1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. “44 yıldır toprak ve güvenliğe sıra gelmiyor”
“Ekolojik darbe”

“Ekolojik darbe”

Biyologlar Derneği Başkanı Hasan Sarpten, bir yandan Hisarköy’de orkide yürüyüşleri düzenlenirken diğer yandan 1 kilometre ötede Türkiye’den su getirme projesi kapsamında doğa katliamı yapıldığını söyledi

A+A-

“Bu ülkeye Türkiye’den borularla yılda 75 milyon ton su getirmek, buranın coğrafyasını baştan yaratmak demektir. Bu tam anlamıyla doğaya geri dönüşümü olmayacak bir müdahaledir. Bundan dolayı bu suyun hayrımıza olma ihtimali de yoktur”

“Olaya ulusal bir mesele gibi bakmak projenin Kıbrıs’a ekolojik bir darbe olduğu gerçeğini değiştirmez. Bilimsel olarak olaya baktığımızda bu proje faydadan çok zarar getirecek, esas faturayı da günün sonunda bizim çocuklarımız ödeyecek”

“Bütün argümanlar gösteriyor ki bu suyun bir işe yaramasından çok buraya gelmesi önemseniyor. Türkiye’den Kuzey Kıbrıs’a su getirme projesi KKTC bütçesinin üçte birine mal olacak. Bu para bu proje yerine KKTC’nin başka sorunlarının çözümü için harcanamaz mıydı? Biz de su sorunumuzu daha akılcı yollardan çözüp, bu tahribatı önleyemez miydik?”

Ödül Aşık Ülker

Biyologlar Derneği Başkanı Hasan Sarpten, Kuzey Kıbrıs’a Türkiye’den borularla yılda 75 milyon ton su getirmenin ülkenin coğrafyasını baştan yaratmak ve doğaya geri dönüşümü olmayacak bir müdahale yapmak olduğunu söyledi.

 

   Projeyi Türkiye Başbakan’ı Recep Tayyip Erdoğan’ın “gerçek çılgın projesi” olarak nitelendiren Sarpten, projenin bilimsel açıdan değerlendirildiğinde “ekolojik bir darbe” olduğunu kaydetti.
   “Olaya ulusal bir mesele gibi bakmak projenin Kıbrıs’a ekolojik bir darbe olduğu gerçeğini değiştirmez” diyen Sarpten, “Bilimsel olarak olaya baktığımızda bu proje faydadan çok zarar getirecek, esas faturayı da günün sonunda bizim çocuklarımız ödeyecek. Olaya bilimsel açıdan, ekolojik açıdan bakarsak bu projenin Kıbrıs’ın doğasına, çevresine, ekolojisine ve aslında geleceğine yapılan büyük bir darbe olduğunu da tarih ortaya çıkaracak” dedi.
   Sarpten, projenin yasal boyutu ve doğaya verdiği tahribat hakkında da bilgi verdi.
   Hasan Sarpten, “Bir yandan Hisarköy’de orkide yürüyüşleri, orkide festivalleri düzenlerken diğer yandan baraj Hisarköy Vadisi’ne doğru ilerlemektedir. Bu bölgenin inanılmaz biyolojik bir zenginliği vardır. Yapılan bilimsel çalışmalar da bu bölge içerisinde inşaat başlamadan önce en az 800 orkide soğanı olduğunu ortaya koymuştur. Devlet yetkilileri festivalde gelip orkidelerin, doğanın önemini vurgulayacak ama 1 kilometre ötede orkide katliamı yapılmasına müsaade edecek. Bu sadece iki yüzlülüktür” diye konuştu.
   2014 yılında gelecek suyun nasıl kullanılacağıyla ilgili de herhangi bir hazırlık yapılmadığını söyleyen Sarpten, “Günün sonunda su akacak, biz de bakacağız” dedi.
   Sarpten şunları söyledi:
   “Bütün argümanlar gösteriyor ki bu suyun bir işe yaramasından çok buraya gelmesi önemseniyor. Türkiye’den Kuzey Kıbrıs’a su getirme projesi KKTC bütçesinin üçte birine mal olacak. Bu para bu proje yerine KKTC’nin başka sorunlarının çözümü için harcanamaz mıydı? Biz de su sorunumuzu daha akılcı yollardan çözüp, bu tahribatı önleyemez miydik?”

“Faydadan çok zarar getirecek”

Soru: Türkiye’den su getirme projesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sarpten: Tarihinin hiçbir zamanında Kıbrıs su zengini olmadı, her zaman susuzluk çekildi. Hatta 1950’li yıllarda büyük kuraklık yaşandı. Ne yaptı Kıbrıslı? Çözüm yolları aradı. Zaten dünyada da bu böyledir, kendi derdine kendi çareni bulmak zorundasın. Geçmişte su sarnıçları, su kemerleri hep bu akılcı su yönetiminin gereğiydi. Ama şimdi akılcı su yönetimi şöyle dursun su yönetimi dahi yok. Hal böyle iken, herhangi bir su politikası olmayan bir ülkenin su sorununu çözmek için ekolojik bir müdahale, hatta darbe yapılıyor. Bu ülkeye Türkiye’den borularla yılda 75 milyon ton su getirmek, buranın coğrafyasını baştan yaratmak demektir. Bu tam anlamıyla doğaya geri dönüşümü olmayacak bir müdahaledir. Bundan dolayı bu suyun hayrımıza olma ihtimali de yoktur. Buna karşın bu proje topluma sadece getirisi olacakmış gibi lanse ediliyor. Projenin hiçbir olumsuz tarafı yokmuş gibi gösteriliyor. Böyle olunca, projeyi engellemek hatta eleştirmek bile çok zor bir hal alıyor. Hiçbir siyasi parti buna karşı çıkamaz, eleştiremez. Topluma da bu iyi yönden algılatıldı. Ama biz, Biyologlar Derneği olarak, olaya bilimsel olarak bakarak gerçekleri söylemek zorundayız. Tarih de maalesef bizi haklı çıkaracak. Olaya ulusal bir mesele gibi bakmak projenin Kıbrıs’a ekolojik bir darbe olduğu gerçeğini değiştirmez. Bilimsel olarak olaya baktığımızda bu proje faydadan çok zarar getirecek, esas faturayı da günün sonunda bizim çocuklarımız ödeyecek. Olaya bilimsel açıdan, ekolojik açıdan bakarsak bu projenin Kıbrıs’ın doğasına, çevresine, ekolojisine ve aslında geleceğine yapılan büyük bir darbe olduğunu da tarih ortaya çıkaracak.

“Projeye şiddetle karşıyız”

Soru: Su politikası yok diyorsunuz, su sorunu nasıl çözülebilir?
Sarpten: Su sorunumuzu çözmek için yapabileceğimiz çok daha kolay şeyler var. Mesela Haspolat’taki suyu arıtabilsek, ki onu yapmak çok daha kolaydır, bütün Mesarya’nın su sorunu çözülür. İki büyük akiferimiz var, biri Girne’de diğeri Güzelyurt’ta. Girne’deki lağım sularıyla kirlendi, Güzelyurt’ta tuzlanma var. Aslında sorun su azlığı değil, suyun kalitesinin düşmesidir. Türkiye’den su geleceği duyulunca israf da arttı. Kuyu izinleri veriliyor, belediyeler neredeyse bütün refüjleri çim yapıyor, hala daha suya dayalı tarımda ısrar ediliyor. Bunları düzelteceğimize, sorunu çözmek için Türkiye’den su getiriyoruz. Taşıma suyla belki bu değirmen dönecek ama bunun altında pek çok şey de ezilecek. Bugün Yeşilırmak’ta hala daha denize akan kaliteli su var. Neden bunun için tedbir almıyoruz? Bu kadar büyük tahribat yaratan ve yaratmaya da devam edecek olan böyle bir projeye şiddetle karşıyız çünkü aldığımız eğitim ve bilimsel akıl bunu söyler. Bunun ulusal bir bakış açısıyla, stratejik bir yaklaşımla ilgisi yoktur. Bunun kararını verenler, bunu yapanlar bu projenin sonuçlarını da bilmek durumundadırlar.

////////////////////////////////////////////////

“Tahribatın boyutu çok büyük”

