
Gaile 529: Editörün Notu
Sağlık bir ayrıcalık, bir lütuf, bir şans değildir; talep edildiğinde, denetlendiğinde ve sahip çıkıldığında gerçeklik kazanan bir haktır. Yasa gereklidir ama tek başına yeterli değildir
Gaile 529’un dosya konusu, Kıbrıs’ın kuzeyinde hasta hakları özelinde sağlık politikalarıdır. Amacımız, Anayasanın 45. maddesi ile hastane koridorları arasındaki mesafeye bu özel dosyada ayna tutmaktır.
Kıbrıs'ın kuzeyinde hasta olmak, hukuki bir statü ile fiili bir deneyim arasındaki uçurumda yaşamaktır. Anayasa'nın 45. maddesi, devletin "herkesin beden ve ruh sağlığı içinde yaşayabilmesini ve tıbbi bakım görmesini" sağlamakla yükümlü olduğunu buyurur; norm açıktır, tartışmasızdır. Ne var ki bir hak, ancak fiilen kullanılabildiği ölçüde gerçektir. Aylar sonrasına verilen poliklinik randevusu, hastane eczanesinde bulunamayan ilaç, tek uzmanın omuzlarına yüklenmiş üç yüz altmış beş günlük icap nöbeti, e-Devlet şifresi alamadığı için sisteme giremeyen yaşlı, Türkçe bilmediği için derdini anlatamayan göçmen işçi... Bütün bunlar, anayasal güvence ile yaşanan gerçeklik arasındaki mesafenin gündelik hâlleridir. Bu sayıda Gaile, tam da bu mesafeyi ölçmeye çalışıyor: “Kıbrıs'ın kuzeyinde hasta olmak, hakkı olan bir özne olmak mıdır, yoksa sistemin insafına bırakılmış bir vakaya dönüşmek midir?”
Sorunun yakıcılığı, çeyrek asırdır yasalaşamayan bir metinde düğümleniyor. Elli küsur maddelik Hasta Hakları Yasa Tasarısı 2003'te ve 2018'de iki kez Meclis Komitesi'nin eşiğine kadar gelmiş, önceliklendirilmemiş, sık değişen hükümetlerle birlikte kadük olmuştur. Bu gecikme teknik bir ihmal değildir; Şölen Külahçı'nın bu sayıdaki hukuki çözümlemesinde isabetle saptadığı gibi, hesap verebilirliği erteleyen siyasal bir tercihtir. Hakların açıkça tanımlandığı bir sistem, sorumlulukları da görünür kılar — belki de tasarı tam bu yüzden beklemektedir. Evrensel Hasta Hakları Derneği asbaşkanı Emete İmge'nin derginin adıyla da söyleşen sorusu bu noktada çınlamaya devam ediyor: Hasta haklarını korumak kimin gailesidir? İmge'nin hak temelli yaklaşım çerçevesinden verdiği yanıt nettir: Yasayı yapmak yasamanın, insanı merkeze alan bir sistemi kurmak ve denetlemek yürütmenin, mesleği etik ilkelerle icra etmek sağlık profesyonellerinin gailesidir. Herkes"in hak sahibi, yükümlülerin ise gailesiz olduğu bir düzende faturayı ödeyen, şüphesiz hastadır.
Bu sayının yazıları, o faturanın kalemlerini tek tek görünür kılıyor. Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Başkanı Ceyhun Dalkan, sorunun kaynak eksikliğinden çok planlama eksikliği olduğunu; OECD ortalaması bin kişiye 3.7 hekim iken kuzeyde bu oranın 2.3'te kaldığını, uzmanlık kontenjanlarının bilimsel projeksiyonlarla değil bireysel taleplerle açıldığını ortaya koyuyor. Kıbrıs Türk Hekimler Sendikası (Tıp-İş) Başkanı Özlem Gürkut, sağlık hakkının önündeki "görünmez engelleri" beş erişim boyutuyla — coğrafi, ekonomik, zamansal, iletişimsel ve idari — kavramsallaştırırken, halk sağlığından geriatriye, tıbbi genetikten çocuk göğüs hastalıklarına uzanan uzman yokluğu tablosuyla sistemin kırılganlığını belgelendiriyor: Özveri, sağlık çalışanının erdemi olabilir; bir sağlık sisteminin işletme modeli olamaz. Eczacı gözüyle Ayşe Gökyiğit, ilaç tedarik zincirinin — bütçe blokesinden ihale takvimine, döviz kuru baskısından Türkiye'ye yüzde yetmiş oranındaki bağımlılığa — hangi halkasından koptuğunda hastanın ilaçsız kaldığını içeriden bir tanıklıkla anlatıyor.
Kuramsal düzlemde Özlem Latif Erdoğmuş, Marshall'ın sosyal yurttaşlık kavramı ile Tudor Hart'ın "ters bakım yasası"nı kuzeyin ikili sağlık gerçekliğine tutuyor: Sağlık hizmetine en çok ihtiyaç duyanlar ona en zor erişenlerdir ve bu tablo, sağlığı yurttaşlık hakkından satın alınabilir bir metaya dönüştürme riskini her gün yeniden üretmektedir. Sağlık Eski Bakanı Gülsen Bozkurt ile söyleşimiz, bu teşhisin tarihsel derinliğini sunuyor. 1999'da Dünya Sağlık Örgütü uzmanlarıyla hazırlanan, üç basamaklı modeli ve zorunlu sağlık sigortası fonunu sayfa sayfa tarif eden Sağlık Master Planı, çeyrek asırdır masada durmakta; her gelen bakanın "en iyisini ben bilirim" dediği egosantrik yönetim kültürü içinde koruyucu/önleyici sağlık hizmetleri hâlâ kurulamamaktadır. Sıla Usar İncirli ise söyleşisinde madalyonun öteki yüzünü hatırlatıyor: Hekim güvencesiz kaldığında defansif tıbba savrulur, kritik hasta sahipsiz kalır; hasta hakları ile hekim hakları karşıt cepheler değil, aynı hukuk düzeninin birbirini tamamlayan iki unsurudur.
Hak ihlalinin soyut bir kavram olmadığını bu topluma en acı biçimde hatırlatan olaylar da bu sayfalarda unutulmaya direniyor. Çocuk yoğun bakımda alkolle suyun karışmasıyla yaşamını yitiren Mihrimah bebek, tedavi ihmali iddialarıyla kaybedilen dokuz yaşındaki Olivia, 364 bin kişinin en mahrem sağlık verilerinin siber saldırıyla ele geçirilişi... Külahçı'nın vurguladığı gibi, burada zedelenen yalnızca mahremiyet değil, yurttaşın devlete duyduğu güvenin kendisidir. Kalitenin bir mevzuat maddesi değil bir kültür meselesi olduğunu hemşirelik perspektifinden Fatma Savaşkan işliyor; birkaç hafta önce yasalaşan sağlıkta kalite standartlarının kâğıt üzerinde kalmaması için tüzüklerin, denetimin ve içselleştirmenin şart olduğunu hatırlatıyor.
Hasta hakları, en kırılgan olanın hakkıyla sınanır. Bu sayıda Mine Bahçeci saygılı annelik bakımını ve "çocuğun yüksek yararı" ilkesini, Uluğ İlve Yücesoy hasta çocukların adalete erişimini ve çocuk dostu adalet kavramını, Gül Kahveci nöroçeşitlilik perspektifinden otizmli çocukların eğitim hakkını, MS Derneği Başkanı Sibel Hançerli ise "görünmez engelli" olmanın bedelini — mevzuatın MS hastasına adeta "sana iş vereceksek önce tekerlekli sandalyeye düşmelisin" dediği o trajik çelişkiyi — tartışıyor. Güley Bilgi Abatay hastalığın yalnızca biyolojik bir sapma değil, bireyin dünyayla kurduğu bağın hasar görmesi olduğunu hatırlatarak psikolojik dayanıklılığın nasıl inşa edileceğini soruyor. Ve Okan Dağlı, ada sathından bir karşılaştırma sunuyor. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 2019'da hayata geçirdiği Genel Sağlık Sistemi GeSY, kamu ile özeli tek çatı altında buluşturan, cepten harcamayı azaltan, yönetiminde hastaların da temsil edildiği bir modelin bu topraklarda mümkün olduğunun kanıtıdır. Sistemsizlikten yanıp kavrulan kuzey için bir ayna ve belki bir ışık.
