
SAHNEDE VAR OLAN GRUP: REVA
Bazı hikâyeler bir anda başlamaz; yıllar içinde farklı yolların kesişmesiyle şekillenir. Reva’nın yolculuğu da tam olarak böyle başladı.
Simge ÇERKEZOĞLU
Çocuk yaşta enstrümanla tanışan, farklı arayışlardan geçen dört müzisyen zamanla ortak bir ses etrafında buluştu. Grubun ismi değişti, tarzları dönüştü; ancak sahneyle kurdukları bağ hiç eksilmedi, aksine güçlendi. Onlar için müzik, asıl anlamını ışıkların altında, kalabalığın enerjisiyle buldu. Alternatif pop ve elektronik dokularla kendi müzikal kimliğini inşa eden Reva, bugün hem adada hem de ada dışında daha geniş bir dinleyiciye ulaşma hedefiyle üretmeye devam ediyor; sahnede var olarak yolunu büyütüyor.
HÜSEYİN KASAP
Hüseyin Kasap için müzik bir tercih değil, erken yaşta alınan bir karardı. Beş yaşında eline gitarı alıyor, uzun yıllar eğitimle kendini geliştiriyor. Üniversitede müzik öğretmenliği eğitimi almış olsa da sınıfta olmak yerine, sahnede olmayı seçiyor. Reva grubu üyeleriyle yollarının kesişmesi ise onun yolculuğunu tamamen performansa çeviriyor.
“Beş yaşında gitar çalarak başladım. Uzun yıllar ders aldım. Daha sonra solistliğe yöneldim. Üniversitede müzik öğretmenliği eğitimi aldım ama öğretmenlik yapmadım; sadece bireysel vokal dersleri verdim. Küçük yaşlarda birçok sosyal branşı denedim ama sonunda müzikte karar kıldım. Her zaman daha iyisini yapmaya çalıştım.”

“Ortak bir paydada buluşmayı başardık”
Reva’nın müzik yolculuğu düşündüğümüz kadar yeni değil; temelleri lise yıllarına uzanıyor. Yıllar içinde benzer müzikal heyecanlar paylaşan ekip şekilleniyor. 2016 itibarıyla Hüseyin Kasap’ı da aralarına alarak, önce “90 Artı Beş” ismiyle sahneye çıkıyorlar. Ardından isim değişiyor, müziğin kimliği netleşiyor ve böylece Reva ortaya çıkıyor.
“Aslında lise yıllarından beri birlikte çalan bir ekipti Reva. 2016 yılından itibaren ben de onlara katıldım. İlk başta ‘90 Artı Beş’ ismiyle sahneye çıktık, daha sonra Reva ismini aldık. Tarzımız zaman içinde değişkenlik gösterdi ama daha çok alternatif pop diyebilirim. İçinde alternatif ve elektronik seslerin de yer aldığı bir yapımız var. Bu sabit bir form değil; esnek bir yapımız var. Bize iyi geleni, kulağımıza güzel geleni dinleyicilerimizle paylaşmak istiyoruz. Bir müzisyen için tarzını bulmak, onu sürdürmekten daha zor. Günün sonunda dört farklı müzisyen olarak birlikte üretiyoruz. Ortak bir paydada buluşup bir tarza ulaşmak kolay değil ama biz bunu başardık.”

“Reva sahnesiyle var olan bir grup”
Onlar için müzik yalnızca stüdyoda üretilen bir şey değil; asıl anlamını sahnede, dinleyiciyle kurulan o görünmez bağda buluyor. Birlikte üretmenin ritmi, kalabalığın enerjisiyle büyüyor.
“Enerjimiz, ekip olarak birlikteliğimizin büyüdüğü, yükseldiği; müziğin bizim için çok daha güzel aktığı anlar sahnede olduğumuz zamanlarda oluyor. Hepimiz sahnede başladık, sahnede var olduk. Sahnenin yeri bizim için her zaman ayrı olacak.”
YAŞAR KIZILTAN
Reva’nın hikâyesi aslında biraz “eksik parçaların birbirini bulması” gibi başlıyor. Bir tarafta düzenli bir solisti olmayan genç bir ekip, diğer tarafta sahneye çıkmak için doğru müzikal birlikteliği arayan bir vokal… Yollar bir müzik yarışmasında kesişiyor ve o karşılaşma, yıllar sürecek bir ortaklığın ilk adımına dönüşüyor. İsim arayışı ise grubun kimliğini belirleyen önemli bir eşiğe dönüşüyor.
“Reva yerinde, uygun anlamında”
“Yeni bir isim arayışına girdiğimiz günlerde babam ‘Revan’ fikrini ortaya attı. Oradan isim Reva’ya dönüştü. ‘Yerinde, uygun’ anlamını da kendimize yakıştırdık. Kısa, akılda kalan ve kulağa güzel gelen bir isimdi.”
Müzikal olarak ise kalıpların dışına çıkıyorlar. Onlar için “alternatif” bir türden çok, bir tavrı ifade ediyor.
“Alternatif sesler dediğimiz şey, bağımsız sanatçıların alışılagelmiş kalıpların dışına çıkarak tamamen kendi sevdikleri ve istedikleri tarzda üretim yapmalarıyla gelişen bir müzik anlayışı. Biz de standartların içinde kalmaktan çok, sevdiğimiz müziği sevdiğimiz şekilde yapıyoruz. Bir şarkı hangi sese ihtiyaç duyuyorsa ona göre şekillendiriyoruz. Ben daha çok besteye odaklanıyorum. Söz yazmaya açıkçası o kadar zihin yormuyorum.”
BATU KARABİBEROĞLU
Reva’nın ritmine hayat veren isimlerden biri de grubun bateristi Batu Karabiberoğlu. Onun müzikle ilişkisi biraz tesadüfle, biraz da kaderin küçük bir yön değiştirmesiyle başlıyor.
“Abim müziğe ilgiliydi, ona bir bateri alınmıştı. Bir süre o çaldı, ben sadece izledim. Daha sonra yurt dışına eğitime gidince bateri bana kaldı. Denemeye karar verdim ve kendi kendime öğrenmeye başladım. Zamanla daha çok ilgilenmeye başladım. Bir grup kurduk; Ahmet, Yaşar ve ben bir araya geldik. Önce kendi aramızda çalıyorduk, daha sonra öğretmenlerimizin desteğiyle kendimizi geliştirdik.”