Soru: Tahribatın boyutu nedir?
Sarpten: Geçitköy ve Hisarköy Vadisi’nin topografyası yani arazi yapısı baştan şekilendirilmiştir. Açıklanmayan resmi bilgilere göre Geçitköy’de yapılmakta olan barajın inşaatı için toplam 1 milyon ton patlayıcı kullanılacak ki bu Kuzey Kıbrıs’taki tüm taş ocaklarının yıllardır yaptığı tahribattan daha büyük bir tahribat demektir. İnşaat için 2,5 milyon tonu kaya olmak üzere 4 milyon ton dolgu yapılacak. Bunun bir yerden alınması gerekiyordu ve bunun için yeni bir taş ocağı yaratıldı, üç taş ocağı büyüklüğünde bir taşocağı. Hisarköy sırtlarında 55 dönüm arazi üzerine, 3 kilometre genişliğinde bir taş ocağı açıldı. Sadece taş ocağı açmak için bile birçok ekolojik tahribat yapıldı. Taş ocağının açıldığı bölgede çok sayıda çam ve zeytin ağacı olduğu ve bunların kesildiği duyumunu aldık. Bir yandan Hisarköy’de orkide yürüyüşleri, orkide festivalleri düzenlerken diğer yandan baraj Hisarköy Vadisi’ne doğru ilerlemektedir. Bu bölgenin inanılmaz biyolojik bir zenginliği vardır. Yapılan bilimsel çalışmalar da bu bölge içerisinde inşaat başlamadan önce en az 800 orkide soğanı olduğunu ortaya koymuştur. Devlet yetkilileri festivalde gelip orkidelerin, doğanın önemini vurgulayacak ama 1 kilometre ötede orkide katliamı yapılmasına müsaade edecek. Bu sadece iki yüzlülüktür.

“Proje yasadışı”

Soru: Olayın yasal boyutu nedir?
Sarpten: Bu proje yasadışı bir projedir. Su sorunumuza çözüm bulmak istiyoruz ama bir su yasamız yoktur. 2008 yılında devlet AB ile birlikte çalışarak AB uyumlu bir Su Yasası hazırladı ve bu yasa hala mecliste duruyor. Niyet aslında su sorununu çözmeye yönelik bir adım atmak değildir.
  Çevre Yasası altında bir ÇED Tüzüğü var ve bu tüzük bu tür projelere ÇED hazırlanmasını zorunlu kılmaktadır. Ne gölet inşaatının ne de gölet inşaatında kullanılacak dolgu malzemelerinin çıkarıldığı taş ocağının ÇED’i vardır. Öte yandan Çevre Yasası altındaki Sulak Alanların Korunması Tüzüğü açıkça Geçitköy Göleti’nin korunması gerektiğini söylerken bugün dozerler göletin içinde çalışmaktadır. Bu olamaz. Kısacası yapılanlar yasa dışıdır.
  Bu arada bizim devletimizin bu projede söz hakkı yoktur, hiçbir kurumumuz işin içinde değildir. Örneğin Çevre Dairesi, Su İşleri Dairesi, Jeoloji Dairesi işin içinde değildir. Hatta tabelalarda da göründüğü gibi proje Türkiye Devlet Su İşleri genel Müdürlüğü’nündür (DSİ) ve bizim devlet yetkililerimiz DSİ’den izin almadan inşaat alanına bile giremez.

“Hazırlık yok, su akacak, biz de bakacağız”

Soru: Büyük bir tahribat olduğunu söylediniz ve projeyi ekolojik bir darbe olarak nitelendirdiniz. Peki bundan sonra ne yapmak lazım?
Sarpten: Öncelikle ilk etapta bizim devletimizin bu işte söz sahibi olması lazım. Söz sahibi olmadan müdahil olma durumu olamaz. En azından işin yasal gereklerini yerine getirmeleri gerekiyor. Sadece bu projeyle ilgili değil, genel anlamda akılcı bir su politikası oluşturulması lazım. Türkiye’den yılda 75 milyon ton su gelecek de ne olacak? Su nasıl kullanılacak? Devlette bu konuda da bir hazırlık yoktur. Günün sonunda su akacak, biz de bakacağız. Bu suyu kullanamayacağız. Bütün argümanlar gösteriyor ki bu suyun bir işe yaramasından çok buraya gelmesi önemseniyor. Türkiye’den Kuzey Kıbrıs’a su getirme projesi KKTC bütçesinin üçte birine mal olacak. Bu para bu proje yerine KKTC’nin başka sorunlarının çözümü için harcanamaz mıydı? Biz de su sorunumuzu daha akılcı yollardan çözüp, bu tahribatı önleyemez miydik?
   Kıbrıs’ta çok darbe oldu ama bu ilk defa olan ekolojik bir darbedir, Kıbrıs’ın coğrafyasını baştan yaratmaktır. Bu suyun gelme amacı Kıbrıslı Türkler’in su sorunun çözmek değildir. Yapılan en zorudur. Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın yeni bir boğaz yaratmak gibi çılgın bir projesi var ya, bu daha çılgın bir projedir. Bu Sayın Erdoğan’ın gerçek çılgın projesidir. Bu proje yapılabilir ama bedelleri ne olacak? Önemli olan odur. Bu projenin nelere mal olacağını söylemek de bizim görevimizdir.

Bu haber toplam 2698 defa okunmuştur