
“Bu taslak ücretle birlikte işçinin hayatını da değersizleştiriyor”
CTP Örgütlenme Sekreteri Koral Aşam, asgari ücret belirleme sürecinin enflasyonun gerisinde bırakılmasının yalnızca ekonomik bir tercih olmadığını, toplumsal adaletin ve insan onurunun ihlali anlamına geldiğini söyledi.
CTP Örgütlenme Sekreteri Koral Aşam, asgari ücret belirleme sürecinin enflasyonun gerisinde bırakılmasının yalnızca ekonomik bir tercih olmadığını, toplumsal adaletin ve insan onurunun ihlali anlamına geldiğini söyledi. Aşam, iş sağlığı ve güvenliği yasasında gündeme gelen değişiklik taslağının ise bu tabloyu daha da ağırlaştıracağını vurguladı.
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Örgütlenme Sekreteri Koral Aşam, Kıbrıs'ın kuzeyinde asgari ücretin belirlenme sürecine ve iş sağlığı–güvenliği alanında gündeme gelen yasa değişikliği taslağına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Aşam, yasaların ve anayasal yükümlülüklerin açık hükümlerine rağmen asgari ücretin enflasyonun gerisinde bırakılmasının, işçinin emeğini değersizleştiren ve yaşam maliyetleri karşısında sistematik biçimde yoksullaştıran bir “yapısal tercih” olduğunu kaydetti.
“İşçinin sadece ücreti değil, can güvenliği de hedefte”
Son dönemde iş sağlığı ve güvenliği yasasında yapılması planlanan değişikliğin, yalnızca ücret adaletsizliğini değil, işçinin yaşam hakkını da doğrudan ilgilendirdiğini belirten Aşam, taslağın “işçinin hayatını değersizleştiren bir zihniyetin ürünü” olduğunu savundu.
Aşam, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) iş kazaları ve meslek hastalıklarının en temel nedenlerinden birinin “işveren sorumluluğunun zayıflatılması” olduğuna yıllardır dikkat çektiğini hatırlattı.
“Yaptırım zayıflarsa kazalar artıyor”
ILO verilerine işaret eden Aşam, “yaptırımların zayıf olduğu ülkelerde iş kazası oranlarının ciddi şekilde arttığını”, buna karşın Avrupa İş Sağlığı ve Güvenliği Ajansı’nın (EU-OSHA) araştırmalarının işveren sorumluluğunun net ve yaptırımların caydırıcı olduğu ülkelerde iş kazalarının belirgin biçimde azaldığını ortaya koyduğunu belirtti.
“Sorumluluk işverenden alınıp direktöre yükleniyor”
Aşam’a göre, KKTC’de hazırlanmakta olan taslak düzenleme ise tam ters yönde ilerliyor. Taslağın, işverenleri cezai sorumluluktan büyük ölçüde uzaklaştırarak yükümlülüğü fiilen “işverenin kontrolü altındaki, karar alma gücü sınırlı ve baskı altında görev yapan direktörlere” devrettiğini ifade etti.
Bu durumun yalnızca hukuki bir sakatlık değil, aynı zamanda işçinin can güvenliğini piyasa ilişkilerinin insafına terk eden bir yaklaşım olduğunu kaydeden Aşam, şu görüşü dile getirdi:
“Direktörün işverene bağımlı konumu dikkate alındığında, bu düzenleme güvenlik kültürünü güçlendirmek yerine sessizliği, korkuyu ve denetimsizliği büyütür.”
“Bilimsel sonuç öngörülebilir: Daha fazla kaza, daha fazla ölüm”
Akademik çalışmaların, iş kazalarının en sık yaşandığı ortamların güç asimetrisinin yüksek olduğu ve işçinin ses çıkaramadığı işyerleri olduğunu defalarca kanıtladığını belirten Aşam, 2021’de yayımlanan geniş kapsamlı bir meta-analizin, güvenlik ihlallerinin temel belirleyicisinin “işverenin hesap verebilirliğinin zayıflığı” olduğunu ortaya koyduğunu aktardı.
Aşam, bu nedenle işveren sorumluluğunu azaltan her düzenlemenin öngörülebilir biçimde “daha fazla kaza, daha fazla yaralanma ve daha fazla ölüm” sonucunu doğuracağı uyarısında bulundu.
“Yangından mal kaçırır gibi geçiriliyor”
Aşam, taslağın hazırlanma sürecine yönelik eleştirilerini de dile getirerek, değişikliklerin paydaşların itirazlarına rağmen komitede oy çokluğuyla geçirildiğini ve genel kurulda da “parmak hesabıyla yasalaştırılmaya hazırlandığını” belirtti.
Demokratik süreçlerin ve sosyal diyalog mekanizmalarının dışlandığını söyleyen Aşam, iş sağlığı ve güvenliğinin teknik bir mesele değil, doğrudan “yaşam hakkı” ile ilgili olduğunu vurguladı.
“Bir ülkenin vicdanı işçisinin canıyla ölçülür”
Aşam açıklamasını şu ifadelerle tamamladı:
“Bir işçinin sabah evinden çıkarken çocuğuna ‘akşam görüşürüz’ diyebilmesi, bir ülkenin en temel insan hakları göstergesidir. İşçinin sesi duyulmadığında toplumun vicdanı da susar. Bir ülke işçisinin canını koruyamadığı gün, aslında kendi geleceğini de koruyamaz.”

















