1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Özlem Latif Erdoğmuş: Kıbrıs’ın Kuzeyinde Sağlık Hakkı ve Güncel Tartışmalar
Özlem Latif Erdoğmuş: Kıbrıs’ın Kuzeyinde Sağlık Hakkı ve Güncel Tartışmalar

Özlem Latif Erdoğmuş: Kıbrıs’ın Kuzeyinde Sağlık Hakkı ve Güncel Tartışmalar

Kaliteli, eşitlikçi, çağdaş ve güvenilir sağlık hizmeti, devletin yurttaşına sunduğu bir lütuf değil; yerine getirmekle yükümlü olduğu kamusal bir sorumluluktur.

A+A-

Dr. Özlem Latif Erdoğmuş
[email protected]

Kıbrıs’ın Kuzeyinde Sağlık Hakkı ve Güncel Tartışmalar

Sağlık hizmetlerinin sunumu demokratik ve sosyal devletlerin en önemli göstergelerinden biridir. Bir toplumun sağlık sistemine bakarak yalnızca sağlık hizmetlerinin durumunu değil; devletin yurttaşıyla kurduğu ilişkinin niteliğini, devletin yurttaşına ve insan hayatına verdiği değeri, sosyal adalet anlayışını ve ülkenin ekonomik tercihlerini de yorumlamak mümkündür.  Bu nedenle sağlık sistemi üzerinden yürütülen tartışmalar, yalnızca tıbbi değil; aynı zamanda siyasal, ekonomik ve etik tartışmalardır.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında özellikle Avrupa’da gelişen sosyal devlet modeli, sağlığı temel bir yurttaşlık hakkı olarak tanımladı. Sosyolog Thomas Humphrey Marshall, yurttaşlığın yalnızca medeni ve siyasi haklardan oluşmadığını, sosyal hakların da bunların ayrılmaz bir parçası olduğunu savundu. Marshall’a göre eğitim, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetlerine eşit erişim, çağdaş yurttaşlığın temel bileşenleridir. Dolayısıyla kaliteli, eşitlikçi, çağdaş ve güvenilir sağlık hizmeti, devletin yurttaşına sunduğu bir lütuf değil; yerine getirmekle yükümlü olduğu kamusal bir sorumluluktur.

1970’li yıllardan itibaren ise birçok ülkede ekonomik krizler ve neoliberal politikaların yükselişiyle birlikte sağlık sistemlerinde önemli dönüşümler yaşandı. David Harvey, neoliberalizmi yalnızca ekonomik bir model değil; toplumun bütün alanlarına yayılmayı hedefleyen bir siyasal proje olarak tanımlar. Bu dönüşüm elbette tüm dünyada sağlık hizmetlerinde de etkisini gösterdi. Verimlilik, rekabet, maliyet etkinliği ve müşteri memnuniyeti gibi kavramlar sağlık hizmet politikalarının da merkezine yerleşti.

Bu süreçte sağlık hizmetleri  ticari bir unsur veya meta gibi görülmeye başlandı, oysa sağlık hizmeti kamusal bir haktı. Sağlık sosyolojisinin önemli isimlerinden Julian Tudor Hart’ın 1970’li yıllardaki saptamalarına göre sağlık hizmetine en çok ihtiyaç duyan gruplar, çoğu zaman kaliteli hizmete en zor ulaşan kesimlerdir. Buna karşılık sağlık hizmetine daha kolay erişebilenler, çoğu zaman ekonomik ve sosyal açıdan daha avantajlı gruplardır.  Bu tespit, birçok ülkede hâlâ güncelliğini korumaktadır.

Öte yandan sağlık alanında özel sektörün varlığına olan ihtiyaç yadsınamaz. Birçok gelişmiş ülkede kamu ve özel sektör birlikte çalışmaktadır. Esas problem özel hastanelerin veya özel sağlık hizmetlerinin varlığı değil; kamu sağlık sisteminin yurttaşların ihtiyaçlarını karşılayabilecek ölçüde güçlü olup olmadığıdır. Eğer kamu sistemi yeterince güçlü değilse, özel sektör bir seçenek olmaktan çıkar ve zorunlu bir alternatif hâline gelir. Bu durum ise sağlık hizmetlerine erişimde eşitsizlikleri artırabilir.

