1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Türk Milliyetçilerinin Kıbrıs’taki Makariosvari Halleri ve Yarattıkları Travmalar Üzerine
Türk Milliyetçilerinin Kıbrıs’taki Makariosvari Halleri ve Yarattıkları Travmalar Üzerine

Türk Milliyetçilerinin Kıbrıs’taki Makariosvari Halleri ve Yarattıkları Travmalar Üzerine

Rauf Denktaş gibi irredentist Türk milliyetçilerinin “Makariosvari” hataları, Ankara merkezli siyaset yapmaktan daha çok Kıbrıslı Türkler içindeki farklı kimlik kurgularına karşı geliştirdikleri ötekileştirici, dışlayıcı ve düşmanlaştırıcı söylem olmuştur

A+A-

Bilge Azgın
[email protected]

“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilân edilmesi bugüne kadar çok önyargılı bir biçimde, Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’ye bağlanması şeklinde veya buna doğru bir adım atılması olarak değerlendirilerek eleştirilmiştir. Bunda tabii KTFD Başkanı Denktaş’ın ‘her alanda anavatanla bütünleşmek’ sloganıyla düştüğü Makariosvari hatanın payı vardır. Şöyle ki; Makarios nasıl hem bağımsız Cumhuriyetin Cumhurbaşkanı olup hem de Enosis demeçlerine devam etmekle şüphe ve güvensizliğe sebep olduysa, Denktaş da ‘anavatanla bütünleşmek’ sloganıyla asli milli duygularını dile getirmek suretiyle, her bağımsız devlet girişiminde maksadının gerçekten bağımsız devlet değil Türkiye’yle bütünleşmek olduğu şüphelerinin uyanmasına sebep olmuştur. Dolayısıyla Denktaş’ın şahsında iki zıt düşünce çelişkiler yaratmaktadır.

Şöyle: Birincisi Türkiye’ye bağlanma, ikincisi ise Bağımsız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti. KTFD Başkanının çelişkisi, bu iki düşüncenin de sahibi olarak tanınmasıdır. Biz öyle inanıyoruz ki, KTFD Başkanı Denktaş’ın seçim mitinglerinde ‘yolumuz Ankara’dır’, ‘Anavatanla bütünleşmeye doğru ileri’ dediğinde milli öfke ve hislerini dile getirmekte; ancak sağlıklı olarak düşündüğünde bağımsızlık ilânını gerçek anlamıyla bir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin yaratılması yönünde kullanmaktadır.”

Bu satırları yazan kişi Rauf Raif Denktaş’ın oğlu Raif Denktaş. Bu satırları 6 Mayıs 1983 yılında YÖN gazetesinde yazmış.

Raif Denktaş, KKTC daha doğmadan Kıbrıs Türk sağının içine düşeceği açmazı çok iyi tespit etmiştir. Raif Denktaş’ın yaptığı bu tespitler ayrıca Baba Denktaş’ın Ankara merkezli, Kıbrıslılıktan tamamen ayıklanmış ve yer yer irredentizm kokan Türk milliyetçiliğine alternatif olarak; yeni, yerel ve KKTC’nin otonom bağımsızlığını daha çok öne çıkaran bir Kıbrıs Türk Milliyetçiliği’nin doğuşuna da işaret ettiği için ayrı bir tarihi öneme sahiptir.

Serdar Denktaş özellikle babasının vefatının ardından ağabeyinin bu satırlarda ortaya attığı otonom Kıbrıs Türk Milliyetçiliği’ne daha sıkı ve net biçimde sarılmış ve siyasi tercihlerini de bu yönde kullanmıştır. Kudret Özersay’ın HP’sinin de ana damarı Kıbrıs Türk milliyetçiliğinden beslenmektedir. Bununla birlikte, Kıbrıs Türk Milliyetçiliği yer yer Akıncı’nın demeçlerinde, yer yer de CTP’nin gösterdiği siyasi reflekslerde de varlığını göstermektedir.

Benim bu yazıda ele almak istediğim konu; Denktaş’ın veya irredentist Türk milliyetçilerinin “Makariosvari” hallerinin Kıbrıslı Türklerde yarattığı psikolojik travmadır.

Rauf Denktaş gibi irredentist Türk milliyetçilerinin “Makariosvari” hataları, Ankara merkezli siyaset yapmaktan daha çok; Kıbrıslı Türkler içindeki farklı kimlik kurgularına karşı geliştirdikleri ötekileştirici, dışlayıcı ve düşmanlaştırıcı söylem olmuştur.

Denebilir ki, Makarios’un tüm Kıbrıslı Türklere yaşattığı dışlanma ve aşağılanma travmasını, Türk milliyetçileri; Kıbrıslı Türklerin “Kıbrıslılık” (genellikle sol kesimler) vurgusu yapan kesimine “Rumcu” gibi yaftalar yakıştırarak onları yeniden, tekrar tekrar travmatize etmeyi başarmıştır.

“Kıbrıs’ta Kıbrıslılar yoktur, sadece Rum ve Türk vardır. Tek Kıbrıslılar Karpaz’daki eşeklerdir” sözünü Denktaş bir motto olarak sık sık tekrar ederdi. Ersin Tatar da Cumhurbaşkanlığı yaptığı süre boyunca aynı mottoyu birkaç kez dile getirdi. Her dile getirdiğinde de federal çözüm perspektifi ve Kıbrıslılık kimliği ön planda olan kesimlerden ciddi tepkiler aldı.

Aslında “Kıbrıs’ta Kıbrıslılar yoktur, sadece Rum ve Türk vardır” sözünü ilk kullanan Makarios’tur. Denktaş bu lafı Makarios’tan duyduğunu ve çok beğendiği için alıp kullandığını söylerdi. Ne güzel değil mi? Patolojik bir ikilik (cennet-cehennem, iyilik-kötülük, siyah-beyaz) veya dualite üzerine kurulu; arada hiçbir gri ton olmayan son derece siyah-beyaz bir dünya.

Makarios’a yabancı bir diplomat “Biraz da Kıbrıslı Türkleri anlamaya çalışın, onlar gibi de düşünün” dediğinde “Ben asla bir Türk gibi düşünemem” demişti. Onun siyah-beyaz Rum milliyetçisi dünyasında Kıbrıslı Türk “Kıbrıslı” olamazdı! Sadece ve sadece Türk olabilirdi! İşte Denktaş da o patolojik dünyanın karşıtı, yani Türkçü versiyonuydu. Ancak Baba Denktaş’ın 1950-1974 yılları içine yaşamı hem İngiliz sömürgesine hem de Helen milliyetçiliğine karşı Kıbrıslı Türklerin hayatta kalabilmesi ve özne olabilmesinin Türklüğe sarılmaktan geçtiği vurgusunu taşıyordu.

Rahmetli Denktaş maalesef Kıbrıslı Türklerin varoluşu için Makarios’a karşı verdiği amansız mücadelede işte bu Makariosvari ruh ve zihin hastalığına takılı kalmış; KKTC Cumhurbaşkanlığı dönemi boyunca Kıbrıslı Türklerin muhalif kesimlerini de bu doğrultuda ötekileştirmiş ve toplumunu kutuplaştırarak travmatize etmeye devam etmiştir. Denktaş’ın 1983-2003 yılları arasında kullanıp uyguladığı Anavatancılık ve Türkçülüğün kendi toplumu ve KKTC için yaratacağı açmazları yazının başında oğlu Raif Denktaş tarafından dile getirmiştik.

Denktaş gibi monist kimlik yapısını içselleştirmiş insanlar dünyada tek bir renk görürler, diğer renkleri göremezler. Bunun en çarpıcı örneği Denktaş’ın oğlu Serdar Denktaş ile yaşadığı tartışmadır. Serdar Denktaş’ın kendi kitabında anlattıklarına göre Baba Denktaş oğlu Serdar Denktaş’a “Türk milliyetçiliği varken bu Kıbrıs Türk milliyetçiliğini nereden çıkardın?” diye sorar. Oğlu da babasına birçok insanın öyle hissettiğini söyler ve rahmetli Raif ağabeyinin en büyük oğlu olan Rauf’u alıp dedesi ile karşılaştırır. Torun Rauf da dedesine kendisini “Türk değil, Kıbrıslı Türk” gibi hissettiğini söyler.

Dede Denktaş ne oğlunu ne de torununu tam olarak anlayamaz. Çünkü monist kimlik algısı, kendi oğlu ve torunu ile bu konuda empati yapmasına izin vermez. Ancak buradaki esas sorun Baba Denktaş’ın kendisini Türk gibi hissetmesi değildir. Bir insan kendisini Kıbrıslı gibi de hissedebilir, Türk gibi de hissedebilir. Buradaki esas sorun; Baba Denktaş’ın Türk kimliği dışında başka bir kimliği algılayamadığı gibi, farklı bir kimlik yapısı ile de herhangi bir çoğulcu ilişki kurmayı bilememesidir.

Vurgulamak gerekir ki Serdar Denktaş’ın ve torun Rauf’un hissettikleri “Kıbrıslı Türk” kimliği ile Akıncı ekolünün veya CTP’nin bir kesiminin hissettiği “Kıbrıslı-Türk” arasında ciddi fark vardır. Serdar Denktaş “Kıbrıslı Türk’ü” Türklük dünyasının bir parçası ancak kendine özgü olan Kıbrıslılık ile mayalanmış bir kimlik olarak tanımlar. Akıncı ekolünün “Kıbrıslı-Türk” kimlik algısında Kıbrıslılık her şeyden önce gelir ve Türklük başat değil, daha çok alt bir kimliktir.

İşte o yüzden Kıbrıs’taki Türk milliyetçilerinin “Kıbrıs’ta Kıbrıslılar yoktur, Rum ve Türk vardır” şiarı; en çok da Kıbrıslılık kimliği önde olan sol kesimlerin kendilerini yok sayılmasına, dışlanmasına ve bunun üzerinden yaşadıkları travmaların tetiklenmesine (daha da kutuplaşmasına) neden olmaktadır.

Ersin Tatar’ın “Kıbrıs’ta Kıbrıslılar yoktur, Rum ve Türk vardır” lafının üzerine Ulaş Barış televizyon programında beş kere üst üste “Kıbrıslıyım be! Kıbrıslıyım be!” diye haykırmış; TDP’li bir siyasetçi “Kıbrıslı Türk kimliğimin bir yanı hep bir saldırı altındaydı” diyerek “yaralı ve dışlanmış Kıbrıslılığına” sarılmıştır. Bu kutuplaştırıcı söylemler ve dürtüsel tepkiler Kıbrıslı Türklere hiçbir fayda sağlayamaz.

Yirmili yaşlarda kendini “Türk” hisseden Kıbrıslı Türkler ile kendini daha çok “Kıbrıslı” gibi hisseden Kıbrıslı Türkler arasındaki hegemonya savaşında ben de sıkışmış kalmıştım. Benim ait olduğum mahalle “Kıbrıslı” mahallesi olduğu için veya “Kıbrıslı” mahallesiyle daha çok özdeşlik kurduğum için “Kıbrıs’ta Kıbrıslılar yoktur, Rum ve Türk vardır” lafına büyük öfke duyuyordum. Her grup psikolojisinde olduğu gibi Kıbrıslı mahallesini bir arada tutan önemli tutkallardan biri de Türk milliyetçilerinden maruz kaldıkları dışlanma (sevgisizlik ve şefkatsizlik) veya horlanma travmasıydı.

Kendi içsel yaralarım iyileştikçe ve konuya artık tetiklenmeden bakabildiğimde; Kıbrıslı-Türklük ikileminin ve kutuplaşmasının ne denli gereksiz ve saçma olduğunu kavradım. Sonuç itibarıyla kendisini Türk olarak görüp hisseden Kıbrıslı Türkler olduğu gibi, kendisini daha çok Kıbrıslı görüp hisseden Kıbrıslı Türkler de var. Bizim gibi, Türkiye gibi veya birçok ülkede olduğu gibi kimlik üzerinden ikiye ayrılmış ve kutuplaşmış toplumlar; katı iyi-kötü veya siyah-beyaz paradigmasından olaylara bakmayı doğal bir şeymiş gibi farz ederiz.

Kıbrıslı mahallesinde doğup büyüyen biri için bir Kıbrıslı Türkün kendisini “Türk” olarak görüp hissetmesi çok tuhaf, anlaşılması güç ve yadırganan bir şeydir. Bu farklı kimlik kalıpları var olmaya devam edecek. Bunların arasında çoğulcu bir ilişki kurmak mümkün müdür?

Her kesimin ötekileştirmeyen bir dil kullanması neden mümkün olmasın?

Ancak Türk milliyetçilerinin Makariosvari hallerinin tezahürü olarak “Kıbrıslılık” kimliğinin ötekileştirilmesinin cevabı; daha da çok monist ve travmatize olmuş bir “Kıbrıslılık” kimliğine sarılmak değil, dışlanma travması yaratan Türk milliyetçilerinin bizzat kendilerinin ne denli çok travmatize olmuş veya manipülatif kişiler olduğunu kavramaktan geçer.

Özellikle Türkiyeli Türk milliyetçilerinin Kıbrıslı Türklerde yarattığı en derin huzursuzluk, aşağılayıcı bir tavırla dile getirdikleri “Sizi biz kurtardık” sözüdür. Bu, çifte kavrulmuş Makariosvari bir haldir. “Sizi biz kurtardık” sözü; Kıbrıslı Türklerin hepsinin Rum milliyetçilerinden yedikleri travmaları alıp onları belki de ikiye katlarken, bu yaşanan acıların öfkesini ve ezilmişliğinin esas kökenini Makarios’tan alıp Türkiye ile yer değiştirmesine sebep olan ölümcül bir hata ve kendini bilmezliktir.

Ben hayatım boyunca binlerce Türkiyeli insan tanıdım ve hiçbir zaman böyle bir lafla şahsen karşılaşmadım. Ancak Türkiyeli insanların bu lafları söylediği örneklere baktığımda; ya alışveriş yaparken indirim kapmak isteyen veya uçak sırası beklerken ön kapmak isteyen insanların, kendilerine imtiyaz verilmediği ve kurallara uyulması gerektiği hatırlatıldığında “sizi biz kurtardık” lafına sarıldıklarını gözlemliyorum. Aslında bu bir acziyetin ifadesidir!

Ancak ne olursa olsun, Kıbrıslı Türklere karşı bu tür sözler sarf etmek; Rum milliyetçilerinin zamanında Kıbrıslı Türklerde yarattıkları dışlanma travması kadar can yakıcıdır. En önemlisi bu tür laflar, Kıbrıslı-Türkiyeli kutuplaşmasının üzerine benzin dökerek Kıbrıslı Türklerin günümüzdeki Rum milliyetçilerinden ne denli tehdit altında olduklarını geç algılamalarına veya hiç algılamamalarına neden olmaktadır.

Bu konularda en hassas olması gerekenler milli davacı olduklarını iddia edenlerdir. Ancak birçoğunda demokrasi ve çoğulculuk erdemleri olmadığı için kendilerinden bu yönde herhangi bir hassasiyeti görmedik. İddia ettikleri gibi Türk örf ve adetlerine göre davranış sergilediklerini de görmedik! İleride de göremeyeceğiz çünkü sağcıların demokrasi ve çoğulculukla ilişkisi genellikle zayıftır. Bu açıdan benim umudum daha çok sol, liberal veya merkez siyaset güdenler arasındadır. Çünkü bu kesimin çoğulculuk ve demokrasi ile ilişkisi daha zengin, vicdani ve sahicidir.

Benim dünyamda şirazesini kaçırıp Kıbrıslı Türkleri bu şekilde ötekileştiren ve aşağılayan Türk milliyetçileri ile Makarios arasında çok fazla bir fark yoktur!

Çünkü ikisi de Kıbrıslı Türklerin bütünlüğüne ve birliğine zarar vermektedirler!

Dolayısıyla çoğulculuk zemininde ikisiyle de mücadele etmek gereklidir…

Bu haber toplam 316 defa okunmuştur
Gaile 526. Sayısı

Gaile 526. Sayısı