1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. SINIRSIZ SOHBETLER
SINIRSIZ SOHBETLER

SINIRSIZ SOHBETLER

Türkiye Dışişleri Eski Bakanı Yaşar Yakış, geçtiğimiz hafta, Kıbrıs Akademik Diyalog tarafından ara bölgede düzenlenen konferansın konuklarındandı. Bu vesileyle bir araya geldiğimiz Yakış'la, 7 Temmuz Cenevre görüşmesinin hemen öncesinde Kıbrıs sorununu k

A+A-


Türkiye Dışişleri Eski Bakanı Yaşar Yakış:

“Mülkiyet bedellerini kullanıcı ödemeli!”


Türkiye Dışişleri Eski Bakanı Yaşar Yakış, geçtiğimiz hafta, Kıbrıs Akademik Diyalog tarafından ara bölgede düzenlenen konferansın konuklarındandı. Bu vesileyle bir araya geldiğimiz Yakış'la, 7 Temmuz Cenevre görüşmesinin hemen öncesinde Kıbrıs sorununu konuştuk.

Yakış, diplomasi geleneğinden gelmesinin de etkisiyle, seçerek kullandığı kelimelere özen gösteriyor. Kısa vadede çözüm olacağı konusunda çok iyimser olmayan Yakış, Türkiye için Kıbrıs’ın önemine özellikle vurgu yaparak, elde edilebilecek maksimum fayda zemininde bir çözüm olması gerekliliği üzerinde duruyor. Ancak “Türkiye her zaman Kıbrıslıların istediği bir çözümü de destekler” diyor

·        LİMANLAR KOZUMUZ… “…Neden açalım? Limanlar bizim elimizde bir koz. O kozu, karşılığında bir şey almadan kullanmak istemiyoruz. Limanları açmamak nedeni, Kıbrıs Rum tarafını tanıma pozisyonuna düşme konusundan değil, karşılığında bir şey aldığımız zaman kullanmayı, o zaman vermeyi tercih ediyoruz. Sorun budur…”

·        MÜLKİYET BEDELLERİNİ KULLANICI ÖDEMELİ… “…Ya bunu ödeyecek ya da satışa çıkaracak onu kim ödeyecekse, o evi de O alacak. Bir değer var, bu değeri sen kazanıyorsun. Bunun karşılığında hiçbir şey vermemek olur mu? İngiliz’dir, Türkiye’den gelendir, Kıbrıslıdır kim oturuyorsa, o karşılığı da o ödemelidir. Çünkü bu ödemeyi yaparak o evin tapusunu alıyor, Güney’deki mal varlığının da tapusundan vazgeçmiyor. Ya Bellapais’taki evin bedelini ödeyeceksin, ya da bu evden çıkacaksın. Bunu havaya atılan bir para, ödenmemesi gereken bir para değil de o evin karşılığı olarak görmek lazım. Müzakerelerde teknik heyetlerin bunun üzerinde çalıştığını düşünüyorum ben…”

BM GERİ ÇEKİLEBİLİR!

İlk olarak Türkiye basınına da yansıyan BM Genel Sekreteri Aleander Downer’ın çıkmazın aşılamaması durumunda BM’nin iyi niyet misyonunu bile geri çekebileceğine ilişkin açıklamasını soruyorum Yaşar Yakış’a. Özellikle bunun BM’nin gerçek niyetini mi yansıttığını, yoksa baskı unsuru mu olduğuna ilişkin yorum istiyorum;

“Downer’ın açıklamaları bence gerçeği yansıtıyor. Ban Ki Moon, Annan’ın o kadar çaba sarf edip de başarı sağlayamamasından ders alarak yeniden denedik başaramadık demek istemiyor. Rum tarafı özellikle AB üyeliğinden sonra kendisini taviz vermek durumunda hissetmiyor. Bu da belki de doğal” şeklinde konuşuyor Yakış.

İhtiyacı var mı sizce, Rum tarafının acil bir çözüme diye soruyorum, bu kez;

“Siyasetçi olduğunuz zaman işin felsefi kısmına bakamıyorsunuz. Felsefi açıdan baktığınız zaman bu sorunun çözülmesinin sağlayacağı faydayı görüyorsunuz. Belki nüfus daha fazla olduğu için Güney’de sağlayabilecek daha da fazla fayda var. Ama siyasetçi olduğu için önümüzdeki seçimlerde nasıl etkisi olur bu adımların diye hesaplıyor. Muhtemelen Hristofyas da seçimleri düşünerek, bu adımı atmak zor olur diye baktığında, seçimleri muhtemelen kaybederim diye düşünüyordur. Güney Kıbrıs’ta da özellikle Kilise’nin etkisiyle, gençler başta olmak üzere, toplumda çözüme karşı bir olumsuzluk görülüyor yapılan kamuoyu yoklamalarında. Kamuoyu böyle olduğu zaman da bir siyasetçinin kamuoyu ne derse desin, ben yoluma devam edeceğim demesi zor.”

Yaşar Yakış, bu tavrın Türkiye’de Başbakan Erdoğan tarafından sergilendiğine işaret ediyor. “2004’te Annan Planı referanduma sunulacağı zaman, hem Türkiye’deki, hem de Kuzey Kıbrıs’ta kamuoyu bu plana karşıydı. Planın Rum yanlısı bir plan olduğu düşünülüyordu. Ama o sırada, kamuoyunun karşı olduğu bir şeye karşı uzun vadede her iki taraf da kazançlı çıkar diye bir değerlendirme yaptı Sayın Başbakan. Siyasi liderin kamuoyunun peşinden giden olmaması lazımdır. Siyasi liderin, kamuoyunu yönlendirmesi lazımdır.” İşte bu noktada her iki kamuoyunu da Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın ikna ettiğine vurgu yapıyor Yaşar Yakış.

Yaşar Yakış, buradan hareketle dönemin Rum Yönetimi Lideri Papadopulos’un Burgenstock’da attığı imzanın da hilafına, televizyonda ağlayarak antipropaganda yaptığını söylüyor. Ve “Ben imza attım ama siz bunu onaylamayın demek, hiçbir siyasi lider figürüne uymaz. Eğer kötü liderlik örneği aranacaksa bu öyle bir örnektir” diyor.

Türkiye’nin uluslararası gücü ve görünürlüğü arttıktan sonra, Türkiye hakkındaki olumsuz önyargıların da zamanla ortadan kalkacağına işaret eden Yakış, “Kıbrıs Rum liderliğinin çözüm konusunda bir cesaret gösterebileceğine ben inanmıyorum. Gerçekçiyim” diyor.

 

“BAN Kİ MOON İSTESE GÜVENLİK KONSEYİ MEKANİZMASINI İŞLETEBİLİR”

“Ban Ki Moon’un işletmek istese, iletebileceği mekanizmalar var. 28 Nisan 2004’te Türk tarafı referandumda olumlu oy vererek kendisine karşı kullanılan her türlü kısıtlamayı geçersiz hale getirmiştir deniliyor. Ban bunu gündeme getirse, Güvenlik Konseyini zorlasa, önemli bir mesafe alınabilir.

Güvenlik Konseyi’nde özellikle Rusya’nın bu tavra karşı çıktığını hatırlattığımda ise uluslararası ilişkilerde her şeyin çıkar dengesine dayalı olduğuna vurgu yapıyor.

“Rus dış politikası, son derece çıplak çıkarlara dayalıdır. Eğer Ruslar Türkleri kırmanın bedeli Rumları kırmaktan daha ağır olabilir kanısına varırsa, bu yöndeki politikalarında da bir değişiklik olabilir”diyor. Ancak şu anda Türkiye’nin bu yönde gözle görünür bir stratejisi olmadığını da söylüyor.

 

“LİMANLARI AÇMAK ULUSLARARASI YÜKÜMLÜLÜĞÜMÜZ”

Limanlar konusundaki tavrını da soruyorum Yaşar Yakış’a. Ve artık Türkiye’nin seçim sonrasında limanlar konusunda farklı bir tavra girip girmeyeceğini tartışıyoruz.

“Limanları açmak, uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan bir yükümlülük. Türkiye AET (Avrupa Ekonomik Topluluğu) zamanında birliğe yeni ülkeler katılırsa, onları da karşılayacak şekilde bir taahhütte bulunmuştur. Şimdi bu anlaşmaya göre Kıbrıs yeni katılan bir ülke olduğu için, limanlarımızı, havaalanlarımızı açma yükümlülüğü var orada. 24 Nisan 2004’te, Türk tarafı Annan Planı’na evet derken ki, AB’nin de desteklediği bir plandı o. Rumlar hayır deyince, AB’deki tutum, Rum tarafını cezalandırmak için bir karar aldı. 26 Nisan 2004… Orada, “Türkiye kendisine düşeni yapmıştır. O yüzden Türk tarafı üzerindeki tüm sınırlamaları kaldırmak için elinden geleni yapacaktır” diyor, Avrupa Birliği Konseyi. Konsey bu kararı aldığı zaman, Rumlar daha AB üyesi değildi. AB kurallarına göre, bir ülke birliğe girdiği zaman, o güne kadar olan müktesebatı aynen kabul etmek zorundadır. Bu karar da müktesebatın bir parçasıdır. O yüzden bu karar, Rumları da bağlayan bir karardır” şeklinde konuşan Yaşar Yakış, Kıbrıs Türk tarafı üzerindeki kısıtlamaların tatmin edici şekilde kaldırılması beklentisine vurgu yapıyor.

 

“LİMANLAR KOZUMUZ”

Yaşar Yakış, limanların tatmin edici bir karşılık olmadan açılmasına karşı! Tanıma derdinden değil, beklenen karşılığı alamadıklarından henüz limanların açılmadığını söylüyor.

“Türkiye limanlarını açsa, tutumunda bir değişiklik olmayacaktır. Limanlarını açmak, Kıbrıs Rum tarafını tanımak anlamına gelmez. Mesela biz, Tayvan’ı tanımıyoruz ama Tayvan gemileri, Türk limanlarına geliyor. O zaman Tayvan’ı tanımış olmuyoruz da neden Rum gemileri Türk limanlarına geldiğinde onları tanımış olalım? Üstelik 1987 yılına kadar, Kıbrıs Rum gemileri Türk limanlarına gelebiliyordu. O zaman da tanımıyorduk. Şimdi diyeceksin ki, madem o kadar kolay neden açmıyoruz? Neden açalım? Limanlar bizim elimizde bir koz. O kozu, karşılığında bir şey almadan kullanmak istemiyoruz. Limanları açmamak nedeni, Kıbrıs Rum tarafını tanıma pozisyonuna düşme konusundan değil, karşılığında bir şey aldığımız zaman kullanmayı, o zaman vermeyi tercih ediyoruz. Sorun budur.”

“Türkiye’nin AB’ye katılabilmesi için Kıbrıs’ta taviz vermesi gerekmektedir şeklinde bir anlayış vardı. Bu izlenim artık yavaş yavaş kayboldu” şeklinde konuşan Yakış, “Eğer Almanya, Fransa gibi üye ülkelerde Türkiye’yi birliğe üye yapmak isteği olsaydı, bir şekilde Rum tarafının kolunu büker Kıbrıs sorununu da çözerlerdi” diyor.

 

“TÜRKİYE KIBRIS’TAKİ HAKLARINDAN VAZGEÇMEZ”

Yaşar Yakış, AB’nin belli başlı ülkelerinde, Türkiye’yi üye olarak görmek iradesi olmadığını vurguluyor. Ve Kıbrıs meselesinin Türkiye’nin üyelik sürecinden bağımsız bir mesele olduğunu tekrarlıyor. “Türkiye’nin Kıbrıs’taki haklarından vazgeçerek AB’ye girmesi söz konusu değildir. Eğer AB mi, Kıbrıs mı diye bir tercih yapmak zorunda kalırsa tabii ki Kıbrıs’ı seçer” şeklinde konuşuyor.

Güney Kıbrıs’a limanların açılmasıyla birlikte çok sayıda yabancı geminin de bu limanları kullanacağından, bu ticaret kapitali sayesinde, yabancı ülkelerin de AB üzerinde baskı unsuru oluşturabileceğini ve beklediği karşılığı Türk tarafının alabileceğini de söylüyor Yaşar Yakış.

“Türkiye bunun için lobi yapmıyor, ama limanların kapalı olması, yabancı ülke gemilerinin de karlarını etkiliyor. Düşün ki, Marsilya’dan yük alacak bir Kıbrıs bayraklı gemide, İngiliz, Alman ve Fransız’ın da sermayesi var.

