1. HABERLER

  2. KÜLTÜR & SANAT

  3. Hızlı ama sağlam adımlarla yürüyen bir sanat insanı: İzel Seylani
Hızlı ama sağlam adımlarla yürüyen bir sanat insanı: İzel Seylani

Hızlı ama sağlam adımlarla yürüyen bir sanat insanı: İzel Seylani

İzel Seylani güneyde donanım olarak limitlerini zorlayan ve potansiyelini değerlendirmesini sağlayan işlerde rol almayı sürdürüyor...

A+A-

Murat OBENLER

Ülkemizin sinema ve tiyatro alanında en üretken sanatçılarından İzel Seylani ile yoğun programı içerisinde prömiyeri yapılan yeni oyunu “Bir Yaz Dönümü Gecesi Rüyası”, Kıbrıs galası yapılan yeni filmi “Daphne” ve önümüzdeki dönemdeki projelerini konuştuk. Son bir aydır Kıbrıs’ın birçok şehri,Atina ve İstanbul arasında adeta mekik dokuyan İzel Seylani ile hızla ama sağlam bir şekilde ilerleyen kariyerinde önemli olduğunu düşündüğümüz bu projelere değindik.

 

“Dünyanın farklı bölgelerinden sanatçıları buluşturan Kypria Festivali içerisinde yer almak benim için çok değerlidir.”

Sheakspeare’nin ünlü eserinin çocuklar için uyarlanan “Bir Yaz Dönümü Gecesi Rüyası”ndan başlamak istiyorum. Kypria Festival (Uluslararası Kıbrıs Tiyaro Festivali)gibi önemli bir organizasyon içerisinde sahneleniyor. Senin için nasıl bir deneyim oldu?

İzel Seylani: Bu oyun benim konservatuara giriş parçamdı.Şimdi de profesyonel olarak bu oyunu oynuyorum. Ünlü İngiliz yazar Shakespeare’nin dünyada en çok temsili yapılan komedilerinden “Bir Yaz Dönümü Gecesi Rüyası”  oyununu yönetmenimiz Costas Silvestros adapte etti ve prömiyerini Limasol’da Pattihio Belediye Tiyatrosu’nda yaptık. 2,5 saatlik oyunu 1,5 saate indirerek çocuklara sunmaya başladık. Benim için önemli bir deneyim oldu. Dünyanın farklı bölgelerinden dans,tiyatro, performans ve müzik alanlarında sanatçıları buluşturan Kypria Festivali içerisinde yer almak benim için çok değerlidir. Yerli yapımlar da başvuru ile seçilerek bu festival bünyesinde sahne alıyor. Yönetmenimiz Costas Silvestros’a kendini kanıtlamış ve saygın bir yönetmen olması sebebiyle bu festival kapsamında bir oyun yönetmesi teklif edilince o da çok iyi bir ekip kurarak müthiş bir çalışma ve ürün ortaya çıkardı.

 

“Oyun ekibi tam anlamıyla bir yıldızlar karması oldu ve bu ekiple birlikte çalışmak benim için onurdur.”

Çalışmalar nasıl geçti? Malum Kıbrıs adası, geçiş kapılarındaki eziyetleri,zaman kayıpları ve bürokratik engelleriyle meşhur. Bir sanatçı olarak bu sürerdurum sende nasıl yansıma buluyor.
20 Ağustos’ta çalışmalara başladık. Bir ay sıkı bir çalışma ile projenin genel provasını yaparak Ekim ayı itibarı ile küçük seyircilerin beğenisine sunduk. Bu özel bir yapım olmasından dolayı yönetmenin biraraya getirdiği özel bir kadro ile projeyi hayata geçirdi. Projenin müziklerini Yunanistan’ın önemli bestecilerinden Thodoris Economou yaptı. Maestromuz Andreas Michalopoulos müzikleri yaptı. Constantina Andreou set düzenleme ve vokal koçluğumuzu, Constantine Andronikou sahne tasarımımızı yaptı.Ekip tam anlamıyla bir yıldızlar karması oldu ve bu ekiple birlikte çalışmak benim için onurdur. Ben aslında oyunda tüm düğümleri atan ve aynı zamanda da çözen muzip karakter Puk’u oynuyorum. Bütün ekipten önce ilk karakteri öğrenen ben oldum. Yönetmenin böylesi öne çıkan bir role beni layık görmesi bir oyuncu olarak beni çok gururlandırmıştır.

“Farklı oyunlarla sahnede olmak benim için çok heyecan verici ve önemli çünkü prodüksiyon kalitesi çok iyi. Bizden 50 kat daha fazla prodüksiyonlar yapılıyor”

Senin farklı tiyatrolar ile farklı yönetmenlerin oyunları ile sahneye çıkman da çok ilginç geliyor bana...

Ben 1-1,5 yıldır güneydeki yapımların parçası oluyorum. Godot’u Beklerken ile başladık,Antilogos Tiyatrosu’nda 1964 ile devam ettik ve sonrasında Devlet Tiyatrosu THOC’un Kral Oidipus’u ve en son olarak da Uluslararası Kypria Festivali kapsamında “Bir Yaz Dönümü Gecesi Rüyası”  oyunu ile sahnede olmak benim için çok heyecan verici ve önemli çünkü prodüksiyon kalitesi çok iyi. Bizden 50 kat daha fazla prodüksiyonlar yapılıyor. Gerek yönetmenin hayal gücünün çalışma biçimi, gerek yapımın estetik kalitesi, gerekse oyunun dünyayla bağı bir oyuncu için çok önemli bir motivasyon kaynağı oluşturuyor. Yapılan müziklerin Batı müzikallerinden esinlendirilerek sahnelenmesi,teknik donanım,reji anlayışı,sahne tasarımı vs. bir oyuncu için büyük heyecan yaratıyor. Ben de aynı heyecanla oyunu sahneye taşımaya çalışıyorum. Yönetmenin Puk karakterine beni seçmesi bir yandan  donanım olarak benim limitlerimi zorlayan bir yandan da potansiyelimi değerlendirmemi sağlayan bir süreç oldu.Kuzey Kıbrısta böyle prodüksiyonlar yaşamıyoruz maalesef.Kuzeyde bir oyuncunun  sanatsal,estetik anlamda  böylesi derinlikli bir projeye dahil olması mümkün değil,çok olası değil. O anlamda benim için bu proje önemliydi.

foto-2-049.jpg

“Yunan dilini anlamak ve konuşmakla ilgili yoğun çaba gösteriyorum.Ödenen tüm bedellerin karşılığını bir şekilde aldığımı görüyorum”

Oyun Yunanca sahneye konuyor ve şarkılar da dahil olmak üzere ciddi bir de dil kullanımı var. Senin bu anlamda çalışmaların olduğunu biliyorum.O süreç nasıl ilerliyor?

Ben son 1-1,5 yıldır yunanca ile haşırneşirim.Yoğun dersler alıyorum,dili anlamak ve konuşmakla ilgili yoğun çaba gösteriyorum. İletişimle ilgili bazı sıkıntılar, barikatlarda gidip gelmelerle kaybedilen zamanlar ama sonuçta çok iyi bir tiyatro projesinin içerisine dahil olma ve o projeyi tiyatroseverlere ulaştırma gibi güzel bir hedefle hareket edince bu sıkıntılar da kabul edilebilir bir hal alıyor. Her şey her geçen gün daha iyi oluyor. Ödenen tüm bedellerin karşılığını bir şekilde aldığımı görüyorum.

 

Hem kariyeri hem de hayattaki duruşu adına çok önemli bir motivasyon

Dil meselesi de oturduğunda bu tür dünyaya açık projelerde yer almanın senin oyunculuğunun gelişimine de ciddi katkılar koyduğuna inanıyorum.

Tabi ki sanatsal yapımların derinliği,kalitesi ve dünyayla kurduğu bağ çok önemli. Geçtiğimiz haftalarda “Godot’u Beklerken” adlı oyunun Atina’da yaptımız gösterisinden sonra çok önemli geri dönüşler aldık. Ordaki tiyatro insanlarının,yazar ve yönetmenlerin takdiri ve bizlerle iletişime geçme çabaları,oyuncuları daha yakından tanıma arzusu bizler için umut oluyor çünkü biz Kuzey Kıbrıs’ta çalışan sanatçılar olarak dünyayı turist gibi görüyoruz. İngiltere’de müze gezen bir kişi kadar tiyatrolarla bağ kurabiliyoruz. Meslektaşlarımıza baktığımda bu (Limasol Attikon Tiyatrosu) ve benzeri sahnelerde ve prodüksiyonlarda rol alan oyuncular olarak hayatlarımızı sürdürmüyoruz. Onların yaşadıkları rutin hayata biz hasret ve özlemle bakıyoruz. Keşke bizim de böyle imkanlarımız olsa ve bizler de becerebilsek  diyoruz. O yüzden böylesi yapımlarda yer almak hem benim kariyerim açısından büyük bir motivasyon hem de şahsi duruşum yani adadaki barış algılayışım ve  bizim inandığımız iki toplumlu çözüm süreci mücadelesi, bu adanın tüm halklarını kucaklayan bir gelecek arzusu içinde yaşanacak süreçler açısından çok önemli bir motivasyon kaynağıdır.

foto-3-043.jpg

Seylani’nin yurtdışında büyük hayranlıkla izlenilen büyük prodüksiyonlarda da rol alma hedefi var

Ben de adanın hem Kuzeyinde hem de Güneyinde sanatsal etkilikleri takip eden bir gazeteci olarak güneydeki yapımların daha dünya standartlarında işler olduğunu gözlemliyorum ve bu kaliteli işler için de tüm ekibin üst standartlarda sanatını ortaya koyduğunu görüyorum. Senin için ne gibi zorluklar içeriyor bu sanatsal ortam ve uyumlaştırma süreci nasıl ilerliyor?

