1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Kıbrıs’ta bir ilk; Üç viyolonsel ile oda müziği
Kıbrıs’ta bir ilk; Üç viyolonsel ile oda müziği

Kıbrıs’ta bir ilk; Üç viyolonsel ile oda müziği

“Şinasi Çilden ve Şebnem Orhan bunu başlatan isimler oldu. Ben de daha sonra onlara katıldım. Böylece üç viyolonsel ile oda müziği yapmaya başladık. Bu da Türkiye’de ve Kıbrıs’ta ilk kez olan bir şey, ilk konserimizi de Kıbrıs’ta veriyoruz.”

A+A-

Simge Çerkezoğlu

Müzik eğitmeni ve viyolonsel sanatçısı Başak Gorgoretti, Naci Talat Vakfı’nda gerçekleştirdiği konser öncesinde müzik bilgisini, çalışmalarını,  Kıbrıs’a dair gözlemlerini bizimle paylaştı. Annesi Kıbrıslı olan sanatçı İtalyan eşiyle birlikte Kıbrıs’ta yaşıyor, ayrıştırılmamış bir toplumda yaşamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, yıllardır gençlere ve ülke sanatına hizmet veriyor. En büyük hayaliyse Kıbrıs’ta bir çocuk orkestrası kurmak…      

“ARTIK BEN DE KENDİMİ KIBRISLI GİBİ HİSSEDİYORUM”

Başak Gorgoretti genç bir müzisyen ve eğitimci. Müziğe nasıl başladığını, Kıbrıs’a gelişini bizimle paylaşıyor…

“Yarı Kıbrıslıyım, annem Kıbrıslı, babam Türkiyeli. Türkiye’de doğdum büyüdüm. Babam subaydı. Biz onun mesleği nedeniyle tüm Türkiye’yi gezdik. Annem ilkokulda beni mandolin kursuna gönderdi. İlk enstrümanım oydu. Bana müziği annem sevdirdi. Daha sonra da ilkokul öğretmenim sayesinde 1994 yılında henüz yeni bir lise olan İzmir Güzel Sanatlar Lisesi’nde eğitimime başladım. Daha sonra Gazi Üniversitesi’nde müzik öğretmenliği programında lisans eğitimimi tamamladım. Yüksek lisans ve doktora eğitimime de burada devam ettim. Ardından Avrupa Birliği’nin Kıbrıslı Türklere sunduğu eğitim olanaklarından yararlanarak akademik müzik üzerine Cambridge Üniversitesi’ne gittim. Otuz yıl Türkiye’de yaşadıktan sonra dokuz yıl önce, 2008 yılında, Kıbrıs’a taşındım. Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde çalışıyorum. O kadar yıl Türkiye’de yaşadıktan sonra, aklımda başka bir ülkeye taşınmaktan değil de, hayatıma Türkiye’de deniz kıyısında bir şehirde devam etme fikrim vardı. Ancak karşıma ansızın deniz kıyısında, üniversitesi olan şehir Mağusa çıktı. Kıbrıs’ı zaten çok iyi biliyordum yabancı olduğum bir yer değildi. Böylece Kıbrıs’a yerleştim. İyi ki öyle yaptım diyorum. Artık ben de kendimi Kıbrıslı gibi hissediyorum.”        

Müzik eğitiminde viyolonsel çalmayı seçen sanatçı, kadın vücudunu andıran, insan sesine en yakın olma özelliğini barındıran bu enstrümanı seçme nedenlerini anlatıyor. 

“Sanata ilgim her zaman vardı. Küçüklüğümde Fame diye bir dizi vardı, konservatuar hayatındaki gençleri anlatırdı. Ben de onlara özenirdim. Daha sonra fiziğim müsait olduğu için hocalarımın yönlendirmesiyle viyolonsel çalgısını seçtim. Parmaklarım uzun, ellerim büyüktü. Piyano da çaldım. On beş yaşındaydım. Aslında küçük bir yaşta değildim ama müziğe başlamak için doğru yaştaydım. Viyolonseli çok sevdim. Çaldığınız müzik aletini sevmeniz çok önemlidir. Ancak o zaman düzenli çalışmaya başlayabilirsiniz. Viyolonselin sahip olduğu ses perdeleri keman ve kontrbasa göre çok kalın veya çok tiz değil. O nedenle de viyolonselin ses aralıkları insan sesinin çıkarabileceği ses aralıklarına yakın. Viyolonsel insan kulağının daha rahat dinleyebileceği, kolay algılayıp konsantre olabileceği seslerdir. Bu da bizim için avantajdır.”

“İKİ YIL ÖNCE ODA MÜZİĞİ KONSERLERİ BAŞLADI”

Bir Oda Müziği Orkestrası’nda Şinasi Çilden, Şebnem Orhan ve Selçuk Bilgin’le birlikte son iki yıldır çalışmaya başlayan Başak Gorgoretti, müzikte yaşadığı bu yeni süreci mutlulukla tarif ediyor.

“Öğrencilik hayatımda sık sık konser veriyordum ama eğitimci olduktan sonra daha çok derslerime, konferanslara yöneldim. Daha sonra Şinasi hocam ve meslektaşım Şebnem’in Ada’ya gelerek oda müziği konseri vermesi, beni de bu konsere dahil etmesiyle hayatımda konser dizileri yeniden başladı. İlk başta viyolonsel ikilisi ve piyano eşliğinde konserlere başladık. Daha sonra üç viyolonsel, bir piyano ile oda müziği konserlerine başladık.”

“TÜRKİYE’DE VE KIBRIS’TA İLKİ GERÇEKLEŞTİRİYORUZ”

Bu gece Naci Talat Vakfı’nda gerçekleşecek konser de yine üç viyolonsel, bir piyanodan oluşan bir oda müziği konseri olacak. Gecenin detaylarını Başak Gorgoretti anlattıkça meraklanıyorum.

“Aslında bu geceki konser 17-19 Temmuz tarihlerinde Mağusa’da Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin gerçekleştireceği 3. Uluslararası İpek Yolu Müzik Konferansı’nın bir konseri olarak tasarlandı. Ama konseri Lefkoşa’da da yapmak, buradaki sanatseverlere de ulaşmak istedik. Viyolonsel oda müziği çok yaygın değil. Özellikle Türkiye’de bu tip grup çok az. Kıbrıs’ta ise neredeyse hiç yok. Şinasi Çilden ve Şebnem Orhan bunu başlatan isimler oldu. Ben de daha sonra onlara katıldım. Böylece üç viyolonsel ile oda müziği yapmaya başladık. Bu da Türkiye’de ve Kıbrıs’ta ilk kez olan bir şey, ilk konserimizi de Kıbrıs’ta veriyoruz. İlk konser bu gece Naci Talat Vakfında 20.30’da yapılacak. İkincisiyse 18 Temmuz tarihinde Mağusa’da Rauf Denktaş Kültür ve Kongre Sarayı’nda yapılacak.”

Oda Müziğiyle ilgili de bizi aydınlatan sanatçı konser repertuarlarını hazırlarken farklı dönem eserlerine yer verdiklerine vurgu yaparak, bu gece için de aynı prensibin geçerliliğini koruduğunu ifade ediyor.

