1. HABERLER

  2. KÜLTÜR & SANAT

  3. “Mücevher bir obje değil, ifade biçimi”
“Mücevher bir obje değil, ifade biçimi”

“Mücevher bir obje değil, ifade biçimi”

Ikaros Moushouttas, YENİDÜZEN'e konuştu: “Mücevher bir obje değil, ifade biçimi”

A+A-

Simge ÇERKEZOĞLU

İnsan hayatına kaç tutku sığabilir? Ikaros Moushouttas'ın hikâyesi bu soruya verilebilecek en iyi cevaplardan biri gibi… Hukuk eğitimi alan, diplomat olarak çalışan, Avrupa Komisyonu'nda görev yapan Moushouttas, çocukluk hayalinin peşinden giderek müzik eğitimi alıyor, operada sahneye çıkıyor ve yıllar içinde mücevher tasarımına yönelerek kendine özgü bir tarz geliştiriyor. Aslında yollarımız mücevher tasarımcısı kimliği sayesinde kesişti. Ancak sohbetimiz ilerledikçe karşıma yalnızca mücevher tasarlayan bir sanatçı değil, sanatın farklı disiplinleri arasında bağ kuran çok yönlü ve yaratıcı bir kişilik çıktı. Kimi zaman müzikten, kimi zaman da Kıbrıs'ın tarihinden ve coğrafyasından beslenen Moushouttas, mücevheri yalnızca bir süs eşyası olarak değil, kişisel hafızayı, duyguları ve hikâyeleri taşıyan bir ifade biçimi olarak görüyor.

Bir tarafta diplomasi ve Avrupa kurumlarında geçen profesyonel kariyer, diğer tarafta sanatla yeniden şekil alan çok boyutlu üretim serüveni... Ikaros Moushouttas'ın hikâyesi, hayatın farklı dönemlerinde insanın yeni yollar denemesinin ve tutkuların peşinden gitme cesaretinin de hikâyesi.

“Lefkoşa’da doğdum ve büyüdüm. İngiltere’de hukuk eğitimi aldım. Avukat olmak için Kıbrıs’a döndüm ancak baro sınavını geçmeme rağmen Viyana’ya taşındım; çünkü müzik eğitimi alma hayalim vardı. Fakat Kıbrıs Cumhuriyeti diplomatı olarak Brüksel’de çalışmaya başladım. Bu arada müzikle ilgilenmeye devam ettim.Görev sürem dolunca Kıbrıs’a dönmem gerekiyordu. Ben de işimden istifa ederek Belçika’da konservatuvara başladım. Klasik müzik ve opera üzerine eğitim aldım. Eğitimimi tamamladıktan sonra profesyonel olarak  çalışmaya başladım ancak müzikten geçimimi sağlayamadım. Kıbrıs Cumhuriyeti Avrupa Birliği’ne kabul edildikten sonra Avrupa Komisyonu’ndan yeniden iş teklifi aldım ve Brüksel’de çalışmaya geri döndüm. Şu anda Brüksel’de yaşıyorum. Hayatımın her anlamda en mutlu dönemini yaşıyorum. Hem ilgi alanlarıma zaman ayırabiliyor hem de hayatımı idame ettirmek için iyi bir işte çalışıyorum.”

neyt.jpg

“Müzik hayatımın çok önemli bir parçası”

Hayatı boyunca birçok farklı alana ilgi duyan sanatçı, müziğe olan tutkusunu ise şu sözlerle anlatıyor…

“Operada solist olarak çalışmam mümkün değil. Bu, tam zamanlı bir iş. Ben koroda şarkı söylüyorum. Bilirsiniz, her operanın bir korosu vardır. Bu, hayatımın çok önemli bir parçası. Şarkı söylemekten büyük keyif alıyorum. Çocukluğumdan beri süren bir tutku bu. Aslında müziğe yatkın bir aileden geliyorum. Babam da çok iyi şarkı söylerdi. Ben de ileri düzeyde piyano ve gitar çaldım. Ancak Kıbrıs’tan ayrılıp müzik eğitimi almak istediğimi söylediğimde ailem, ‘Müzik eğitimi alıp ne yapacaksın, düğünlerde şarkıcı mı olacaksın?’ diye tepki gösterdi. Sonunda beni hukuk eğitimi almaya ikna ettiler.”

ney-3.jpg

“Tasarım eğitimi ile zihnimde yüzlerce pencere açıldı”

Çok ilginçtir ki Moushouttas'ın hikâyesi yalnızca müzikten ibaret değil. Onunla yollarımız, mücevher tasarımına duyduğu ilgi sayesinde kesişti.

“İşimi kaybettiğim bir dönemde uzun süre iş aradım ancak bulamadım. Bütün gün evde oturduğum bu süreçte bir şeyler yapmam gerektiğine karar verdim. Aksi halde aklımı kaçıracaktım. Evime çok uzak olmayan bir sanat akademisinin reklamını gördüm. Flamanca'da 'metal sanatı' gibi çevrilebilecek bir isim taşıyordu. Çok ilgimi çekti çünkü bu alan hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Böylece akademiye kayıt oldum. Bu süreçte sanki zihnimde yüzlerce pencere açıldı. Metalleri tanıyor, onları kesiyor ve şekillendiriyordum. Gerçekten benim için bir devrim gibiydi. Daha sonra mücevher tasarımı kurslarına da başladım. Bu arada tabii ki param tükeniyordu. Sonunda bugün hâlâ sürdürdüğüm işi buldum. Aynı dönemde hem teknik bir okuldan hem de sanat akademisinden diploma aldım. Böylece mücevher tasarımı da hayatımın bir parçası haline geldi.”

