1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Ali Furkan Çetiner: Kiralık İnternet – Çocukluğumdan Bugüne
Ali Furkan Çetiner: Kiralık İnternet – Çocukluğumdan Bugüne

Ali Furkan Çetiner: Kiralık İnternet – Çocukluğumdan Bugüne

Kıbrıs Türk Medyası ve Kıbrıslılar Facebook dışında bir merkezi kanal oluşturmak zorundadır. Bu saldırılar, bir dönemin sonuna işaret ediyor.

A+A-

Ali Furkan Çetiner
[email protected]

Kiralık İnternet: Çocukluğumdan Bugüne                                                                           

İnternet 1.0: Alternatif, Sihirli Dünya

İnternet ile ilk tanışmamı hatırlıyorum. Google’dan ödev yapmak ile başlamıştı. Sonraları, ilk e-posta adresimi msn messenger programı için açmıştım. Zamanını tam hatırlamıyorum ama önce dial-up, daha sonra adsl gelmişti evimize. Bilgisayar ise hep masaüstüydü. Gel zaman git zaman, blog sitelerini keşfetmiştim ama onların içerisinden azbuz.com oldukça ilgimi çekmişti. Bu platformda kendi internet sayfanızı oluşturabiliyordunuz. Ben de bir süre kendi sayfamı yapmayı denemiştim. Çok ilginç bir zamandı. Kim okuyor, kaç kişiye ulaşıyor diye merak ediyordum ama bu araçlar çok da gelişmediğinden bunları bilmek kolay değildi. Yine de bir süre kendime göre bir haber sitesi oluşturdum. HTML kodu diye bir şey ile ilk kez burada tanıştım, ancak çok da detayına inmedim. Bir noktadan sonra içerik oluşturmak yerine platformda yer alan diğer içerikleri okumak da ilgimi çekmişti. Yaşım on üç, on dört civarıydı ama o heyecanı dün gibi hatırlıyorum. İnternet, sınırları kaldıran ve her şeyi mümkün kılan mucizevi bir şeydi. Ancak, bugünkü internet çok farklı bir ortam.

İnternetin Katmanları: Görünmez Duvarlar

Gel zaman git zaman, akıllı telefonlar yaygınlaştı ve internetin hızı da artınca bulut tabanlı depolama sık kullanılan bir arşiv opsiyonu haline geldi. Ne de olsa, kağıt – usb gibi şeyler kaybolabilir, kendi bilgisayarımızın hafızasının başına bir şey gelebilirdi. Bulut tabanlı depolamayı kullanırken bunların nerede depolandığını çok da düşünmüyordum. Hayatımı kolaylaştırması ve sanki bu teknolojinin geçmişte de hep bizimleymişcesine hissettirmesi yetiyordu. Ancak, son birkaç yıldır karşılaştığım yazıların da etkisiyle internetin üzerindeki ekonomik ve hukuki regülasyonlara dair daha çok farkında olmaya başladım. Film & Dizi yayınlama platformlarında gördüğüm ‘bu içerik bölgenizde geçerli değildir’ ibaresi, internetin de sınırları olduğunu hatırlatan çok somut bir göstergeydi.

Bu deneyim benim için soyut bir gözlem değil. Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan biri olarak, 'geçerli ülkeler' listesine bakmak hepimiz için bir alışkanlık. Stripe gibi ödeme sistemleri, kimi platformlarda Kuzey Kıbrıs adresini yazamamak ve çok daha fazlası Kıbrıslı Türklerin gündelik hayatının bir parçası. Teknik olarak internet, ambargoları kaldıran ve geleneksel dünyaya göre daha fazla imkan sunan bir yer. Ancak, son yıllarda artırılan ekonomik ve hukuksal regülasyonlar Kıbrıslı Türklerin bir adım atarken iki kere düşünmesini gerektiriyor. Duvarları aşmanın yolları var elbette, ancak bu yollar denemekte ısrar edenler için açık.

