
Oscar’a uzanan ilk Kıbrıslı Türk olmanın kapısında bir adalı genç: Ezgi Arifoğlu
Kıbrıslı Türk sinemacı Ezgi Arifoğlu, YENİDÜZEN'e konuştu; "Küçük yaştan itibaren yaratıcı alanlara ilgim vardır. Sinema farklı sanat dallarını birleştiren bir dal olduğu için ben film sektörünü seçtim" dedi.
Murat OBENLER
Sinemanın peşinden giderek Kıbrıs’tan dünyaya açılmayı başaran genç kuşağın temsilcisi Kıbrıslı sinemacı Ezgi Arifoğlu ile Lefkoşa’da başlayıp önce Hollanda ve şimdi de sinema sektörünün önemli ülkelerinden İngiltere’de devam eden kariyerini konuştuk. Alman yönetmen Franz Böhm’ün yönettiği ve kendisinin de 2.Yardımcı Yönetmen olarak yer aldığı mezuniyet projesi Rock Paper Scissors (Taş,Kahıt Makas) ile önce İngiltere’nin prestijli BAFTA Ödülleri’nde En İyi Kısa Film Ödülü’nü kazanarak ekip olarak büyük bir başarının üyesi olan Ezgi Arifoğlu bu başarıyı bu kez de En İyi Kısa Film Kategorisi’nde aday oldukları Oscar’da gösterme heyecanını yaşıyor. Dünyadan 207 film arasında 15 filmlik kısa listeye seçilen film 22 Ocak’taki son 5 film arasına kalırsa Ezgi de ekiple birlikte Los Angeles'taki Dolby Tiyatrosu'nun kırmızı halısında yürüyen ve belki de ödülü kazanan ilk Kıbrıslı Türk sinemacı olacak.
“Küçük yaştan itibaren yaratıcı alanlara ilgim vardır. Sinema farklı sanat dallarını birleştiren bir dal olduğu için ben film sektörünü seçtim”
Yurtdışında sinema kariyerine başladın ve orada devam ediyorsun. Nasıl bir aile ortamında büyüdün? Sinemayla tanışma hikayenle başlayalım isterim.
Ezgi Arifoğlu: Doğma büyüme Kıbrıslıyım. Küçük yaştan itibaren yaratıcı alanlara ilgim vardır. Resim ve heykel çalışmalarım vardır. Farklı sanatsal alanlara ilgim var ama ailemin de kültür-sanata ilgisini olması bu konularda olumlu bir yol açmıştır. Ben küçükken animasyon sinemayı çok severdim ve babamla (Dr.Kenan Arifoğlu) gidip yeni filmleri alıp izlerdik. A Levellerim matematik ve psikolojiydi. Sayısalım da iyiydi ama daha sosyal bir alanın kendime daha uygun olduğunu düşündüm ve medya seçtim. Yurtdışına çıkmak bizim gibi bir ülkede yaşayan birisi için dünyayla tanışmak anlamına da geldiği için Hollanda’da okumayı seçtim. Gidince okuduktan sonra orada işlemek ve yaşamak hedefim de vardı.

Sinema farklı dalları birleştirdiği için kendimi daha iyi ifade edebileceğimi düşündüm. Audio-visual bir ortamı olduğu için çok iyi bir hikaye yaratabiliyorsunuz. Film hem anlatmadır hem de göstermedir. Sinema farklı sanat dallarını birleştiren bir dal olduğu için ben film sektörünü seçtim.
İlk basamak olarak Hollanda’yla başlayalım mı?
Arifoğlu: Üniversiteyi Hollanda’nın Groningen şehrinde Groningen Üniversitesi’nde Medya İletişim ve Film okudum. Masterimi biraz daha ticari ve şirket yönüne ağırlık vererek Rotterdam Üniversitesi’nde Medya ve İşletme üzerine yaptım. Üniversiteye giderken aynı zamanda film kurslarına da yazıldım. Orada yeni arkadaşlar edindim ve arkadaşlarımla aktivite olarak kısa filmler yaptık. Ben zaten bu tür küçük çalışmaların çokluğunun kişinin tam olarak ne çekmek istediğine olumlu olarak yansıdığını ve daha yolun başında olan sinemacının netleşmesine büyük katkısı olduğunu düşünüyorum. Bende kesinlikle böyle oldu.

“Dünyanın en iyi film okullarından birisi olan İngiltere’deki National Film and Television School’a kabul aldığımda çok mutlu ve gururlu olduğumu hatırlıyorum”
Daha sonra sinemanın çok iyi olduğu bir ülke olan İngiltere’ye geçtin. Buradaki deneyim her açıdan Hollanda’dan daha farklı olmuştur. Buraya geçerken artık ne istediğinle ilgili kendinden emin olduğunu düşünüyorum. Bu deneyimi biraz konuşmak isterim.
Arifoğlu: İngiltere’de National Film and Television School’a kabul aldığımda çok mutlu ve gururlu olduğumu hatırlıyorum çünkü dünyanın en iyi film okullarından birisine kabul almak müthiş bir geleceğin de altyapısını inşa edebileceksiniz demektir. Orada Yardımcı Yönetmenlik okudum. Bu daha çok organizasyon, yöneticilik ve koordinasyon üzerine bir iştir. Okulun en büyük amacı çalışabildiğin kadar çok sete koymak ve seni mümkün olduğunca çok set tecrübesi olan bir öğrenci olarak mezun etmektir. Biz ilk gittiğimizde “Sudan çıkmış balık misali bizi suya attılar” diyorduk ama bu işte de başka türlü işi öğrenemezsiniz. O okulda film nasıl yapılmalıdır ve nasıl yapılmamalıdır? ı da öğrendim. Genel olarak İngiliz film endüstrisinin kurallarını öğrendik. Benim en büyük kendimi geliştirdiğim yer bu okul oldu.
“Benim okuduğum alan asistan yönetmen diye geçer. Yönetmenin istediği vizyonu ortaya çıkarmak adına tüm seti yönetirsiniz”
Bu deneyimi biraz daha detaylı konuşmalıyız sanki de. Okulun ne gibi imkanlarını size sundular?
Arifoğlu: Benim okuduğum yönetsel/idari bir bölüm olduğu için yaratıcılıktan çok “bir set nasıl yönetilir?” meselesidir. Ben işin insanlar nasıl yönetilir? noktasındayım ve asistan yönetmen diye geçer. Yönetmenin istediği vizyonu ortaya çıkarmak adına tüm seti yönetirsiniz. Örneğin bir filmde 50 kişilik bir ekip varsa yönetmenle konuşarak(asistanlar olarak) onun istediği şeyleri tüm ekibe aktarırsınız ve büyük bir iletişim ağı kurarsınız ve her adımda onu yönetirsiniz. Okuldayken 3 farklı film çektik. İlk filmi okuldaki arkadaşlarla görev bölümü(imece usulü) yaparak yakın bölgelerde düşük bütçeyle çektik. İkinci film okuldan biraz daha uzakta ve biraz daha büyük bütçeliydi. Londra’da çektik. Üçüncü filmde ise Galler’e gidip orada çekimler yaptık. Grad-film (mezuniyet filmi) olarak adlandırılan bu 3. filmde artık gerçekten iyi bütçelerle tamamen yurtdışı tecrübesi yaşayarak bir film üretiyorsunuz. Oscar’a aday olan filmimiz de Taş,Kahıt Makas adlı bu filmdir. Adım adım ilerleyerek küçükten başlayarak büyüdük ve mezuniyet filmi ile de mezun olduk.

“Öğrencilik dönemimde okulun online sosyal medya pazarlamasını yapıyordum. Öğrenciyken aynı zamanda da serbest çalışandım.”
Sen okurken de piyasada, endüstride(TV,sinema,tiyatro vs.) işleyen birisi miydin yoksa hep okul filmleriyle geçti bu süreç?
Arifoğlu: Ben öğrencilik dönemimde okulun online sosyal medya pazarlamasını yapıyordum. Tanıtım, pazarlama işlerinde postlar yaparak müzik okullarına, korolara vs. yerlere gönderirdik. Yani öğrenciyken aynı zamanda da serbest çalışandım. NFTS’de film sektörüne girmek isteyen gençleri teşvik etmek için bir program vardı. Onlara da postlar yaptım.
“Film çatışma konusunu işlediği için Kıbrıslı birisi olarak benzerlikler de taşıması adına bana yakın geldi ve bu filmde çalışmak istedim”
British Academy of Film and Television Arts (BAFTA) Ödülleri’nde büyük bir başarıya imza atarak Oscar’a da göz kırpan Rock Paper Scissors adlı kısa filminize geçelim o zaman.
Arifoğlu: Rock Paper Scissors (Taş,Kahıt Makas) ekibinde 2. Yardımcı yönetmen olarak yer aldım. Bu film çatışma konusunu işlediği için Kıbrıslı birisi olarak benzerlikler de taşıması adına bana yakın geldi ve bu filmde çalışmak istedim. Savaş, askeri-sivil konuların kesişmesi ve savaşın yarattığı travmalar tam da benim istediğim proje oldu. Zaten Alman yönetmen Franz Böhm ile de daha önceki filmlerde deneyimim de olmuştu.
“Yönetmen Böhm ile ortak bölünmüş başkent tecrübemiz var. Hikayelerimiz paralellik gösteriyor”
Baktığımızda Almanya’nın da böylesi savaş, acılar, bölünme, göçler gibi hikayeleri var ve yönetmenin ülke geçmişi ile senin ülke geçmişin birbiriyle de bazı açılardan benzerlikle gösteriyor. Senin büyüdüğün yer olan Lefkoşa ile onun büyüdüğü yer olan Berlin’in hikayesi gibi.
Arifoğlu: Evet. Onda da böylesi bir geri plan var. Ortak bölünmüş başkent tecrübemiz var. Evet kesinlikle hikayeler paralellik gösteriyor. Ben medya tez çalışması olarak Kıbrıs’tan Derviş Zaim ve Panicos Chrysanthou'nun birlikte yönettiği “Paralel Yolculuklar” filmini analiz etmiştim. Sonra da benim Franz Böhm ile paralel yolculuklarımızın birleştirdiği ekiple 2023’te filmimizi çektik. Tamamen öğrenci ekibi filmiydi. Öğrenci filmi olarak zorlu ama sağlam bir film oldu. Yapım-öncesi çok yoğun geçti. Ben Ukraynalı oyunculardan ve yardımcı oyunculardan sorumluydum. Mayısta başlayarak Ağustos’ta da motor dedik. Watford, Londra ve Galler’de toplam 7-10 günlük çekimlerimiz oldu. Ekip yağmurlara rağmen çok sağlam çalıştı, tüm varlığıyla filme katkı koydu ve sonuçtu çok özel bir film ortaya çıktı. Bizim de dahil olduğumuz süreci 4-5 aylık sürede hallettik. Toplamda da film 1-1,5 yılda tamamlandı.

“Filmimiz BAFTA En İyi Kısa Film Ödülü’nü aldı.Film ekibiyle bu büyük gururu yaşadım”
Ve BAFTA süreci de oldu. Bir öğrencinin filmi ile BAFTA’ya katılması ve filmin ödüle layık görülmesi çok önemli bir başarı. Senin için ne anlam ifade ediyor?
Arifoğlu: Filmimiz BAFTA’ya kısa film kategorisinde girdi ve BAFTA En İyi Kısa Film Ödülü’nü aldı. Rock Paper Scissors ekibiyle bu büyük gururu yaşadım. 21 dakika 56 saniyelik kısa filmimiz gerçekte de yaşamış (ancak şu anda hayatta değil) İvan adlı bir gencin hayat hikayesini anlatırken aynı zamanda Ukraynadaki savaşı arka planda anlatan kısa bir filmdir. Alman yönetmen Franz Böhm’ün yazıp yönettiği, Hayder Rothschild Hoozeer’in yapımcılığını üstlendiği ve National Film and Television School’un desteğiyle çektiğimiz okul mezuniyet filminin öğrenci filmi olduğu çoğunlukla insanlara inanılmaz geldi.
“Filmimiz 207 film arasından Kısa Film Dalında Oscar için 15 filmlik kısa listeye kaldı.22 Ocak’ta ilk 5 açıklanacak”
Mart ayında dağıtılacak OSCAR ödüllerinde de aday olarak sizin filmin de adı geçiyor. Sizleri 98. Akademi Ödülleri’nde Los Angeles'taki Dolby Tiyatrosu'nun kırmızı halısında ve salonda göreceğiz. Belki de sahnede ödül de alırken göreceğiz. Bu senin için inanılmaz bir süreç değil mi?
Arifoğlu: Şu anda İngiltere’den katılarak 207 başvuru arasından 15 filmlik kısa listeye kalan Kısa film Dalında Oscar adayıdır (Best Live Action Short Film Category). 22 Ocak’ta da 5 filmlik son liste açıklanacak. Arzu edenler filmin fragmanına şu adresten ulaşabilir: https://screeningroom.nfts.co.uk/detail/video/6346488589112/rock-paper-scissors---trailer
“Bir gün kendi filmimi yapacaksam Tarkovski gibi yapabilmeyi çok isterim”
Tabi ki sinemanın özellikle güçlü olduğu ülkelerde o ülkenin ekolü hem okullara hem de sektöre hakim olur ama her sinemacının gönlünde de bir aslan yatır. Bir ülke sineması olabilir, bir sinema akımı olabilir veya bir sinemacı olabilir. Senin sinemasını sevdiğin yönetmenler var mıdır?
Arifoğlu: Ben Rus yönetmen Andrey Tarkovski’yi çok severim. Ayna filmini çok severim. Savaş sonrası deneyimler bir çocuk(ve aile) üzerindeki etkilerini anlattığı bu filme hayranım. Kişisel olarak savaşı deneyimlemedim ama savaşı yaşamış, büyük kayıplar yaşanmış, kendi ailem de dahil toplumsal göçlerin yaşandığı Kıbrıs adasından gelen bir kişi olarak bu tür post-travmatik hikayeleri kendime yakın buluyorum. Tarkovski’nin şiirsel sinema diye geçen ve kesinlikle dikkatli izlenmesi gereken filmlerini çok beğeniyorum. Bir gün kendi filmimi yapacaksam Tarkovski gibi yapabilmeyi çok isterim. Melankoli adlı filmi de çok seviyorum. Çatışma ve savaşın sonuçlarını kişisel ve şiirsel olarak çok iyi anlatıyor. Yunanlı Yorgos Lanthimos’u da çok severim. Biraz şiirsel, biraz kadınsı ama çok iyi filmleri var. Dünya sinemasının Yunanlı bir diğer şiirsel sinema ustası Theo Angelopulos’un da hayranıyım. Bu büyük sinema mirasından ilham alarak kendi sinemanı yaratmaktır zaten bütün mesele.

“Panicos Chrysanthou'nun çok önemli projeleri vardır ve Kıbrıs sinemasına çok şeyler kattığını düşünüyorum”
Birer yönetmen de Türkiye ile Kıbrıs’tan saymanı istesem…
Arifoğlu: Türkiye’den Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerini severim. Paralel Yolculuklar’ın yönetmenleri Derviş Zaim ve Panicos Chrysanthou'yu söyleyebilirim. Panicos Chrysanthou'nun çok önemli projeleri vardır ve Kıbrıs sinemasına çok şeyler kattığını düşünüyorum.
İster istemez veya gayri ihtiyari her yönetmenin kafasından bazı önemli yönetmenlerin çekim sahneleri geçiyordur. Sen de denk gelmişsindir mutlaka.
Arifoğlu: Evet geçtiğimiz günlerde Alien Covenant filmindeki bir sahne bir resmin tıpatıp aynısıdır. Bunu görmek beni çok mutlu eder çünkü o sahne o yönetmenin farklı sanatçılarından ilham aldığının bir yansımasıdır ve bu da ilk başta söylediğim farklı disiplinleri buluşturması adına sinemayı bambaşka bir yere oturtuyor. Bu tür ilhamların ve etkileşimlerin yaratıcılığı çok beslediğini de düşünenlerdenim.
“İlk büyük set deneyimim yönetmen Ömer Evre’nin filminde Kıbrıs'ta oldu”
Kuzey Kıbrıs’taki sinema deneyimini de sinemaseverlerle paylaşalım isterim. Ne zamana denk geliyor o çalışmalar?
Arifoğlu: Kuzey Kıbrıs’ta yönetmen Ömer Evre’nin iki filminde (Savaşın İki Yüzü ve Zehir) 2.Yardımcı Yönetmen olarak görev aldım. Konusu yine beni çok etkilemişti. İlk büyük set deneyimim Kıbrısta oldu. Ömer Evre’ye de bu vesileyle bir kez daha teşekkür ederim.
“Kıbrıs’ta insanlar kendi imkanları ile film çekmeye çalışıyor. Sektör olmayınca işler çok zorlaşıyor. Kıbrıs’ta güney ile kuzey arasındaki sanatsal ilişkiler daha iş birliğine dayalı olarak yapılmalıdır.”
