1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. EKONOMİ SOHBETLERİ
EKONOMİ SOHBETLERİ

EKONOMİ SOHBETLERİ

“Ülkedeki ekonomik koşullar bizim işlerimizi de etkiliyor. İş yaptırıp ödemeyen şirketler var” diyor Ayhan Bey, ama halktan yana şikayeti yok

A+A-


Bu hafta farklı bir sektöre ışık tutuyoruz... Fotokopi Dünyası Dölen Copy Center’in sahibi Ayhan Dölen ile birlikteyiz. “Ülkedeki ekonomik koşullar bizim işlerimizi de etkiliyor. İş yaptırıp ödemeyen şirketler var” diyor Ayhan Bey, ama halktan yana şikayeti yok. Piyasa bu yıl içerisinde canlanacakmış, ekonomi daha iyi olacakmış diyoruz; “sanki de dışardan gelecek olan altınlar var” şeklinde espirili bir yanıt veriyor Dölen. Ayhan Beye göre her şey düzelebilir ancak sistemin değişmesi lazım...


‘PİYASA SÜREKLİ KÖTÜYE GİDİYOR’

Dilek ÖNCÜL

• Yenidüzen: Kısaca iş yerinizle ilgili bilgi alalım; Dölen Copy Center’de neler yapılıyor?
• Ayhan Dölen: Fotokopi Merkezimizi 17 Ekim 2009’da açtık. Ben memurluktan gelmeyim, aşağı yukarı dört sene kadar önce emekli oldum. Burayı açmaktaki amacım çocuklarıma iş imkanı yaratmaktı. Çünkü ben 1978’de Ege Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nden mezun oldum, askerliğimi tamamladım, iş aramaya başladım. Biz zannederdik ki ortalık iş dolu. Baş vurmadığım iş kalmadı. Olmadı. Sonra Dome Casino’suna kurpiyer olarak yazıldım. 2.5-3 ay kadar bir süre çalıştım. Baktım bana göre bir iş değil. Ordan çıktım; arıcılık yaptım, kot işine girdim. Kot işi yaygındı o dönemler, satışlar iyiydi. Daha sonra çanta imalathanesi kurdum. Türkiye’de Özal dönemine kadar çalıştırdım orayı. Bu sırada Devlete de girebildim. Özal, Türkiye’deki iş adamlarını yurt dışına taşımaya başladı. Ticaret arttı. O dönemden önce bizden geriydi Türkiye; bizden mal çekerlerdi, ürün çekerlerdi. Özal’ın geçmesiyle bir çöküş olacağını hissettim ben ve iş yerimi kapattım. Dört sene önce emekli olduğumda “ben 1980’lerde iş bulamazken şimdi bu dönemde -her geçen gün daha kötü olan bu dönemde- iki oğlum nasıl iş bulacak” diye düşündüm ve böyle bir işe giriştim. Yaptığımız işe gelince; tahtadan tutunuz kağıt baskıya kadar, kumaş üzerine baskıya kadar her şey yapılır. Maket yapılır, plaket kutuları yapılır. Geniş bir yelpazemiz var. Oğlanlardan biri şu an yanımda çalışır. Obürü de Grafik Tasarım okuyor. Okulunu bitirince buraya gelecek ve artık ikisi beraber bu işi yürütecekler.
“SORUN ŞİRKETLERDE”

• YD: Piyasanızda yaşadığınız sıkıntılar var mı?
• Dölen: Vallahi şimdi esas halkta pek problem yok. Alış-veriş yapıyorlar, ödüyorlar. Şirketler -tabii hepsi değil- gelir işini yaptırır, ödemez, devamlı ödemesini erteler. Tabii bunlar da iş bulamadıkları için bu durumda. Piyasada para dönmez çünkü. Para dönecek olsa herkes de kazanmış olacak, belki bu gibi hadisler de olmayacak. Gelip iş yaptırıp ödemeyen epeyi oldu. Şu anda, ilk açtığımız seneye göre, çok çok aşağılara gitti piyasa. Her geçen gün daha kötüye gidiyor. İnşallah belki düzelir ama bu durum yönetimden kaynaklanan bir şeydir bence. Şimdi bizim daha fazla okullara dönük olduğu için herkes mecburen çocuğuna defterini de almak zorundadır, kitabını da yaptırmak zorundadır, fotokopisini de yaptırmak zorundadır. Üniversiteler yine aynı şekilde. Bizim işte aileler fedekarlık ediyor kendi yaşamlarından ama her ne kadar öyle olsa da biz de olumsuz etkileniyoruz ülkedeki durumdan.
“ÖZELLEŞTİRME GEREKLİ”

• YD: Özelleştirmeye nasıl bakıyor sunuz?
• Dölen: Özelleştirme gerekli. Memur tembel bir kesimdir. Ben de ordan gelme olduğum için bilirim. Dairelerde çoğu oturuyor. Henüz da hak-hukuk bir şey çıktı mı, menfaatlerine ters bir şey oldu mu, hemen ayağa kalkıyorlar. Bu yanlış. Mesela zamanında KTHY özelleştirilseydi, bu yaşananlar olmayacaktı. Tabii özel sektördeki çalışanların haklarını devletin kontrol etmesi, koruması lazım. Özelleştirmenin bir faydası da nedir; memuru tam kapasite çalıştırma. Fazladan memur da alınmaz ve bu maliyeti düşürür. En önemlisi siyasilere o kapılar kapanmış olur. Oy için memur yazdıramazlar. Bir de özel sektörde herkes en yüksek standardı yakalamak için mücadele eder. Şimdi burada bir işçi olsa boş oturtabilir miyim kendini. Ama Devlet dairesinde öyle mi? Hepsi de oturuyor. Çalışan daireler var ama yeterli değil. O eski devirler bitti, bilmemiz lazım
“BAĞIMSIZ ÜLKE YOK”

• YD: Tabii bizim ülke olarak farklı bir konumumuz var...
• Dölen: Kim bağımsızdır? Amerika bağımlı değil mi? Türkiye IMF’ye bağımlı değil mi? Dünyada bir tane ülke yoktur bağımlı olmayan. Zaten global ekonomi bağımlılıktır; başka bir şey değil. Bu nedenle o şekilde düşünmemek lazım. İnsanların hayat standartları açısından düşünmek gerekiyor. Kazandığımla ben rahat bir hayat yaşayabiliyor muyum, tatilimi yapabiliyor muyum, istediğimi alıp yiyebiliyor muyum, gelecğim garanti altında mı, bunlardır aslolan. Sırf Kıbrıslı kalıp da burada ne olacak. İngiltere’de 250 binin üzerinde Kıbrıslı var. Avsuturalya’da yine aynı. İngiliz onlara der mi siz niye geldiniz bizim ülkemize. O devirler bitti. Bazı gerçekleri kabul etmemiz lazım. Dışardan insanlar gelecek ülkemize ama tabii denetimli, kaliteli insanların, bunun içine yatırım yapabilecek, buraya faydası dokunabilecek insanların gelmesi gerekir. Yoksa sırf oy toplamak için insan getirmek yanlış. İşçi gelecek ama işçi geldiği zaman bu ülkeden gideceğini de bilmesi gerekir. İlle de vatandaşlık verilmesi gerekmez. Hele de ada ülkelerinde asla olamaz öyle bir şey. Vatandaşlık da verilecek ama sırf koltukta kalabilmek için önüne gelene vatandaşlık dağıtmak kabul edilemez. Kalite önemlidir.
“ÜLKENİN TOPARLANMASI ZOR DEĞİL”

• YD: Piyasanın geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu yılın ikinci yarısından sonra ekonominin daha iyi olacağı söyleniyor...
• Dölen: Söylemeyle olmaz. Sanki de dışardan gelecek olan altınlar var, paralar var. Öyle bir şey yok. Ama doğru seçim yaparsak kesinlikle düzelir. Bana göre düzelmeyecek diye bir olay yok. Belediye’nin batmasına sebep nedir. İşte yine siyasilerdir. Bin bir kişi işe aldılar, kaldırmayacağı bir yükü koydular geminin içine, tabii ki batacak. Her yerde olan da bu. Bu memur zihniyetinden kurtulmak gerekiyor. Siyasiler oy zamanı nerdeyse döve döve memur yazacaklar insanları. Bu tüm partiler için geçerli. Bunun değişmesi lazım. Milletvekillerinin tümü seçime tek bölge olarak girmeli. Mağusa, Girne milletvekili değil. Seçilenler her dönem orda kalıp her tarafta ağlarını oluşturmamalı. İkinci dönem seçilemeyeceğini bilmeli ki daha fazla çalışsın. Çalışan kazanacak o vakit. Öyle büyük bir ülke değiliz. Burası kolay düzelir eğer istenirse. Hep Türkiye’yi suçlarlar ama esas suçlu biziz. Ben sanmıyorum burada üretim olacak da temiz ürün götürecekler Türkiye’ye ve Türkiye diyecek kendilerine hayır biz sizi geri bıraktırmak için ürününüzü almayacağız. Yapılmıyor. Bütün konu hep o. Tabii bunu şahıslar yapamaz. Meğer maddi durumu çok güçlü olacak Asil Nadir gibi, eli ayağı uzun olacak. Herkeste o girişimcilik yok ama bunları örgütleyebilecek kişler var burada. Onların başçılık edip yardımcı olmaları lazım halka ama hiçbir şey bilinçli yapılmıyor bizde. Yoksa toparlanması hiç de zor değil ülkenin.

