‘Birleşik Kıbrıs ile Türkiye’nin deniz yetki alanları da belirlenmeli’

‘Birleşik Kıbrıs ile Türkiye’nin deniz yetki alanları da belirlenmeli’

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkan Prof. Dr. Ahmet Sözen, Kıbrıs sorununa dair gelişmeleri YENİDÜZEN’e yorumladı

A+A-

Aygün Bahar ÖKMEN

DAÜ İşletme ve Ekonomi Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkan Prof. Dr. Ahmet Sözen, BM Genel Sekreteri’nin seçimden sonra planladığı "beşli konferans”ın Crans-Montana’da tıkanan müzakerelerin devamı olacağını söyledi.

Ahmet Sözen, olası müzakerelere deniz yetki alanları konusunun da eklenmesini beklediğini belirterek “Crans-Montana’da iki müzakere masası vardı. Birisi Kıbrıs’ın iç konuları idi, beş başlıktan oluşuyordu. Bir de ikinci masa vardı, güvenlik ve garantiler. Masa 1 ve 2 diyorlardı. Bence bu iki masa yine olmalı ancak bir üçüncü masa da eklenmeli. Deniz yetki alanları” diye konuştu.

Sözen, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nden gelen açıklamayı seçimlerin yaklaşması ile birlikte bir hatırlatma olarak değerlendirdi.

Federasyon dışında bahsedilen formülleri BM çerçevesinde değerlendirmenin doğru olmayacağını ve bunun tek taraflı, miyop bir bakış açısı sunacağını ifade eden Sözen, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na başkanlık yapan Volkan Bozkır’ın sözlerini de anımsattı.

Doğu Akdeniz’deki krizlerin yalnızca doğalgaz ya da doğal kaynaklar nedeni ile yaşanmadığını ifade eden Sözen, Avrupa Birliği içerisinde açılan boşluğu ve değişen dengeleri de nedenler arasında gösterdi. Bu gerginliği değerlendirirken pek çok bakış açısına kucak açmak gereğinin altını çizen Sözen, Türkiye, Yunanistan, Fransa, Almanya, Amerika, İngiltere gibi pek çok ülkede yaşanan değişimleri ve yenilenen ittifakları dile getirdi. Artık tek parçalı bir Batı ittifakı görmediğimizi anımsattı.

 

“Berlin’deki üçlü zirve unutulmasın”

Sözen, BM Genel Sekreteri’nin beşli konferans açıklaması konusunda şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bu yeni bir şey değil. Özellikle, hatırladığım kadarıyla Kasım 2019’da bir Berlin Zirvesi yapılmıştı. Üçlü Zirve. Antonio Guterres’in iki liderle yaptığı Berlin Zirvesi vardı ki, orada bir anlamda bundan sonra müzakerelerin zemininin ne olacağı tartışmasına son verilmişti. Biliyorsunuz çünkü Crans-Montana’da süreç çöktükten sonra iki devlet, konfederasyon, gevşek federasyon, santralize federasyon gibi özellikle de Anastasiadis’in ortaya attığı birçok şey vardı. O 2.5 yıllık patinaj ve Crans-Montana’dan sonra, Berlin Zirvesi’nde netleşti bunlar. Yani taraflar bundan sonra müzakereler olacaksa bunun zemininin bir federasyon üzerinde olacağı konusunda anlaşmışlardı” dedi.

Berlin Zirvesi’nde BM düzeyinde yapılan açıklamaları hatırlatan Sözen, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Orada yapılan bir açıklama daha vardı. Neydi bu açıklama? Genel Sekreter’le aralarındaki mutabakat, şu anda müzakereleri tekrar başlatmak için doğru ortam yok. Çünkü üç-dört ay sonra yani Nisan 2020’de Kıbrıs’ın kuzeyinde Cumhurbaşkanlığı seçimleri olacak. O yüzden bu seçimleri bekleyelim. Kıbrıs Türkleri yeni liderlerini seçsinler. Seçtikten sonra bütün tarafların katılacağı, yani Crans-Montana ya da öncesindeki Cenevre gibi, iki Kıbrıslı tarafın ve üç garantör ülkenin katılacağı, beşli bir gayri-resmi toplantı yapalım. Bu şekilde bir mutabakat vardı zaten. Bu dün ve bugün basına yansıyanlar, varılan mutabakatı teyit ediyor. Yani bir yerde, Genel Sekreter, BM’nin bu yeni dönemde ajandasında nelerin olacağını ortaya koyuyor. 11 Ekim’de bir Cumhurbaşkanlığı Seçimi yapılacak, daha önceki mutabakatı hatırlatıyor ve zemini hazırlamaya başlıyor.”

 

“Deniz yetki alanlarının sınırlandırılması gündeme gelecektir”

Beşli konferansın içeriğinin nelerden oluşabileceği konusunda konuşan Sözen ise şunları söyledi:
“Burada ümit edilen, bu beşli gayri-resmi olarak toplandığı zaman, ‘bu süreç yeniden başlatılacaksa ne şekilde olacak, hangi konuları kapsayacak’ bunlar konuşulacaktır diye düşünüyorum. Elbette yönetim, güç paylaşımı, AB ilişkileri, ekonomi, mülkiyet, toprak ve güvenlik-garantiler yine odak olacaktır. Tahminimce buna ek olarak deniz yetki alanlarının sınırlandırılması da gündeme gelecektir” dedi.

Deniz yetki alanları ile ilgili konuşan Sözen, “Biliyoruz ki Kıbrıs’ın güneyinin tutumu, bu konuların Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’ni ilgilendirdiği yani egemen tarafın konuları olduğu yönünde idi. Bunları müzakere konuları olarak görmüyorlardı. Ancak bu toplantının gayri-resmi olmasının yarattığı fırsatla tahmin ediyorum ki bu kez konuşulacaktır” ifadelerini kullandı.


“Müzakerelerde bir üçüncü masa daha kurulmalıdır”
 

DAÜ İşletme ve Ekonomi Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkan Prof. Dr. Ahmet Sözen, müzakerelerin “Crans-Montana’da kaldığı yerden devam etmesi” gerektiğini söyledi. Sözen, yeni müzakere sürecinde, kurulacak yeni Birleşik Kıbrıs ile Türkiye’nin ‘deniz yetki alanları’nı da anlaşmak gerektiğini ifade etti.

“Sıfırdan başlamak yıllarca sürecek yeni müzakereler demektir” diye konuşan Prof. Dr. Ahmet Sözen, uluslararası konferans önerdi ve şu değerlendirmeyi yaptı:

“Crans-Montana’da iki müzakere masası vardı. Birisi Kıbrıs’ın iç konuları idi, 5 başlıktan oluşuyordu. Yönetim ve Güç Paylaşımı, Ekonomi, AB ilişkileri, Mülkiyet ve Toprak... Burada sadece iki Kıbrıslı lider vardı. Bir de ikinci masa vardı.  Bu ikinci masada kurulacak yeni Birleşik Kıbrıs devletinin güvenlik sistemi garantörlerin de katılımıyla müzakere ediliyordu. Masa 1 ve 2 diyorlardı. Bence bu iki masa yine olmalı ancak bir üçüncü masa da eklenmeli. Eğer tekrar yeni bir süreç başlayacaksa, üçüncü masanın buna eklenmesi lazım. Bu belki gayri-resmi bir masa olabilir. Bu masada muhakkak ileride, birleşik Kıbrıs kurulduktan sonra, birleşik Kıbrıs ile Türkiye’nin deniz yetki alanları sınırlandırılması konusunda konuşulmalı. Bir öncekinden farkı bu olacaktır. Çünkü şöyle bir risk görüyorum ben, bir mucize olur, Kıbrıs meselesini çözersiniz. Hem iç konuları hem yeni güvenlik sistemini. Ve birleşik Kıbrıs hayata geçer. Böyle bir Kıbrıs hayata geçerken Türkiye ile deniz yetki alanları sınırlandırılması konusunda bir mutabakat yoksa bu çok büyük bir sıkıntı yaratır ve doğar doğmaz, o yeni bebek dediğimiz birleşik Kıbrıs’ın ömrü ile alakalı da büyük risk olur.”

Bu konferansın farklı olması gereken yönünü de paylaşan Sözen, “Yine bir önceki Crans-Montana türü uluslararası konferanstan farkı da şöyle olmalıdır, böyle bir şey yapılacaksa esas ana müzakereler, ana al-verler bu konferansta değil, daha öncesinde, kapalı kapılar ardında, taraflarca görüşülmeli ve bir mutabakata varılmalıdır. Konferansa daha seremonik bir biçimde gidilmelidir. Esas büyük siyasi irade gerektiren al verleri öncesinde yapıp, iyi bir hazırlıkla bunları bitirip, konferansa daha çok imzaları atmak için gidilmesi gerekir diye düşünüyorum” şeklinde konuştu.

 

Yerleşik BM parametreleri

Prof. Dr. Ahmet Sözen, “federal çözüm” dışında sözü geçen formüllerle ilgili ise şunları söyledi:

“Bu olayın sadece BM boyutu yok. 77-79’da iki tarafın da mutabık kaldığı doruk anlaşmaları var. Makarios - Denktaş, Denktaş – Kiprianu. Neydi orada çıkan sonuç? Kıbrıs’ta çözümün bir federal devlete dayanacağı, bunun iki bölgeli ve iki toplumlu olacağı ve bundan sonraki müzakerelerin temelini de bunların oluşturacağı… Biz bunlara yerleşik parametreler diyoruz. Hatta bazen yerleşik BM parametreleri diyoruz. Ancak eğer iki taraf bunları değiştirmek istiyorsa BM’nin buna bir itirazı olmaz diye düşünüyorum. Eğer iki taraf bir şekilde anlaşırsa, siz Kuzey olarak güneyi ikna ederseniz, artık federasyon mümkün değil, gelin biz bunu konfederasyona veya iki devlete çevirelim, BM’nin buna bir itirazı olacağını düşünmüyorum. İtirazı olursa zaten, biz sizin iyi niyet misyonunuzu artık istemiyoruz dersiniz, ikili olarak görüşüp anlaşırsınız. Ama, güney federasyona bile zorlana zorlana yaklaşırken, siz konfederasyonu veya iki devleti kabul ettirebilir misiniz? Bunun mümkün olduğunu düşünmüyorum.”



BM 75. KURUL BAŞKANI VOLKAN BOZKIR’IN YAPMIŞ OLDUĞU AÇIKLAMA

“Bugüne kadar BM şemsiyesi altında yapılan müzakerelerin dışında bir yol izleyen adaylar, Volkan Bozkır’ın açıklamasını iki defa değerlendirsin”

BM 75. Kurul Başkanı Volkan Bozkır’ın yapmış olduğu açıklamayı değerlendiren Sözen, “Buna yalnızca Kıbrıs bağlamında bakmak, çok miyopik, çok dar görüşlü olur. Volkan Bozkır daha önce Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nda çalışmış, uzun yıllar TBMM’de Dış İlişkiler Komisyonu Başkanlığı yapmış, deneyimli bir diplomattır. Bundan sonra artık taşıdığı şapka, TC şapkası değildir. Artık BM’nin bir yetkilisidir. Artık BM’yi temsilen ordadır. Bunun Kıbrıs’taki Cumhurbaşkanı adaylarına bir mesaj olduğunu düşünmüyorum. Gayet net bir açıklama yaptı. Bizdeki adaylar da bunu değerlendirsinler. Özellikle de bugüne kadar BM şemsiyesi altında yapılan müzakerelerin dışında bir yol izleyen adaylar, bunu iki defa değerlendirsin diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.


Doğu Akdeniz

“Yeni güç dengeleri oluşuyor”

Doğu Akdeniz’de yaşanan gerginliklere ve doğalgaz sorununa değinen Sözen, “Uzun zamandır hep şunu söylüyorum, Doğu Akdeniz’de doğal gaz evet önemli bir faktör ama bugün Doğu Akdeniz’de yaşadığımız krizlerin, gerek Türkiye-Yunanistan gerek Türkiye-Fransa, bunların sadece doğalgaz zenginlikleri ile ilgili olduğunu düşünmüyorum” dedi.

Sözen şunları söyledi:

“Daha bölgesel ve daha küresel anlamda, şu anda yeni bir güç dengesi değişimi yaşamaktayız. Bütün bunların ışığında bakmak gerek diye düşünüyorum. Bir tarafta göreceli olarak Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu bir dünya evrilmeye başlamıştı… ABD’nin tek süper güç olduğu… Ancak bu son yirmi yılda ABD’nin göreceli olarak gücünün azaldığını görüyoruz. Yine göreceli olarak, Çin’in yükselişini görüyoruz. Belki Çin’e oranla biraz daha az olmakla birlikte Rusya’nın göreceli yükselişini görüyoruz. AB içerisinde yaşanan jeopolitik bazı değişimler mevcut. Özellikle Birleşik Krallık’ın AB’den çıkışı. Daha önce AB’de üç büyük ülke vardı. Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık… Şimdi Birleşik Krallık bu denklemin dışına çıkıyor. Orada bir boşluk oluşuyor. O boşluğun bazı güçler tarafından doldurulma isteği var.”

 

“Artık tek parçalı bir Batı ittifakı görmüyoruz”

Değişen güç dengelerini aktarırken Mavi Vatan konusuna da değinen Sözen, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Örneğin son zamanlarda Türkiye’de çok dillendirilen bir Mavi Vatan konusu var. Bu da çok önemli… Türkiye’nin Deniz Kuvvetleri’nden çıkmış bir kavramdır bu. İsim babası Emekli Amiral Cem Gürdeniz’dir. Bu insanlar 2008’den itibaren Balyoz ve Ergenekon davalarından yargılanmış, hapis yatmışlar, çıkmışlar ve bugün Erdoğan yönetimi ile aralarında ittifak oluşmuştur. Bu kavramlar giderek doktrin haline dönüştü ve neredeyse Türkiye’nin resmi politikasına dönüştü. Bunlar diyor ki bu yenidünya düzeni içerisinde Türkiye’nin artık sadece kendi karasal sınırları içerisinde değil, daha geniş bir bölgede, deniz yetki alanları içinde de savunma stratejisi geliştirmesi lazım. Bütün bunlar bugün yaşadığımız krizleri daha iyi anlatıyor.

Bu haber toplam 2445 defa okunmuştur
İlgili Haberler