1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Neoliberalizmin Toplumsal ve Kültürel Boyutu
Neoliberalizmin Toplumsal ve Kültürel Boyutu

Neoliberalizmin Toplumsal ve Kültürel Boyutu

Mustafa Öngün: Sanırım adada son zamanlarda az çok politikayla ilişkili olan ve okuyan herkes neoliberalizm terimiyle defalarca karşılaşmıştır

A+A-

 

NeoLiberalizm, Aristoteles ve Biz

 

Mustafa Öngün      

m_s_logos@yahoo.com

 

 

 

Sanırım adada son zamanlarda az çok politikayla ilişkili olan ve okuyan herkes neoliberalizm terimiyle defalarca karşılaşmıştır. Bazılarmız, AKP örneğini de arkasına alarak, neoliberalizmin bugün evrensel bir gerçek olduğunu ve toplumsal varoluşumuzun neoliberal ekonomik reformlara bağlandığını savunuyor. Bazılarmız ise noeliberalizmin zaten uçurumun ucunda olan toplumu, uçurumdan aşağıya atacağını savunuyor. Tabii ki, bu tezlerin birçoğu ekonomik temellere dayalı olarak ortaya atılmış ve ciddiye alınması gereken argümanlardır. Bu yazının amacı neoliberalizmi ekonomik olarak ele almak veya neoliberalizmin ekonomik olarak ne kadar gerekli olup olmadığını sorgulamak değildir. Mertkan Hamit arkadaşımız geçen haftaki yazısında (Kuzey Kıbrıs'ta Ekonomik Neo-Liberalizm) noeliberalizmin ekonomik boyutunu kapsamlı bir şekilde ele aldı. Benim bu yazıdaki amacım, noeliberalizmin ekonomik kalkınmayı getirecek potansiyeli olsa bile, ekonomik kalkınmanın beraberinde çok büyük kültürel ve toplumsal bir yozlaşmayı getirme potansiyeli olduğuna dikkat çekmektir.

 

Bunu anlamak için liberalizmin toplum, insan ve kültür anlayışı üzerine birkaç not düşerek başlamak yerinde olacak. Liberal teori, John Locke'tan, çağdaş liberalizmin babası olarak görülen John Rawls'a kadar, belli bir insan ve toplum anlayışı üzerine inşa edilmiştir. En basit ve genel anlamda liberal teori, insanı toplumdan soyutlayarak ele alır demek hiç de yanlış olmayacaktır. Liberal (veya neoliberal) düşünürlerin birçoğuna göre, toplum organik bir bütün olmaktan çok, tek tek bireylerin doğal haklarını muhafaza etmek için bir kontrat altında toplanmasından başka bir şey değildir (MacIntyre, 2007).

 

Bu toplum anlayışından hareketle liberal teori, politik düzenin veya politikanın birincil hedefini bireyin özgürlüğünü, yaşamını ve mülkünü korumak olarak belirler. Bu anlayış noeliberalizmin bilindik 'devletin küçültülmesi' tezinin temellerini oluşturur. Örneğin 1980 sonrası neoliberalizminin mimarı olarak tanınan F. A. Hayek'e göre, devlet elini ekonominin üzerinden çekerse, bu ekonomide kendiliğinden oluşan bir düzen yaratır ve bu doğal düzen, devletin asli görevi olan bireyin haklarının korunmasını daha iyi bir şekilde yerine getirilmesini sağlar (Hayek, 2005). Buradan hareketle diyebiliriz ki, liberal teori toplumun ve siyasetin amacını, doğal olarak gelişmesi gereken ekonominin ve bireyin haklarının güvenliği olarak görür. Burada vurgulanması gereken, liberal teori için toplumun her şeyden önce 'güvenlik' temelinde oluştuğudur.

 

Bu toplum anlayışı belirgin bir şekilde olmasa da evrensel bir insan doğası tasarlar: insan doğası itibarıyla kendi güvenliği ve bireysel çıkarlarının tatminini hedefler. Daha da önemlisi, insanlar arasındaki birliktelikler, insanın doğasında olan haklarının güvenliği ve çıkarlarının tatmini için gerçekleştirilir. Böyle bir insan doğası ve toplum anlayışından hareketle, politik bir toplumun kritiği (yani iyi bir toplum olup olmadığı) bireyin haklarının ve çıkarlarının ne kadar korunduğuna bakılarak anlaşılır. 

 

Liberal teorinin insan ve toplum anlayışına kısaca değindikten sonra, şimdi neoliberalizmin yükseldiği yıllarda eleştirel düşünceleri ile dikkatleri üzerine çeken Aristoteles açısından neoliberal teoriye bir bakalım. Birçoğumuzun bildiği gibi, Aristoteles bizden yaklaşık 2500 yıl önce yasamış ve düşünce tarihine önemli katkıları olmuş bir kişidir. Bazılarımız, 2500 yıl önce, bizimkinden bambaşka bir kültürde ve toplumda yaşamış olan birinin bizim sorunlarımıza ışık tutabileceği fikrini ilk aşamada saçma bulabilir. Ancak çağımızın önemli düşünürlerinden Alasdair MacIntyre'a göre, bu hiç de saçma bir fikir değildir.

 

Aristotelesçi bir açıdan bakıldığında liberal teorinin öne sürdüğü insan, toplum ve siyaset kavrayışı yanlıştır. Çünkü insan, Aristoteles için, liberal düşüncenin öne sürdüğü gibi, toplumdan bağımsız olarak tasarlanabilecek bir varlık değildir. Aristoteles için, insanlar doğaları gereği toplumsal ve politik varlıklardır*. Bu nedenle insanı toplumdan izole edip, onu sadece belli başlı çıkarları ve hakları olan bir varlık olarak tasarlamak yanlıştır. Dahası toplumsal, politik ve ekonomik düzeni böyle yanlış bir insan anlayışı üzerinden kurgulamak ve düzenlemek de bir o kadar yanlış ve problemli bir toplum ortaya çıkaracaktır.

 

Buna ek olarak vurgulanması gereken, Aristotelesçi bir açıdan baktığımızda, belli ve statik bir insan doğası varsaymanın aslında insanı yanlış anlamak olduğudur. Aristoteles'e göre insan bir potansiyeller bütünüdür. İnsanın doğasında her türden kötülük olduğu gibi iyilik de potansiyel olarak mevcuttur. Bu potansiyellerin hangilerinin aktüel olacağı (veya gerçekleşeceği) nasıl bir politik ve kültürel düzen içinde bulunulduğuna bağlı olarak farklılıklar gösterir. Yani siz eğer kendi çıkarlarını ve haklarını korumak üzerine kurulmuş bir politik toplumda yetişmişseniz, her şeyden önce kendi çıkarlarınızı ve haklarınızı korumayı hedef almanız hiç de şaşırtıcı olmaz. Burada önemli olan, neoliberal teorisyenlerin yaptığı gibi bu hedefi insanın yegane doğasıymış gibi göstermenin bir hata olduğunu görmektir. Aristotelesçi bir açıdan bakarsak, insanların genel olarak kendi çıkar, hak ve hedeflerini her şeyin üstünde tutması onların doğalarının bu olduğunu göstermez. Aksine politik ve sosyal düzenin insanın belli başlı potansiyellerinin gelişmesini desteklediğini gösterir.