Bugünün İnterneti: Büyük Bir Alışveriş Merkezi

İnternetin ilk yıllarındaki özgür dönemin aksine, artık yavaş yavaş ekonomik ve hukuki regülasyonlar artırılıyor. Sosyal medya, ilk çıktığı dönemde demokrasiye iyi gelen, küçük işletmelere yepyeni fırsatlar sağlayan, insanların kendini ifade edebildiği alternatif ve mucizevi bir yerdi. Bugün ise demokrasiye iyi gelmeyi bırakın, zarar veren kocaman bir alışveriş merkezine dönmüş durumda. Sosyal medya fenomenleri tamamen ticarileşirken, satış ve reklam stratejilerine yön veren algoritmalar, etkileşimi artırmaya yönelik içerikler ile zihinsel sağlığımız adeta esir alındı.

Artık, haberi de Instagramdan izliyoruz, alışverişi de, flörtü de instagramdan yapıyoruz.

Bilgisayarlarımız, internetsiz adeta bir hiç haline geldi, çünkü her şeyi internete bağladık. İnternet ile çoğumuzun yaptığı tek şey ise Instagram ve Facebook. İşin üzücü tarafı, Facebook, Instagram ve Whatsapp’ın hepsi Meta Şirketine ait. Dolayısıyla 2021 yılında ve daha sonra çeşitli zamanlarda kendini tekrar eden servis kesintileri, milyonları ne yapacağını bilemez halde bırakıyor (1). Bu çok ciddi bir kırılganlık. Monopoli altyapıların yanında, bulut depolama da aslında üzerine çok düşünmediğimiz ancak fazlasıyla kırılgan olan bir yöntem.

JUJU ve Telif Hakları: Algoritma’nın yanılsaması

Üstelik sorunlar bununla da bitmiyor. Artık, fotoğraflarımızı İnstagram’a koyuyoruz, yazılarımızı Facebook’a, müziklerimizi, Spotify’a, filmlerimizi Netflix’e emanet ediyoruz. Ancak, bunların hiçbiri bizim değil. Hepsi kiralık. Aboneliğe dayalı iş modeli belki de bu servisleri daha demokratikleştiriyor. Bir adet sinema filmi parasına tüm ay boyunca film izleyebilmek çok cazip bir teklif. Spotify için de aynısı geçerli. İlk bakışta her şey yolunda gözükse de, bu şirketlerin kullanım politikalarının değişmeyeceğinin bir garantisi yok.

Büyük teknoloji firmalarına bağımlı olmanın en somut problemini, geçtiğimiz haftalarda Kıbrıs Türk Medyası, bazı sosyal medya fenomenleri ve siyasetçiler yaşadı. Hindistan merkezli organize şikayetlerden sonra profilleri kapatılan Yenidüzen gazetesi, Haber Kıbrıs ve Serdinç Maypa, Mustafa Alkan, Ertuğrul Şenova, Hüseyin Ekmekçi, Kudret Özersay gibi kişiler bir süre profillerini kullanamadılar. Paylaştıkları çoğu şey, selam kelimesi bile kısa bir süre içerisinde kaldırıldı. Bu saldırıların ortak hedefi, Juju ile ilgili olan mahkeme haberlerini yok etmek olunca, saldırıların organize bir siyasi kötülük olduğundan kimsenin şüphesi kalmadı.

Facebook algoritmaları, Juju ile ilgili mahkeme haberlerinin telif hakları ile alakası olamaycağını saptayamadığı için kapatılan profillerin geri gelmesi haftaları buldu. Sadece Facebook üzerinden canlı yayın yapan gazeteler, yayınlarını Youtube’a kaydırdı. Websitesi ve hatta geleneksel broşür dağıtımı gibi yöntemler yeniden gündeme geldi.

Tüm bu teknolojik gelişmeler ve büyük teknoloji şirketlerine bağımlı olmak böylesine sorunları getiriyor olsa da halen umutlu olmamız gerekiyor. Çünkü, binlerce dolar ödenen uydu yayın ücretlerinin aksine web tabanlı alternatif bir yayın platformu oluşturmak, yapay zeka ile haber bülteni göndermek gibi araçlar uygun maliyetleri ile çok daha ulaşılabilir bir seviyededir.  Öyle görünüyor ki, Kıbrıs Türk Medyası ve Kıbrıslılar Facebook dışında bir merkezi kanal oluşturmak zorundadır. Bu saldırılar, bir dönemin sonuna işaret ediyor.

Liberal İnternetin Sonu mu?

Bilgiye erişmek için sürekli çevrimiçi olduğumuz, Yapay zekâ kullanmak için uzak sunuculara bağlandığımız kolay, konforlu ama kırılgan hayatlar yaşıyoruz. Bu dönemde, Harita için bir şirkete, notların için başka bir şirkete, belgelerin için bir başkasına güvenmen bekleniyor. Senin cihazın aslında cihazın olmayacak; daha çok başka yerlerde çalışan sistemlere açılan bir terminal gibi davranacak (2).

Liberal dünya’nın büyülü koşullarında, tüm bu denklemde bir sorun yokmuş gibi gözükebilir. Ancak, son zamanlarda çeşitli ülkelerin farklı sitelere erişimi kısıtladığı, geniş çaplı elektrik kesintileriyle sistemlerin çökebildiği, İran-ABD savaşı gibi büyük savaşlarda bombalanan veri merkezlerinden dolayı yapay zeka araçlarına erişimin kısıtlanabildiği zamanlardan geçiyoruz (3, 4). Hal böyle olunca, bu kolaylığı sorgulamak sadece haylaz idealist gençler için değil herkes için büyük önem arz ediyor.  Ancak umutsuz olmaya hiç gerek yok. Böylesine distopik zamanlar, yeni alternatif fenomenler de yaratıyor.

Geleneksele geri dönüş: Alternatifler Ne Olabilir?

Vibecoding, yani bir prompt aracılığıyla yapay zekaya kod yazdırma son dönemlerde çokça tartışılan bir kavram. Bu konuda şahsi favorim olan Claude, küçük araçlar üretmekte başarılı sonuçlar veriyor. Tüm bu deneyleri yaparken, internetin ve yazılımların çalışma yöntem ve usulleri üzerine yepyeni şeyler öğreniyorum. Örneğin; veri merkezlerinin, sunucuların harcadığı elektrikler ve internette yaptığımız her şeyin aslında bir yerde depolandığı, saklanması gerektiği gerçeğini daha derinden idrak ettim. Somut, elle tutulur olmayan bu saklama biçimi daha önce sanki bir sihir gibi geliyordu herhalde ki bunların bir yerde saklandığını düşünmemiştim.

Claude ile ürettiğim küçük araçlarda verilerimi nerede ve nasıl saklayacağımı planlarken, belgeleri printer aracılığıyla yazdırmanın aslında çevre düşmanı olduğu ezberini sorgularken buldum kendimi. Eğer, belgeleri çıktı alıp fiziki kopya olarak okumaktansa bilgisayarımızdan okursak, ağaçları ve çevreyi korumuş oluruz düşüncesi çok yaygın bir ezber. Ancak, çevrimiçi sistemlerin çalışması için gereken enerji miktarını hiç düşünmemiştim. Hangisinin daha efektif ve daha az enerji harcadığını söylemek, hem başka bir yazının konusu hem de daha detaylı bir araştırma istiyor. Ancak, Claude kullanmanın gündelik pratikleri az da olsa sorgulatmasını sevdim. Peki, alternatifimiz geleneksel basılı kağıda geri dönmek mi, yoksa farklı seçenekler de olabilir mi?

Ne yapabiliriz? Ya da gerçekten bir şey yapabilir miyiz?

Epstein dosyaları, JD Vance ve Trump’ın yaklaşımları, İsrail’in Gazze katliamından sonra bir zamanlar güldüğümüz tüm komplo teorilerinin gerçek olduğu bir dönemdeyiz. Üçüncü Dünya Savaşı ve insanlığın sonunun geldiğine dair karanlık senaryolara dair beklenti de artıyor. Dolayısıyla, internetin tamamen çökmesi, elektriğin olmaması halinde ne yapacağız? Buna dair bir çalışma olan çevrimdışı ansiklopedi ve bir dizi diğer özellikleri içeren Project N.O.M.A.D diye bir uygulamayla karşılaştım. İnternete ihtiyaç duymayan bu sistem içerisinde, tam Wikipedia arşivi, çevrimdışı haritalar, eğitim içerikleri, tıbbi referanslar ve yapay zeka destekli araçlar entegre şekilde yer alıyor (5).

