
Hakan Karahasan: Yıl 2026: 20 yılı aşkın bir süredir süren geçişler… Peki ya sonra?
Ancak açık olan şey, Kıbrıs sorununun giderek çözülmesi gereken gerçek bir sorun olarak algılanmaktan çıkıp, bunun yerine günlük siyasetin rutin bir unsuru haline geldiğidir.
Hakan Karahasan
[email protected]
Nisan 2026’da bulunduğumuz bu günlerde, Kıbrıs meselesine ilişkin bitmek bilmeyen müzakereler, alışılagelmiş iniş çıkışlarıyla devam ediyor. Ekim 2025’te Tufan Erhürman’ın seçilmesiyle esen umut rüzgârlarının bir kez daha dinmiş olduğunu ve yerini derin bir ihtiyat duygusuna bıraktığını söylemek, sanırım, yanlış olmaz. Seçim kampanyası sırasında Kıbrıs için ağırlıklı olarak federal bir vizyon ortaya koyan Erhürman, göreve başladıktan sonra sadece söylemlerini “yumuşatmakla” kalmadı, aynı zamanda müzakere sürecinde usule büyük önem verdiğini vurgulayarak Nikos Christodoulides’e sunduğu dört maddenin müzakere edilemez olduğunu değişik platformlarda ifade etti. Hatta, yakın zamanda Antalya’da gerçekleşen Diplomasi Forumu’nda söyledikleri, seçim döneminde federal çözüm yanlısı bazı kesimlerde farklı tartışmaları beraberinde getirdi. Böylece, seçim döneminde sol kesimde yeşeren umutlar —tıpkı defalarca olduğu gibi— giderek sönmeye devam ediyor ve yerini, umutsuzluk olarak tanımladığımız psikolojik duruma bırakıyor.
Erhürman’ın seçilmesi, özellikle Crans-Montana’nın ardından derinleşen güvensizlik ve Ersin Tatar’ın bu süreçteki “siyasi tutumu” göz önüne alındığında, toplumun önemli bir kesiminde Kıbrıs sorunu denilen konuda ciddi değişimler beklenmesine rağmen, mevcut duruma bakıldığında kullanılan söylemin halen bekleneni karşılamadığı iddia edilebilir. Örneğin, sol kanattaki bazı isimler, belki de seçim kampanyası sırasında Erhürman’ın açıklamalarını –özellikle de kapsayıcılığa yaptığı vurguyu– Ersin Tatar’ın yaklaşımıyla karşılaştırarak, eleştirilerini Erhürman’a yöneltmeye başladılar. Elbette yakın veya uzak geleceğin ne getireceğini bilmiyoruz. Özellikle yaşadığımız coğrafyadaki belirsizlikler bu durumu daha da karmaşıklaştırıyor. Ancak bildiğimiz bir şey var: Ne yazık ki, Kıbrıs sorunu bizi asla hayal kırıklığına uğratmıyor. Başka bir deyişle, belki de çözüme yönelik her ciddi adımın – en önemlisi mevcut yapıyı değiştirme riski – önemli riskler taşıması nedeniyle, bu çözüm her iki tarafça da gerçekten tercih edilmiyor. Bunun yerine, konformist “politikalar” tercih ediliyor: Karşı tarafı kamuoyunda olumsuz göstermek için belirli retorik stratejilere dayanan, toplumun geniş kesimleri tarafından kolayca benimsenen ve elli yılı aşkın süredir bir şekilde yeniden üretilen bir yapı (ya da belki de bir yapının yokluğu) içinde işleyen politikalar – amiyane tabirle, “seyirciye oynayan” politikalar.
Görünüşe bakılırsa, her iki liderlik de ortak bir gelecek uğruna statükoya meydan okuma riskini göze almak yerine, mevcut çerçeve içinde kademeli bir değişim fikriyle günlük yaşamı sürdürmeye kararlı görünüyor. Toplumu “tedirgin” etmemek için sadece küçük, yüzeysel düzenlemlerden bahsedip, sorunun özüne dair konuları tartışmaktan kaçınıyorlar. Bugunun Kıbrıs’ına bakıldığında, risk almayı, yerleşik değerleri ve alışkanlıkları sorgulamayı ve toplumsal yarar için kararlar almayı gerektiren bir liderlik, görünüşe göre bugün pek popüler değil. Bunun gelecekte değişip değişmeyeceği belirsizliğini koruyor. Ancak açık olan şey, Kıbrıs sorununun giderek çözülmesi gereken gerçek bir sorun olarak algılanmaktan çıkıp, bunun yerine günlük siyasetin rutin bir unsuru haline geldiğidir. Bu anlamda, sorunun çözülüp çözülmemesi artık siyasi liderlik veya mevcut yapılar için radikal bir endişe konusu değil. Aksine, giderek önemsizleşip, alışkanlık haine gelindiği için salt konuşmak için konuşulan bir konu olma riskini taşımaktadır.
Geçişlerin 23. yılında Kıbrıs’ta birçok şey değişti. Kıbrıs, 1974-2003 dönemindeki Kıbrıs değil. Ancak, aynı zamanda, 1974-2003 döneminden pek de farklı olmayan bir yaşam, daha önce başka bir yerde ifade ettiğim şekilde söyleyecek olursam, tuhaf normallik şeklinde var olmaya devam ediyor. Geleceğin Kıbrıs’ını toplumu oluşturan bizler nasıl görüyoruz? Ve, topluma liderlik etmesi gerekenlerden ne(ler) talep ediyoruz?






