 

“Bu sistem değişmeli”

• YD: Yeni ekonomik program piyasanın canlanmasına bir katkı koyabilecek mi?
• Dölen: Hiç inanmıyorum ben. Eskiden biraz daha fazla olanaklar vardı. Her geçen gün bu olanaklar yok oldu. Şimdi son noktaya geldik. Bütün yanlışlık bana göre Meclis’te, partilerde. Ama her gelen parti aynı şekilde davranmak zorundadır çünkü sistem bu. Bence sistemin değişmesi gerekiyor. Bir milletvekili seçilirken hakikaten hizmet için gelmesi lazım Meclis’e. Oysa cebini doldurmak için geliyor veya belki kariyer yapmak için. Tabii faydaları dokunmuyor memlekete. Halbuki partiler yasası değişse ve tek seçim bölgesi yapılsa daha farklı olur. Parti başkanları da bir dönemden fazla yapmamalı parti başkanlığını. İkincisi -ki çok önemli bu- artık üniversite bitirmek yeterli değildir. Üniversite mezunu da olacak, masterli olacak, bunu yanında yabancı dili olacak. Milletvekillerine bugünkü standartların artık yükseltilmesi lazım. Beni seçtiler, geleyim oturayım oraya, ihtiyarladığımda ya da öldüğüm zaman çıkayım ordan; böyle saçmalık olamaz. Kimsenin kaderini bu tip insanların biçmemesi lazım. Bize zorla bu acı suyu içtiriyorlar ama yanlış. Toplumun artık bunlara şiddetle karşı çıkması gerekir.

/ / /


“Üniversite eğitimi ile pratiğin birleşimi”

• YD: Avrupa’da artık girişimcilik ön planda. Girişimci, piyasanın ihtiyaçlarını karşılayacak eleman yetiştirmek amacıyla çeşitli müfredatlar hazılanıyor. Siz yetişmiş eleman sorunu yaşıyor musunuz?
• Dölen: Bizim işimiz gerçekten teknik bir iştir. İlk zamanlar çok sıkıntı çektik. İlk olarak bir bilgisayar mühendisi aldım işe ve zanettim ki bütün işleri halledecek; ama olmadı. İş döner dolaşır deneyimden geçer. Üniversite sana eğitim veriyor ama daha fazla kazandırdığı vizyondur, ileriyi görebilmedir. Onunla pratiği birleştirebilirsen -ki o pratik de işleyerek veya birilerinin yanında çalışarak elde edilir- o vakit iyi bir eleman olursun. Ama üniversiteyi bitirmekle piyasaya atılamaz bir insan. İlle bir deneyimden geçmesi lazımdır. İş sahibinin de bunu kesinlikle bilmesi gerekir. Bir işe girdiği zaman o işle ilgili hem yeteneği hem bilgisi olması lazım ki yanındakini çalıştırabilsin, kontrol altında tutabilsin. Aksi takdirde yanındaki iş sahibini kontrol altında tutar. Bu sefer çatışmalar olur ki başımıza da geldi öyle bir hadise. İnşaat sektöründe veya diğer sektörlerde belki o kadar bir bilgi gerekmeyebilir ama o alanlarda çalışacak insanımız da kalmadı. Bunlar Kıbrıs’ta zamanla tükettirildi. İnsanlar memurluğa pompalandı. Kaliteli olanlar da ya İngiltere’ye gittiler ya Rum tarafında çalışıyor. Gelip üç beş kuruşa da çalışmaz. Dolayısıyla şu anda o alanlarda açıklar var. Bunun  büyük bir hatası da ailelerdedir, bizim kendimizdedir yani. Çünkü 1974’ün kötü dönemleri nedeniyle aman biz çektik evladımız çekmesin, aman biz işleyelim o rahat dursun diyerek öyle bir nesil yetiştirdik ki beceriksiz,  elini sıcak sudan soğuk suya koyamayacak durumda. Toplumsal kayıptır bunlar aslında. Bunların tamiri için de belki 150-200 sene ister.

Bir cümleyle:
Ekonomi: Para
Para: Yine para
Döviz: O da para
Yatırım: Ev
Hükümet: İstenmeyen bir şey
Özelleştirme: Yerine göre iyi bir şey
Medya: Güçlü

Bu haber toplam 1818 defa okunmuştur