
“Senaryo beni heyecanlandırıyorsa, o riskin peşinden gitmeyi seviyorum”
Hazar Ergüçlü, “Mutter: Bir Annenin Hatıra Defteri” gösteriminin ardından YENİDÜZEN’e konuştu.
Murat OBENLER
Ülkemizin sinemadaki gurur kaynaklarından oyuncu Hazar Ergüçlü ile başrolünü üstlendiği ve Alphan Eşeli’nin yönettiği “Mutter: Bir Annenin Hatıra Defteri” filminin gösteriminin ardından bir araya geldik. New York’taki Tribeca Festivali’nde dünya prömiyerini yapan, ardından Adana Altın Koza Film Festivali’nde Türkiye prömiyeri gerçekleştirilen filmin gösterimi sonrası Ergüçlü ile kısa ama keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
Bir filmde öncelikle nelere dikkat edersiniz? Senaryo mudur, yönetmen midir, yapımcı mıdır yoksa oyuncu kadrosu veya bütçesi midir?
Hazar Ergüçlü: Benim için her şey senaryoyla başlıyor. Okurken bende bir duygu yaratması, beni heyecanlandırması gerekiyor. Karakterin gerçekliğine inanabiliyor muyum, onunla ilgili merak ettiğim bir şey var mı, bana daha önce denemediğim bir alan açıyor mu? Bunlara bakıyorum. Tabii yönetmen çok önemli; onun dünyasına ve bakışına güvenmem gerekiyor. Ama günün sonunda içimde o heyecan oluşmuyorsa sadece doğru isimlerin bir araya gelmiş olması benim için yeterli değil.
Mutter’de nasıl gelişti bu süreç?
Alphan senaryoyu menajerime gönderdi. Okuduğumda çok kendine ait bir dünyası olduğunu hissettim. Gül’ün yalnızlığı, giderek kendi içine kapanması ve çocuğuyla kurduğu o çok güçlü ama aynı zamanda karanlık bağ beni etkiledi. Bir yandan çok gerçek bir kadın hikâyesi, diğer yandan gerçekliğin sınırlarını zorlayan bir film. Bu iki dünyanın bir arada olması bana çok heyecan verici geldi. Alphan’ın kurmak istediği dünyaya da güvendim. Sonrasında benim için yalnızca oyuncusu olduğum değil, ortak yapımcısı olarak da içinde yer almak istediğim bir filme dönüştü.

“Rol ile özdeşlik kurabilmeyi, insana dair bir şeyler bulabilmeyi çok önemserim”
Filmografinde güçlü bir başrolde filmi sürüklediğin rollerin çok var. Bu film de öyle oldu diye düşünüyorum. Güçlü bir başrolde filmin tüm yükünü sırtlamak sende bir zorluk ve/veya sıkıntı yaratıyor mu?
Rol ile özdeşlik kurabilmeyi, insana dair bir şeyler bulabilmeyi çok önemserim. Karakter gerçeğe ne kadar dokunabiliyor? Bu filmdeki hikâye bana çok gerçek geldi. Bir janra filmi olmasına rağmen çok gerçek sahici bir tarafı da var. “Filmi sırtlamak” diye düşünürsem muhtemelen zorlanırım. Ben karaktere bakıyorum. Onun gerçeğini bulabilirsem gerisi daha doğal geliyor. Gül çok ağır bir yolculuktan geçiyor; yalnızlaşıyor, bedensel ve ruhsal olarak dönüşüyor. Dolayısıyla oyuncu olarak uzun süre onun dünyasının içinde kalmam gerekiyordu. Fiziksel olarak da kolay bir çekim değildi. Ama tam da bu yüzden yapmaya değerdi. Ben oyunculukta biraz sınırlarımın nerede olduğunu görmeyi seviyorum.

“Gerçeğin kendisiyle, hakikat ile çok ilgilenen bir insanım”
Seni “aykırı kadın”, “deli kız”, “isyankâr kadın”, “çılgın kız” gibi unutulmaz rollerde hatırlıyoruz. Bu rollerin seni heyecanlandıran ortak bir yanı var mıdır?
Gerçeğin kendisiyle, hakikat ile çok ilgilenen bir insanım. Galiba kusursuz insanlarla çok ilgilenmiyorum. Hata yapan, çelişkileri olan, bazen yanlış seçimler yapan ama içinde gerçek bir derdi olan karakterler bana daha yakın geliyor. Buna temas eden rolleri tercih etmeye gayret ederim çünkü insan dediğimiz şey de böyle. Bir karakteri sadece “güçlü kadın”, “aykırı kadın” ya da başka bir sıfatla tarif ettiğimizde bana biraz eksik geliyor. Ben onun neden öyle olduğunu merak ediyorum. Ne istiyor, neden başaramıyor, neyle mücadele ediyor? Oyuncu olarak beni çeken yer orası. Karakterin derdiyle gerçekten bağ kuramazsam onu oynamam da zorlaşıyor.
“Kadınlardan, özellikle annelerden çok büyük bir fedakârlık ve dayanıklılık bekleniyor”
Erkek egemen bir dünyadaki toksik erkek bakışı boyutunda, kadına biçilen roller üzerinden de filme bir okuma getirebilir miyiz? TCE, annelik, ebeveynlik de bunun içine girer.
Kesinlikle böyle bir okuması var. Hayatta durduğum yere ters bir şeyin içinde asla yer almam. Bu saydığın noktalara dikkat ederim. Ama benim için Gül’ü yalnızca bir fikir ya da sembol olarak oynamamak önemliydi. Önce onu bir insan olarak anlamaya çalıştım. Çünkü kadınlardan, özellikle annelerden, çok büyük bir fedakârlık ve dayanıklılık bekleniyor. Gül’ün yalnızlığı biraz da buradan geliyor. Film bunu çok doğrudan söylemeden, onun yaşadıkları üzerinden hissettiriyor. Ben zaten hayatta durduğum yerle tamamen çelişen bir hikâyenin içinde olmayı istemem. Ama sinemada bana daha ilginç gelen şey, bir fikri söylemekten çok onu bir insanın hayatında görünür hale getirmek.

“Bunu yapabilecek miyim?” duygusunu seviyorum. MUTTER bana onu verdi”
Soru-cevapta “Bu rol bir riskti, ben bu riski aldım ve bu rol bana çok iyi geldi” dedin. Bu risk oyunculukla bağlantılı bir risk mi kişisel yaşamın ile ilgili mi? Bunu biraz daha detaylı konuşmayı arzu ediyorum.
Birçok açıdan riskti. Öncelikle daha önce böyle bir türün içinde bulunmamıştım. MUTTER tek bir yere ait değil; dram var, gerilim var, korku var, folk horror tarafı var. Bunların hepsini aynı karakterin içinde taşımanız gerekiyor ve türün kendine özgü bir oyunculuk dengesi var.
Daha güvenli seçimler yapabilirdim. Ama bir noktadan sonra kendini tekrar etmek oyuncu için daha büyük bir risk bence. Ben hâlâ bilmediğim bir yere girdiğimde heyecanlanıyorum. “Bunu yapabilecek miyim?” duygusunu seviyorum. MUTTER bana onu verdi. Çekimler sırasında zorlandığım anlar oldu ama filmi gördüğümde aldığımız riskin karşılığını aldığımızı hissettim. Sevdiğim ve arkasında durduğum bir film çıktı.

“Ben role basit bir şekilde bakarım. Gül’ü uzak veya egzotik bir karakter gibi görmedim”
Bu role nasıl hazırlandın? Özel bir çalışman oldu mu?
Ben role basit bir şekilde bakarım, konuyu komplike hale getirmeden oradaki insanı görmeye çalışırım. Gül için de önce “Bu kadın ne yaşıyor?” diye baktım. Filmin fantastik ve korku tarafını bir kenara koyduğunuzda çok tanıdık bir şey kalıyor: yalnızlaşan, şiddetle karşılaşan, çocuğunu korumaya çalışan ve giderek çaresizleşen bir kadın. Gül’ü uzak veya egzotik bir karakter gibi görmedim. Tam tersine, duygusunu anlayabileceğimiz kadar yakınımızda olduğunu düşündüm. Sonra türün gerektirdiği fiziksel ve psikolojik alanı bunun üzerine kurduk.

“Sinemanın görevi zaten biraz rahatsız etmek, seyirciyi alıştığı yerden çıkarmaktır”
Film Türkiye’deki devletin “Aile” kavramı ile çok da örtüşmeyen bir hikayeye sahip. Türkiye’de bu filmin gerek senaryo gerekse şiddet, cinsellik öğeleri düşünüldüğünde zorlanacağını düşünüyor musunuz?
Yaş sınırlaması alması beni şaşırtmaz çünkü film zaten yetişkin bir seyirciye hitap ediyor. Ama sinemada filmin kendi bütünlüğü içinde izlenebilmesini önemsiyorum. Bir filmin rahatsız edici olabilecek taraflarının olması kötü bir şey değil; bazen sinemanın görevi zaten biraz rahatsız etmek, seyirciyi alıştığı yerden çıkarmak. MUTTER da kolay ve konforlu bir film olmaya çalışmıyor.
“Her şeyi seyirci adına açıklayan filmler bana çok ilginç gelmiyor”
Evlenme, aile kurma ve bu dünyaya çocuk getirme konuları dünya nüfusunu, kaynakları, insanca yaşam imkanlarına ulaşımın giderek zorlaşması, fakirlik, ilişkiler, ebeveynlik sorumlulukları ve psikolojik patlamalar vb. kriterlere bakacak olursak iyi bir şey midir kötü bir şey midir? Sorusunu da bir anne rolü oynayan Hazar Ergüçlü’ye yöneltmek isterim?
Ben MUTTER’ı “Çocuk sahibi olmak iyi midir, kötü müdür?” gibi bir yerden okumadım. Bana göre film daha çok sevginin, sorumluluğun, yalnızlığın ve annelik üzerinden bir kadına yüklenen şeylerin sınırlarına bakıyor. Ama filmin sevdiğim taraflarından biri de şu: Alphan filmi yaparken kendi dünyasını kuruyor, biz oyuncular da o dünyanın içinde kendi yorumumuzu getiriyoruz; film seyirciyle buluştuktan sonra artık sadece bize ait değil. Bir seyirci bambaşka bir yerinden tutabilir. Sinemanın güzel tarafı biraz da bu. Her şeyi seyirci adına açıklayan filmler bana çok ilginç gelmiyor.
“Beni bilmediğim bir yere götürecek, oyuncu olarak başka bir tarafımı ortaya çıkaracak bir yönetmen ve hikâyeyle karşılaşmak istiyorum”
Türkiye dışında sinemasına hayran olduğun ve onun filminde oynamak istediğin yönetmen (ler) var mıdır?
Çok var. Noah Baumbach’ın insan ilişkilerine ve karakterlere bakışını çok seviyorum. Hamnet’in yönetmeni Chloé Zhao ile çalışmayı da çok isterdim; oyuncuyla, mekânla ve gerçeklikle kurduğu ilişki beni çok etkiliyor. Ama aslında isimden önce yine hikâye geliyor. Beni bilmediğim bir yere götürecek, oyuncu olarak başka bir tarafımı ortaya çıkaracak bir yönetmen ve hikâyeyle karşılaşmak istiyorum. Türkiye’de ya da dünyanın başka bir yerinde olması çok fark etmiyor.



