Bu özel sayıdaki on beş yazının ortak vargısı şudur: Sağlık bir ayrıcalık, bir lütuf, bir şans değildir; talep edildiğinde, denetlendiğinde ve sahip çıkıldığında gerçeklik kazanan bir haktır. Yasa gereklidir ama tek başına yeterli değildir; liyakat, denetim, bilimsel planlama, güçlü bir koruyucu/önleyici sağlık hizmeti ve hastayı vaka değil özne olarak gören bir zihniyet dönüşümü olmadan hiçbir metin (yasa) hastayı korumaz. Belki de artık soruyu değiştirmenin zamanıdır: "Sağlık sistemimiz neden bu kadar kötü?" diye sormak yerine, "Sağlık hakkımızı neden hâlâ tam anlamıyla talep etmiyoruz?" diye sormalıyız.
Çünkü sağlıktaki gailemiz, tam da budur: Görünmeyeni görmek, unutulanı hatırlatmak, kâğıt üzerindeki hakkı hastane koridoruna taşımak…
Serbest yazılarda ise Hakkı Yücel, Sevgül Uludağ'ın hatırasına adadığı "O Gece... Mum Işığında" başlıklı yazısında, bir elektrik kesintisinin karanlığından 74 Temmuz'una, mum ışığında verilen bir taarruz emrinin elli iki yıl sonra hâlâ sancıyan yüküne uzanıyor ve vicdanla terbiye edilmiş bir bilincin bu adada neden hâlâ en büyük eksik olduğunu soruyor. Akile Ruh, "Kangren Sevdam"da Kıbrıs'a duyulan o tuhaf aşkı — kaçtıkça kök salınan, "zir zibiline rağmen" vazgeçilemeyen o uzatmalı sevdayı — yasemin, hellim ve molehiya kokulu bir şiir diliyle söylüyor. Ali Furkan Çetiner ise "Kiralık İnternet"te, azbuz.com'lu bir çocukluktan bugünün dev bir alışveriş merkezine dönüşmüş dijital dünyasına bakarken, Kıbrıslı Türklerin "geçerli ülkeler" listelerine takılan gündelik hayatından Kıbrıs Türk medyasına yönelen organize dijital saldırılara uzanan bir hat çiziyor; büyük teknoloji tekellerinin kiralık konforuna karşı veri egemenliğini ve alternatif mecraları düşünmeye çağırıyor. Üç yazı da, özel dosyamızın izleğiyle beklenmedik biçimde örtüşüyor: Hak, ancak hafızası olan ve kendi mecrasına sahip çıkan bir toplumda korunabilir.
Son olarak, sizleri Gaile yazılarıyla baş başa bırakmadan önce bir duyurumuzu paylaşmak isteriz.
Gaile 530'u Sevgül Uludağ'a ithaf edeceğiz.
Hepimizin, ama özellikle de Kıbrıs'ın hafızasına, kayıplarına ve hakikat arayışına ömrünü adayan; gazeteciliği yalnızca yazmak değil, insanlık için tanıklık etmek olarak yaşayan Sevgül Uludağ'ın bıraktığı izi birlikte konuşmak, birlikte yazmak istiyoruz.
Sevgili Sevgül'e dair anılarınızı, tanıklıklarınızı, düşünce yazılarınızı, hatta dilerseniz ona yazılmış mektuplarınızı bir sonraki sayımız için bekliyoruz.
Katkı sunmak isteyenler, yayın kurulumuzdaki herhangi bir arkadaşımızla iletişime geçebilir, aşağıdaki e-posta adresimize yazdıklarınızı iletebilirsiniz.
İyi okumalar.
Editörün notu: Görseli Gemini AI tarafından üretilmiştir.
Kapak Görseli: "Sorrow", Paul Cezanne, 1869.Wikimedia Commons'dan üretilmiştir.
Gaile Yayın Kurulu
Ahmet Güneyli
Aliye Özsoylu
Emel Kaya
Hakan Karahasan
Hakkı Yücel
Münevver Özgür Özersay
Yılmaz Akgünlü
Ağ Editörü ve Kapak Tasarımı: Hüseyin Özbarışcı
Yayıncı: yeniduzen.com
E-posta: [email protected]


























