1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. 3ü 1 ARA’da: ANA
3ü 1 ARA’da: ANA

3ü 1 ARA’da: ANA

Ve ne ilginçtir, gâilemde, hânemde, âileyi barındırırım. Hani demiştim ya, kökenim Arapça diye. Arapçada gâile ile âile aynı yazılırmış ve gâilenin yazılışında bir nokta farkı varmış.

A+A-

Zehra Nalbantoğlu
[email protected]

 

ARA

Mum

gölgesinde eriyen

ışığı ay

doldukça taşan

damla damla

yağan

yeryüzünde dolunay

yaratan...

 

Aya basmak

yürümek üzerinde, mesele

yürüyememek mesele

Zamansız bir karayolun

Örümcek ağında

Pusula bir yaya yolda

Bilinmeze…

 

Oysa,

hep, yıldızları birleştirip

Samanyolu’nda yürümekti

                          hayâlim.

Yeryüzünün taşlarını toplamadan

olmaz diyor kartal

Ve sektirtmeden denize

çocukluğunu,

salmadan dalgalara,

Olmaz!

 

Bırak,

Geleni de

Gideni de

Suya

Aya

Işığında yüz

Çırılçıplak

Asrın acılarını

bırakarak

toprağa...

 

Duru bir uyanışa

yürü

ılık bir öpücük sıcaklığında

çıplak ayak

zeytin dallarıyla

Bekleyenin olacaktır

Yolda

Asâsıyla..

 

Örüyorum saçlarımı

Uzağıma

Ve, uzağıma yürüyorum

yakınlarda..

Dönüp dolanıyorum

aslında

etrafımda...

Becermeye çalışıyorum

                   yürümeyi

benden, senden sarmaşıklaşarak

O’na.

O’nda

ben olmaya...

 

Düşüyorum yollarda

Üzülüyorum düşlerimin sütünden

Dizlerime kadar gelen aydamlalarına...

Avuç açıyorum hâleye,

ve yüzümü yıkayıp

devam diyorum

yürümeye,

devam.

Nereye çıkacağı belli

belirsiz bir ayda

zor

bir yürüyüş bu.

“Son Dağ”*

diyor şâir

Bu son,

Ha gayret,

Ha gayret!

 

Hayal meyâl

Sisler kelâm

Kafdağı’nın cesaretine, gücüne

Güçlükle yürümek

Ağırlıklar dökülürken

Bu kışta

ardına

kadar...

 

Çıplaklık üşütür mü

         yoksa,

ısıtır mı hafifliği

tenimi?

 

Kış uykusu mu bu

Kış uyanışı mı

bir mağaradan?

 

Bilmiyorum...

 

Yorgunum.

Geri dönüşümlü bir doğumdan

Üstüm başım plasenta

Yeşilin sevi koynuna

uzanmaya gidiyorum

Ordayım

Arıda,

hâlâ...

Zehra Nalbantoğlu

*Bejan Matur

  Son Dağ

 

Ve işte, burdayım. ANA’dan doğma...

A, alfabe ta’nın ilk harfi.

AN da olsa NA da olsa, aynalasalar birbirlerini, AN, tam da şu anda.

ANA, g/özümü rahminde, kucağında dünyaya açtığım.

Zaman, mekân, insan, anadil şiir diyerek kendi kendine söz başlıyor söze.

Selâmlaşıyor Gâile ile. Ve soruyor ona, peki sen kimsin? Kimlerdensin?

Arapçadır kökenim. Gulyabaniye dayanır. Âniden saldıran, üşüşen mânâlarını taşırken Türkçeye geçtiğimde bir de baktım ki ne göreyim? İnsanı içten içe yoran, aklı, kalbi meşgul eden yük ve hatta dünyevî yük ve kaygı, tasa, dert anlamını taşımaya başlamışım. Çokça cümleler, şarkılar, şiirler vs. yazıldı benden, gâileden ve çok sevgili anlamdaşlarımdan. Çok severim meselâ Duman’ın “Bir Derdim Var” şarkısını. Tutamadı içinde, tutulacak bir şey de değil zaten. “Herkes neden düşman?” diye soruyor. Hmm, bak bak neler neler hatırlatıyor Duman ve bize, unuttuk hepsini, Nuh’un nefesini diyor. Neymiş bu Nuh’un nefesi? Eğer şimdi oraya girersem, ki çok severim gireyim, ben de Duman gibi tutamaycağım kendimi ve sonra da dallanıp budaklanacağım. Bu iyi bir şey ve fakat ben şimdilik ağacın gövdesinde, merkezde durmayı seçiyorum. Sonra dilersem eğer, Athena gibi, “Meselâ” diyerek yerlere göklere sığamadan uçabilirim meselâ.

Ha bir de, tasavvuftaki mânâm var. Gâile, meşâkkat, çile vs. hepsi kişiye, veliye, sâlike, insana fırsat ve basamaktır. Ve aslında birer birer bir imtihândır. Cezalandırmak için değil, insanın kendini kendisiyle buluşturması için.

Ve ne ilginçtir, gâilemde, hânemde, âileyi barındırırım. Hani demiştim ya, kökenim Arapça diye. Arapçada gâile ile âile aynı yazılırmış ve gâilenin yazılışında bir nokta farkı varmış. O da mâsivâ noktasıymış. Şimdi, Nuh’un nefesine gidersem ne olur demiştim ya az önce, mâsivâ da aynı kapıya çıkar. O yüzden, yine merkezde kalmayı seçmeyi seçiyorum.

Bu az ve öz selâmlaşmaya, tanıştığımıza memnun oldum diyor söz.

Söz gümüşse sükût altındır mı dese şimdi,

Ve söz, kendini öze doğru demlemeye mi bıraksa,

Ve bunun için neler mümkün diye sorsa?

Bu haber toplam 190 defa okunmuştur
Gaile 524. Sayısı

Gaile 524. Sayısı