1. HABERLER

  2. HABERLER

  3. “Benim meselem, ironiyle hakikati birleştirmek, susulan şeyi görünür kılmak”
“Benim meselem, ironiyle hakikati birleştirmek, susulan şeyi görünür kılmak”

“Benim meselem, ironiyle hakikati birleştirmek, susulan şeyi görünür kılmak”

Portre / Harun Said (Berduş İmam) – Fotoğrafçı / Siyasi Mizah Üreticisi

A+A-

Muhabir: Sonay Demirpençe

Kendimi tek kelime ile tanımlayacak olsam…“Tüm olanların şahidi” olarak tanımlardım. Benim meselem sonuç almak değil; gördüğüm şeye susarak kendimden düşmemek. “Kendi iç değerimden eksilmemektir.” Ürettiğim tüm içeriklerde ana motivasyonum; gördüğüm çelişkiye, siyasi çürümeye ve ikiyüzlülüğe cevap vermek üzerine kuruludur.

Şu an yaptığım işi yapmasaydım… Muhtemelen yine başka bir yoldan aynı şeyi yapardım. Çünkü bu benim için bir varoluş biçimidir. Bazı insanlar toplum ile ilgili çaba sarfederken bile kendi kariyeri ile eş zamanlı hareket eder. Siyasi hedefleri ve ajandası vardır. “Kimse bu ajandası dışında toplumunu düşünmez.” Toplumunu düşündüğünü iddia edenlerin büyük çoğunluğu zaten kariyer odaklı kişilerdir... “Ve bu kişiler siyaseti kendi mesleklerini yüceltecek veya kendi meslekleri sayesinde siyasete evrilecek pozisyondaki insanlardır.” İnsanlar mücadele etmek için seçilmeyi bekler, tırnak içinde “büyük adam olmayı, kemiklenmeyi bekler.” Halbuki mücadelenin en saf hali “seçilmiş olduktan sonra değil, seçilmiş olmadan önce neler yapabildiğinde gizlidir.” Mesela; bir tiyatrocunun, bir mizahçının, bir fotoğrafçının, “siyasi konularda bu memlekete bir avukat ve doktordan sunacak daha çok şeyi olduğuna inanıyorum çünkü bizim memleketimizin hayata kariyer odaklı bakmayan insanlara ihtiyacı var artık.. Kendi kritiğini yapabilen, kendi ile alay edebilen, tabiri cahilse,  “kendi ile maytap geçebilen insanlara ihtiyacımız var.” Meseleyi içselleştirmiş ve bundan bir eser ortaya çıkarmış kişilerin samimiyetine daha çok inanıyorum.Benim derdim üretim aracından çok bakış biçimidir. “Eline üretim araçlarını tutan kişiler değil, olaylara bakış biçimi doğru olan kişilere değer vermeliyiz.”

En büyük sevincim… Kendime rağmen kendim olabilmek. Çünkü insanın yaşadığı yerde, çevresinde, düzenin içinde, kalabalığın baskısında kendisi olarak kalması kolay değil. En büyük sevincim, hâlâ bazı şeylere alışmamış olmam. “İşte en büyük sevincim budur.”

Hayatımın dönüm noktası… Bazı insanların kötülüğü bilerek seçtiğini fark ettiğim an. Önceleri insanları anlamaya çalışıyor “kendimi heba ediyordum.” Sonra anladım ki bazıları anlamadığı için değil, işine gelmediği için susuyor. O günden sonra insanlara bir şey anlatmaktan çok, onları kendi aynalarıyla baş başa bırakmaya başladım. “Ürettiğim videolarda onlara kim olduklarını, nasıl göründüklerini gösteriyorum.”

Beni en çok etkileyen yazar…  Tek bir isim söylemek zor. Ama beni en çok etkileyen şey, insanın kendi varoluşuyla kavga eden metinler oldu. Hermann Hesse’nin iç yolculuğu, Albert Camus’un Sisifos’u, Sokrates’in Savunması, Karl Marx’ın hümanizmi ve insanın kendine yabancılaşması, Rollo May’in yaratma cesareti, Turan Dursun’un ölmek pahasına kendi mahallesini karşısına alıp Din hakkındaki gerçekleri toplumuna anlatması ! Bunların hepsi bir yerden aynı şeye dokunuyor, o da şudur; “insanın kendine karşı dürüst kalma meselesi..”

Başucumdaki kitap…“Bunu seçersem diğer önemli kitaplara haksızlık yapmış olurum.”

En keyif aldığım müzik… Barış Manço, Cem Karaca, Ahmet Kaya, Erkin Koray. “Çünkü bunlar müzik değil, bunlar başka bir şey..”. Ama bunlardan gayri söyleyecek olursak “İyi bir Türk Sanat Müziği” dinleyicisiyim..

En son izlediğim film…  “Ulusal Birlik Partisi’nin çevirdiği her filmi yakından takip ediyorum.”

Kendim için son aldığım şey… Kendime aldığım en değerli şey çoğu zaman bir eşya değil; yeni bir bakış açısı oluyor. Ama somut olarak konuşursak, genelde üretimime, fotoğrafıma, spora ya da kendimi geliştirmeye hizmet eden şeyler alırım. “İllede somut bir şey söylemem gerekirse kendime bir balıkçı teknesi aldım, balık avlayıp şehirden uzaklaşmak kadar zengin bir davranış biçimi olamaz”

Dolabımdaki en gereksiz şey… Eskiden bana ait olduğunu sandığım ama artık beni temsil etmeyen şeyler. İnsan dolabında sadece kıyafet değil, eski kimlikler de biriktiriyor.

Benim için alınabilecek en güzel hediye… Beni gerçekten tanıyarak alınmış küçük bir şey. Pahalı olması gerekmiyor. Sahafçıtan kitap, eski bir fotoğraf makinesi, yeşilçama ait eski bir film afişi veya türkçe plaklar..

Kendimle ilgili değiştirmek istediğim şey… Bazen çok fazla görmek. Çünkü çok görmek insanı güçlü yaptığı kadar yoruyor da. Bir olaya bir kere değil, on kere, yüz kere bakmak güzel; ama bazen insan kendi zihninin gürültüsünde yoruluyor.

Kendimde beğendiğim özellik… Sahiciliğim. Sevildiğimde de, yanlış anlaşıldığımda da, hırçın olduğumda da, üretirken de aynı yerden hareket ediyorum: içimde doğru olduğuna inandığım yerden.

Olmasa da olur… Alkış.. Çünkü alkış güzel ama tehlikelidir. İnsan alkışa göre üretmeye başladığı an hakikatten uzaklaşır. Ben alkıştan çok yüzleşmeyi önemsiyorum. “Ama arada bir de tamir edilmek için alkış yerine güzel bir sarılmaya ihtiyacım oluyor.”

Olmazsa olmaz…“Vicdan “ . Ama süs gibi kullanılan, cümle içinde parlatılan vicdan değil. Gerçek vicdan. İnsanı rahatsız eden, gece düşündüren, bazen kendi konforuna düşman eden vicdan.

En iyi yaptığım yemek… Belki mutfakta yaptığım yemek değil ama iyi yaptığım şey şudur: çelişkiyi alıp ironiyle pişirmek. Biraz öfke, biraz mizah, biraz hakikat, biraz da Kıbrıs’ın tuhaflığı. Ortaya yenmesi kolay olmayan ama unutulması da zor bir şey çıkar.

Hayalimdeki dünya… İnsanların daha az rol yaptığı, daha az korktuğu, daha az yalan söylediği bir dünya. Kimsenin mükemmel olmasına gerek yok; ama samimi olması gerekiyor. Benim hayalimdeki dünyada küfür eden biri ahlaksız sayılmaz, ama dostunu satan biri sayılır.

Aşk benim için… Bir insanın yanında rol yapmadan durabilmek. Aşk, sadece güzel hissetmek değil; insanın kendisini saklamadan var olabildiği yerdir. Benim için aşk, birinin seni düzeltmeye çalışmadan anlamaya niyet etmesidir.

Onunla çok tanışmayı isterdim… Birçok isim sayılabilir ama ben en çok, hakikati hayatıyla ödemiş insanlarla tanışmak isterdim. Mustafa Kemal ile Marx ile, Che ile ama dahada önemlisi padişahın içki yasağını delen Pekri Mustafa’yla oturup bir gonuşmak içmeyi isterdim açıkcası..

Görmek istediğim yer… Görmek istediğim iki yer kalmıştı; bir tanesi Japonya idi 6 ay önce kısmet oldu. Geriye Küba kaldı..

Mutlaka yapmak istediğim… Kendi dilimi, kendi görsel dünyamı ve kendi karakterlerimi daha büyük bir anlatıya dönüştürmek. Berduş sadece bir mizah figürü değil; benim gözümde bu coğrafyanın çelişkilerini taşıyan bir karakter. Onu daha derin, daha kalıcı, daha güçlü bir yere taşımak istiyorum.

Son olarak söylemek istediklerim… Berduş İmam sayfası bu ülkeye ayna tutabilir ama bu ülkeyi kurtaramaz. “Bu ülkeyi ancak yalancılar kurtarabilir, o da yalan söylemeyi bıraktıkları zaman olacaktır.”Bir haksızlık gördüğünde içgüdüsel olarak müdahale eden insan vardır. Karşılığında teşekkür beklemez. Çünkü mesele sonuç değil, karakterdir. Berduş İmam sonuç beklemeden paylaşımlarına devam edecek çünkü sonuç için bunları yaparsak, ne farkımız kalır onlardan? Fotoğrafçı olduğum için hayata bir kere bakmaya alışık değilim. Bir olaya, bir insana, bir çelişkiye iki kere, on kere, hatta yüz kere bakarım. Çünkü hakikat çoğu zaman ilk bakışta görünmez. Benim işim de insanlara yeni bir şey göstermekten çok, “zaten baktıkları şeye ikinci kez baktırmaktır.” İçeriklerimi sadece muhalif kesime üretmiyorum. Benim derdim kendi mahalleme alkış toplamak değil. Çalan, haksızlık yapan, gücünü kötüye kullanan insanın bile kendini o görüntüde görmesini isterim. Kendisi görmezse eşi görsün, çocuğu görsün, yakını görsün. Bir an durup “Biz bu hale mi düştük?” desin. Benim meselem: ironiyle hakikati birleştirmek, görüntüyle yüzleştirmek, susulan şeyi görünür kılmak.

Bu haber toplam 443 defa okunmuştur