1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. “İş yerimi Mart ayında kapattım, bir daha açmadım”
“Annemiz öldü. Peki bu sistemi kim sorgulayacak?”

“Annemiz öldü. Peki bu sistemi kim sorgulayacak?”

Yoğun bakımda Covid-19 bulaşan ve hayatını kaybeden Serpil Hancıoğlu’nun oğlu Attila Hancıoğlu yaşadıklarına isyan etti: “Bir evladın, annesinin ölüm haberini, herkesten daha önce öğrenme hakkı yok mu?”

A+A-

Cenk Mutluyakalı

Kıbrıs’tan 1976 yılında ayrılan, uzun yıllardır Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan, bir yıl içinde hem anne, hem de babasını kaybeden Attila Hancıoğlu, sağlık sistemine isyan etti.

8 Ocak’ta hastanenin yoğun bakım servisinde Covid-19 bulaşan ve hayatını kaybeden Serpil Hancıoğlu’nun oğlu Attila Hancıoğlu, “Bir evladın, annesinin ölümünü başkalarından önce öğrenme hakkı vardır” sözleriyle önemli bir mesaj verdi.

24 Kasım’da farklı sağlık sorunlarıyla Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’ne yatırdıkları annesini, “Yoğun Bakım”da aldığı Covid-19 bulaşı sonrasında yitiren acılı evlat, kendi deyimiyle sağlık sistemindeki kültürel bozuklukların aslında insan hakkı ihlali olduğunu söyledi.

Hastanede uyulmayan pandemi tedbirlerine kendi gözüyle şahitlik etti, Yoğun Bakım Servisi’nde yaşanan bulaşın sebebini öğrenemedi, annesinin ölümünü başkalarından duydu.
“Annemizin ölümü hiç beklemediğimiz bir haber miydi? Elbette değildi. Ama önce bunu çocuklarının öğrenme hakkı vardır” diyen Attila Hancıoğlu, yaşadıkları üzücü deneyimi paylaşmayı sorumluluk olarak hissetti.

Türk Maarif Koleji’nden mezuniyetiyle birlikte adadan ayrılan, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) sosyoloji eğitiminden sonra doktorasını “demografi” üzerine tamamlayan Attila Hancıoğlu, uzun yıllardır Amerika Birleşik Devletleri’nde görevini sürdürüyor ve orada yaşıyor.

Geçtiğimiz yıl mayıs ayında babası Özbil Hancıoğlu’nu kaybeden ancak Covid-19 salgını nedeniyle adaya gelemeyen Attila Hancıoğlu, bu kez annesinin yanında oldu, ancak, büyük bir travma yaşadı.
 

İşte o süreç

İşte o süreç ve Attila Hancıoğlu’nun anlattıkları…

- “24 Kasım’da annemi hastaneye yatırdık. Sağlık sorunları vardı. Göğüsle ilgili şikayetleri vardı, o nedenle hastaneye yatırdık. Hem annemize hem refakatçisine Covid-19 testi de yapıldı, negatif çıktı. Bu süreçte ilk gözlemim hasta yakınlarının bilgilendirilmesi yönünde ciddi sıkıntılar olduğudur. İlk başta annemizi dışarıdan, servisin penceresinden görebileceğimizi söylediler. Gördük ki, aslında, herkes odaya giriyor, çıkıyordu. Sonra bizim de girmememizi istediler çünkü sağlık sisteminin, hasta bakımına yönelik doktor ile hemşire sonrasında bir katmanı yok.”

- “Sağlık sisteminin bu süreçte ciddi bir baskı altında olduğunu biliyoruz. Ancak yine biliyoruz ki, kuzey Kıbrıs’ta sağlık sisteminin kültürel bozuklukları yeni oluşmuş bir durum değildir. Bunu herkes son derece doğal karşılıyor ancak aslında öyle değildir.”

 

“Genel yoğun bakımda test sorulmadı”

- “29 Kasım’da annemin oksijen düzeyi düştü, durumu kötüleşti ve yoğun bakıma aldılar. Genel Yoğun Bakım’da 4 gün kaldı. Her gün beş dakika annemizi görmemize izin verdiler, ancak, doğrusu kimse bize PCR testi de sormadı. 4 gün sonra yoğun bakımdan normal servise çıktı.

- “23 Aralık’ta annemiz yeniden kötüleşti, oksijen düzeyi düştü, bilinç kaybı başladı. Doktor kontrolü sonrasında bu kez Göğüs Yoğun Bakıma aldılar, bir önceki yoğun bakımdan farklı olarak bu kez bize belirli belgeler de imzalattılar. Annemizi son görüşümüz de o gün oldu. Çünkü buradaki yoğun bakımda ziyaret imkanı da yoktu.”

- “3 gün boyunca ‘iyileşme yok ancak kötüleşme de yok’ bilgisini aldık. 26 Aralık’ta bir doktor bizimle iletişime geçti, Göğüs Yoğun Bakım’da bir hemşirede Covid-19 pozitif saptandığı bilgisini verdi, endişe etmememiz gerektiğini söyledi. Birkaç gün sonra bir hastanın aynı yoğun bakımda Covid-19’dan öldüğünü öğrendik. Annemizle ilgili sorun olmadığını söylediler.”

- “1 Ocak gününe kadar böyle gitti. O gün akşam üzeri doktorumuz ‘ne yazık ki anneniz Covid-19 pozitif’ dedi. Böylece annemiz Covid Yoğun Bakımı’na alındı. 1 Ocak’tan 6 Ocak’a kadar sorguladık, Covid’den dolayı bir komplikasyon var mı, anlamaya çalıştık. Genelde ne daha iyi, ne daha kötü dediler ancak yeni bir komplikasyon yoktu.”

- “6 Ocak’ta bizden plazma tedavisi için izin istediler. Bir gün sonra bizimle annemizin entübe olduğu bilgisini paylaştılar. 8 Ocak’ta da annemizin vefatını öğrendik.”


“Bu nasıl oldu?”

- “Annemiz Covid-19 bulgusu olmadan hastaneye yattı, ancak, yoğun bakımda bu virüsü bulaştı. ‘Bu nasıl oldu’ diye sorduğumuzda farklı teoriler ortaya kondu. Birisi, bu virüsü hemşireden aldığını söyledi, bir başkası, bunu bir başka hastadan aldığını anlattı.”

- “Hastaneyle ilgili teoride açıklanan tedbirler başka, pratikte yaşananlar çok farklıdır. Akdenizli olmamız, insanların birbirini tanıması, küçük yer olması, tüm bunlar, kuralların rahatça çiğnenmesini getiriyor, pratikte kurallara uyulmuyor.”

- “Annemin öldüğü gün 8 Ocak… Kız kardeşimin telefonunu da yanıma almıştım. Hastaneden olumsuz bir haber gelirse… Entübe olmuş sonuçta… Telefon çalıyor. Bir akrabamız. Başınız sağ olsun diyor. Ne oldu, diyorum. ‘Siz duymadınız mı’ diyor. Medyada annemin ölüm haberi var, adı var, Covid-19 yanında diğer hastalıkları da sanki hafifletici sebep gibi sıralanmış. Bize bildiren yok.”  

- “Telefonu kapatıyorum. Nöbetçi doktoru arıyorum. Anneme ne oldu, diye soruyorum. ‘Size söylemediler mi?’ diyor. ‘Yoğun bakım size bildirmemiş herhalde…’ Kardeşlerime sosyal medyadan mesajlar geliyor. İngiltere’den başsağlığı için arıyorlar.”

 

“Önce kim öğrenecek?

- “Annemizin ölümü hiç beklemediğimiz bir haber mi? Elbette değil. Ama önce bunu çocuklarının öğrenme hakkı vardır. Annemin ölüm haberi, ismi, diğer hastalıkları medyada yayınlanırken, bize halen resmi bilgi verilmemişti.”


- “Yoğun Bakım’daki doktordan bize söylenen, annemin ölümü saat beş gibi oldu. Sağlık Bakanı’nın kendilerine direktifi varmış, hemen kendisine bildirecek. Peki bir evladın, annesinin ölüm haberini, herkesten daha önce öğrenme hakkı yok mu? En azından bir bakanla eş zamanlı olarak bunu öğrenme hakkı yok mu?”


- “Bu süreçte bizimle iyi iletişim içerisinde doktorlar, sağlık çalışanları da olmuştur ancak istisnadır. Mesele bu sistemi sorgulamak, yeni insanların bu travmayı yaşamasını engellemektir. Bu yaşananları doğallaştırmak, masumlaştırmak doğru değildir. Bunlar kabul edilemez.”

Bu haber toplam 2685 defa okunmuştur