1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. UNUTULMAYAN ŞARKILAR
UNUTULMAYAN ŞARKILAR

UNUTULMAYAN ŞARKILAR

Eskiden beri çok severek dinlediğim hatta zaman zaman söylediğim bu şarkıya radyo kanallarında gezinirken rastlamak beni nerelere, hangi zamanlara götürmedi ki!

A+A-

UNUTULMAYAN ŞARKILAR

 

 

“Hüsranla gönül hep inler

Gece gündüz ah eder

Bir serap oldu şimdi hayalin

Canım sen, neşem sen

Bir lahza görsem

Neden solar çiçekler

onlar da hasret mi çeker

Bilinmez ne söyler

Sevdiğini mi özler, bekler….”

 

       Eskiden beri çok severek dinlediğim hatta zaman zaman söylediğim bu şarkıya radyo kanallarında gezinirken rastlamak beni nerelere, hangi zamanlara götürmedi ki!. Uzun zamandır dinlememiştim. Onu yeniden duymak çok sevdiğim eski bir dosta, bir sevgiliye kavuşmak gibi bir şey oldu!. Yeni kuşağın belki de çok azının bildiği, sanat müziği meraklılarının ve bizim kuşağınsa çok sevip benimsediğine inandığım bu nihavent şarkı,  Neveser Kökdeş hanımefendi tarafından bestelenmiştir. Yıllar önce bestelenmiş olmasına rağmen hala birçok güzel ses tarafından yorumlanıyor. Bestekârı, yaşadığı zamanlarda  bu şarkıyı en çok Sabite Tur Gülerman’ın ,  Aylâ Büyükataman’ın, İnci Çayırlı’nın sesinden dinlemeyi severdi. Son zamanlarda billur sesi ile Melâhat Gülses de şarkıyı çok güzel yorumlayanlardan olmasına rağmen ben ille de Zeki Müren’den dinlemeyi tercih ediyorum. Çünkü onun sesinde çok daha derin bir şeyler buluyorum. Bu güzel eserin maalesef sözlerinin kime ait olduğu bilinmiyor. Kim ise ruhu şadolsun.

    

      İnsanoğlu duyguları ile var olan bir varlık. Bu duygularını bazen yazı,  bazen resim bazen de müzikle su yüzüne çıkarma ihtiyacındadır. Müzik, duygu ve düşünceleri aktaran bir aracı olmaktan öte bir özelliğe de sahiptir. Öyle melodiler, öyle şarkılar vardır ki, üst seviyede bir ruhu temsil ederler. Müzik bir boş zaman uğraşı olmaktan öte insan ve onun yaşam biçimiyle yakından ilgilidir. Bir bakıma doğanın kültüre dönüşmüş halidir.

   

      Pek çoğumuz doğadaki tüm sesleri, renkleri, hareketleri ayni şekilde algıladığımızı sanırız. Dalgaların kıyıya vururken çıkardığı sesi, yaprakları savuran rüzgârın sesini, bir kuşun kanat çırpışındaki sesi hatta yere düşen bir taşın sesini duyarız duymasına ama farklı algılayışlarla duyarız. Sesler, görüntüler içimizde birtakım duygular uyandırır da o duyguları dışa vurmayı beceremeyiz çoğu zaman. Bizim duyamadıklarımızı duyan, göremediklerimizi gören ve algılayanlar o duygulara nağmelerle can katıp şarkılarla bize getirirler. Duygularımıza ulaşan kapıyı aralarlar. Dışa vuramadığımız duygularımıza adeta tercüman olurlar.

 

 

 

    Müziği, şarkıyı hissedebilmek..Dinlemek başka şey, hissederek dinlemekse başka. Hissedebilmek her ne kadar bir meziyet ve Tanrı’dan bir lütufsa da, onu hissettirebilmek de çok önemlidir. Bu ise şarkıyı yapan bestekârın duyguları ve başarısıyla yakından alâkalıdır. Öyle şarkılar vardır ki nerede olduğunuzu, ne yaptığınızı unutturur, alır götürür sizi bambaşka âlemlere. İşte yukarıdaki şarkı da beni bu yazıya aldı getirdi. Bu güzel eserin Bestekârı olan Neveser Kökdeş hanımefendiyi minnetle andırdı.