 

“MAĞUSA LİMANI BİZE AVANTAJ SAĞLAMAZ”

Mağusa Limanı’nın AB kontrolünde ticarete açılması, askersizleştirme veya Kapalı Maraş’ın AB kontrolünde açılması tekliflerine sıcak bakmadığına vurgu yapan Yakış, “Türkiye üzerine düşeninin azamisini 2004’de yaptı, bunun karşılığı yok. Jest yapmak durumunda değil” diyor. Yaşar Yakış şöyle devam ediyor;

“ Mağusa Limanı bize avantaj sağlayan bir şey değil, Onlara avantaj sağlayan bir şey. O yüzden Türk tarafı limanlarını açarken, Mağusa Limanı’nın açılmasına izin verse, iki kez taviz vermiş ve karşılığında bir şey almamış olur. Mağusa Limanı açılsın, ama Rum tarafının konşimentosu basılsın istiyordu, Rum tarafı. Biz bunu kabul etmiyoruz. KKTC otoritelerinin mührü, ya da Yeşil Hat gibi ara bir yol bulunabilir. O zaman bunu kabul edebiliriz.”

“Türkiye’nin limanlarını kapalı tutmasının tek sebebi, KKTC’nin varlığının korunması için araç olarak kullanmamızdır” şeklinde konuşan Yakış, Türkiye’nin AB hedefinin de mutlaka devam etmesi gerekliliğine vurgu yapıyor.

“Türkiye masadan kalkan taraf olmamalıdır. Çünkü tekrar masaya oturmak kolay olmayabilir. Türkiye AB hedefinden vazgeçmemelidir. Hangi hükümet, AB hedefinden vazgeçerse, kamuoyu onu cezalandırır. Türkiye’nin AB üyesi olamamasının sebebi, belli başlı ülkelerin iradesidir. Bazı ülkelerin Türkiye’nin üyeliğini istememesidir. Kıbrıs’ı da bir bahane olarak kullanıyorlar.”

 

KOPENHAG’DA EVET DEMİŞ OLSAYDIK…

Yaşar Yakış, Kopenhag’da Türk tarafının önemli bir fırsatı kaçırdığı görüşünde. “Türk tarafı Kopenhag’da evet demiş olsaydı, bugün farklı bir noktada olacaktık” diyor.

“O dönem Sayın Denktaş, Annan Planı’nı kabul etmenin, Rumların yararına olacağını düşündüğünden, planı reddetmişti. Halbuki Rumlar, Türklerin Kopenhag’da planı kabul etmemeleri üzerine, bayram yaptılar. Bu şuna benziyor; Burgenstock’ta sıkıştırdığımız zaman, nasıl prestij kaybına uğradılarsa, Kopenhag’da da biz evet demiş olsaydık, Papadopulos’un geri dönüş yapması mümkün olmayacaktı. O zaman bugün başka bir noktada olacaktık.”

 

EROĞLU TAVİZ VEREMEZ

Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun ikinci Cumhurbaşkanı Talat’a göre, pozisyonunun daha az taviz verecek noktasına kilitlendiğini de vurguluyor, Yaşar Yakış. Ancak iki Cumhurbaşkanı arasında çok da bir karşılaştırma yapmaktan çekiniyor.

“Eroğlu göreve gelmeden önce, müzakereleri yürüten Talat için fazla taviz verdiğini ve kendisi geldiği zaman müzakereleri başka bir zemine oturtmaya kararlı olduğunu söylemişti. Şimdi tabii ki, Talat’ın geldiği nokta neresiyse, onlardan daha az tavizkar bir noktada durmak mecburiyetinde. Dolayısıyla Talat’tan daha ileri giderek, o verememiş ama ben veriyorum demesi daha zor. Çünkü kamuoyuna o intibayı vererek iktidara geldi. Bıraktığı yerden devam etse bile, geri kalan kısmında daha ileri gidemez.

Eroğlu masada ayak sürüyen taraf olur mu diye soruyorum;

Bugüne kadar hep yaratıcı öneriler getiren Türk tarafı oldu. Hayır diyen ise, hep Rum tarafıydı. O yüzden ayak sürümeyi,Talat’a da Eroğlu’na da uygun göremem” diye cevaplıyor beni.

 

KIBRIS ÖNCELİKLİ GÜNDEM DEĞİL

Kıbrıs sorununun Türkiye’nin ne kadar acil gündeminde olduğunu soruyorum, bu kez, Türkiye’nin Eski Dışişleri Bakanı’na;

“Kıbrıs önemini korumakla beraber, öteki sıcak konular Kıbrıs’ın öne geçti. Mesela Suriye meselesi. Kapıya dayanmış 10 bin kişi var. Buna acil çözüm bulunması lazım” diyor.

Türkiye ile Kıbrıs’ın Kıbrıslı Türklerin çıkarları her zaman aynı paralelde buluşuyor mu, diye soruyorum. Yani biz Türkiye için çözüm en acil konu değil ama Kıbrıslı Türkler ve Kuzey Kıbrıs için çözüm daha acil bir sorun olarak görülüyor dediğimde şöyle konuşuyor;

“Türkiye’nin Kıbrıs’tan bağımsız olarak söyleyeceği tek şey, garantörlük konusunda. Bunun dışındaki konularda, Kıbrıslılar herhangi bir çözüme razıysa, Türkiye onu destekler. Türkiye ile Kuzey Kıbrıs’ın çıkarları her zaman örtüşmeyebilir. Örtüşmesi şart da değil. Ama Kıbrıslıların istediği bir çözümü de Türkiye kesinlikle destekler.”

 

MÜLKİYET BEDELİNİ KULLANICI ÖDEMELİ

Yaşar Yakış mülkiyet konusunda da ilginç bir değerlendirmede bulunuyor. Öncelikle mülkiyet sorununun maliyeti dolayısıyla, çözülemeyecek bir sorun olmadığına işaret ediyor. Sunduğu çözüm önerisi ise ilginç; işin maliyet kısmını mülk sahibinin kendisi karşılamalıdır” diyor.

“Eğer Rumlar bir ev için, 10 milyon Euro istiyorlarsa, o ev de 10 milyon Euro ediyorsa, o evde oturanın bu bedeli vermesi lazım. Sanki havadan bu para veriliyor gibi bir anlayış da yaratmamak lazım. Çünkü oturduğum bir ev var, bunun da bir değeri var. Ben bu değeri veriyorum aslında. Ya bunu ödeyecek ya da satışa çıkaracak onu kim ödeyecekse, o evi de O alacak. Bir değer var, bu değeri sen kazanıyorsun. Bunun karşılığında hiçbir şey vermemek olur mu? İngiliz’dir, Türkiye’den gelendir, Kıbrıslıdır kim oturuyorsa, o karşılığı da o ödemelidir. Çünkü bu ödemeyi yaparak o evin tapusunu alıyor, Güney’deki mal varlığının da tapusundan vazgeçmiyor. Ya Bellapais’taki evin bedelini ödeyeceksin, ya da bu evden çıkacaksın. Bunu havaya atılan bir para, ödenmemesi gereken bir para değil de o evin karşılığı olarak görmek lazım. Müzakerelerde teknik heyetlerin bunun üzerinde çalıştığını düşünüyorum ben.”                                                     

Yaşar Yakış, mülkiyet bedelinin toplamda 30-40 milyar Euro olduğuna ilişkin hesaplamaların korkutucu bir şekilde ülkelerin önüne konulduğuna işaret ederek, bu rakamdan korkulmaması gerektiğini vurguluyor. KKTC tarafından verilen tapuların tanınmaması olarak değil bunun o tapuların yasallaştırılması olarak görülmesi gerekliliğine ise özellikle vurgu yapıyor. “Ödenen bedellerle o tapular yasallaşmış olacak!” diyor.

Yaşar Yakış, “7 Temmuz’da radikal bir gelişme beklemiyorum” derken, uluslararası konferansın da özellikle Rum tarafının hassasiyetleri nedeniyle toplanmasının zor olduğuna işaret ediyor.

Kıbrıs sorununun çözümsüzlük durumunda akıbetini ise şöyle özetliyor: “Mevcut durumun kendi doğallığında devam etmesi!”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1096 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler