1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. “Nüfusumuzu bile bilmeyik!”: Kuzey Kıbrıs’ta İstatistiki Veri
“Nüfusumuzu bile bilmeyik!”: Kuzey Kıbrıs’ta İstatistiki Veri

“Nüfusumuzu bile bilmeyik!”: Kuzey Kıbrıs’ta İstatistiki Veri

Tek bir merkezde toplanan veriler, aksamasına rağmen, istatistik yıllığı olarak çıkmaya devam etmektedir.

A+A-

 

Senalp Canlıbel
senalpcanli@gmail.com

 

“Uluslararası dergilere yayımlamak amacıyla gönderdiğim çalışmamın reddedilmesinin bir sebebi KKTC verilerini kullanmak oldu.” (1)

Kıbrıs’ın kuzeyinde sıklıkla gündem olan bir konu bir şeyler bilmemektir. Nüfusu bilmemek, “kimin neyi var” bilmemek gibi. Bunların ardından da “bilinenlere” şüphe vardır. Enflasyon belirlemelerine karşı şüphe, ekonomik büyüme hesaplamalarına karşı şüphe, hatta genel anlamda “veriye” karşı şüphe yaygındır.

Genel ve özel her türlü ekonomik (ve sosyal) koşullar ve değişimleri incelemenin ve tartışmanın, mesela kamuoyu nezdinde ve özellikle Gaile’nin de örnek teşkil ettiği yayın kollarında ele alınmasında, en önemli temel veridir. Bu veriler gündelik hayatta bireysel gözlemler ve edinilmiş anekdotlar ve tartışma veya okuma esnasında mevcut bilgilerle bütünleşmesinde birikebilir. Ancak bunlar derin ama sınırlı veriler olduğundan, kapsayıcı ve karşılaştırması kolay istatistiki veri üretilir. Bu bağlamda, bireysel gözlemden öte Kıbrıs’ın kuzeyinde kör edici bir istatistiksel sis bulunmaktadır. En azından, bu metafora karşı çıkacak eller az sayıdadır.

Durum böyleyken devlet eliyle resmî veri üretilmeye devam edilmektedir. Tek bir merkezde toplanan veriler, aksamasına rağmen, istatistik yıllığı olarak çıkmaya devam etmektedir. Bu veriler yine devletin planlama kurumu başta olmak üzere çeşitli düşünce grupları (think-tank) ve araştırmacılar tarafından örneğin ekonomik modellemelerde kullanılmak üzere tüketilmektedir. Yani genelgeçer güvenilmeyen veriler, alternatifsiz bir şekilde, hem de yasal zorunlulukla, bilgi üretmek pahasına talep görmeye devam etmektedir. Bu durumda ya elimizde felaket derecede temeli belirsiz veya yanlış yönlendirici raporlar ve planlama vardır ya da verilere karşı şüpheciliğin asılsız olan bir derecesi vardır.

Burada asıl çarpık olan bu tartışmanın döndüğü çerçeve olduğunu öne süreceğim. Zira şikâyetçi tarafta devlete güvenmemek (2) (ve bunu siyasi bir tavır olarak yorumlamak) ile devlet kurumunun çalışmasına güvenmemek karıştırılırken, verileri üreten taraf ise şeffaf olmamanın yarattığı savunamamazlık sayesinde bu karışıklığı besleyip ve tekerrür etmesine davet çıkarmaktadır. Bu noktada yakın zamana kadar istatistiki verilerin üretiminden her açıdan sorumlu olan Devlet Planlama Örgütünün yasal çerçevesini ve bu çerçevenin oluşumunu incelemekte fayda vardır.

“Dört dairelik bir teşkilât kuruyoruz ve ben korkarım ki …, birtakım uzmanların istilâsına uğramayalım.” (3)

Devlet Planlama Örgütü 1976’da, yani KTFD döneminde, temeli atılmış bir kurumdur. O dönemin koşullarını derinden incelemek burada mümkün olmasa da, DPÖ ile ilgili yasanın tartışıldığı meclis zabıtları milletvekillerince takınan hassasiyetleri açıkça gösterir. Öncelikle DPÖ’nün kurulma sebebi KTFD anayasasının 101. maddesinin bunu zorunlu kılması (4) olduğunundan bahsedelim. Ancak anayasa, planlama yapacak örgütten bahsederken, elbette altının doldurulmasını meclise bırakmıştır. Bu açıdan konumuz ile alakalı olarak meclis zabıtlarındaki iki unsur göze çarpmaktadır: Bu örgütün sahip olacağı “güç” ve istatistik verilerin toplanacağı kurum.

Yukarıdaki alıntıda anlaşıldığı gibi Raif Denktaş erkenden söz alıp bu örgütün “devlet üstü” bir örgüte dönüşmesinden ve seçimle (ve farklı vaat ve ideoloji ile) gelmiş hükûmetlerin mahkûm olacağı bir politika yürütme gücüne erişmelerinden gayet tedirgin olduğunu belirtmiştir. Buna ek olarak gelişen diğer argümanlar ise bu kuruma uzmanların nereden geleceği ile ilgili üstü kapalı bir tartışma ve Planlama Yüksek Kurulunda bulunacak uzman ve bakan sayılarının dengesi olmuştur. Bunlar zabıt kaydının ciddi bir bölümünü kapsamaktadır. Açıkça meclisteki muhalefet Türkiye’den gelecek uzmanların hükûmet üstü bir yapı oluşturmasından korkmuşken, hükûmet ise bunun mümkün olmadığına yönelik emniyetler aldıklarını anlatmaktadır. Bu tartışmaların ortak bulduğu nokta ise şu ısrar olmuştur: DPÖ sadece ve sadece Bakanlar Kurulu’na öneri sunmakta yetkilidir ve bu önerilerde ısrar edememektedir. Bir başka şekilde yorumlamak gerekirse, DPÖ olabildiğince siyasi güçten arındırılmış, tek muhatap olarak da Bakanlar Kurulu’nu alabileceği belirtilmiştir.

Zabıtlarda kayda değer şekilde görüşülmeyen mesele ise istatistiki bilgilerdir. Tahmin edileceği üzere -zabıtlarda da açıkça bahsedilir- bu yasanın temeli Türkiye’deki Devlet Planlama Teşkilatıydı (5). Ancak Türkiye’de Devlet Planlama Teşkilatı istatistiki verileri üretmeyle yükümlü değildi. Bu görev Devlet İstatistik Enstitüsüne (6) aitti. DPÖ’nün istatistik dairesini de barındırması kararı aslında uzun dönemli kurumsal etki yaratacak bir kararken, zabıtlarda bunun neredeyse konuşulmaması dikkate şayandır. Bu konuda özetle dönemin başbakanı Nejat Konuk şunları söyler: “Ancak, bünyemize uygun bir şekle getirilen yeni bir unsur vardır. O unsur da taslakta istatistiki bilgilerin ayrı bir örgüt tarafından yapılması değil, doğrudan doğruya Plânlama Teşkilâtı tarafından yapılmasıdır. Bizce bu, uygun bir düşünüş tarzıdır. Çünkü küçücük bir toplumda çok değişik ve birbirini inzimam edecek örgütleri bir çatı altında toplamanın daha yararlı ve daha iyi sonuçlar sağlayacağı görüşündeyiz ve Komite de bu görüşte olduğu için biz de Hükümet olarak bu görüşe katılmaktayız.” (7)

İstatistiki veri kadar önemli bir konuyu kurumsal bir yapıda hazırlanması yerine güçsüzleştirilmeye gayret edilmiş bir kurumda daire şeklinde tasarlamanın yarattığı koşullar nelerdir? Üç ayakta özetleyelim. Öncelikle DPÖ müsteşarının üçlü kararname ile atandığını, yani siyasi bir atama olduğunu akılda tutmak gerekir. İlkin bütçesel açıdan etkiler: Maddi bütçenin dairelere bölünmesinin müsteşar kontrolünde olması ve beklentinin veri değil plan olması veri kalitesini yüksek tutmak için yeterli motivasyon sağlamamaktadır. Aksine, daha “ideolojik” kıstaslardan geçerek verilerin plan ve programlara uydurulması gibi çıkar çatışmasına yol açması normaldir. Buna bağlı olarak verilerin planlama odaklı gelişmeye kısıtlamak ve veri toplamada özerklik yaratılmasını engellemek derin etki yaratacak ögelerdir. Son ve en önemli dezavantaj olan, veri toplayan birimin halkla ilişkisi tamamen gündem dışı kalmış ve sadece özelde başbakan ve genelde Bakanlar Kurulu’nun hizmetine çalışacağı algısı hâkim olmuştur. Böylece veri kullanıcı dostu olacak şekilde değil, devlet sırrına yakışır bir yaklaşımla toplanır ve bu verilerin güvenilirliğinin sorgulanmasına uygun kanal sağlanmaz. Buna merhem olabilecek düzenli bir kullanıcı anketi ile memnuniyeti ölçmek ise, en azından açık ve şeffaf bir biçimde, gözlemleyebildiğimiz bir aktivite hiç olmamıştır.

Kurumların yasal dayanağını incelemekteki fayda aslında ilk bakışta bariz olmayabilir. Yasal yapı ile yönetim pratiğinde elbette ayrılıklar yaşadığını söylemek fazla ikna gerektirmez. Yönetimsel pratik yasal yapıdan saptıkça, yasal yapıyı bu pratiğe göre değiştirmek ve güncellemek için zemin yaratılır. Yasal yapı değiştikçe, zamanla oluşacak yeni yönetimsel gereklilikler yine bir ayrıma yol açacaktır. Ancak yasal düzenleme yönetimsel pratikten daha yavaş değişir, bu yüzden burada yapılan analizin bir sonuca varmaktan öte oluşabilecek genel tartışmaya yön vermesini umarım.

“…ülkede istatistiki veri yoktur söylemleri yanlıştır.” (8)

Buraya kadarki yoruma göre DPÖ tasarlanırken yaratılan koşullar yüzünden istatistiki verilerin hem sağlamlığından taviz verildi hem de kalite gelişiminin önüne çeşitli bariyerler yerleştirildi. Peki bu 1976’dan günümüze üretilen verileri çöpe atmamız gerektiğini mi gösterir?

Hayır. Yapısal sorunları tespit etmek bunlara rağmen oluşmuş birikimin göz ardı edilmesi gerektiğini ima etmez. Kaldı ki, verilerden şüphe eden kesimlerin bunu veriler ile etkileşimleri sonucu vardıkları bir fikre dayanmadığı görünüyor. “Büyük resimde” Kıbrıs’ın kuzeyinde devlete güvenmemek veya varlığını reddetmek, hatta cümle içinde devlet kelimesini kullanmak bile siyasi bir duruş ima ediyor. Böylece verileri üreten veya bunu tekelinde bulunduran bir devlet kurumu olunca dolaylı olarak onun da devlet ile aynı mesafede durması gerekiyor.

Bu konum ciddi bir devamlılık durumu yaratıyor. Eğer bu verilerin hizmet etmesi gereken kesim verileri ondan bağımsız sebeplerle reddederse, verilerin iyileşmesi için gerekli baskı nasıl oluşacak? Unutulmamalıdır ki bu veriler toplumun geniş kesimine ulaşan bir dalga etkisi yaratacaktır. Zira analiz için ham veri ihtiyacını çoğunlukla gideren tek kurum (İstatistik Kurumuna dek) DPÖ olduğundan gündelik hayatını Kıbrıs’ta geçirmeyen biri için ekonomiyi anlamanın en hızlı yolu bu analizleri incelemektir. Daha da öteye gitmek gerekirse, devasa kurumların bu analizler dışında ekonomik ve sosyal yapıyı tanımaya çalışması olasılık dışıdır. Örneğin Avrupa Birliği, Dünya Bankası ile yaptığı anlaşmalar ile DPÖ verilerine dayanan çeşitli raporlar hazırlıyor (9) ve bu raporların da ışığında çeşitli hibe ve yardım programları hazırlıyor. Keza Türkiye’nin KEİ ofisi de bu usulü takip ettiği gözlemleniyor (10) . Öte yandan akademiyi bilgilendiren araştırmalar ve bunun sonucunda oluşan literatür de bu verileri baz almak durumunda kalıyor. (11)

Özetle, tıpkı Ödül Muhtaroğlu’nun da daha fazlasını savunmakta zorluk çektiği gibi, istatistiki verinin olmadığını söylemek yanlıştır. Aksine, bunu savunmak var olan ve hayati etkiye sahip verilerin gelişimine de bugüne dek engel olmuştur. Peki “zeytin yağına kuru ekmek, böyle gelmiş böyle gidecek” mi?

“Uluslararası standartlarda, kullanıcı odaklı ve sürdürülebilir bir istatistik sistemi kurmak.” (12)

2019’da veri probleminin kurumsal ayağı konusunda ilk hamle yapıldı: İstatistik Kurumu yasal zemin kazanarak DPÖ’den ayrı özerk bir kurum hâline getirildi. AB’ye uyum çalışmasının bir ürünü olarak AB standardında yasal kapasiteye sahip olması oldukça umut vericidir. Bunun sadece lafta kalmayacağı imajını veren 5 yıllık (ilk) resmî istatistik programı ve son yayımlanan İstatistik Yıllığı’ndaki gözle görülür şeffaflaşma artık Kurum’un tüketici ile somut bir ilişki kuracağı izlemini bırakmaktadır.

Elbette bütün sorunlar böylece çözülseydi bu yazıyı kaleme almayı düşünmezdim. Örneğin önemli bir çıkar çatışması olasılığı yaratan üçlü kararname ile İstatistik Kurumu başkanı atanmaya devam ediliyor. Yine de, sorunun ilk kısmının çözümüne somut bir adım atılması, artık ikinci kısmı için de bir girişim gerektiğini hatırlatıyor. Yazının sonuna yaklaşırken, sorunun çözümündeki ikinci kısımda adımlar neler olabilir diye birkaç öneride bulunacağım.

İlk olarak bu olumlu adımların sağlıklı ve karşılıklı olması için veri tüketici ile veri üretici arasında görüş alışverişinin sağlanabilmesi önemlidir. Buna en yakın örnek Kıbrıs’ın güneyindeki istatistik kurumunun düzenli olarak uygulayıp yayımladığı kullanıcı anketleridir. Bu çalışmalar kalite standardının yukarıda tutulması için gerekli motivasyon ve baskıyı sağlamakta etkilidir.

İkinci olarak verilerle esaslı etkileşimin artması da olumlu gelişmeleri pekiştirecek bir durumdur. Örneğin kamuoyunda veri temelli argüman kurmanın bir prensip hâline gelmesi ile toplum ile veri arasındaki kopukluk azalmaya başlayacaktır. Ortaöğrenimde verilere yapıcı ve eleştirel şekilde yaklaşma bu etkileşimi arttıracak uygulamalardan biri olabilir.

Son olarak değineceğim konu ilk başta bahsettiğim “devlete” yönelik siyasi tavrın bir veri-reddedicilik olarak zuhur etmesi. Kişilerin siyasi konumları açısından bu tezatlık oluşturmayan mantıksal bir sonuç olduğu savunulması yapılabilir. Ancak bulunulan toplumsal ve coğrafi alan ile alakalı kapsamlı veri üretiminin kamusal ve/veya hukuki bir yatırım olmadan oluşmaya çalışması, bu veriler çoğunlukla kamusal ürün olduğundan ölçek sorununu aşamayacaktır. Bununla beraber anlattığım gibi pek çok hayati etkiye sahip bu verilerin kontrol edilmesi yerine reddedilmesi bu veriyi tüketmek durumda kalan kurum ve kişilerle de etkileşimi açıkça ve gereksizce kısıtlamak anlamına gelir. Yani, mesela, AB ile uyumlu bir diyalog kurmanın önemli bir yolunu engellemektir.

Daha da derinlemesine bir tartışma hak eden bu konu için bu yazıda noktayı bir yerde koymak gerekir. Uzun bir süre çarpık bir tartışma çerçevesinde şekillenmesi belki de İstatistik Kurumu ile yapılan yeni atılımı başarısızlığa mahkûm edecek/edecekti. Ancak gelecek bu açıdan ümitsiz değil; veriler konusunda kamuoyu yaratılabilmesi en azından sorunlara yaklaşımı daha sistemli ve veri temelli bir hâle getirecektir.


Kaynakça

Bir dip not olarak argümanımın bu merkezî kurum çerçevesinde gelişmesi sınırlayıcı olduğunu teslim ederim; bunun sebebi bu konuda düşünmek için ideal bir buluşsal (heuristic) nitelik taşıdığını düşündüğümdendir.

1.            Ekici, T. 2019. The Political and Economic History of North Cyprus: A Discordant Polity. Palgrave Macmillan. S. 4. Çeviri bana aittir.

2.            Karmaşık devlet anlayışımız bu konuda açıklık getirme ihtiyacı uyandırıyor: Buradaki tanım örneğin Hasan Yıkıcı’nın da başka şekilde incelediği, devleti onu oluşturan ögelerden (insan ve kurumlar yumağından) farklı ve homojen bir şey olarak tahayyül etme eğilimden türeyen bilişsel uyumsuzluğu gidermek için “devlet” içeren her şeye topyekûn tavır alınması ile ilgilidir. İlgili deneme için bkz. Yıkıcı, H. 2021. Özgürlük Denemeleri. Işık Kitabevi. S.85-6.

3.            Lefkoşa Milletvekili Raif R. Denktaş’ın konuşmasından bir kesit. KTFMZ 1976, Y1 D1 B27.

4.            İlginç bir not: Kurum ilk olarak Devlet Planlama Teşkilatı olarak isimlendirildi, İsmail Bozkurt’un önerisi üzerine anayasada “örgüt” kelimesi kullanıldığı için Devlet Planlama Örgütü olarak son karara varıldı. Bkz. KTFMZ 1976, Y1 D1 B27 S.57. Anayasa maddesi için bkz. KTFD Anayasası, Madde 101 (1, 2): Kalkınma ve Planlama.

5.            1960 Devlet PIânlama Teşkilâtının Kurulması hakkında Kanun. Kanun no: 91. T.C. Resmî Gazete, s. 10621.

6.            1962 Devlet İstatistik Enstitüsünün görev, yetki ve kuruluşu hakkında Kanun. Kanun no: 53 T.C. Resmî Gazete, s. 11136.

7.            KTFMZ 1976, Y1 D1 B27 S.68.

8.            Muhtaroğlu, Ö. 2021. Ekonomik ve Sosyal Manzara. Yazarın kendi yayını. S. 14.

9.            Bkz. World Bank. 2021. Turkish Cypriot Economy: Impact of The Covid-19 Pandemic. World Bank Group.

10.          Bkz. Kendirci, B. et al. 2017. KKTC Ekonomi Durum Raporu. TCLB KEİ Ofisi.

11.          Bkz. Hatay, M. 2017. Population and Politics in north Cyprus. PRIO Cyprus Centre, Report 2/2017; Süreç, Y. ve Eminer, F. 2020. Kuzey Kıbrıs Ekonomisi Rekabet Edilebilirlik Raporu 2019-2020. KTTO.

12.          KKTC İstatistik Kurumunun vizyonu. Erişim: http://www.stat.gov.ct.tr/Misyon.aspx (Erişme tarihi: 04/09/21)

Bu haber toplam 1508 defa okunmuştur
Etiketler :
Gaile 485. Sayısı

Gaile 485. Sayısı