Sohbetimiz ilerledikçe anlattığı hayat hikâyesi ve deneyimleri beni daha çok meraklandırıyor. Konu yavaş yavaş mücevher tasarımına geliyor. Çalışmalarının özgün bir tarzı olduğunu tahmin ediyorum. 

“Öyle sanıyorum ki beni alanda tanımlayan iki unsur var. Bunlardan biri organik formlara olan düşkünlüğüm. Özellikle mücevher tasarımında seri üretim yapmıyorum. Ürettiğim pek çok parçanın eşi benzeri yok. Bir diğer özelliğim ise renkli cam kullanarak mücevher üretmem. Bu, dünyada da örnekleri bulunan özel bir teknik. Minecilik (enamel/enameling) olarak biliniyor. Bu teknik, renkli cam tozu ya da cam esaslı minenin altın veya gümüş yüzey üzerine uygulanıp yüksek sıcaklıkta eritilmesiyle gerçekleştiriliyor. Sonuçta mücevher üzerinde parlak ve renkli bir cam görünümü ortaya çıkıyor. Kıbrıs'ta bulunan en eski mine örneklerinin MÖ 13. yüzyıla kadar uzandığına dair kanıtlar var. Bu örnekler Baf'ta bulundu. Kıbrıs Arkeoloji Müzesi'ni ziyaret ederseniz görebilirsiniz. Gerçekten çok etkileyicidirler. Bu tekniğin kökenleri Antik Mısır'a, Mezopotamya'ya, Bizans İmparatorluğu'na, İran'a, Çin'e ve Osmanlı İmparatorluğu'na kadar uzanıyor. Çok farklı renkler elde etmeye olanak sağlayan, son derece özel bir teknik. Altın, gümüş ve platin üzerinde uygulanabiliyor. Yaptığım işlerin tamamı kişiye özel tasarımlar. Bunun dışında her yıl arkadaşlarım ve ailem için tasarladığım bileklik serisi de var. Her yıl farklı bir mesajla hazırladığım bu bileklikler, aslında çocukluğumda Noel keklerinin içine koyduğumuz ve bulan kişinin iyi bir yıl geçireceğine inandığımız bozuk para geleneğinden ilham alıyor. İlk başlarda bu tasarımları para gibi yuvarlak metal parçalar şeklinde yapıyordum. Zamanla arkadaşlarımın ısrarıyla bilekliklere dönüştüler. Her yılın bir mottosu da oluyor. Bu yılın mottosunu ‘Hayallerini bugün yaşa’ olarak belirledim.”

ney-2.jpg

“En büyük tutkum mücevher tasarlamak”

Konuştukça aklıma takılan soru da netleşiyor. Diplomasi, müzik ve mücevher tasarımı arasında geçen bir hayatta, acaba kendisini en çok hangi alanla ifade ediyor?

“Şu anda en büyük tutkum mücevher tasarlamak. Çünkü bu alanın göründüğünden çok daha derin olduğunu düşünüyorum. Mücevher tasarımıyla uğraşırken tamamen deneysel ve özgün üretimler yapabiliyorum. Evimin bir katını atölye olarak kullanıyorum. Bu sayede bütün boş zamanlarımı orada geçirebiliyorum. Tasarıma başlamadan önce çizimler yapan biri de değilim. Malzemeyi elime alır ve onunla çalışmaya başlarım. Her şey zihnimde şekillenir. Sanat eğitimimde de bunu öğrendik. 2024 yılında Litvanya'nın Vilnius kentinde düzenlenen Uluslararası Vilnius Çağdaş Mücevher ve Metal Sanatları Bienali'ne katıldım. Otuzdan fazla ülkeden sanatçının bir araya geldiği önemli bir etkinlikti. Burada mücevher, bir takıdan çok çağdaş sanat nesnesi ve sanatsal ifade aracı olarak ele alınıyordu. Avrupa'nın en tanınmış mücevher etkinliklerinden biri. Ben de Mekanın Hafızası ismini verdiğim projeyle, iki farklı tasarımla katıldım. Bunlardan birine Lefkoşa'nın antik dönemdeki adını verdim Lefkotheon ve tasarımda şehrin surlarından ilham aldım. Diğer çalışmamı ise kurutulmuş limon kabuğu kullanarak yaptım. Kabuğu formun bir parçası olarak kullandım, üzerini gümüşle kapladım ve içini Girne denizinin mavisinden ilham alarak renklendirdim. Eserin adını da Karava koydum. Çünkü büyük babam oralıydı. Benim de o köye dair aklımda kalan en güçlü anı limon ağaçlarıydı. Şu sıralar Mare Monte Oteli'nin denizinin mavisinden ilham alan yeni bir çalışma üzerinde de çalışıyorum. Çocukluğumda oralarda yüzerdik. Tabii 1970'li yıllardan söz ediyorum.”

ney-4.jpg

“Mücevher obje değil, ifade biçmi”

Tasarımlarını çoğunlukla Kıbrıs'ın tarihinden ve coğrafyasından ilham alarak şekillendiren sanatçı, eserlerinin ardındaki duyguyu ve hafızayı ise şu sözlerle özetliyor.  

“Benim için mücevher, insan bedeninin bir parçası gibi. Çok özel bir nesne ve onu kullanan insana dair çok özel mesajlar verebiliyor. Benim için yaptığım mücevher kadar, onu kimin satın aldığı da önemlidir. Üretim süreci uzun olduğu için zamanla içinde pek çok kişisel anı birikiyor. Her bir mücevherim benim çocuğum gibi. Müzik de elbette benim için çok önemli çünkü bu mücevherleri tasarlarken ilhamımın önemli bir kısmını müzikten alıyorum. Sanatın hiçbir dalını birbirinden ayıramıyorum. Benim için mücevher bir obje değil, bir ifade biçimi.”

Bu haber toplam 383 defa okunmuştur