Bu farklılık aslında kültürel veya estetik bir farklılık değildir. Bu biraz donanımla ilgilidir ve dünyayla kurduğunuz bağla ilgilidir.Bizim  Kuzeyde yaptığımız prodüksiyonlarda teknik olanaksızlıkların, dünyadan kopuk olmanın,dünyayla bağ kuramamanın ,kapalı olmanın getirdiği bir geride kalmışlık var maalesef. Sinema ve tiyatro alanında dünyayla bağ kurabilen,oralarda oyunlar izleyen, oralardaki festivallere bireysel de olsa gidebilen sanatçılar  olarak Güneydeki işlerde de ne yaptığımızı bilerek çalışıyoruz. Yurtdışında büyük hayranlıkla izlediğimiz, bizim hayatımızda kesinlikle bir gün gerçekleşmeyecek olan bir prodüksiyon olarak görmüyorum. O yüzden burada bu oyuncu arkadaşlarla çalışmak teknik olarak veya anlayış olarak bir farklılık göstermiyor.  Hatta deneyim olarak baktığımızda benim daha ileride olduğumu bile söyleyebiliriz. Tabi ki bu işlerin hayata geçmesi ve sürdürülebilirliğinin sağlanması noktasında bir takım noksanlıkları duygusal anlamda hissediyorum. Kuzeyde yılda bir proje yapan tiyatrocular öpüp anlına koyarken güneyde oyuncular her 3 ayda bir prömiyer yapıyor,yılda 5-6 yapımla sahneye çıkıyor. Sanatsal üretim frekansı Güneyde çok ilerdedir. Sanatçı ürettiği sürece var olur. Tabi ki nitelik önemlidir ama nicelik de,deneyim de kalite  anlamında bir sanatçıya çok şeyler katar.

 

“Yönetmenler Costas Silvestros, Alexia Papalazarou ve Maria Kyriakou’ya bana inadıkları ve güvendikleri içn teşekkürler”

Zorluklardan bahsettik.Peki sana bu Güneydeki oyunculuk süreçlerinde en büyük desteği kim(ler) veriyor?

İlk başta bu projeleri bana teklif eden (Yunanca sahnelenecek bir oyunda benim rolü yunanca oynayacağıma inandılar, dans,hareket,ses,oyunculuk olarak rolün altından kalkacağıma inanan, güvenen ve bana saygı duyan)yönetmenlerdir.Bu bir risk ve cesaret işidir. Buradan Costas Silvestros, Alexia Papalazarou ve Maria Kyriakou’nun isimlerini saymak isterim.

“Güneyde tiyatro adına bir sistem vardır ve çok iyi işliyor”

Kuzey ve Güney’in idarelerinin tiyatrolara verdiği destekler ne durumdadır?

Güneyde devletin kendine bağlı tiyatro organizasyonu vardır ama özel tiyatrolara büyük bir ekonomik destek verdiğini gözlemliyoruz çünkü bütün büyük prodüksiyonlarda devlet yanında özel tiyatroların ve özel yapımların da imzası vardır. Tabi güneyde turneler,festivaller çok ciddi bir organizasyon var, Kültür Bakanlığı’nın fonları çok ciddi boyuttadır. Güneyde tiyatro adına bir sistem vardır. Özel tiyatrolar yeni yıl gelmeden yıllık programlarını yapıp(hangi yönetmenle hangi oyuncularla hangi projeyi yapacaklarını kararlaştırırla) devletten destek alıp ilerlerler. Kuzeyde olmayan bir şeydir bu.

 

“Önümüzdeki sezon Antilogos Tiyatrosu’nda bir çocuk oyunumuz var”

O zaman sana önümüzdeki projeleri sorarken daha fazla üretimin olduğu Güney’i ilk başa alarak sorayım.

Önümüzdeki sezon Antilogos Tiyatrosu’nda bir çocuk oyunumuz var. Alexia Papalazarou’nun yöneteceği oyunda bir Kıbrıs efsanesini,hikayesini sahneleyeceğiz. Vassilis Pavlidis ile birlikte sahnede olacağım. Bu da benim için önemli bir motivasyon.

Kısa vadede ise “Bir Yaz Dönümü Gecesi Rüyası”  oyunu ise 15-16 Ekimde Güneyde Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nda Lefkoşalı çocuklarla buluşacak. 1964’u kısa bir süre önce İstanbul’da 4.Uluslararası Maltepe Tiyatro Festivali’nde sahneledik. Buna başka yurtdışı festivaller de eklenebilir.

Sinemada da yönetmen Tonia Mishiali’nin son filmi olan “Daphne” adlı kısa filmde oynamıştım. 12. Uluslararası Kıbrıs Kısa Film Festivali kapsamında 8 Ekim gecesi galası yapıldı. Film Ulusal Yarışma kapsamında festivalde yarışıyor. Bu filmin de başlayan bir festival yolculuğu var ve uluslararası yolculuğu devam ediyor. Başrolünde yer aldığım Doğuş Özokutan ile Vasvi Çiftçioğlu’nun yönettiği “Teslimat” filmimiz de gururla dünyadaki festivalleri dolaşmayı sürdürüyor.

Bu haber toplam 2279 defa okunmuştur
Etiketler : ,