1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Hakan Karahasan: Bir gün gelir de… “Sapfo ile Rûmî”
Hakan Karahasan: Bir gün gelir de… “Sapfo ile Rûmî”

Hakan Karahasan: Bir gün gelir de… “Sapfo ile Rûmî”

Sapfo ile Rûmî’nin Karşılaşması, iki şairin tematik olarak benzerlikleri üzerinden bir diyalog kurgusu değil sadece. Aynı zamanda, iki şairin poetikası üzerine bir inceleme.

A+A-

Hakan Karahasan
[email protected]

Sapfo ile Rûmî (1)… Türkçede, en azından önceleri, alışılagelmiş şekilde söylenecek olursa Safo ve Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî. İki şair, asırlardır eski(y)emeyen şiirler, dizeler, sözcükler…

Aslında Sapfo ile Rûmî hiçbir zaman karşılaşmadı! Mehmet Yaşın’ın kitabında görüldüğü üzere, böyle bir karşılaşma hiçbir zaman gerçekleşmedi! Diğer bir deyişle, Yaşın’ın Sapfo ve Rûmî’nin şiirleri ile bizlere gösterdiği üzere, bu karşılaşma fiziki bir karşılaşma değil. Yaşadıkları dönemlere bakıldığında, aradan asırlar geçmiş olsa da, Sapfo ile Rûmî benzer konuları kendi(leri)ne dert etmiş, hemen hemen aynı temaları benzer şekillerde ele almış, aşklarını ifade etmekten çekinmemiş, ömürlerini aşkın peşinde, beden ve ruh ikilemini bir potada eriten, ne ruhun ne de bedenin egemenliğine girmiş iki kişi. Yaşın’ın kitap boyunca iki şairin şiirlerinden vermiş olduğu örneklere bakıldığında, aşk derken dünyevi ile ulvi arasında sürekli gidip gelen, Tanrıyı/Tanrıları sevdikleriyle bazen eş tutan, bazen ise onun/onların yoluna ulaşmak için bir imge olarak ele aldıkları bir düşünce, bir duygu olarak düşünmek mümkün.

Sapfo ile Rûmî… şiirleri ile aşkın bedensel ve ruhsal olarak ikiye ayrılamayacağını söylemiyorlar mı?

Kitapta Yaşın iki şairin karşılaşmasından bahsederken, aslında gerçekten karşılaşan iki şair anlatılmıyor. Onları karşılaştırarak, karşı-karşıya getirerek, iki “Doğulu şairi” farklı zamanlarda yaşamış olsalar da, benzerlikleri üzerinden şairlik ve insanlık durumları gözler önüne seriliyor. Yüz yıllar sonra Yaşın’ın sayesinde karşılaşan iki şair, bir şekilde, aynı izlekte yol alırken, aşkın, aşkın olmanın, aşkınlaşmanın (transcendental) bir nevi panoramasını çıkarıyor(lar) sanki.

Farklı zaman dilimlerinde yaşayan insanların edebiyat ile bir araya gelmeleri, insan denilen varlığın yıllar içinde hem çok değiştiğini hem de aynı kaldığını tanıtlıyor. Bir örnek vermek gerekirse, Ian Almond’un Türkçeye İbni Arabî ve Derrida: Tasavvuf ve Yapısökücülük kitabında, birbirinden “farklı ama benzer” (pekâlâ “farklı ve benzer” de denilebilir) insanların, tarihin ötesinde ol(a)masalar da, tarihi aşan bir birliktelikle var olduklarına, olabileceklerine dair bir yorum yapmak mümkün. Diğer bir deyişle, çalışma incelendiğinde, elbette birbirlerinden çok farklı tarihlerden, edebî-felsefi gelenek ve düşüncelerden gelen iki insandan bahsedilebilir. Ancak, ikisinin farklılıklarının benzer yanları olduğu, ya da bu şekilde okunabileceği noktasında, bu düşüncenin okurları sınırlayamayacağı iddia edilebilir. Poetikaya Giriş adlı çalışmasında Tzvetan Todorov’un yapıt ve yapıtın okunması üzerine söyledikleri, bu konuda önemli bir kılavuz olarak okunabilir. Todorov’a göre:

Her yapıt okuyucusu tarafından yeniden yazılır; okuyucu kendi kültüründen, tarihinden, yani yapıtın dışındaki bir söylemden gelen ve kendisinin doğrudan sorumlu olmadığı yeni bir yorumlama biçimini yapıta uygular; her anlama işi iki söylemin karşılaşması, yani bir diyalogdur… Sonuç olarak yorumlama doğru ya da yanlış değildir, zengin ya da fakir, açıklayıcı ya da kısır, güdüleyici ya da durağandır (s. 26).

Todorov’un yapıt üzerine söylediklerini Sapfo ile Rûmî’nin eserlerini göz önünde bulundurarak yapılacak bir yorum, onların eserlerini tek bir şekilde yorumlamanın açıklayıcı değil kısır bir yorum olabileceğini iddia edebilir. Başka bir deyişle, her iki şairi tek bir edebî geleneğe sıkıştırmak, olsa olsa onların eserlerinin çoklu oku(n)malarını engellerken, zamanı aşan çok katmanlı şiirlere böyle bir yaklaşımın, Todorov’un tabiriyle, yapıtların kısır bir şekilde yorumlandığını öne sürmek mümkündür.

Kitapta Yaşın’ın iki şairi(n) karşılaş(tır)masının okur merkezli bir bakış açısı ile alınması durumunda, bu iki ismi bir zıtlık kurmak için değil, aksine, karşı karşıya gelmenin aşkın başlangıcına, şiirin ortaya çıkmasına, ifade edile(meye)cek aşkınlığa yönelik bir gezinti, yakınlaşma, yaşamakta olduğumuz post-postmodern teknoloji çağında biraz da insana dair düşünme için bir gerekçe olarak görmek mümkün. Sapfo ile Rûmî’nin karşılaşmasına dair okumalar, onların yazdıkları sayesinde zamanların ötesine geçip okurlarla, yazdıkları üzerinden bir karşılaşma anlamına geliyor.

Bunun yanında, Sapfo ile Rûmî’nin Karşılaşması’na Emmanuel Levinas felsefesi üzerinden yaklaşıldığı takdirde, çalışmanın öteki ile yüz yüze karşılaşma hali ve yazı ilişkisini incelerken, yazı, öteki ile karşı karşıya gelme, bunu yaparken ötekine karşı ahlaki sorumluluğu okurlara hatırlattığı görülecektir. Diğer bir deyişle, Sapfo ile Rûmî, şiirleriyle okurlara alter ego ve kendi dışındaki ötekileri, böylece her karşılaşmanın ötekine dair ahlaki bir sorumluluğu da beraberinde getirdiğini hatırlatıyor.

Başka bir açıdan bakıldığında, Sapfo ile Rûmî’nin şiirlerinin Jacques Derrida’nın Gramatoloji kitabında ele aldığı mevcudiyet tartışması üzerinden düşünülmesi durumunda, yazının fiziki olarak olmayanın mevcudiyeti yerine geçen, böylece onları olmadıkları halde mevcut kılan, “... yoruma gelmeyen yorumcu” (s. 16) gibi, namevcudun mevcudiyeti olarak Sapfo ile Rûmî’nin namevcut halleri, yazı ile mevcudiyetleri, onları salt geçmişe ait insanlar, şairler olarak algılamak yerine, bugünün insanları olarak da düşünebilmeyi sağlıyor. Daha farklı bir şekilde ifade edildikte: Yoklukları ile var olan, bunu da yazı sayesinde gerçekleştiren iki isim, binlerce yıl boyunca aşkı, aşkınsallığı, şiir ile var olmayı, dile getirilemeyeni dil ile ifade edebilmeyi (tam bu noktada Ludwig Wittgenstein’ın Tractatus’un önsözünde söylemiş olduğu “Söylenebilir ne varsa, açık söylenebilir; üzerine konuşulamayan konusunda da susmalı” (s. 11) sözü akla geliyor) ifade etme çabasını, yaşanılan dünyaya dair bir çıkış önerisi (dünyanın dışına çıkmak mümkün olmadığına göre, paradoksal bir önerme var burada; ancak burada çıkış derken kastedilen, ruh-beden ve/ya maddi-ulvi/mistik ikili karşıtlığı biraz da). Başka bir deyişle, aşk durumuna dair bir anlatı.

Todorov, okuma sürecinden bahsederken “… her anlama işi iki söylemin karşılaşması, yani bir diyalogdur…” (s. 26) derken söylediğine farklı bir örnek Sapfo ile Rûmî’nin Karşılaşması. Farklı, çünkü, Yaşın bu kitapta bir yandan Sapfo ile Rûmî’nin benzer temaları aslında nasıl da benzer düşünceler, duygular ile dile getirdiklerini anlatırken, diğer yandan ise iki şair arasında yüzyıllar sonra bir diyalog köprüsü kuruyor. İki “Doğulu şair”in bugünün tabiriyle hem Doğu hem de Batı’da, değişik gerekçelerle nasıl edebiyat kanonu içinde yer alıp al(a)madıklarını, almalarına rağmen, kanonun onları nasıl da kendi ulusal anlatıları içerisinde ele aldıklarını son derece çarpıcı örnekler üzerinden ortaya koyuyor.

Sapfo ile Rûmî’nin Karşılaşması, iki şairin tematik olarak benzerlikleri üzerinden bir diyalog kurgusu değil sadece. Aynı zamanda, iki şairin poetikası üzerine bir inceleme. Çalışmanın “Açımlamalar” bölümü, kitap içerisinde eklenen notların açımlandığı, bunu yaparken de okura iki şairin poetikası hakkında biraz da aykırı bir inceleme olarak okunabilir. Kitabın bu özelliği, aslında eseri herhangi bir edebi türün içine zorla ilişkilendirmeye karşı bir tavır gibi. Tıpkı, Sapfo ile Rûmî’nin eserlerinin herhangi bir kalıba uymadıkları gibi. Aşkları, aşk üzerine yazdıkları aykırı iki şaire dair bir çalışmanın, edebi gelenekler düşünüldüğünde biraz aykırı bir şekilde ele alınması, o açıdan, okuru çok da şaşırtmamalı.

 

Not

  1. 5 Mayıs 2026 tarihinde Arkın Üniversitesi Yaratıcı Sanatlar ve Tasarım Üniversitesi, Lefkoşa Bandabuliya Kampüsü’nde Mehmet Yaşın’ın Sapfo ile Rumi’nin Karşılaşması adlı kitabının tanıtım etkinliğinde yapılan konuşma metninin biraz geliştirilmiş bir versiyonudur.

 

Kaynaklar

Emmanuel Levinas. Sonsuza Tanıklık: Emmanuel Levinas’tan Seçme Yazılar. (Haz. Zeynep Direk & Erdem Gökyaran). İstanbul: Metis Yayınları, 2003.

Ian Almond. İbni Arabî ve Derrida: Tasavvuf ve Yapısökücülük. (Çev. Kadir Filiz). İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2012.

Jacques Derrida. Gramatoloji. (Çev. İsmet Birkan). Ankara: BilgeSu Yayıncılık, 2014.

Ludwig Wittgenstein. Tractatus Logico-Philosophicus. (Çev. Oruç Arıoba). İstanbul: Metis Yayınları, 2013.

Mehmet Yaşın. Sapfo ile Rumi’nin Karşılaşması. İstanbul: İthaki Yayınları, 2025.

Tzvetan Todorov. Poetikaya Giriş. (Çev. Kaya Şahin.) İstanbul: Metis Yayınları, 2014.

Bu haber toplam 325 defa okunmuştur
Gaile 528. Sayısı

Gaile 528. Sayısı