“Sanatımızı görsel olarak da güçlendirmeye çalışıyoruz”
Reva için müzik yalnızca duyulan değil, görülen bir deneyim aynı zamanda. Ürettikleri her parçanın bir görsel dünyası olması gerektiğine inanıyorlar.
“Sanatımızı yalnızca işitsel değil, görsel olarak da güçlendirmeye çalışıyoruz. Bu nedenle klip çekmeyi tercih ediyoruz. Klipler sayesinde sadece radyolara değil, farklı mecralara ve televizyona da ulaşma şansı yakalıyoruz. Tüm kliplerimizi Quarts ile çektik. Kıbrıslı bir ekiple çalıştık ve bütün çekimleri adada gerçekleştirdik.”
Grup adalı olma kimliğini koruyarak, daha geniş bir alana açılmak istiyor. Parçaları Türkiye’de müzik kanallarında ve radyolarda yayınlanıyor. Orada bir menajer ve birlikte çalıştıkları bir müzik şirketi de bulunuyor.
“Zaman içinde Türkiye’de de sahne alma hedefimiz var. Daha fazla dinleyiciye ulaşmak ve Kıbrıs’ı da tanıtmak istiyoruz. Uzun yıllardır bunun için çalışıyoruz. Bizden önceki nesillerin açtığı yol sayesinde biz de kendi yolumuzu bulduk.”
AHMET BALLI
Reva’nın ses dengesini tamamlayan isim ise grubun bas gitaristi. Onun için müzik erken yaşta başlayan ama zamanla yön değiştiren bir yolculuk.
“Çocuk yaşta gitar çalmaya başladım. Daha sonra bas gitara yöneldim. Uzun yıllardır birlikte çalışıyoruz. Elbette bir grupta çalmanın hem avantajları hem de dezavantajları var. Ama biz dezavantajları bertaraf edebiliyoruz. Hepimizin ortak bir hedefi var.”
Birlikte üretmenin getirdiği zenginlik, Reva’nın en büyük gücü gibi görünüyor.
“Grup olmak bizi zenginleştiriyor. Dört kişiyiz, dört farklı fikir var. Dört farklı müzik bilgisi var. En iyi sonuca ulaşmamızı da bu sağlıyor. Reva’nın müziğinde hissedilen o katmanlı yapı, belki de tam olarak buradan geliyor: farklı seslerin aynı hedef için uyum içinde buluşmasından.
Reva’da üretim kolektif bir süreç. Fikirler tek bir kişiden çıksa da şarkılar masada büyüyor, prova odasında şekilleniyor.
“Sözleri genelde ben yazıyorum ama elbette fikir alışverişinde bulunuyoruz. Geçen yıl Bıraktım İşte ile çıkış yaptık. Ardından Bin Kere Ölmüşüm ve Nasıl Olsa geldi. Bıraktım İşte için henüz klip çekmedik ama planlarımız arasında var. Diğer iki parçaya ise klip çektik çünkü bu iki şarkının da yer aldığı kısa bir albüm yaptık. Otuz dakikayı aşmayan, kompakt bir çalışma oldu. Söz yazmak da ciddi bir emek istiyor. Oturup ilham gelmesini bekleyemezsiniz. Önce iskeleti çıkarıyorum, ardından birlikte çalışarak şarkıyı geliştiriyoruz. Altyapıları genelde Yaşar hazırlıyor. Bazen Yaşar bir beste yapıyor, biz onun üzerine söz yazıyoruz. Hüseyin’in ve Batu’nun yazdığı sözler de var.”



