“Oda müziği dediğimiz zaman en az iki çalgıdan oluşan bir topluluğu kast ediyoruz. Bunlar farklı çalgılar olabilir. Keman piyano, iki viyola, flüt klarnet olabilir. Tabii bu sayı değişiyor. İkiliyken üçlü, beşli, altılı bile olabiliyor. Bundan sonraki aşamada da gerçek bir oda müziği grubuna dönüşüyor. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın ilk oluşumu da bir oda müziği grubuydu. Bizim yaptığımız üç viyolonseli bir araya getirerek oluşturulan bir oda müziği grubu. Bu grupta viyolonsel için yazılmış ya da başka çalgılar için yazılmış olan eserleri, üç viyolonsel için düzenlenmiş hallerini çalıyoruz. Bu şekilde hem viyolonsel müziğini insanlara tanıtıyor hem de birçok viyolonselin bir araya gelerek küçük bir oda müziği orkestrası oluşturmasını sağlıyoruz. Böylece bu çok sesliliği dinleyicilere aktarmayı amaç ediniyoruz. Üç viyolonsel için yazılan çok fazla eser yok. Daha çok iki viyolonsel için yazılanlar var. Biz repertuarımızı oluştururken müzik tarihine çok dikkat ediyoruz. Farklı dönem eserlerine yer vermeye çalışıyoruz. Barok, klasik, romantik dönemler,  20. yüzyıl ve tabii Türk bestecilere yer veriyoruz. Bu konserimizde de aynı yaklaşıma sadık kalıyoruz. Bu konserde bir de araya sıkıştırdığımız tangomuz olacak.”

Devam eden eğitimci kimliğinden yola çıkarak genç müzisyenler ile Kıbrıslı seyirciler konusundaki izlenimlerini paylaşan sanatçı, geleceğe dair öyle umutlu ki…  

“Bize gelen öğrenciler zaten müziğe ilgisi olan, profesyonel müzik eğitimi almak isteyen çocuklar. Fakat her seferinde gelen öğrencilerin nitelikli müziği nasıl seçeceklerini bilmediklerini görüyoruz. Bunu sorgulamıyorlar. Hala medyada sunulan televizyonda, radyoda, internette popüler müzik olarak sunulan şarkıları dinleyerek geliyorlar. Çok az öğrencimiz müzik bilincinde oluyor. Elbette amacımız bu bilinci geliştirmek, müzik beğenisi eğitimi vermek, doğru, nitelikli müziği seçmeyi öğretmek ama aslında bu iş daha önce başlamalı. Ailede başlayarak, ortaokul liseye yayılmalı. Biz bu eğitimin küçük yaşta müzik öğretmenleri tarafından verilmesi konusunda çalışmalar başlattık. Bu sayede çocuklar daha sağlıklı müzik türleriyle tanışarak etnik caz, halk müziği, enstrümantal gibi birçok müziği bilerek, dinleyerek, öğrenerek bize gelecekler. Tabii ki herkesin daha fazla sevdiği bir müzik türü olacak ama daha fazla sevdiklerinden en niteliklilerini dinleyerek, çalarak seslendirerek geleceklerini ümit ediyoruz. ”

“CUMHURBAŞKANLIĞI ORKESTRASI’YLA SEYİRCİ PROFİLİ DAHA DA GELİŞİYOR”

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası çok yeni olmasına rağmen gerçekten seçtiği iyi repertuarı, onları seslendiriş biçimiyle bence çok hızlı şekilde gelişiyor. Seyirci profiline baktığımızda da ilgi çok güzel, çok büyük. Farklı yaş gruplarını bir arada görmeniz mümkün. Aileler konserlere çocuklarıyla gelerek, onlara hem konserin nasıl dinleneceğini, hem de orkestranın seslendirdiği eserleri tanıtıyorlar. Ailelerin de böyle bir bilinci oluştu. Böylece hem çocuk hem de yetişkinlerin düzenli izlediği konserler dizisi gelişiyor. Ben Kıbrıs’ın bu konuda çok bilinçli olduğunu, insanların aydın, sosyo-kültürel olarak gelişmiş olduğunu görüyorum. Ülkede seyirci profilinin Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın katkılarıyla daha da gelişip büyüyeceğine inanıyorum. Çok önemli bir ihtiyaçtı. Adada böyle bir varlık yoktu. Daha önce ancak Türkiye’den biri geldiği zaman biz böyle bir konsere gidebiliyorduk. Artık sıklıkla konsere gitme, öğrencilerimizi götürme olanağı buluyoruz.”

     

  

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1377 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 324 Sayısı

Adres Kıbrıs 324 Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler