1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. YALNIZ DEĞİLSİNİZ…
YALNIZ DEĞİLSİNİZ…

YALNIZ DEĞİLSİNİZ…

Benim de “SİZLERE” okuyucu ve dostlarıma – bir kart gönderme heyecanım ansızın gelip yerleşiverdi yüreğime… ve komşudan çok değil iki küçük dal feslikan aldım…

A+A-

Neriman CAHİT

Gerçekleştirebilecek miyim bilmem ama yıllardır – neredeyse – hiç tatil yapamadım. Öğretmenlik yıllarının tatillerinde de yine ya sendika’nın (KTÖS’ün) gazetesi, çalışmaları – çatışmaları vb. olgular yüzünden…

Şimdilerde de pek bir şeyin fark ettiği söylenemez…

“Şu Günü – Bu Günü…” derken, onlar da bazen pek bir şey vermiyor insanımıza… Ama, geçen hafta – şimdi yurt dışında yaşayan bir öğrencimin, ‘taze Feslikan yapıştırarak’ yaptığı ve çok güzel sözlerle süslediği bir kart ve bir not beni hayli mutlu etti…

BİRİ SEVGİ BİRİ UMUT…

Benim de “SİZLERE” okuyucu ve dostlarıma – bir kart gönderme heyecanım ansızın gelip yerleşiverdi yüreğime… ve komşudan çok değil iki küçük dal feslikan aldım… Geceleyin, kartımın arasına sıkıştırdım…

Ve, sabahleyin, bir kağıda – ‘kart şekli’ vererek, feslikanları da iki çok değerli şeye – ki biri SEVGİ – biri UMUT… ekleyerek uçurdum hepinize… (Anneler Gününü – Dost Gününe” dönüştürerek…

Bütün bu çabalarım, ‘yapma tavır ve duygularla’ sizi etkilemek değildir… ASLA…

***

Olmaz ya…

İçinizde hüzün kuşu kanat titretirse bir gün… ‘Eliniz, şaşkın bir şaka gibi’ yanağınıza doğru çırparsa… ‘BİR TAZE FESLİKAN KOKUSUNA’ değsin parmak uçlarınız… Bilin ki ‘YALNIZ DEĞİLSİNİZ…’

Oradayım…

Bazılarınızla paylaştığımız öyle çok şey var ki!

İlk şeyler… Eski şeyler…

 

SİZE DE OLUR MU…

Düşünüyorum…

Fotoğraflarıma bakıyorum… Fotoğraflarım nicedir aynı…

Ama yüzümün altında ben değişmişim…

Değişiyorum… Değişiyorsunuz…

Asıl olan, değişmek…

Değişmekte, çıldırtıcı bir şeyler var…

Uyanışlar… Yeni bitişler… Yeni atılışlar…

***

Ne olur, çok bunaldığınızda, siz de kelebekler uçurun sevdiklerinize…

Örneğin, beni size, bugün yaptığım gibi…

Yeni bir kelebek uçuyor – bu yazıyı okumanızla… Süze…

Sizin için doğdu, sizin için yaşayacak…

***

DÜNÜ olmamışlar… YARINDAN, hiçbir şey anlamaz…

Ne zaman ki, kendinize bir ‘GEÇMİŞ’ biriktirirsiniz… O zaman YARINI hak edersiniz…

***

HADE…

NE OLUR…

KIPIRDAYIN ARTIK…

 


 

RÜZGARA YAZILANLAR…

VASİLYA GÜNLÜKLERİ…

Dün dayanamayıp, bir kez daha gittim çocukluk ve gençliğimin sokaklarına…

Reşadiye, Gölek ve Yeni Cami’ye…

Evlerin bir kısmı yıkılıp gitmiş…

Kalanlar, biraz daha yorgun ve hüzünlü. Başlarını ‘ölüme’ yaslamışlar… Oralarda yaşayan tek tük Kıbrıslı yaşlı insanlar ile: “Yeni Hayat / Lefkoşa” arasında, derin bir uçurum ve hüzün kokuyorlar…

Hele de, çocukluğumun geçtiği “Reşadiye Sokağı’ndaki” yorgun evin, karşı duvarına yaslanıp… Çocukluğumun üşüşen anılarının arasında yorgun bir ağaç gibi dallarını eğerken… Çok sevdiği “Kedisini” bir bisikletlinin çarpıp öldürmesi sonucunda yüzü gözyaşları ile sırılsıklam olan… O, saçları örgülü ‘Küçük kız’ çıkıverince karşıma…

***

Bazen anılar, üzerine yıldırım düşmüş bir ağaç gibi öylesine derinden sızlatıyorlar ki insanın yüreğini…

***

Artık, o elektrik direği de yok…

Hani, mahallenin tüm çocuklarının uygun mevsimlerde altına oturup da ders çalıştığımız.

Ne o var… Ne de, saf dünyalarımızı paylaştığımız o çocukluk arkadaşlarımız…

Onca yokluk ve yoksunluk içinde birbirine yaslanan, dertlerini paylaşarak azaltan… Birbirlerine tasada ve kederde ortak olanlar…

Birbirlerini yargılamadan sevenler… Sevebilenler…

Dertleri, sıkıntıları olan ama umutlarını da yitirmeyenler…

***

Ve kadınlar…

Aile ve komşu olarak birbirlerine yaslanmış evler… İnsanların her derdine deva olmaya çalışan… Gözyaşlarını, hep içlerine akıtan kadınlar… Hayal ettikleriyle yaşamları hiç çakışmayan kadınlar…

Çektiklerini, alınlarına kazınmış bir kader gibi kabullenip de hiç şikayet etmeyenler ve, hayatı sürdürmenin o zor koşullarının gönüllü ve sabırlı işçileri…

Kadınlar…

***

Her şeye karşın, yüreklerindeki o ‘UMUT ve CESARETİ…’ hayata aşılayan kadınlar…

Kimseden takdir beklemeyen… Ve asla takdir edilmeyen…

Hayata, son vedası bile gayet sessiz ve utangaç kadınlar…

***

Ama, artık öyle bir döneme girdik ki…

Yalnızca, özgürlükleri güvence altında olan toplumlar yaşayabilir ve gelişebilirler…

Özgürlük için savaşan insanlar, geleceğin kurbanıdırlar…

Kendi varoluş ve istekleriyle geleceği yönlendirirler… Bu insanlar, ‘ahlaki değerler açısından’ geleceği simgeliyorlar.

Bazı inançlara göre: Dünyada birbirinin aynı yaratılmış insanlar vardır ve bu insanlar birbirleriyle karşılaşırlar… Karşılaşma ‘düşünce düzeyinde de’ olabilir…

Bunlar, İnsanlık Yaşamıyla – kendi özel yaşamlarını ayırmayanlardır…

Unutmayalım ki…

Yaşam en başta bir bedeldir…

 

Bu haber toplam 773 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 340 Sayısı

Adres Kıbrıs 340 Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler