1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Anatole France’ın “Tanrılar Susamışlardı” Adlı Yapıtı Üzerine*
Virüs Korkusuna Kapılan Bir Millet

Virüs Korkusuna Kapılan Bir Millet

Koronavirüs dünyaya korku salmış olan ilk virüs değil. Yüz yıl önce yaşanan İspanyol gribi Kıbrıs’taki okulların kapanmasına, insanların endişeye sürüklenmesine ve kentler ve köyleri perişan olmasına yol açmıştır.

A+A-

Theo Panayidis
Çeviri: Seda A. Refik

Koronavirüs dünyaya korku salmış olan ilk virüs değil. Yüz yıl önce yaşanan İspanyol gribi Kıbrıs’taki okulların kapanmasına, insanların endişeye sürüklenmesine ve kentler ve köyleri perişan olmasına yol açmıştır.

Orijinali Rumca olan bu yazı, Neon Ethnos gazetesinin 28 Aralık 1918 tarihli sayısında bulunan ve eskiden yerel gazetelerin dünyadan haberlere ulaştığı haftalık ‘Reuters’den Haberler’ bölümünden alınmıştır:

The Times gazetesi sağlık muhabiri geçtiğimiz 12 hafta içerisinde yaklaşık altı milyon kişinin hayatını kaybettiğini belirtiyor.

“Dört buçuk yıl süren savaş boyunca 20 milyon kişinin hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. Öte yandan, savaş ile aynı döneme yayıldığı zaman 108 milyon kişinin ölümüne sebep olabileceği düşünüldüğü zaman bu hastalık savaştan beş kat daha ölümcül.

“Kara Ölüm vebasından bu yana dünya hiç bu kadar sarsılmamış ve halk sağlığını ilgilendiren konularda hiç bu kadar acil ve katı önlemlere ihtiyaç olmamıştı.”

‘Savaş’ dediğimiz ise birkaç ay öncesinde sonra eren 1. Dünya Savaşı’dır. ‘Bahsedilen hastalık’ ise 20.yy’ın en kötü salgını olan ve o dönem ikinci ve en öldürücü dalgasında olan İspanyol gribi, yüz yıl sonrasında kendi halk sağlığı krizimizle uğraşırken bizlere faydalı bir bakış açıcı sunuyor.

Rakamlar çok korkutucu. İspanyol gribi yaşandığı dönemde dünya nüfusunun üçte biri olan 500 milyon kişiyi hasta etmiş ve Şubat 1918-Nisan 1920 tarihleri arasında yaklaşık 50 milyon kişinin ölümüne sebep olmuştur. Şu an bu yazıyı yazarken Kovid-19’dan hayatını kaybedenlerin sayısı 1.5 milyona ulaştı. Kimi kişiler bunun alınan kapanma ve diğer tedbir önlemlerinden dolayı olduğunu varsaysa da Kovid’in muhtemel ölüm oranının yaklaşık yüzde 0.5 olduğunu düşünecek olursak, dünyadaki herkes hastalığı kapsa dahi 50 milyon kişi ölmeyecektir (buna karşın 1918’de yaşanan ölümlerin bir çoğu günümüzde antibiyotik kullanarak tedavi edebildiğimiz bakteriyel enfeksiyonlarından dolayı yaşanmıştır).

Koronavirüs gibi İspanyol gribi de küresel bir salgın olma özelliğine sahipti. Her ne kadar da Kıbrıs 1918’in bahar aylarında yaşanan birinci dalgadan kurtulmayı başarsa da ikinci dalga adayı çok kötü vurmuştur. The Times muhabirinin Neon Ethos gazetesinde yayınlanan yazısından sonra, bir diğer yerel gazete olan Eleftheria influenza üzerine bir yayın yayınlayarak yazının sonuna da yaklaşmakta olan felaket hakkında bir not düşmüştür:

“Kıbrıs’ta grip nedeniyle ölenlere ait istatistikler henüz derlenmiş değil, aksi halde korku ve çaresizlik içerisinde ortaya çıkan çok yüksek rakamlara bakıyor olurduk. Öte yandan her gün tüm gerekli önlemlerin bir an önce alınmasını zorunlu kılacak kadar insan ölmeye devam ediyor.” Gazeteye göre koloni devleti de “insan hayatının olmadığı bir adayla baş başa kalmamamız adına” harekete geçmek zorundadır.

Salgın yerel düzeyde adanın batısında başladı. Adadaki tüm büyük kentlerde Neon Ethnos muhabirleri bulunmaktaydı. 9 Kasım tarihinde ‘Limasol’dan Haberler’ mevsim normalleri dışında görülen ılık ve güneşli haberlerden bahsederken, ‘Baf’tan Haberler’ ise yaklaşmakta olan fırtınadan ilk kez bahsetmiştir. “İspanyol gribi salgını kentimizi günlerdir etkisine almış durumda. Vakalar her yerde görülmeye başlandı ve orta öğretimde dersler birkaç gün askıya alındı”. Kovid’in aksine İspanyol gribi yetişkinler için olduğu kadar çocuklar için de ölümcül olma özelliğine sahipti.

İlerleyen altı hafta boyunca durum hızlıca kötüye gitti. 7 Aralık’ta belediye yetkilileri griple mücadele konusunda tavsiyelerde bulunmaya başlamış ve hasta olanların arkadaş ve aileleri ile temasa girmekten kaçınmaları ve antiseptik sıvı ile dolu özel kaplar içerisine (muhtemelen daha önce yaptıkları gibi sokağa tükürmelerinin aksine) tükürmeleri (!) gerektiğini belirtmiştir. Bir hafta sonra önlemler artırılarak sabah soğuğunda çocukların okullara yürümemesi için okullara daha geç açılması çağrısında bulunulmuş ve çocuklara da yağmur yağıyorsa veya hava serin ise hava düzeldiğinde okula gitmeleri söylenmiştir. Sinemalar ise film esnasında yapılacak düzenli dezenfekte işlemleri ile birlikte akşam 8 ile 9.30 saatleri arasında hizmet vermek zorunda kalmıştır (filmler o yıllarda daha kısaydı).

21 Aralık tarihinde Eleftheria gazetesinin haberinde yazılanlar şu şekildedir: “Köyler tam anlamıyla gripten dolayı kötü durumda. Askas ve Alona köylerinde hastalık sebebiyle 20’den fazla kişi öldü ve bu rakamın iki katı kadar da insan hasta. Bir ya da iki kişinin ölmediği gün yok.” Bir hafta sonra ise Neon Ethnos: “Grip kent ve köyleri etkisi altına almaya devam ediyor. Larnaka yakınlarında bulunan Pervolia köyünde geçtiğimiz hafta aralarında yakından tanıdığımız Panayiotis K. Lazaridis’in de bulunduğu 14 kişi vefat etti. Sayın Lazaridis’in eşi ve dört ufak çocuğuna baş sağlığı dileklerimizi yolluyoruz.” Adanın her yerinde durum aynı şekilde. Pervolia’nın bahsedilmesinin sebebi durumun orada özellikle kötü olması değil yazarın merhum arkadaşının orada yaşamasından kaynaklanıyor.

Kentlerdeki ölüm sayıları bir yana bir çok köyde her gün bir (ya da daha fazla) kişinin hayatını kaybetmesi korkutucu bir durum. Bir çok ülke için olduğu kadar Aralık 1918 tarihi Kıbrıs için de kabus gibi geçmiş olmalı. Öte yandan yeni yıla girildiği zaman salgın geri adım atmaya başladı. Günümüzde yaşanan koronavirüs ise nüfus içerisine yayılarak daha uzun süre direnç gösteren bir virüs olma özelliğini taşıyor (İspanyol gribi ise H1N1 influenza virüsünün olağan dışı düzeyde ciddi bir suşu ile ortaya çıktı). 1918-19 döneminde insanların iki veya üç kere hastalandığını gösteren kayıtlar olduğundan ötürü virüsün aylarca adaya hasar vermeye devam ettiğini anlayabiliyoruz.

Her halükârda her şey daha iyi bir duruma geldi. Aralık sonu tehlike çanlarını çalan Eleftheria gazetesi Ocak ayında konuyu dedikodu haberlerinin verildiği ‘Hızlı Haberler’ anlamını veren ‘Tis Stigmis’ köşesinden vermeye başladı. 4 Ocak tarihinde köşe yazarı şunları söylüyor: “Nereye gitseniz konuşulan tek konu grip” (tanıdık geldi mi?). “İnsanlar grip-fobik oldu. Avrupalı ünlü doktorlara göre hastalık korku ile daha da kötü bir hale geliyor!”

Bir sonraki hafta ise aynı köşede konuyla dalga geçilerek şunlar yazılmış: “Kimi doktor grip tedavisi için konyak önerirken, kimi doktorlar da tütün ve puro içilmesini tavsiye ediyor”. (Purolarla ilgili yapılan şakalar belli ki o dönemde popüler; daha sonra çıkan bir köşe yazısında genç kadınların ‘sağlıkları’ için sürekli puro içmesi ile dalga geçiliyor). “Grip olanlar için günde en az 10 doktor ziyaretini de öneren doktorlar da yok değil – onlara göre bu hem doktoru hem de hastayı koruyor!”

25 Ocak itibariyle diğer ülkelere dikkat çekilmeye başlanıyor: “Amerika ve diğer Avrupa ülkelerinde bir çok kişi grip ile savaşmak için sokaklarda maske takmaya başladı” (Bir hafta önceki gazetede de maskenin nasıl takılacağı anlatılmıştı- Kıbrıs konuya yabancı değil yani). Şubat ayının ilk haftasında konuya sadece şöyle bir değinilmiş: “Neyse ki salgın tamamen zayıflamaya başladı”.

Geçmişe dönüp baktığımızda dünyanın böylesine ölümcül bir salgından sonra bu kadar hızlı normale dönmesi inanılmaz bir durum. Bunun bir sebebi de şüphesiz verilen resmi tepki bugün verilen gibi uçlarda olmamış. Daha önce de belirtildiği gibi okullar kısa süreliğine kapatıldı; insanlar çok üzüldü ama sosyal hayat devam etti ve iş yerleri de kapanmadı. İngiltere idaresi döneminden hükümet belgelerinin saklandığı Kıbrıs devlet arşivlerine bakıldığında Şubat 1919 yılında çıkartılan ve Birleşik Krallığın tüm kolonilerine yolladığı ‘Influenza ile Mücadele Hakkında Memorandum’ başlıklı belge haricinde İspanyol gribi hakkında herhangi bir kayıt bulunmamaktadır. İlgili belgede çekimser şekilde şöyle denmektedir: “Bu salgın dünya çapında yaşanmaktadır. Dünyayı etkileyen benzer salgınlar 1803, 1833, 1837, 1847 ve 1890 yıllarında görülmüştür”.

Yine de Ekim 1919 tarihinde aşılar hakkında ayrıca bir haber yapılması şaşırtıcı olmuştur (The Times tarafından İspanyol gribinin Kara Vebaya benzetilmesinden birkaç ay sonra). Her zaman kullanılan ve Mısır’dan geçen tedarik yolu belli ki durmuş ve Depo bölümünde çalışan bir kamu görevlisi (imzası okunaksız fakat kendisini “meslekten olmayan kişi” olarak adlandırıyor – sağlık görevlisi olmayan kişi gibi) en kısa sürede alternatif bir yol bulunması gerektiğinden bahsediyor: “Sanıyorum ki elimizdeki stokla difteri veya menenjit salgını ile mücadele edemeyiz. Kolera ya da influenza yaşanırsa çok az aşımız var. İnanıyorum ki şarbonun olağan dışı olmadığı bir ülkede şarbon karşıtı serum da az”. “Ya da influenza” olarak belirtmesi her şeyi anlatıyor.

Dünyanın (ve Kıbrıs’ın) bu kadar hızlı normale dönmesinin bir diğer sebebi de bu olabilir – çünkü o zamanlarda ‘normal’, salgın ve ölümcül hastalıkların neredeyse daimi şekilde tekrarlamasını anlatıyordu. Yüz yıl önce adamızın ne kadar da sağlıksız ve hastalıkla dolu olduğunu öğrenmek oldukça şaşırtıcı bir durum. (1878 yılında adaya gelişi sonrasında Sör Garnet Wolseley “hayatımda daha pis bir yer görmedim” sözünü söylemiştir). Sıtma endemik bir haldeydi, ilk gelen İngiliz gözlemcilere göre “semptomları bakımından Batı Afrika’da görülen ateşten daha kötüydü” (2006 yılında Laiki Grup Kültür Merkezi tarafından yayınlanan Kıbrıs’ta Tıp: Antik Zamandan Bağımsızlığa isimli kitaptan alınmıştır). 1918’de 82 cüzzam hastası, 128 verem hastası vardır. Ağustos 1919’da İspanyol gribi baş gösterdikten hemen sonra Eleftheria bir kez daha alarm zillerini çaldı: “Lanetli çiçek hastalığı Limasol ilçesinden Baf’a yayıldı. Gerekli önlemler alınmadıkça tüm adaya yayılacağından korkuluyor”.

Her şey bir yana, İspanyol gribi zamanlarına bakınca görüyoruz ki koronadan neredeyse bir sene unuttuğumuz bir gerçek var ki hayat devam ediyor. O zamanlar hatta endişelenecek (ve dört yıllık savaştan sonra kutlayacak) çok şey vardı.  Yerel gazeteler Bolşevizm, Venizelos ve Pedieos deresinin (Kanlıdere) taştığını yazıyordu ki bu durum Lefkoşa’da 1918 yılında yaşanan ağır kış döneminde salgına göre daha büyük bir varoluş tehdidi oluşturuyordu.

12 haftada altı milyon ölüm rakamı veren The Times’ın kıyamet yazısı dahi o haftanın Reuters’den haberler bölümünün sonlarında kendine yer buldu. Her ne kadar da grip Kara Vebadan bu yana yaşanan en kötü şey olarak dünyayı etkisine alsa da listenin başında savaşın Müttefik güçlere £24 milyara mal olduğunu söyleyen Lloyd George geliyor. İkinci sıradaki haber ise kısa ve acımasız: “Portekiz Cumhurbaşkanı suikasta uğradı. Mafya daha sonra suikastı düzenleyeni öldürdü”. Virüsle ilgili bu kadar yeter.


 Bu makaleyi araştırmada yardımcı olan Bank of Cyprus Tarih Arşivlerinde görevli Dr. Christodoulos Hadjichristodoulou’ya teşekkürlerimle.

Bu yazı, ilk olarak Cyprus Mail gazetesinde yayımlanmış olup, orijinaline https://cyprus-mail.com/2020/11/29/a-nation-gripped-by-the-fear-of-a-virus/ linkinden ulaşılabilir.

Bu haber toplam 1207 defa okunmuştur
Etiketler :
Gaile 480. Sayısı

Gaile 480. Sayısı