1. HABERLER

  2. HABERLER

  3. Siyasetin Başaramadığını Başardı
Siyasetin Başaramadığını Başardı

Siyasetin Başaramadığını Başardı

Yazar Vivian Avraamidou Ploumbis’in Sevgül Uludağ’ın ardından kaleme aldığı yazı Politis gazetesi ve Yunan devlet televizyonu ERT’NİN Katreftis isimli radio programında okundu...

A+A-

Dün gece Facebook'ta dolaşırken, birkaç saatliğine de olsa Kıbrıs'ın bölünmüş olduğunu unuttuğu hissine kapıldım.

Daha önce buna benzer bir tablo gördüğümü hatırlamıyorum. Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler, farklı siyasi görüşlere, farklı yaşam yollarına ve farklı anılara sahip insanlar neredeyse aynı cümleleri yazıyordu.

"Büyük bir Kıbrıslıyı kaybettik."

"Yeri doldurulamaz."

"Buna inanamıyorum."

Bu, sıradan bir yas ifadesi değildi. Herkese ait olan bir insanın kaybedildiği duygusuydu.

Söz ettikleri kişi, Kıbrıslı Türk gazeteci Sevgül Uludağ idi.

Kıbrıs için o, bir gazeteciden çok daha fazlasıydı. Hayatının neredeyse tamamını, bir insanın üstlenebileceği en zor görevlerden birine adadı.

Kıbrıs'ta kayıp ve öldürülen insanların gerçeğini ortaya çıkarmaya çalıştı. 1963-64 toplumlararası çatışmalarının kurbanları için de, 1974'te yaşananların kurbanları için de...

Bunu resmî dosyalara ya da devlet arşivlerine dayanarak değil, insanların kendilerine ulaşarak yaptı. Tanıklık etmiş, gerçeği bilen ama onlarca yıl sessiz kalmış insanlarla görüştü. Onlara, henüz hayattayken ulaşmayı başardı. Ve belki de imkânsız görünen bir şeyi gerçekleştirdi: Onları konuşturmayı başardı.

Hafızanın çoğu zaman tarihin kendisinden bile ağır bastığı Kıbrıs'ta, belki de en büyük başarısı buydu.

O yalnızca bilgi toplamadı. İnsanların güvenini kazandı.

Kıbrıslı Rumlar da Kıbrıslı Türkler de, en yakınlarına bile anlatmadıkları gerçekleri ona anlattılar. Çünkü onun bir tarafı haklı çıkarmak ya da diğer tarafı suçlamak için çalışmadığını biliyorlardı.

O, yaşayanları aklamak için ölüleri arıyordu.

Kimin daha haklı olduğunu kanıtlamaya çalışmıyordu. Başka bir dil konuşuyor diye hiçbir annenin acısının daha az olmadığını göstermeye çalışıyordu.

Neredeyse her şeyin "bizimkiler" ve "onlar" diye ayrıldığı bir Kıbrıs'ta Sevgül, artık hiçbir tarafa ait olmayan insanlar için yaşadı: Kayıplar, ölüler ve yıllarca bir cevap bekleyen aileler...

Yıllar boyunca yalnızca kendi ölülerimizi saymayı öğrendik.

O ise bize acının bir toplumu olmadığını öğretti.

Onun kararlılığı sayesinde, onlarca Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk aile, onlarca yıl sonra sevdiklerini toprağa verebildi.

Bunu yaşamamış olanlar için bu, sıradan bir bilgi gibi görünebilir.

Ama değildir.

Bu; sonsuza kadar açık kalan bir yara ile, sonunda bir mezara birkaç çiçek bırakabilmenin arasındaki farktır.

Bir dönem adı Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterildi.

Kazansaydı, bu hak edilmiş bir takdir olurdu.

Kazanamamış olması ise hiçbir şeyi değiştirmiyor.

Çünkü bazı insanlar ödüllerin de ötesine geçer.

En büyük ödül, bir plaketten fazlasıdır.

Geride dönüp baktığında, dünyayı bulduğundan biraz daha insancıl bir yer hâline getirdiğini bilmektir.

Ama bugün zor olan şey, Sevgül Uludağ'a veda etmek değil.

Asıl zor olan, onun açtığı yolu boş bırakmamaktır.

Yıllar geçtikçe son tanıklar da beraberlerinde taşıdıkları gerçeklerle birlikte aramızdan ayrılıyor.

Sevgül'ün yaptığı iş tamamlanmış bir gazetecilik görevi değildi.

O, birilerinin taşımaya devam etmesi gereken bir bayraktır.

Çünkü sevdiklerinin nerede olduğunu hâlâ bilmeyen aileler var olduğu sürece...

Anlatılmamış hikâyeler var olduğu sürece...

Gerçek hâlâ sessizlikten korktuğu sürece...

Onun mücadelesi yaşamaya devam edecektir.

Sevgül, hayatını insanların mezarlarını ortaya çıkarmaya adadı.

Nefreti körüklemek için değil...

Yaşayanların hayatlarına devam edebilmesi için.

Bize uzlaşının unutmak üzerine değil, gerçek üzerine kurulacağını öğretti.

Çünkü Sevgül gibi insanlar yalnızca ölülerin hafızasını yaşatmaz.

Aynı zamanda yaşayanlara da Kıbrıs'ın bir gün yeniden en iyi hâline kavuşabileceğine dair güven verir.

Dün gece, birkaç saatliğine de olsa Kıbrıs, siyasetin başaramadığını başardı.

Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler kimin haklı olduğunu tartışmıyordu.

Aynı kadın için gözyaşı döküyorlardı.

Belki de hepimiz içten içe biliyoruz ki, Sevgül Uludağ gibi insanlar tek bir topluma ait değildir.

Onlar bütün Kıbrıs'a aittir.

Siyaset bir anlaşmaya imza atabilir.

Ama tek başına güven inşa edemez.

Bunu yapan insanlardır.

Sevgül de bunu yaşamıyla kanıtladı.

Keşke bizi bir araya getiren şeylerin ne kadar çok olduğunu hatırlamak için, en iyi insanlarımızı kaybetmek zorunda kalmasaydık.

Bu haber toplam 476 defa okunmuştur
Etiketler :