
“Gerçek adalet enkaz altında kalmayacak!”
Bağımsızlık Yolu, İsias davasına ilişkin TC Elçiliği önünde açıklama yaptı. Eyleme, Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) da katılarak destek verdi.
Bağımsızlık Yolu, geçtiğimiz gün sonuçlanan İsias Davası’na ilişkin Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçiliği önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Eyleme, Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) da katılarak destek verdi.
Ersoy: AKP’nin adaleti bu kadardır
Basın açıklaması öncesinde konuşan Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Umut Ersoy, İsias Davası’nda verilen kararın, 6 Şubat depreminde enkaz altında kalan canlar gibi adaletin de enkaz altında bırakıldığını ortaya koyduğunu söyledi. Ersoy, söz konusu kararın Kıbrıslı Türk halkının göğsüne saplanmış bir hançer niteliği taşıdığını ifade ederek, “AKP’nin adaleti bu kadardır. Bu adalet, enkaz altında bırakılacak bir adalettir!” dedi.
6 Şubat depremlerinin basit ve münferit bir olay olmadığını vurgulayan Ersoy, yaşanan yıkımın yıllardır inşaatla övünen, Türkiye’nin önemli bir kısmını şantiyeye çeviren ve “inşaat ya kulum” anlayışıyla hareket eden AKP rejiminin bir sonucu olduğunu belirtti. Ersoy, bu anlayışın ortaya çıkardığı tablonun bir mezarlık sahası olduğunu dile getirerek, meselenin sistematik olduğunu, insan hayatı ve barınma hakkı yerine rantın ve sermayenin kârının öncelendiğini söyledi.
“Türkiye halklarının acısıyla Kıbrıs Türk halkının acısı ortaktır”
Dün müteahhitlere ve sermayeye “yürü ya kulum” diyenlerin bugün yargı önünde hem müteahhitleri hem de AKP’li siyasetçileri ve kamu görevlilerini korumaya çalıştığını belirten Ersoy, bunun açık bir suç ortaklığı itirafı olduğunu ifade etti. Olası kastla yargılanması gerekenlerin bilinçli taksirle yargılandığını, bazı iddianamelerin hazırlanmadığını ya da geri çekildiğini söyleyen Ersoy, Türkiye’de artık bağımsız bir yargıdan söz edilemeyeceğini vurguladı. Ersoy, yargının saray rejiminin ihtiyaçları doğrultusunda karar ürettiğini belirterek, gerçek adalete olan ihtiyacın yalnızca İsias Davası’yla sınırlı olmadığını, Türkiye genelindeki diğer deprem davalarında da benzer durumların yaşandığını kaydetti. Meseleyi Kıbrıslı Türklerle sınırlı görmediklerini dile getiren Ersoy, bunun bir rejim sorunu olduğunu, Türkiye halklarının acısıyla Kıbrıslı Türk halkının acısının ortak olduğunu ve bu acının kaynağının da aynı olduğunu söyledi. Ersoy, ancak halkların ortak mücadelesiyle bu rejimin yıkılabileceğini ve gerçek adaletin inşa edilebileceğini ifade etti.

Gökçebel: Vicdanen mahkum edilenlere hukukun cevap vermemesini kınıyoruz!
Eylemde konuşan KTOEÖS Genel Sekreteri Tahir Gökçebel ise mahkemelerin siyasallaştığını, kararların siparişe göre verildiğini, kimlerin korunup kimlerin cezalandırıldığının açıkça görüldüğünü söyledi. Hukukun adalet için var olduğunu vurgulayan Gökçebel, adaleti temsil etmeyen bir hukuk düzeninin siyasal yapının bir sopası haline geldiğini ifade etti.
Gökçebel, gerçek suçlular serbestçe dolaşırken, uydurma hukuk dosyalarıyla muhaliflerin tasfiye edildiğini ve istenilen rejime itaat etmeyenlerin terbiye edilmeye çalışıldığını söyledi. AKP rejiminin vicdanları gömen büyük bir kabahat işlediğini belirten Gökçebel, bu durumun toplum vicdanında mahkûm edildiğini ve kararının verildiğini ifade etti. Mahkemenin siyasal beklentilere cevap verdiğini açıkça dile getiren Gökçebel, vicdanen mahkum edilenlere hukukun cevap vermemesini kınadıklarını söyledi.