Yeni kuşak bir sinemacısın ve hem Kuzey Kıbrıs’ta hem İngiltere’de film yapım deneyimleri yaşadın. Sinemada deneyim zaten çok önemli bir faktördür. Bu çok az Kıbrıslı Türk gencin başarabildiği bir tecrübedir. Nedir her ikisini de görmüş birisi olarak değerlendirmelerin?
Arifoğlu: Kuzey Kıbrıs’ta 2-3, İngiltere’de ise daha fazla filmde çalıştım. Mesela “Jester” filmi vardı. Kıbrıs’ta insanlar kendi imkanları ile film çekmeye çalışıyor. Sinema yoğun emek isteyen bir iş ama Kıbrısta katlanan bir şekilde emek gerektiriyor. Sinema sektörünün olmadığı ülkelerde film çekmek (bütçe, ekip ve emek açısından) çok zor. İlk çalıştığım seti düşündüğümde Kuzey Kıbrıs’taki benim çalıştığım setler iyiydi diyebilirim. Kuzey Kıbrıs’ta zaten sayılı büyük set filmi çekilir ve benim için ilk deneyim olarak iyi geçti. Ben geçmişe göre daha ileride görüyorum ama sektör olmayınca işler çok zorlaşıyor. Kıbrıs’ta güney ile kuzey arasındaki sanatsal ilişkiler daha iş birliğine dayalı olarak yapılmalıdır. Tek taraflı hikayeler değil de çoklu anlatımlar olması daha mantıklıdır. İngiltere’de büyük imkanların olduğu gerçeğinden hareketle çok daha yüksek teknoloji ekipman ile, ekonomik olarak fonlarla, altyapı-üstyapı imkanları iyi olan filmler çekilebiliyor.
İngiltere’de tanıdığın, iş birliği yaptığın Kıbrıslı sinemacılar var mıdır?
Arifoğlu: Benim bir üst sınıfımdan olan ve çektiği filmle BAFTA kazanan İngiltere doğumlu bir Kıbrıslı Türk genç kız vardı. Onla gurur duymuştum. Bir Kıbrıslı Rum sinemacı kız ile tanışmıştım. Daha çok yabancılar ile iletişim içindeyim ve iyi bir çevrem olduğunu söyleyebilirim. Bir de Fatoş adlı görüntü yönetmeni bir Kıbrıslı kız var.
Partnerin ile de sektörel iş birliklerin var mıdır?
Arifoğlu: Tabi kendisi de film sektöründe çalışıyor ve aynı işi yapıyoruz.

“Bir gün yönetmenlik yapabilmeyi çok isterim. Kıbrıs hikayeleri anlatmayı çok isterim”
Senaryo yani hikaye film sürecinin en önemli halkalarından birisidir. İyi, güçlü ve farklı bir hikaye ile yönetmenin yetenekleri birleştiğinde o film “kefeni yırtar” ve diğerlerinden bir adım öne çıkar. Senin var mıdır hikaye yazma düşüncen?
Arifoğlu: Film endüstrisinde herkes yönetmen olmak ister. Tabi herkesin hayali yönetmen olmaktır ama karar veren kişi olmak büyük de sorumluluk gerektirir. Yapımcıların gücünü de teslim ederek bunu söylüyorum. Bir gün onu yapabilmeyi çok isterim. Açıkçası ben Kıbrıs hikayeleri anlatmak isterim. Kıbrıs insanının deneyimlerini, yaşanmışlıkları zengin kültürel mirasla, çeşitli medeniyetler tarihiyle harmanlayarak anlatmayı isterim.
“Londra’da Pinewood Stüdyoları’nda çalışıyorum. Biraz daha yapıma doğru kaydım. O alanda devam etmek isterim”
Son olarak yeni projelerini ve hedeflerini sorarak sohbetimizi sonlandıralım.
Arifoğlu: Şu anda Londra’da Pinewood Stüdyoları’nda çalışıyorum. Büyük film setlerinde maneger(yönetici) olarak çalışıyorum ama gizlilik anlaşması gereği isim paylaşamıyorum. Stüdyo Yapım Asistanı olarak çalıştığım projeler var. Biraz daha yapıma (filme destek) doğru kaydım. O alanda devam etmek isterim. Netflix, Amazon,Marvel, Lucasfilm gibi dev şirketler bizim stüdyolarda filmler çekerler. Bir gün de kendi filmimi çekmeyi,kendi hikayelerimi anlatmayı da isterim.

















