
“Bu bir sağlık sistemi değil, mevcut düzeni ve yolsuzluğu sürdürme çabası”
Tıp-İş Başkanı Dr. Özlem Gürkut, hükümetin plansız tam gün sağlık uygulamasına tepki gösterdi; “Bu bir sağlık sistemi değil, mevcut düzeni ve yolsuzluğu sürdürme çabası” dedi.
Kıbrıs Türk Hekimler Sendikası (Tıp-İş), Ulusal Birlik Partisi (UBP) – Demokrat Parti (DP) – Yeniden Doğuş Partisi (YDP) Hükümeti’nin ‘plansız’ şekilde yürürlüğe koyduğu tam gün sağlık uygulamasına tepki amacıyla bir günlük uyarı grevine gitti. Sendika, Mağusa Devlet Hastanesi’nde grev süreci ve güncel gelişmelere ilişkin bir basın açıklaması yaptı.
Basın açıklaması sırasında konuşan Tıp-İş Başkanı Dr. Özlem Gürkut, “Yeterli doktoru, cihazı ve hemşireyi olan bir hastaneyi hak etmiyor muyuz? Bunları yapacak olan kimdir” diye sordu.
Gürkut, hiçbir kamu görevlisinin 32 saat aralıksız görevde kalmadığını fakat hekimlerin 32 saat boyunca görevinin başında olduğuna dikkat çekerek, “32 saattir uyumamış olan bir doktorun sizi ameliyat etmesine razı mısınız?” dedi.
Bu hastaneler ve cihazların yeterli olmadığını, hastaneler olarak planlı bir yapıda daha çok çalışmaya hazır olduklarını vurgulayan Gürkut, “Önce gelin eksiklikleri giderin, yasaları düzenleyin” ifadelerini kullandı.
Gürkut, “Tam mesai diye sunulan bu sistem sadece 1 saat daha poliklinik demektir. Bu bir sağlık sistemi değildir. Mevcut düzeni ve yolsuzluğu sürdürme çabasıdır. Kamu sağlık düzenini özele peşkeş çekmenin yoludur” diye konuştu.
Ülke ve hastanelere artan nüfusa cevap veremezken, sorumluluğu bunları tamamlamak olanların hekimleri suçlu gösterdiğini belirten Gürkut, “Yarın canınızı emanet edeceğiniz doktorların karalanmasına izin vermeyin” açıklamasında bulundu.
Gürkut’un Tıp-İş Yönetim Kurulu adına yaptığı açıklamanın tamamı şu şekilde:
"Bizler, hastanelerimizde yasanın öngördüğü çalışma saatleri kadar hatta daha çok çalışıyor, 7/24 kesintisiz hizmet üretiyoruz. Hekimlerin haftalık ve aylık çalışma saatleri, yasada belirlenen saatlerin zaten üzerindedir. ‘Daha çok lazım’ dediler.
Biz de ‘varız’ dedik. Ama aynı anda; ‘Varız, ama çok ciddi eksikler var’ dedik. Biz hazırız, çalışalım, yapalım dedik. Çünkü biz doktoruz.
Mesleğimizin ve sağlık hizmetinin bize yüklediği sorumlulukların farkındayız. Hastalarımıza karşı sorumluluklarımızın da farkındayız. Peki sorumluluk makamında, icra makamında olanlar?
-İlaçlara erişiminizi sağlamakla görevli olanlar,
-Anayasa’ya göre herkesin beden ve ruh sağlığı içinde yaşayabilmesini ve tıbbi bakım görmesini sağlamakla yükümlü olanlar,
-Kamu kaynaklarını halkın ihtiyacı olan hastanelere, tıbbi cihazlara ve sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine ayırması gerekenler,
-Yurt dışında eğitim almış kalifiye hekimlerin ülkesine dönüp sizlere hizmet etsin diye gerekli koşulları oluşturması gerekenler,
-Sağlık altyapısını ve insan gücünü planlamakla yükümlü olanlar
-Hatta hastanede “alkolü taşıyacak standart bir kap” belirlemesi gerekenler… Bu sorumluluklarının farkında mı?
Bu ülkede insanlarımızı en çok kalp hastalıklarından, kanserden kaybediyoruz. Koruyucu sağlık hizmetleri neden geliştirilmiyor?
Sağlığınızı koruyamadıkları için daha çok hasta oluyorsunuz. Bu yüzden hastaneler dolup taşıyor! Acil kapılarında kuyruklar uzuyor!
Yediğimiz içtiğimiz zehir mi? Santrallerin bacasından çıkan duman, bizi hasta mı ediyor? Bunları neden düzeltmiyorlar? Bugün hâlâ ülkemizde devlet hastanelerimizde yoğun bakım uzmanımız yok. Kan hastalıkları uzmanımız yok, emekli meslektaşımız çalışmaya devam ediyor. Gastroenteroloğumuz yok.
Diyabet hastası mısınız? Endokrin uzmanımız da yok. Sağlığınızı koruyamayanlar, sizi tedavi edecek doktorları da planlayamıyor.
‘Çok doktor aldık’ diyorlar. Ama Türkiye’de okuyup uzman olan genç hekimlerimizi MECBURİ HİZMET adı altında, iki yıllığına, işçi statüsünde, geçici sözleşmelerle çalıştırıyorlar.
Mağusa artık bu ülkenin büyük bir kentidir. Mağusa birinci basamak bir hastaneyi hak etmiyor mu? Gece de, gündüz de Lefkoşa’ya sevk edilmeden hizmet alabileceğiniz, yeterli doktoru, hemşiresi, yatağı, cihazı olan bir hastaneyi hak etmiyor mu? Bunları yapmak kimin görevidir? Bize diyorlar ki: ‘8 saat çalışın.’
Biz değil 8 saat, 24 saat çalışıyoruz. Üstüne bir 8 saat daha devam edin diyorlar. 32 saat aralıksız çalışalım, dinlenmeden ameliyata girelim, poliklinik yapalım, hata yapmayalım, ‘Off’ demeyelim, güler yüzlü olalım diyorlar.
Soruyorum size: 32 saattir uyumamış bir doktorun sizi ameliyat etmesine razı mısınız? Ne zaman dinleneceğimizi söylemiyorlar. 2 aylık bebeğimizi 32 saatlik nöbette ne zaman emzireceğimizi söylemiyorlar.
Biz ne diyoruz? Bu yasalar eksiktir. Bu yasalar hastalarımıza iyi bakabilmemiz için yeniden düzenlenmelidir. Bu hastaneler yetmiyor. Cihazlar yetmiyor. Poliklinik odaları yetmiyor.
Biz daha çok çalışmaya varız. Ama önce gelin eksiklikleri giderelim. Yasaları düzenleyelim.
Bunları yapmadan ne yapmamızı istiyorsunuz? Daha çok hasta bakıp yer bulamayınca özel hastanelere daha çok hasta mı sevk edelim? Yoksa zaten amacınız bu mudur?
‘Tam mesai’ diye sunulan bu sistem, sadece bir saat daha poliklinik demektir. Doktoru hastanede tutar ama hastayı iyileştirmez. Biz içeride sadece durmak değil, ameliyat yapmak, teşhis koymak, ilaç bulabilmek ve hastalarımızı iyileştirmek istiyoruz
Bu bir sağlık politikası değildir. Bu, mevcut düzeni; rüşveti, yolsuzluğu ve yağmayı sürdürme çabasıdır. Özel hastane patronlarını zengin etmenin, kamu sağlık bütçesini özele peşkeş çekmenin yoludur.
Sevgili hastalarımız, Biz sizin düşmanınız değil, doktorlarınızız. Kalbinize dokunan, kanserinizi tedavi eden, çocuğunuzun başından ayrılmayan bizleriz. Gece yarısı çaresiz kaldığınızda aradığınız kişiler bizleriz.
Bu hastaneler bizim evimizdir. Kendi evlerimizden daha uzun süre kaldığımız yerlerdir. İstediğimiz şey çok basit: Size verecek ilacı bulabilmek, yatıracak yatağı bulabilmek, tanı koyacak tetkiki görebilmek.
Bütün bunlar eksikken, hastane binaları yıkık dökükken, ülke ve hastaneler artan nüfusa cevap veremez, kuyruklar uzarken, sorumluluğu tüm bunları düzenlemek ve tamamlamak olanlar, hekimi suçlu gösterip sorumluluğu üzerinden atmaya çalışıyor.
Yarın canınızı emanet edeceğiniz doktorlarınızın karalanmasına izin vermeyin. İstediğimiz şeyin aslında sizin için olduğunu görün.
Sayın Bakan’a da soruyorum.Sizin adınıza konuştuğunu iddia eden ve meslektaşlarına hakarete varan ithamlarda bulunanların yaptığı bu ciddiyetsiz açıklamalar sizin resmi politikanız mı?
Uzun süredir anlatıyoruz. Hastanelerimizdeki sorunları çözmeye, eksiklikleri gidermeye değil de kamu kaynaklarını özele aktarmaya devam ederseniz, kamusal sağlık yok olacak.
Devlet hastanelerinde çalışan hekimler birer birer istifa edip özele geçecek. Genç hekimlerimiz ülkesine dönmek istemeyecek. Hastanelerimiz nitelikli hekimler yerine üçüncü ülke hekimleriyle dolacak.
Türkiye’de tam da bu oldu, bizde de yapmaya çalıştığınız bu mudur? Mesleğimizin ve ülkemizin geleceğini yakından ilgilendiren tıp ve diş hekimliği uzmanlık yasası konusunda sermaye ile yaptığınız iş birliği halkın sağlığı ile bir kere daha kumar oynamanız değil midir?
Bizler daha çok çalışmaya, hastalarımıza da, hastanelerimize de, mesleğimize de sahip çıkmaya varız! Görevini yapmayan gene sizsiniz!"


