Tezbaşar: Gerçek adalet enkaz altında kalmayacak!
Bağımsızlık Yolu adına basın açıklamasını Eğitim Sekreteri Hasan Çağın Tezbaşar okudu.
Açıklamada, 6 Şubat depremlerinin Türkiye’de yıllardır inşa edilen yalanların, yolsuzluğun, kâr hırsının ve rant düzeninin bir sonucu olduğu vurgulandı. Depremin “asrın felaketi” olarak sunulmasına karşı çıkılan açıklamada, yaşanan yıkımın göz göre göre geldiği ve önlenebilir olduğu ifade edildi. Yaşam ve barınma hakkı yerine rantın tercih edildiği siyasal anlayışın on binlerce insanın yaşamını yitirmesine neden olduğu belirtildi.
Kıbrıslı Türklerin bu yıkımı uzaktan izlemediği, “Şampiyon Melekler”le birlikte bu acıyı doğrudan yaşadığı ifade edilen açıklamada, İsias Otel’de yaşananların Türkiye genelindeki yıkımın daraltılmış bir örneği olduğu kaydedildi. Açıklamada, açgözlülük, rant ve kâr hırsı, göz yummalar ve bilinçli ihmaller zincirinin bu felaketi yarattığı vurgulandı.
6 Şubat’ta yaşanan yıkımın esas failinin, yirmi yılı aşkın süredir rantı ve sermayeyi merkeze alan AKP’nin saray rejimi olduğu ifade edildi. Hasarlı binaların yıkılıp depreme dayanıklı yapıların inşa edilebileceği ancak rant üretmediği için bunun tercih edilmediği belirtilen açıklamada, yapı denetim sisteminin tamamen sermayenin insafına bırakıldığı kaydedildi.
Türkiye halkları ile Kıbrıslı Türk halkının acısının ortak olduğu belirtilen açıklamada, deprem sonrası devlet mekanizmalarının yokluğunda dayanışma ağlarının umudu yeşerttiği ifade edildi. Gerçek adaletin, güvenliğin ve yaşam hakkının emekçilerin dayanışması ve halkların ortak mücadelesiyle mümkün olacağı vurgulandı.
Açıklama, “Şampiyon Melekler için, kaybettiklerimiz için, bir daha kimsenin enkaz altında kalmaması için mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz” ifadeleriyle sona erdi.

Basın açıklamasının tamamı şöyle:
“6 Şubat depremleri, Türkiye’de yıllardır inşa edilen yalanların, yolsuzluğun, kâr hırsının ve rant düzeninin, en kutsal hak olan yaşama hakkını enkaz altında bıraktığı bir tarih olarak hafızamıza kazındı. On binlerce insan, “asrın felaketi” denilerek doğallaştırılmak istenen ama aslında göz göre göre gelen ve önlenebilecek olan bir yıkımda yaşamını yitirdi. Depremi bir felakete dönüştüren, yaşam ve barınma hakkı yerine rantı ve kârı seçen siyasal tercihlerin toplamı oldu. Yıllardır “inşaat ya kulum” diyerek övünen, Türkiye’yi kocaman bir şantiyeye çeviren AKP, aslında bir mezarlık inşa etmişti.
Kıbrıslı Türkler olarak, bu yıkımı sadece uzaktan izlemedik. Acısını derinden paylaştığımız kardeş Türkiye halklarının yanında, canımızdan koparılan “Şampiyon Meleklerimiz”le yaşadık. İSİAS Otel’de kaybettiğimiz canlar, halkımızın yüreğine saplanan bir hançer oldu. İSİAS’ta yaşananlar Türkiye ölçeğinde yaşananların daraltılmış bir örneğidir. Açgözlülüğün, rant ve kâr hırsının, göz yummaların ve bilinçli ihmallerin birbirine eklemlendiği bir tercihler zincirinin sonucudur. Bu zincirin her halkasında sermaye, siyaset ve devlet ilişkileri vardır.
6 Şubat’ta yaşanan yıkımın esas faili bellidir: Yirmi yılı aşkın süredir, insan hayatını değil rantı, emeği değil sermayeyi merkeze koyan AKP’nin Saray rejimi. AKP’li yıllarda hasarlı binalar tespit edilip, yıkılıp yerine depreme dayanıklı binalar yapılabilirdi fakat bunda herhangi bir rant yoktu. Onun yerine, yolcu garantili köprüler, havaalanları, yollar, hasta garantili hastaneler yapıldı. Ankapark gibi betondan çöp yığınlarında daha çok rant vardı. Türkiye halklarının geleceğinden çalarak, ultra zenginlerin servetine servet katıldı. Halkın barınma ve yaşam hakkı yerine rant tercih edildi. Yapı kontrol sistemi tamamen sermayenin kâr hırsına terk edildi. AKP’li yıllarda, yapı denetimini yapacak müteahhittin, kendi denetçisini kendisinin seçtiği ve parasını kendisinin ödediği bir yapı-denetim sistemi yaratıldı. Hangi denetçi maaşını ödeyen müteahhitte herhangi bir yaptırım uygulayabilirdi ki! Yapı denetimine ayrılması gereken bütçe gereksiz bir maliyet olarak görüldü. Ranta ve inşaata açılamayan yerlerden oy devşirebilmek içinse “İmar Barışı” denerek, kaçak yapılar hiçbir kontrolden geçmeden sisteme dahil edildi. Depremde yaşanan yıkım yaşanmayabilirdi ama bunca rant da olmazdı.
Dün müteahhitlere “yürü ya kulum” diyerek betonun, talanın ve rantın önünü açanlar, bugün o müteahhitleri yargı önünde koruyarak suç ortaklıklarını tescilliyorlar. Yakınlarını kaybeden ailelerden yükselen basınçla, 11. Yargı paketine gizledikleri “deprem suçlarına affı” kapsam dışına almak zorunda kaldılar. Fakat “olası kast” ile yargılanması gerekenler “bilinçli taksir” ile yargılanıyor, iddianamesi hazırlanmayan AKP’li sanıklar tahliye edilirken, kısa süreli hapislikten sonra birçok müteahhit ve yıkımda sorumluluğu olan kamu görevlisi serbest bırakılıyor. Ailelerin adalet arayışı sürüyor. Ancak karşılarında bağımsız bir yargı değil, siyasi erkin ihtiyaçlarına göre karar üreten bir yargı düzeni var. Faillerin korunması, sorumluların kollanması, davaların sürüncemede bırakılması bunun en açık örneği olarak karşımızda duruyor. Fakat ailelerin adalet arayışı bitmedi, sürüyor!
Biz biliyoruz ki; Türkiye halkları ile Kıbrıslı Türk halkının acısı da ortaktır, bu acıya neden olan siyasal düzenin kaynağı da... Deprem anında ortadan kaybolan, halkını enkaz altında yapayalnız bırakan devlet mekanizmalarının yerine, o karanlık günlerde umudu yeşerten tek bir güç vardı: Dayanışma ağları. Emekçilerin kendi elleriyle ördüğü, sınırları aşan o muazzam dayanışma ruhu, bize gerçek adaleti kimin getireceğini de göstermiştir. Gerçek adalet de, gerçek güvenlik de, gerçek yaşam hakkı da, hayatı her gün yeniden üreten emekçilerin dayanışmasıyla, halkların ortaklaşan mücadelesinden doğacaktır. Adalet, saraylardan değil, sokaklardan, meydanlardan, örgütlü halkın mücadelesinden gelecektir.
Şampiyon Melekler için, kaybettiklerimiz için, bir daha kimsenin enkaz altında kalmaması için, siyasal sorumlulardan hesap sorana kadar, son suçlu hak ettiği cezayı alana ve rant düzeni yerle bir edilip, yerine insan onuruna yaraşır bir yaşam kurulana kadar mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz!”

