    

     Neveser Kökdeş  1904 yılında, bazı kaynaklara göre Üsküdar’da, bazı kaynaklara göre de babasının sürgün olduğu,  bugün Yunanistan sınırları içinde olan Drama’da doğmuştur. Bir baba ve üç anneden olmak üzere sekiz kardeştiler. Kardeşlerinden biri, ünlü operet bestecisi Muhlis Sabahattin beydir. Neveser hanım, Notre Dame de Sion’da okumuş ve zamanına göre çok iyi bir eğitim almıştır. Müzik merakını ve zevkini çeşitli klasik ve halk sazlarını çalabilen, amatör bir müzisyen olan babasından almıştır.

     Türk müziğine ölümsüz eserler armağan eden bestekârın hayatı maalesef şarkılarındaki gibi aydınlık ve coşkulu olmamıştır. Gerçekten de Neveser Kökdeş’in hemen tüm eserlerinde bir akıcılık ve coşku vardır. Hayatı ise şanssızlıklarla doludur. Varlıklı bir ailenin kızı ve o zamanın popüler simalarından olan Neveser hanım, çok genç sayılacak bir yaşta, onaltı yaşında topçu subayı Mehmet Ali Üsküdarlı ile evlenmiştir. Ancak bu evlilik çok kısa sürmüş, henüz iki senelik evli iken eşinin Çanakkale’de şehit düşmesi ile bir yaşındaki oğlu Adnan ile dul kalmıştır. Bir taraftan eşinin ölümü ve küçük bir çocukla yalnız kalması diğer taraftan ekonomik sıkıntılara girmesi yüzünden içine kapanmış ve psikolojik sıkıntılar da yaşamıştır. Otuzbeş yaşlarında geçirdiği yüz felci nedeniyle yüzünün sağ tarafını kullanamaz olması da onun daha çok üzülmesine neden olmuştur. Çok güzel bir yüze sahip olan Neveser hanım, giderek kendi kabuğuna çekilmiş, adeta insanlardan kaçar olmuştu. Hayatının son yıllarını Moda’da eserlerinin hayranı olan komşusu Ahmet Sapmaz’ın himayesinde yalnız başına geçirmiş, 1962 yılının 7 Temmuz günü evinde geçirdiği kalp krizi sonucu 58 yaşında vefat etmiştir. Bu şarkıyı bugün duyuşum bir tesadüf mü bilmem ama ölüm yıldönümü sayılan bu günlerde onu anmak bana huzur verdi.

   

     Neveser Kökdeş, bestekarlığa 12 yaşında iken polkalar besteleyerek başlamıştır. Bestelerini ağabeyi Muhlis Sabahattin’in ölümünden sonra ortaya çıkarmış, ilk eseri radyoda onun öldüğü gün yayınlanmıştır. Ölümünden sonra eserlerinin yakılmasını vasiyet etmiş bu nedenle de pek çok bestesi yakılmış ve böylece ziyan olup gitmiştir. Bazı kaynaklara göre 500 den, bazılarına göre 1000 den fazla eser bestelediği tahmin edilmekle beraber, bunların ancak 100 kadarının notası mevcuttur.

     O, geleneksel kalıp ve uslûptan farklı bir tarz yaratmıştı. O kadar ki Mesut Cemil Bey, bestekârın bu tarzını önceleri yadırgamış ve “Neveser musikisi” diye adlandırmıştı. Bu tarz sonradan çok sevilmiş ve benimsenmiştir. Eserleri daha çok tango, vals operet ve fantezi şarkı formlarındadır. Tango tarzında o kadar çok eseri vardır ki zamanında  ‘tango şarkılarının kraliçesi’ diye de ünlenmişti. Çoğu eserinin güftesini de kendisi yazmıştır. “Yıllardır bekliyorum bir gün dönersin diye, neden bilmem bu iptila, sevdikçe seni ömrüm artar ey yar” onun en bilinen eserlerindendir.

     Neveser Kökdeş şarkılarında, kadına özgü duyarlılığı hissetmemek mümkün değildir. O, acı çeken ama hiçbir şeyden de taviz vermeyen onurlu bir İstanbul hanımefendisiydi. Çoğu şarkıları buram buram İstanbul kokuludur bu yüzden.

  

 

 

 

Bu haber toplam 1529 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler