etkili olduğu bir sendikal kültürün yaratılması dönüşümün esaslarından biri olacaktır. Tüm bu süreçlerin anlamlı ve sürdürülebilir hale gelmesi, ‘birlik, mücadele, dayanışma’ söyleminin yalnızca bir slogan değil, sendikal hareketin özünü oluşturan tarihsel bir mücadele olduğunun kavranmasına bağlıdır.

Bu haber toplam 184 defa okunmuştur
Gaile 527. Sayısı

Gaile 527. Sayısı