Bulut tabanlı depolamanın getirdiği maliyet azaltma ve verimlilik popülaritesi, artık yerini veri güvenliğine dair kaygılara bırakmış durumda. Artık verilerimizi yerel bilgisayarlarda saklamak, şifrelerimizi kendimize ait bir dosyada kaydetmek ve büyük monopol teknoloji şirketlerinin alternatiflerini kullanmak, geliştirmek yaygın bir alışkanlık halini geliyor. Meselenin en önemli kısmı, salt drive’da duran dosyama erişemeyeceğim, Instagramıma erişemeyeceğim kaygısı değil, büyük şirketlerin bizim verilerimizle ne yaptığı ve dahil olduğu askeri antlaşmaların getirdiği endişelerdir.  

Bu fenomenin en önemli ürünlerinden bir tanesi de, iki Suriyeli mühendis tarafından geliştirilen Thaura adlı yapay zeka modeli.

Thaura, teknolojinin insanlığa hizmet etmesi gerektiği felsefesiyle, Büyük Teknoloji'nin sömürücü modellerine alternatif sunmayı amaçlamaktadır. Verinizi, sizi gözetlemek için kullanmaz, askeri antlaşmalara girmez. Filistin ile kesin bir dayanışma içerisinde olan Thaura, ücretsiz kullanımda günde en fazla 5 mesaj gönderme hakkı veriyor (6). Ayrıca, the wall adını verdikleri boykot listesi kontrol etme özelliği, en yakındaki protestoyu bulma ve protesto sırasında güvende olma gibi özellikleri de barındıran anti-kolonyalist, alternatif ve mahremiyete önem veren yaklaşımıyla da dikkat çekiyor.

Teknolojik gelişmeler, imkanları demokratikleştiriyor. Dolayısıyla kendi imkanlarımızı geliştirmek, eskisine göre artık çok daha mümkün. Yine de, birçok nedenle büyük sermayeli teknolojileri hayatımızdan bir çırpıda çıkarmak kolay olmayabilir. Ama bir yerden başlamak lazım. Yaklaşan genel seçimlerde size dijitalleşmemiz lazım gibi bir ezber ile gelen siyasetçiye, veri güvenliğine dair ne yapacaklarını, yapay zekaya dair ne planladıklarını sorarak bir başlangıç adımı atabiliriz. 

Final: Bazı şeyler bize özgü olmayabilir.

Sanki insanlık tarihinde ilk kez bu kadar kötü şey oluyormuşçasına yapılan yorumları anlamakta güçlük çekiyorum. ‘Pandemi, enflasyon, dünya savaşı, diktatörlük daha ne kaldı çekmediğimiz?’ gibi yorumlar sosyal medyada sık sık görülür. Ancak, bunlar ilk kez bizim başımıza gelmiyor. Hiç şüphesiz ki, hayat bir döngü. Kötüler ve iyiler her zaman var. Tarih, bu döngülerin anlatısı ile dolu. Sizi bilemem ama bu döngüyü içselleştirmeye gayret etmek bana daha iyi hissettiriyor. Bakın, bundan 100 sene önce, Stefan Zweig ne demiş:

Büyükbabam bir hayat yaşadı, babam bir hayat yaşadı. Bense en az üç tane yaşadım. İki büyük savaşı yaşadım, bir devrimi, paranın değer kaybını, sürgünü, açlığı. Fransız Devrimi ve Napoleon savaşları dönemi, Reform dönemi, bunların hiçbiri şimdikiler gibi değişti. Hiçbir devir, şimdilerde orta yaşlı olan bizlerin gördüğü, bizim gördüğümüz tarzdaki kadar çok değişim görmedi’ (7)

Kaynaklar

  1. https://en.wikipedia.org/wiki/2021_Facebook_outage
  2. https://serbestiyet.com/gunun-yazilari/ya-icindesindir-cevrimin-ya-da-disinda-yer-alacaksin-236629/#google_vignette
  3. https://blog.intelligencex.org/the-great-digital-blackout-what-if-the-internet-went-dark
  4. https://www.sde.org.tr/haber/dijital-altyapinin-cokusu-cloudflare-arizasiyla-dunya-genelinde-internet-kilitlendi-haberi-61547
  5. https://www.donanimhaber.com/dijital-kiyamet-sonrasina-hazirlik-project-n-o-m-a-d--203583
  6. https://thaura.ai/?share=4001193a-8057-4140-824f-5c3325ad6fd8
  7. Dünün Dünyası, Sayfa 10, Stefan Zweig.
Bu haber toplam 273 defa okunmuştur
Gaile 529. Sayısı

Gaile 529. Sayısı