 

Aristoteles’e göre, insan iyi bir hayat yaşama potansiyeline sahiptir ve iyi bir toplum da bu potansiyeli ortaya çıkaran toplumdur. Ancak Aristoteles’e göre iyi bireyler yetiştiren bir toplum, noeliberalizmin öne sürdüğü gibi, ekonomik kalkınmayı, bireysel çıkarları ve hakları korumayı politikanın birincil hedefi olarak tasarlamaz. Politikanın birincil hedefi ortak iyiyi oluşturup bu ortak iyi anlayışı ışığında iyi insanlar yetiştirmektir. Ekonomik akıl ve bireysel çıkarlar aslında bu ortak iyiyi oluşturmada bir araçtan öteye gitmemelidirler. Bu da toplumda bireysel çıkarların arka planda tutulmasını sağlayacak bir bilinç gerektirir. Sosyal ve politik düzenlemelerin bu bilinci ortaya çıkarmada hayati rolleri vardır. Ancak neoliberalizm bu tip bir bilinçliliğin nasıl gerçekleşeceği ile ilgili hiçbir şey söylemez ve bu alanı politikanın ve toplumun hedefleri arasından çıkarmaya çalışır. MacIntyre, neoliberal toplumda politikanın ekonomik akılın baskın olduğu elit bir aktiviteye dönüşüp, toplumun tabanından koptuğunu öne sürüyor (MacIntyre, 1998). MacIntyre, Aristotelesçi bir yerden yola çıkarak politik aktiviteyi elitizimden ve ekonomik akıldan kurtarıp; polikanın, esasta olması gerektiği gibi, toplumun tabanına inmesi gerektiğini savunuyor. Çünkü ancak toplumun tabanında gerçekleşecek katılımcı ve akılcı tartışmalar sonucunda bireysel çıkarları aşabilecek, ortak hedefleri olan, iyi bir toplum oluşturulabilir. Neoliberalizm insanların tek ortak hedefinin ekonomik kalkınma ve bireysel hak ve çıkarların savunulması olarak gördüğü için, toplumun tabanı tarafından oluşturulacak ve ekonomik aklın ötesine geçecek eşitlik, adalet ve etik olmak gibi ortak hedeflerin oluşturulmasını engellemektedir. Noeliberalizmin hat safhada olduğu ABD ve İngiltere gibi ülkelerde, suç oranı, eşitsizlik ve bireyselcillik giderek artmaktadır. Bu artışın neoliberalizmin ekonomik kalkınma ve bireysel çıkarların dışında ortak hedefler üretmedeki kısırlığıyla olan ilişkisini görmek için, toplumbilimci olmaya gerek yoktur. Yani günün sonunda, hepimizin anlaması gerekir ki, neoliberalizm araçları amaç haline getirmiş toplumsal ve kültürel bir yapı üretmektedir.

 

Sonuç olarak diyebiliriz ki, bugün neoliberal düzenin bize ekonomik kalkınmayı getirip getirmeyeceğini tartışırken unutmamamız gerekir ki, neoliberalizmin kültürel ve sosyal yapısı, bizi ortak hedefleri olan bir toplum olmaktan çok bireysel çıkarlarının peşinde koşan bir insan sürüsü haline getirebilir.  

 

 

 

Referanslar

Aristotle. The Nicomachean Ethics. Translated by David Ross. Oxford: Oxford University Press.

Aristotle. Politics. Translated by T. A. Sinclair. London: Penguin.

 

Hayek, F. A. (2005). The road to serfdom. London: IEA.

 

MacIntyre, A. (2007). After Virtue. 3rd ed. London: Duckworth

 

MacIntyre, A.  (1998). ‘Politics, Philosophy and the Common Good’. In The MacIntyre Reader. Kelvin Knight (ed). Notre Dame IN: University of Notre Dame Press. pp. 235-52.

 



* Yazıda Aristoteles ile ilgili olan düşünceler Aristotelesin iki temel yapıtına atıfta bulunmaktadır: ‘The Nicomachean Ethics. Translated by David Ross. Oxford: Oxford University Press’ ve ‘Politics. Translated by T. A. Sinclair. London: Penguin.’ Ancak burada belirtmem gerekir ki, Aristotelesle ilgili öne sürdüğüm düşünceler büyük ölçüde hocam Alasdair MacIntyre’ın Aristoteles yorumlarından etkilenmiştir. Aristotelesin farklı yorumları mevcuttur. 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 2067 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler