1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Askeri bölgede bir sivil: Elsie Slonim
“Süreç iyi  yönetilmedi,  bedeli ağır  olacak”

“Süreç iyi yönetilmedi, bedeli ağır olacak”

Prof. Dr. Mustafa Besim, Türkiye’den yardım azaldıkça, ekonomik büyümede gerileme başladığına dikkat çekti, hazinenin yalnızca “kamuda maaş ödemeye” konsantre olduğunu belirtti.

A+A-

Ödül Aşık ÜLKER

Ekonomist Prof. Dr. Mustafa Besim, Türkiye’den yardım azaldıkça, ekonomik büyümede gerileme başladığına dikkat çekerek, bunun nedenini yardımdan çıkacak ekonomik yapıyı oluşturmaya yönelik adımların atılmamış ve yapısal sorunların çözülmemiş olması olduğunu söyledi.

Türkiye ile yapılan Ekonomik ve Mali İşbirliği Anlaşmaları’nın yapısal sorunlara cevap vermediğini belirten Prof. Dr. Besim, “Aciz bağımlı olmaya devam ediyoruz, yazıktır, bu halka günahtır. Bu aciz bağımlı olma durumundan kurtulma planını, yardımdan çıkış stratejisini ortaya koymamız lazım. Bağımlılıktan dolayı egemenliğin meşruiyeti de tartışmaya açılıyor. Bunun için siyasi irade oluşması gerekir” diye konuştu.

“Kendine yeten bir ekonomi yaratmak için yapılması gereken reformları, yapısal dönüşümü bu protokollerle başaramadık” diyen Doğu Akdeniz Üniversitesi İşletme ve Ekonomi Fakültesi, Bankacılık ve Finans Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Besim, Kıbrıs’ın kuzeyinin yardıma bağımlılıktan kurtulamadığını kaydetti.

Prof. Dr. Besim, Türkiye’ye “maliyesi kendine yeten bir ekonomi yaratalım” mesajının verilmesi, Türkiye ile yapılacak Ekonomik ve İşbirliği Anlaşmaları’nda, ‘yardımdan çıkış stratejisi’nin de konuşulması gerektiğini ifade ederek, “Türkiye’den yardım almayacak şekilde bir planlama yapalım, halk olarak siyasileri ona göre seçelim ve ayağımızı denk alalım” dedi.

Prof. Dr. Besim, 3 Mart’ta Ankara’da imzalanması beklenen Ekonomik ve Mali İşbirliği Anlaşması’nda neler olması gerektiğini şöyle sıraladı: “Özel sektörün yüzdürülebilmesi için paketler olmalı, Nisan’dan sonra turizm sektörünün hareketlenmesi için tanıtım ve ulaşıma yönelik bazı projeler olmalı. Ayrıca orta vadede, özellikle tarım ve hafif sanayiyi destekleyebilecek, ayakta kalmalarını amaçlayan süreli özel paketler hazırlanmalı. Pandemi süreci bize yerel üretimin, özellikle gıda üretiminin çok önemli olduğunu gösterdi. Dolayısıyla bu paketlerin içerisinde bu sektörleri gözeten destekler de olması gerekir. Özellikle özel sektörü doğrudan destekleyici, daha fazla borca sokmayacak destek paketlerinin mutlak surette bu protokol içerisinde olması lazım.”

“Süreç iyi yönetilmediği için bedeli daha ağır ödeyeceğiz”

  • Soru: Öncelikle 2020’yi değerlendirir misiniz?
  • Prof. Dr. Besim: Turizm, inşaat, konut sektörü gibi dışa bağımlı sektörlerin pandemi sürecinden olumsuz etkilenmesi sebebiyle 2020 ekonomi açısından kötü geçti. Öğrencilerin buraya gelmemesinden dolayı restoranlar, marketler, konut kiralama, yurtlar ve dolayısıyla devlet maliyesi olumsuz etkilendi. Genel olarak, ekonominin belki de hiç yaşamadığı bir küçülme oldu. Küçülmenin en kötü sonucu işsizlik, işsizliğin %10’u aştığını görüyoruz, bu uzun bir zamandır %6-7 civarındaydı.
    Küçük ekonomik yapımız, işletmelerimizin de küçük ve sermayelerinin çok fazla güçlü olmaması hasebiyle özellikle esnaf ve zanaatkarlar ile özel sektör çalışanları bu süreçten en fazla etkilenenlerdir. Sosyal sigortalara prim yatıranların sayısı 125 binlerden 90 binlere geriledi. 2020 yılı beklenmedik bir şekilde hem reel ekonomiyi çok kötü bir şekilde vurdu, hem de kamuyu etkiledi. Kırılgan, kendi kendine yeten bir yapıyı oluşturamadığımız ve süreç de iyi yönetilmediği için bedeli daha ağır ödeyeceğiz. Kişisel borçlar, işletme borçları artacak ve toplamda refahta gerileme olacaktır.
     
  • Soru: 2020 zorlu geçti. Şu anda hem özel sektör, hem kamu sıkıntıda. 2020 yılında devletin yerel gelirleri dışındaki kaynakları tükendi, örneğin istihdam destek fonundaki 200 milyon TL kullanıldı. 2021’de ne olacak?
  • Prof. Dr. Besim: Hükümet, şimdi özel sektör çalışanlarına olan destek konusunda çok rahat davranamıyor çünkü kaynakları tükendi ve 1500 TL’leri ödeme konusunda bile belirsizlik var. Başvurular başladı ancak hangi sektörlere destek verileceği netleşmedi. “En fazla etkilenenler” diye bir ifade var. Hükümetin net bir şekilde, hangi sektörlerin başvuru yapabileceğini ortaya koyması, çok net olması lazımdır ki işletmeler de ona göre pozisyon alsın.

“Bizim hükümetimiz ortaya çıkan maliyeti fazla yüklenmekten kaçındı”

  • Soru: Açıklanan “destek”, kredi paketlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
  • Prof. Dr. Besim: COVID-19 süresince destekler ağırlıklı olarak hibe ve uzun vadeli kredi paketleri ile gerçekleştirildi. Bizim hükümetimiz pandemi dolayısıyla ortaya çıkan maliyeti fazla yüklenmekten kaçındı. Devlet, bir önceki pakette tamamen bankacılık sektörünün kaynaklarını kullanarak, 1 buçuk milyar TL’ye yakın sübvansiyeli kredi programı uyguladı. Özel sektör çalışanlarını çok kısa süreliğine 1500 TL’leri verdi. Sonra sosyal güvenlik fonlarını kullanmaya geçti. Aslında bunlar maliyenin değil, emekliliği için, sağlık sorunları yaşadığında onu karşılamak için çalışanın yatırdığı primlerdir. Çalışanın kendi parasıdır. Sosyal güvenlik fonlarını, bankacılık sektörünün desteklerini Maliye’nin sorumluluk alması olarak değerlendirmiyorum.

“Hazine, bir tek şeye konsantre oldu, ‘kamu çalışanları maaşlarını ödeyeyim’”

Maliye’nin şu anda bankacılık sektörüne toplam 134 milyon TL kısa vadeli borcu vardır ve bunu Nisan-Mayıs-Haziran’da geri ödeyecek. Hazine, halkının, esnafının, çalışanın zorda olduğu bu dönemde bir tek şeye konsantre oldu, “kamu çalışanları maaşlarını ödeyeyim”. Bu yaklaşım içerisinde özel sektörü daha fazla borçlanmaya sürükledi. Halbuki daha yüksek oranlı sübvansiyeli kredi paketleri uygulaması gerekirdi. Bu süreçten en fazla özel sektör çalışanlarının etkilendiğini herkes biliyor. Onları destekleme konusunda hükümet çok zayıf kaldı, çalışanları adeta süründürerek 1500 TL’leri verdi.
Şimdi açıklanan paketteki kredilerin faiz oranı çok yüksek. Bu faiz oranıyla borçlanmanın çok maliyetli olacağını görüyoruz. 1500 TL’lik desteğin de kırpıldığını, en fazla etkilenen sektörlere verileceğinin açıklandığını gördük. Bu süreçten kim etkilenmemiştir ki? Mevcut belirsizlik ortamında daha fazla belirsizlik yaratmanın hiçbir anlamı yoktur. 2020 kötü geçti ama ne yazık ki hükümet tecrübe edinmedi. Hükümetin 2021 başında aldığı tedbirler, attığı adımlar topluma, özellikle özel sektöre güven vermedi. Bu pandemi sürecinde ekonomi mutlaka etkilenecek, dünya etkilendi ama en azından belli tecrübeler edinip, daha düzgün kararlar alma, esnafı, iş insanını dinleme, ona göre hareket etmek tavrını hükümette görmedik. Aslında hükümet hem muhalefet, hem de ilgili kesimleri sürece dahil ederek sorumluluğu onlarla paylaşabilir, toplum nezdinde güven oluşturarak bu zorlu süreçden daha az bedeller ödeyerek çıkabilirdik. Ama ne yazık ki hükümet bunu yapmayı tercih etmedi. Bunların yanında enerjisinin çoğunu ne yazık ki kendi parti içi meselelerine harcadı. 

“Türkiye’nin sağlayacağı katkının burada ekonomik değer yaratması önemli”

  • Soru: Ekonomik Örgütler Platformu’nun Ankara ziyaretini bu çerçevede mi görüyorsunuz?
  • Prof. Dr. Besim: Eğer hükümet “ekonomi politikasını ve bu süreci nasıl yöneteceğiz” konusunda ilgili paydaşlarla fikir geliştirmeye, program yapmaya çalışsaydı ve sorunlarını Türkiye tarafına aktarsaydı, iş kesimi Türkiye’ye gidip dertlerini anlatma ihtiyacı duymayacaktı. En önemli konu, Türkiye’nin sağlayacağı katkının burada ekonomik değer yaratmasıdır. Eğer bütün projeleri Türkiye iş insanları yaparsa, bu yatırımların karları, gelirleri hep yurtdışına çıkacaktır ve bizim ekonomimiz bu işlerden fazla fayda sağlayamayacaktır. Hükümet, ilgili paydaşlarla bunları oturup konuşmadıkça, kendi planımızı, kendi programımızı, kendi ihtiyaçlarımızı belirleyip Türkiye’ye anlatmadıkça, Türkiye de kendi bildiğini uygulayacaktır. Bu da gerçek ihtiyaçlarımıza cevap vermeme riskine sahiptir. 

“Gelinen durum ve yaşananlar, egemenlik söylemlerimizle çelişiyor”

  • Soru: Kuzey Kıbrıs ekonomisinin sorunlarına Türkiye’de çözüm aranmasına tepkiler var...
  • Prof. Dr. Besim: Bir ülkenin önde gelen ekonomik örgütlerinin, finansman ihtiyacını ve ekonomik geleceklerini bu şekilde çözüm aramalarına neden olanlar büyük bir yanlış içerisindedirler. Gelinen durum ve yaşananlar, egemenlik, kendimizi yönetme söylemlerimizle çelişiyor. Bir taraftan, ‘ben bağımsız, egemen olmak istiyorum, başkalarına yama olmak istemiyorum’ derken, diğer taraftan sorunları çözmek için paydaşları, sorunlarına çözüm bulmak için Ankara’ya gitmeye mecbur etmek doğru değildir. Bizim sorunlarımızı çözecek insan kaynağımız var ama en büyük mesele yönetim meselesidir. Biz yönetim becerisini ne yazık ki gösteremedik. İlgili kesimlerle oturup sorunlarımızı tespit etseydik, bu sorunlarımızı çözmek için mali kaynağımızın ne olduğunu, neler yapılabileceğini belirleseydik ve “eksiğimiz bu kadardır” diyerek Türkiye’ye destek için yaklaşsaydık çok daha doğru yapmış olacaktık. Bu yaklaşım toplumum nezdinde de kabul görecek ve güven olgusu artacaktı. Kriz dönemlerinde ülke yönetimlerinin toplumun erişebildiği tüm kesimlere tutarlı kapsayıcı politikalarla güven vermesi gerekir. Bizde en büyük sorun yönetime olan güven sorunudur ki bu da büyük ölçüde tutarsız davranış ve kapsayıcı politikaların olmasından kaynaklanmaktadır.

 

 “Türkiye ile yapacağımız Ekonomik ve İşbirliği Anlaşmaları’nda, ‘yardımdan çıkış stratejisi’nin de artık konuşulması, bu yönde siyasi iradenin oluşması lazımdır”

 

“Keşke daha önce gerekli harcama ve planlama ile borçlanılsaydı”

 

  • Soru: Kamu maliyesi sıkıntıya girdi, maaş ödeme sıkıntısı oldu. Hayat Pahalılığı 3 ay verilmedi, 1500 TL maaş desteği konusunda karmaşa devam ediyor. Daha yılın başında, Merkez Bankası’ndan 200 milyon TL, yerel 150 milyon TL borçlanmaya gidildi. Bu borçlanma sıkıntıyı çözer mi? Mart’ta ne olacak?
  • Prof. Dr. Besim: Maliye Bakanı Oğuz’un açıkladığı 200 milyon ve 150 milyon TL ile şubat maaşlarının ödeneceği ve özel sektöre olan yükümlülüklerin bir kısmının karşılanacağını  anlıyoruz. Tarıma olan destek mali sıkıntıdan dolayı öteleniyor. Ancak açıklamalardan gelecek ay sorumluluklarını karşılamada zorlanılacağını anlıyorum. Burada Türkiye ile yapılacak mali protokol büyük önem arz etmektedir.
    Bakanlar Kurulu Maliye’ye 500 milyon TL’ye kadar borçlanma yetkisi verdi. Maliye Bakanlığı geçtiğimiz Perşembe DİBS yani devlet iç borçlanma senedi ile bir yıllık 100 milyon TL ve 99 günlük 40 milyon TL borçlanmaya gitti. Ancak 100 milyonluk ihalede referans faiz + % 2.17 faiz ile 48 milyon borçlanabildi. 40 milyonluk 99 günlük ihaleden de ortalama %18.64 ağırlıklı faiz ile 59.5 milyon borçlandı. Aslında devlet vatandaşın hazineye bir yıllık TL borcu verip vermediğini test etti. Referans faiz kullanılması, yani Borsa İstanbul’un piyasalardaki gelişmelere göre değişen faiz oranını baz alması bankacılık sektörünü rahatlattı ve böylece yarısı kadar da olsa bir borçlanma gerçekleşti. Umarım Türkiye piyasasında faiz oranları fazla artmaz ve dolayısıyla bu borçlanma da hazinemize fazla maliyetli olmaz.  Bunun yanında Maliye  %18 net faiz ile 10 milyonluk hazine bonosu da çıkararak   vatandaştan doğrudan borçlanmak istedi. Yalnız bu uygulamanın yeni ve aslında geç kalınması nedeniyle 6 milyon 363 bin TL borçlanılabilindi.
    Devlet artık iç borçlanmaya yöneliyor. Az önce de söylediğim gibi zaten 134 milyon TL borç stoku var ve onun ödemesi de Nisan, Mayıs, Haziran aylarındadır. Hem onu geriye ödeyebilmek, hem de maaşları ödemeye devam edebilmek için artık iç borçlanmanın kapısı çalındı. Bu iç borçlanma yapıldı ancak çok yüksek bedeller, yüksek faizlerle yapıldı. Böyle olmamalıydı, keşke daha önce gerekli harcama ve planlama ile borçlanılsaydı.

“Gecikmiş bir borçlanma”

  • Soru: Muhalefetin dediği gibi, borçlanmanın geciktiğini ve bu nedenle maliyetin yüksek olduğunu mu söylüyorsunuz?
  • Prof. Dr. Besim: Aynen öyle, bu gecikmiş bir borçlanma. Geçen sene Haziran’da, beklentiler daha olumluyken ve faizlerde bu kadar çıkmamışken borçlanılsaydı, bu kadar yüksek oranda borçlanmaya ihtiyaç da olmayacaktı. Devlet yükümlülüklerini yerine getireceği için ekonomideki gerileme daha az, düşük gelirli kesim daha iyi desteklenmiş olacaktı. Kısacası çok daha iyi olacaktı.

 

“Üniversiteler mutlaka ellerini taşın altına koymalı”

  • Soru: Bu süreçte on binlerce insanın gittiği söyleniyor. Son bir hafta içinde uçuş kısıtlaması kaldırıldı. Geri gelecek öğrencilerin karantina ücretleri için 50 milyon TL kaynak ayrıldı. Bir taraftan özel sektör ve çalışanları bu kadar zor durumdayken böyle bir kaynağın öğrencilerin karantinasına ayrılmasına tepkiler var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
  • Prof. Dr. Besim: Öğrencilerin konaklama ve gıda ihtiyaçları için belirlenen maliyetin bir kısmının üniversiteler tarafından yüklenilebileceğini düşünüyorum. Üniversitelerin yurtları var ve o yurtların önemli bir kısmı şu anda boştur. En azından konaklamayı üniversiteler  üstlenebilir, gıdayı da devlet karşılayabilir. Bu süreçte üniversitelerin mutlaka ellerini taşın altına koymaları gerekir.
    Öğrencilerin karantinası için ayrılan 50 milyon TL 20 milyon TL’ye çekilseydi ve diğer 30 milyon TL de işçiye ve reel sektöre verecek şekilde bir düzenleme yapılsaydı çok daha iyi olurdu. Bu süreçte üniversitelerin kaybı diğer sektörlere göre daha az olmuştur. Dolayısıyla üniversiteler için yapılmaya çalışılan bu girişimde, üniversitelerin de sorumluluk almaları gerekir.
    Öğrencilerin gelmesini istiyoruz ve bunun için bir şeyler yapılmaya çalışılıyor. Peki öğrenci gelmek istiyor mu? Ben öğrencilerimle konuşuyorum, gelmek zorunda olmayanlar gelmek istemiyor. Çünkü uçuş maliyetleri çok yüksek. Devlet karantina ücretlerini üstlendi ama uçak şirketleriyle konuşup, uçuşların öğrencilere daha uygun fiyatlarda olmasını da sağlamak lazım. Öğrencilerin Adaya gelme taleplerinin tetikleyici bir şeyler de yapılması şart.

“Kıbrıs’ın kuzeyi, yardıma bağımlılığından kurtulamadı”

 “Kendine yeten bir yapıyı yaratmış durumda değiliz ve daha da kötüsü, Türkiye yardım ve kredilerinin azalmasıyla birlikte ekonomideki büyümenin de giderek azaldığını görüyoruz.”

 

  • Soru: Ekonomik ve Mali İşbirliği Anlaşması 3 Mart’ta imzalanıyor. İçeriği paylaşılmadı. Nasıl bir protokol olmalı?
  • Prof. Dr. Besim: Öncelikle son 20 yılı değerlendirmek isterim. 2003’de çok olumlu gelişmeler oldu, çözüm perspektifi, Türkiye’deki olumlu gelişmeler ve konjonktürel gelişmeler nedeniyle çok güzel bir hava yakalandı ve kişi başı gelirimiz 2009 itibarıyla  12000-13000 dolarlara çıktı. Sonra bir dünya krizi yaşandı, biz kendi içimizde bir ekonomik kriz yaşadık ve 2009 yılından itibaren Türkiye ile çok yapılandırılmış protokoller serisine başlandı. Bu protokollerin başlıkları “KKTC ekonomisinin kendine yeten, ayakları üzerinde durabilecek bir ekonomi olması”, “özel sektörün geliştirilmesi ve rekabet gücünün artırılarak ekonomideki payının artırılması”, “maliyenin kendine yeten bir yapıya gelmesi”ydi. Aslında bunlar Kıbrıslı Türkler’in de arzu ettikleridir.
    Rakamlara baktığımızda, son 10 yıllık dönemde Türkiye’nin buraya aktardığı kaynakta giderek bir azalma var. Bizim kamu maliyesinde biraz iyileşme var. Ama kendine yeten bir yapıyı yaratmış durumda değiliz ve daha da kötüsü, Türkiye yardım ve kredilerinin azalmasıyla birlikte ekonomideki büyümenin de giderek azaldığını görüyoruz. Yani Kıbrıs’ın kuzeyi, yardıma bağımlılığından kurtulamadı.

Ekonomik ve Mali İşbirliği Anlaşması’nda neler olmalı?

 “Ayrıca orta vadede, özellikle tarım ve hafif sanayiyi destekleyebilecek, ayakta kalmalarını amaçlayan süreli özel paketler hazırlanmalı”

Son 10 yıldır Türkiye ile yapılan Ekonomik ve Mali İşbirliği Anlaşmaları yapısal sorunlarımıza da cevap vermedi. Kendine yeten bir ekonomi yaratmak için yapılması gereken reformları, yapısal dönüşümü bu protokollerle başaramadık. Önümüzdeki hafta imzalanacak Ekonomik ve Mali İşbirliği Anlaşması’nda özel sektörün yüzdürülebilmesi için paketler olmalı, Nisandan sonra turizm sektörünün hareketlenmesi için tanıtım ve ulaşıma yönelik bazı projeler olmalı. Ayrıca orta vadede, özellikle tarım ve hafif sanayiyi destekleyebilecek, ayakta kalmalarını amaçlayan süreli özel paketler hazırlanmalı. Pandemi süreci bize yerel üretimin, özellikle gıda üretiminin çok önemli olduğunu gösterdi. Dolayısıyla bu paketlerin içerisinde bu sektörleri gözeten destekler de olması gerekir. Özellikle özel sektörü doğrudan destekleyici, daha fazla borca sokmayacak destek paketlerinin mutlak surette bu protokol içerisinde olması lazım.

 

 “Bu bağımlı olma durumundan kurtulma planını ortaya koymamız lazım.”

“Mutlaka fayda maliyet analizi yapılmalı”

 

Orta ve uzun vadede, Türkiye’nin destekleri artık tamamen teknolojik gelişim ve altyapı yatırımlarına yöneltilmeli. Tarımın katma değeri yüksek alanlarının ve imalat sanayinin gelişmesi için paketler hazırlanmalı. Türkiye’nin verdiği para, özellikle altyapı yatırımlarında kullanılırken, mutlaka fayda maliyet analizi yapacak bir merkezin Başbakanlık’ta oluşturulması gerekir. Türkiye katkılarının, en ivedi ve en yüksek katma değeri yaratan projelere yönlendirilmesi için çalışma yapılması lazım. Dünyada, tüm bakanlıklardan gelen projeler kamu yatırım merkezlerinde değerlendirilir ve ekonomiye en yararlı projeler belirlenip, gelen yardımlar öncelik sırasına göre kullanılır.

“Yardımdan çıkış stratejisini ortaya koymamız lazım”

 “Aciz ve bağımlı olmaya devam ediyoruz, yazıktır, bu halka günahtır”

“Maliyesi kendine yeten bir ekonomi yaratalım” diyoruz, Türkiye’ye de bu mesajı vermemiz için Türkiye ile yapacağımız Ekonomik ve İşbirliği Anlaşmaları’nda, ‘yardımdan çıkış stratejisi’nin de artık konuşulması, bu yönde siyasi iradenin oluşması lazımdır. Beş-on yıllık yardımdan çıkış planı bu anlaşmalara derç edilmeli ve meclisten geçirilmelidir. Kıbrıslı Türkler, bütçesinin açığı, ekonomisinin ayakta durması için ne kadar zaman daha Türkiye’den destek alacak? Bu ne zaman bitecek? Dünya örneklerine baktığımızda, çok uzun süreli yardım alan ekonomilerin bir yere varmadığını görüyoruz. Çünkü, hükümetler yardım aldığını görüyor ve bunun devam edeceğini de bildiği için ne vergi sistemini iyileştiriyor, ne de ekonomisinin kendine yeten bir yapıda olması için uğraşıyor. Dolayısıyla yardıma bağımlı olmaya devam ediyor. Savunmayı bundan ayrı tutuyorum ama artık Türkiye’den yardım almayacak şekilde bir planlama yapalım, halk olarak siyasileri ona göre seçelim ve ayağımızı denk alalım.
Türkiye’den yardım azaldıkça, ekonomik büyümemizde gerilemeler başladı çünkü biz yardımdan çıkacak ekonomik yapıyı oluşturmaya yönelik adımlar atmadık, yapısal sorunlarımızı çözmedik. Aciz bağımlı olmaya devam ediyoruz, yazıktır, bu halka günahtır. Bu aciz bağımlı olma durumundan kurtulma planını, yardımdan çıkış stratejisini ortaya koymamız lazım. Bağımlılıktan dolayı egemenliğin meşruiyeti de tartışmaya açılıyor. Bunun için siyasi irade oluşması gerekir. Yardımdan çıkış planı bu anlaşmalara mutlaka yazılmalı ve bunlar meclisten geçirilmelidir.

 

(Fotoğraf: Arşiv)

Bu haber toplam 1795 defa okunmuştur