Ülkemizde sağlık hizmetleri yıllardır kamu ve özel sektör eliyle yürütülmektedir. Maalesef kamu hastanelerine ayrılan bütçe, bütçenin verimli kullanılamaması, akılcı yatırımların yapılamaması nedeniyle, kamu hastanelerinde çok başarılı ve donanımlı hekimler olmasına rağmen özel sektörle rekabet edemeyecek kadar zayıf düşmüştür. Aynanın bir yüzünde maddi imkânları sınırlı olduğu için kamu sağlık hizmetlerine bağımlı olan yurttaşlar; diğer yüzünde ise uzun süre muayene ve ameliyat günü beklememek, daha konforlu sağlık hizmeti almak için özel sağlık kuruluşlarına başvuranlar var. Bu iki grubun biri sağlık hizmeti almak için zamanından, diğeri de ekonomik gücünden kaybetmektedir. Böylece sağlık hizmetine erişim, yalnızca tıbbi bir gereklilik olmaktan çıkıp ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin en görünür alanlarından biri hâline gelmiştir.

Sağlık, uluslararası insan hakları belgelerinde temel bir insan hakkı olarak tanımlanır. Bu tanıma  göre sağlık hizmetine erişim, bireyin ekonomik durumu ve sosyal statüsünden bağımsız olmalıdır . Sağlık sistemine erişimde en önemli belirleyici kişinin tıbbi durumu ve aciliyet olmalıdır. Çünkü sağlık, satın alınan sıradan bir raf ürünü değil; insan onuruyla doğrudan ilişkili temel bir haktır. Keza sağlık, parayla da satın alınamaz.

Kıbrıs’ın kuzeyinde sağlık sisteminde ortaya çıkan bu ikili tablo, kuramsal tartışmaların somut olarak gözlemlenebildiği bir örnek sunmaktadır. Kamu sağlık hizmetlerinin finansman, insan kaynağı ve altyapı açısından yaşadığı sorunlar nedeniyle, maddi imkânı olan bireyler giderek özel sağlık kuruluşlarına yönelmektedir.

Bu noktada sorgulamamız gereken şudur: Sağlık hizmetleri sadece devlet eliyle yürütülebilir mi, özel sektör tamamen dışlanabilir mi? Günümüz dünyasında bu sorunun yanıtı büyük ölçüde hayırdır. Ancak daha önemli olan soru şudur: Özel sektörde verilen sağlık hizmetleri, kişilerin sağlık hizmetlerine eşit ulaşımını önlemeye başladığında devlet hangi noktada denetleyici ve düzenleyici rol almalıdır?

Bu nedenle günümüzde sağlık politikaları üzerine yürütülen tartışmalar “kamu mu, özel mi?” ikileminden çok, “kamunun eşitliği güvence altına alacak ölçüde güçlü olup olmadığı” sorusuna odaklanmaktadır. Güçlü bir kamu sistemi ile etkin biçimde düzenlenen bir özel sektör, birbirini dışlayan değil, birbirini tamamlayan yapılar olabilir. Ancak bu dengenin kurulamadığı durumlarda sağlık hizmeti, yurttaşlık hakkından çok satın alınabilen bir hizmete dönüşme riski taşır.

Dolayısıyla Kıbrıs’ın kuzeyinde sağlık üzerine yürütülecek tartışma, yalnızca hastanelerin sayısını ya da özel sektörün büyüklüğünü değil; sağlık hakkının, sosyal adaletin ve yurttaşlık anlayışının nasıl tanımlandığını da sorgulamalıdır. Çünkü bir toplumda sağlık hizmetlerinin niteliği, yalnızca o toplumun sağlık sistemini değil; eşitlik, dayanışma ve insan onuruna verdiği değeri de yansıtır.

Kanuni Sultan Süleyman'ın yüzyıllar önce söylediği gibi “Halk içinde mu'teber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi.” Daha basit bir dille “Halk arasında devlet kadar itibarlı bir başka şey yoktur… Ancak, dünyada da bir nefeslik sıhhat gibi zenginlik ve saadet yoktur”. Bu sözle bize, sağlığın hayattaki en büyük değer olduğunu anlatır. Güçlü bir devlet, vatandaşlarının sağlığını güncel yaklaşımlar ve modern alt yapı ile korur; hastalık durumlarında da mümkün olan en insani ve en gelişmiş tıp yöntemleri ile tedavi sağlar. Çünkü insanın en büyük zenginliği sağlıklı bir yaşam sürebilmesidir. Günün sonunda makamlar, unvanlar ve servetler geride kalır; insanın elinde kalan en büyük nimet, Kanuni'nin altını çizdiği gibi, bir nefes sıhhattir. Bu nedenle sağlık hakkını korumak ve herkes için erişilebilir sağlık hizmetleri sağlamak, toplumun en temel önceliklerinden biri olmalıdır. Bu noktada sağlık politikalarını tartışırken kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur: Sağlığı vazgeçilmez bir insan hakkı ve toplumun ortak geleceğine yapılan en değerli yatırım olarak görüyor muyuz?

Bu haber toplam 302 defa okunmuştur
Gaile 529. Sayısı

Gaile 529. Sayısı