
“Bölgesel Savaş, Küresel Risk: Kıbrıs Nerede Duruyor?”
Fakat, gidişatın şu an için Üçüncü Dünya Savaşı’na doğru olmaması bölgesel ve küresel boyutta zor günlere sürüklenme tehlikemizi ortadan kaldırmamaktadır.
Şevki Kıralp*
[email protected]
Gaile: Amerika ve İsrail’in İran’a yönelik olarak başlattıkları saldırı, Kıbrıs dahil, bölge ülkelerini de içine alan bir ateş çemberi oluştururken, başka hedeflere de sıra gelebileceği tehditleri, bir süredir dillendirilen “Üçüncü Dünya Savaşı” başladı söylemini daha sık ve geniş ölçekte kullanılır hale getirdi. Üçüncü Dünya Savaşı gerçekten başladı mı? Gidişat nereye? Yaşanan bu gelişmeler karşısında, barış içinde, daha adil “bir başka dünya mümkün?” çok uzak bir hayal mi?
Şevki Kıralp: “Dünya Savaşı” ifadesi teknik olarak birden fazla küresel gücün birbirleriyle doğrudan savaşmalarını anlatır. Şu an ABD, Rusya ya da Çin gibi küresel güçler birbirleriyle doğrudan savaş içinde olmadıkları için mevcut çatışmaları “dünya savaşı” olarak adlandıramayız. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana küresel güçler doğrudan birbirleriyle savaşmaktan kaçındılar. Bunun sebeplerinin başında nükleer silahların sebep olabileceği karşılıklı yıkım tehlikesi ve küresel ekonomik sistemin savaş kaynaklı bazı kırılganlıkları kaldıramaması gelmektedir. Fakat, gidişatın şu an için Üçüncü Dünya Savaşı’na doğru olmaması bölgesel ve küresel boyutta zor günlere sürüklenme tehlikemizi ortadan kaldırmamaktadır.
ABD ve İsrail’in İran’a saldırmalarıyla yaşanan gelişmeler daha şimdiden küresel ekonomide ciddi çatlaklara yol açmış durumdadır. Başkan Trump’ın açıklamalarındaki çelişkiler sadece sahadaki askeri gelişmelerin değil, bu çatlakların da birer yansımasıdır. Savunma halindeki İran’ın, petrol ve doğalgaz nakliyatında dünya piyasasının en önemli geçiş noktalarından Hürmüz Boğazı’nı istikrarsızlaştırmasının ve Katar’ın doğalgaz tesislerini hedef almasının dünya çapında etkileri olmuştur (enerji piyasasındaki fiyat artışları gibi). İran, üst düzey yöneticilerini kaybetti ancak savunma sistemi ve misilleme kapasitesi çökmedi. ABD Hürmüz Boğazı’nı açmak için uluslararası bir koalisyon kurdu. Fakat Boğaz askeri güce dayanılarak açılsa bile artık riskli bir bölgede olduğu aşikâr. Oradan geçecek enerji ticaretinin sigorta ve nakliyat masraflarını düşürmek bundan dolayı hiç de kolay olmayacaktır.
Washington’un Tahran’a verdiği 48 saatlik sürenin dolmasından önce, Başkan Trump İran’ın enerji altyapılarına yönelik saldırıların ertelendiğini açıklamak ve “diplomasiye kapı aralandığını” ima etmek durumunda kaldı. Çünkü küresel enerji piyasasındaki fiyat artışlarının ve borsa çalkantılarının bu savaşa bağlı olarak dünya ekonomisine ciddi zarar verme potansiyeli var. Bunun ABD’yi de etkilemesi neredeyse kaçınılmazdır. Savaşın uzaması ABD’nin Orta Doğu’ya saplanmasından ötürü Çin’in Hint-Pasifik’te “meydanı boş bulması”, Rusya’nın ise petrol ve doğalgaz ihracatını artırması gibi sonuçlar doğurabilir. Röportajın gerçekleştiği 24 Mart günü öğle saatleri itibariyle henüz barış garantisi yok, ama İran’ın askeri olarak yenilecek raddeye getirilmesinin ABD, İsrail, körfez ülkeleri ve genel anlamda dünya ekonomisine çok pahalıya mal olacağı net. Ayrıca, savaş devam ettikçe bölgemiz hiç de güvenli bir yer olmayacaktır.
Savaş İngiliz üsleri nedeniyle Kıbrıs’a da yansımıştır. Adadaki İngiliz üsleri üst-siyaset düzeyinde tartışma konusu olmuştur. Kıbrıs’ta İngiliz üslerinin varlığına karşı olduğumu geçtiğimiz yıllarda çeşitli vesilelerle defalarca açıklamış bir insanım. Bu üslerin Orta Doğu savaşlarında kullanılmaması elbette ada sakinlerinin hayrınadır. Ancak bugünkü tartışmalarda dikkatten kaçırılmaması gereken bir boyut daha vardır. Kıbrıs Rum tarafı Türkiye’ye karşı baskı unsuru olarak gördüğü Fransa, İsrail ve ABD’nin Kıbrıs’taki askeri varlıklarını artırırken, görece daha dengeli bir tutum sergileyen İngiltere’nin askeri varlığını tartışmaya açmaktadır. Bundan ötürü, Kıbrıs Rum tarafı adayı Orta Doğu’daki savaşlarda daha güvenli hale getirme arayışından ibaret olmayan, askeri dengeleri kendi lehine dönüştürmeyi de amaçlayan bir jeopolitik hesap yapıyor olabilir.
“Başka bir dünyaya” gelince, elbette mümkündür. Şu an için ne kadar zor ve ne kadar uzak da olsa, mümkündür. İnsanlığın başlangıcından beridir pek çok kişi o “başka dünyanın” inşa edilebilmesi için zihin yordu, ter döktü, fedakârlık yaptı ve bedel ödedi. Dünya “adil” bir yer olmamıştır çünkü güç ve servet birikimi insanlığın geniş yararına yönelik değil, belli zümrelerin dar yararlarına yönelik şekillenmiştir. Ancak bunun ilelebet böyle sürmesi gerekmez. Dünyadaki hiçbir adaletsizlik adalet arayışlarını temelli olarak sona erdirememiştir. Baruch Spinoza’dan bir alıntı ile bitirelim: “Barış sadece savaşın olmaması değildir. Bir erdem, bir zihniyettir. İyiliğe, güvene ve adalete yönelen bir eğilimdir”.
*Prof. Dr. Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi




















