1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Neoliberal yalanlar ve gerçekler (1)
Neoliberal yalanlar ve gerçekler (1)

Neoliberal yalanlar ve gerçekler (1)

Feminist Atölye:Yalan: Serbest Piyasa Ekonomisi ve rekabet kalkınmanın temel motorudur. Bugünün kalkınmış ülkeleri serbest piyasa politikaları sayesinde büyüyüp zenginleşmişlerdir.

A+A-

Feminist Atölye (FEMA)

info@feministatolye.org

 

 

Neoliberal yalanlar ve gerçekler (1)

 

Yalan: Serbest Piyasa Ekonomisi ve rekabet kalkınmanın temel motorudur. Bugünün kalkınmış ülkeleri serbest piyasa politikaları sayesinde büyüyüp zenginleşmişlerdir.

 

Gerçek:  Serbest piyasa ekonomisi ve rekabet kalkınmanın değil, karı maksimize etmenin temel motorudur. Neoliberal iktisatçıların öne sürdüğünün aksine, bugünün kalkınmış ülkeleri serbest piyasa politikalarına bağlılıkları sayesinde değil, yüzyıllardır süren kolonyalizm ve neo-kolonyalizm politikaları sonucunda zenginleşmişlerdir. Birçok tarihi gerçek, bugünün sanayileşmiş ülkelerinin kalkınma deneyimlerinin ilk ve daha sonraki aşamalarında sanayide, dış ticarette ve finans alanında kamu faydasını gözeten pek çok müdahaleci politikalar uyguladıklarını ve bunlara bel bağladıklarını ortaya koymaktadır. 

 

Yalan: Son 20 yıl boyunca neoliberal politikaları uygulayan gelişmekte olan ülkeler, özelleştirme vb. politikalar uygulayarak büyüyüp gelişmişler, devletin denetiminde iktisat politikaları izleyen ülkeler ise ekonomik büyüme yaşamamışlardır.

 

Gerçek: Neoliberalizmin ekonomik büyüme vaadini gerçekleştirdiği tamamen bir palavradır. Neoliberalizm, son yirmi yıl boyunca ekonomik büyüme sağlamak şöyle dursun, birçok ülkede kişi başına düşen milli gelirin gerilemesine neden olmuş, sınıflar arasındaki gelir adaletsizliğini arttırmış ve birçok sosyal probleme yol açmıştır. Kalkınmış ülkelerde kişi başına gelirin ortalama yıllık büyüme oranı, 1960-1980 döneminde yaklaşık % 3 iken, neoliberal 1980-2000 döneminde % 2’ ye düşmüştür. Neoliberal reçeteleri uygulamaya koyan kalkınmakta olan ülkelerde ise kişi başına gelirlerdeki ortalama yıllık büyüme, 1960-1980 döneminde % 3 iken, 1980-2000 döneminde % 1,5 ‘e gerilemiştir. Neoliberal politikalar birçok ülkede bankacılık krizlerine, parasal krizlere ve geniş kapsamlı finansal krizlere karşı hassasiyetin artmasına ve eşitsizlik, yoksulluk düzeylerinin yükselmesine neden olmaktadır. Bu sorunlar özellikle kalkınmakta olan ülkelerde kalıcıdır ve nüfusun çoğunluğunu mağdur etmektedir. Neoliberal dönemde, kalkınmakta olan ülkelerin pek çoğunda yoksulluk, işsizlik, açlık ve bunlara bağlı olarak suç oranları artmıştır. Neoliberalizm, genel bir büyüme yerine, uluslararası gelir dengesizliğine ve eşitsizliğine neden olmaktadır.

 

Yalan: İktisadi politikalar politikacı ve bürokratlara bırakılmamalıdır çünkü politikacılar ve bürokratlar, toplumun yararına çalışmaktan çok, ellerindeki politika araçlarını ve kaynakları kendi iktidar alanlarını korumak veya genişletmek için kullanmaktadırlar. Siyasetten bağımsız ekonomik kuruluşların yarattığı disiplin, kalkınmakta olan ülkeler için kesin bir zorunluluktur.

 

Gerçek: Neoliberal söylem, kendi meşruiyeti için devlet ve kamu görevlilerine duyulan güvensizliği ve nefreti ortaya çıkarmakla kalmaz, bu güvensizliği ve nefreti yeniden üretir. Kamu sektörü ve devlet kurumlarının, birçok ülkenin kalkınma sürecinde çok önemli ve olumlu roller oynadığını görmek için iktisat profesörü olmaya gerek yoktur. Topluma zarar veren davranışları önlemede özel sektör daha başarılı değildir. Yolsuzluk skandalları, kamu sektöründe ve özel sektörde aynı sıklıkta görülmektedir. Bazı kamu görevlilerinin kişisel itibar ve nüfuzlarını artırma çabalarına karşılık, özel sektörde de gizli anlaşmalar yapma, rüşvetçilik ve firmaların belirli sanayilerde yoğunlaşması ve tekelleşmesi eğilimleri vardır. Uygulanacak ekonomik politikalarla ilgili karar alma yetkisini, sermaye kuruluşlarına ve piyasaya devretmek çok sakıncalıdır çünkü siyasetten bağımsız bu kuruluşlar, kamuoyuna hesap vermez. Sermayenin temel motivasyonu karını maksimize etmek olduğu için, sermaye hareketlerinin yönü de kamusal fayda ekseninde değil, karın maksimizayonu eksenindedir. Kamusal faydanın sağlanabilmesi için toplumun denetleme ve hesap sorabilme kanalı olan siyasi mekanizmaları korumak gereklidir.

 

Yalan:  Özelleştirme devletin yükünü hafifleterek devlete kaynak yarattır ve özel sektör belirli politikaların uygulanabilmesinin önündeki politik ve kurumsal engellerle ilgili mevcut durumu tarafsız gözle analiz edebilme kapasitesine ve tüm çevrelerin hassasiyetlerini ve kaygılarını tespit etme yeteneğine sahiptir.

 

Gerçek: Özelleştirme devletlerin kısa vadeli likit para ihtiyaçlarını geçici olarak karşılamakla birlikte, çoğu zaman dezavantajlı ekonomilerin üretim ve ihracat kapasitesini artırmak yönünde bir verim sağlamaz; özelleştirme sonucunda doğan rekabet ise yaşam ve üretim kalitesini artırmaz. Bilakis; dezavantajlı ekonomiler bütçe açıklarını kapatacak ihracat hacmini artırabilmek için özel şirketlerin kârlı bulacağı alanlar yaratmaya çalışırken, bu şirketlerin maliyetlerini düşürmek adına emeği ucuzlatırlar, vergi ve hammadde indirimi gibi indirimlere giderler ve bütçe açıklarını kapatabilmek için halktan alınan dolaylı vergileri yükselterek hayatın pahalılaşmasını sağlarlar, sağlık ve eğitim gibi harcamalardan kısıtlama yapma yönüne giderler. Özelleştirme politikalarını uygulayan bütün ülkelerde kamu faydası gözetilmediği gibi, özel şirketlerin ihtiyaçları için yürürlüğe konulan politikalar sermaye lehine sosyal devlet politikalarını ortadan kaldırıyor.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 662 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler