1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kader...
Kader...

Kader...

Gerçekten kendi kaderimizi mi yaratıyoruz? Eğer kendi kaderimizi yarattığımız doğruysa neden herkes istediği bir geleceği yaratamıyor?

A+A-

 

 

 

Kaderinizi kimin oluşturduğunu düşünüyorsunuz? Birçok kişi bunun herkesi yönlendiren ve her şeyin olmasına neden olan yüce bir varlık olduğuna inanır, çünkü böylece kendi yaşamlarının sorumluluğunu sırtlarından atmış olurlar. Ama kendi kaderinizi kendiniz yönetiyorsunuz. Bu anda düşünüp hissettiklerinizle yaşamınızın her anının yaratıcısı sizsiniz. Öğrenmeniz gereken şey, bu anın, bu Şimdinin gerçekten sonsuz, sürekli olduğudur. Ve bu şimdinin sürekliliği içinde her an yepyenidir. O yepyenidir, üstat. O dünün tutsağı değildir. Şimdi düşlediğiniz her şey yarının realitesini oluşturur; böylece, bu anda istediğinizi yapmakta özgürsünüz. Bu, Tanrı'nın size sevgisidir: her anı yeniden, yeni ve farklı bir biçimde yaratmanız için size verdiği özgürlük ve güç.

Ramtha – “Beyaz Kitap”

-----

Gerçekten kendi kaderimizi mi yaratıyoruz? Eğer kendi kaderimizi yarattığımız doğruysa neden herkes istediği bir geleceği yaratamıyor? Eğer böyle bir güç gerçekten varsa, nasıl ele geçirilebilir? Olanı kabul etmek, yaşamı akışına bırakmak ve şükretmek, kadercilik midir?

         Aslında hiç kimse, insanın hiç yaratma gücü olmadığına inanmaz çünkü böyle bir inanç, yaşamayı anlamsız kılardı. Yaşayan her insan, karşılaştığı olaylarda ve durumlarda kendi payı olduğunu bilir. Bu yüzden gerçekte kadercilik inancı diye bir şey yoktur. Fakat birçok insan, yaşamında karşılaştığı bazı olayların ve durumların sebebinin kendileri olduğunu, bazılarının ise kendi inançlarına uygun mistik bir güç tarafından tetiklendiğine inanır. Yani bu bakış açısına göre insanlık olarak bizim, “eksik” yaratım gücümüz vardır. Kontrol edebileceğimiz şeyler, bizim yaratımımız iken kontrol dışı olan her şey “kaderdir”. Fakat bilinciniz bu şekilde bir algıyı kabul etmez. Bu yüzden yaratma gücünüz ya vardır, ya hiç yoktur. Ya “yaratıcısınız” ya da “yaratılan”, ya “etkensiniz” ya da “edilgen”. Aslında temelde ya “sebepsiniz” ya da “sonuç”.

         Şimdi biraz daha derinlemesine inceleyelim. Varsayın ki yerden bir taş aldınız ve denize fırlattınız. Önce elinizi gerdiniz ve biriken potansiyel enerjinin salınmasına izin vererek kinetik enerjiye dönüşmesine izin verdiniz. Böylece kolunuz yay gibi bırakılarak taşı fırlatmak için gerekli hareketi gerçekleştirdi. Ve taş elinizden çıktı. Taş havada ilerleyip denize düştü. Denize düşüş anında kaçınılmaz olarak denizin yasalarına uymak zorunda olduğundan aşağıya doğru yavaşça süzüldü ve kumların üzerine çarparak oturdu. Kumlar taşın çarpmasından ortaya çıkan kinetik enerji sebebi ile dalgalandı ve her şeyin eninde sonunda durağanlığa ulaştığı gibi o da olduğu yerde duruldu. Fakat her şey burada bitmedi. Taş orada kalmaya ve oranın yasalarına uymaya devam etti ve sebep sonuç zinciri bu şekilde sürdü.

         Taşın denize düşmesindeki sebep, sizin onu fırlatmaya karar verdiğiniz anda oluşmadı çünkü sizin onu fırlatmak için verdiğiniz karar, başka sebeplerin bir sonucu aslında. Dolayısıyla sonsuz bir sebep sonuç zinciri içerisinde olan her şey olmaya devam ediyor. Yaşanmış olan bir şeyin geri döndürülemeyeceği doğrudur. Olan, olmuştur. Bu açıdan kader gibi görünür çünkü değiştirilmesi mümkün değildir. Olmuş olduğunun kabul edilmesi yeterlidir. Taş fırlatmakta sorun yok ama bunu yaşadığınız diğer olaylara uyguladığınız zaman, kabullenmek bu kadar kolay olmayabilir.

Gerçekliğimizi yöneten yasalardan dolayı sebepler sonuçsuz kalamaz. Eğer taşı fırlatırsanız, gideceği kesindir. Taş bir kez elinizden çıktıktan sonra onun üzerinde kontrolünüz kalmaz çünkü bizim bu dünyadaki kontrolümüz, bedensel algımıza dayanır. Fakat taşı bırakma kararını veren sizsiniz. Onu fırlatma kararını da veren sizsiniz. Eğer varsayımsal sonuçlarını hesaplarsanız onu fırlatmayabilirsiniz. Taş birine çarpacaksa onu fırlatmazsanız (tabi eğer amacınız çarpması değilse). Fakat bunu yapmadığınızda, bu da geri döndürülemez. Şimdi taşın kaderi fırlatılmamak olur. Yine değiştiremeyeceğiniz noktaya geldiğinizde kader olur.

Bu ikilemin sebebinin tek bir kaynağı vardır, o da “geçmiş”. Geçmiş olan her şey, ona bakış açınızdan ötürü kaderdir. Değiştiremeyeceğiniz tek şey geçmiştir çünkü o aslında yoktur. Geçmiş geçmiştir. Geçip gitmiştir ve aslında yoktur. Bu yüzden değiştirilemez. Ve aslında hiçbir şey üzerinde etkisi olmamalıdır. Fakat geçmişi gerçek gibi algılayıp zihnimizde tuttuğunuz zaman, kaderimizi yönlendirmesine izin vermiş olursunuz. Geçmişin sadece bir hatıradan başka bir şey olmadığını zihninize öğrettiğinizde verdiğiniz kararlar daha derin bir farkındalıkla verilir.

Bu ortaya atıldığında sorulan ilk soru şudur; geçmişi unutmalı mıyız? Geçmişten aldığımız dersleri unutursak aynı hataları yapmaz mıyız? Yaşam geçmiş hatırlanmadan yaşanabilir mi? Cevap ise basit ve nettir. Geçmişin hikayelerini unutmak demek aslında onları sizi etkilemeyecek veya olumlu etkileyecek şekilde yeniden yazmaktır. Olayları unutmanız, dersleri unutacağınız anlamına gelmez. Bilinciniz öğrendiği her şeyi içerisinde tutuyor. Hatta siz daha kendinizi hatırlamadan ve bilinciniz hikayeler yazmadan öğrendiğiniz bir çok şey, siz farkında olmasanız da zihninizde mevcuttur. Bilinç dersi unutmaz. Geçmişi hatırlamak bir katkıda bulunmuyor. Siz onu serbest bıraktığınız zaman o zaten hatırlaması gerektiği kadarını, yaşamınızı en iyi şekilde sürdürmenize katkısı olduğu kadarını hatırlar. Fazlası yükten başka bir şey değildir.

Bunu kader konusu ile bağlayacak olursak şunu söyleyebiliriz; “Siz kaderinizi yaratıyorsunuz fakat onu şu anda yaratıyorsunuz. Şu ana geçmişin etkilerini kattığınız zaman ortaya çıkan gerçeklik sanki sonuçmuş ve sonucu üreten sebep siz değil de mistik güçlermiş gibi görünmektedir.”

Sebep aslında hiçbir zaman geçmişte değildir. Daha önce söylediğimiz gibi geçmiş geçmiştir bu yüzden sebep o olamaz. Eğer olursa sadece hayali bir sebep olur. Yani bu şöyle bir çıkarım gibi olur; “şu an bu elmayı yememin sebebi dün armudu yemiş olmam”. Fakat böyle değildir; “Şu an elma yemeyi istediğim için yiyorum ve dün armut yemek istediğim için yemiştim”.

Bu sebep sonuç ilişkisini kullanıyoruz ve kendimize bahaneler ve şikayetler yaratıyoruz. “Bu durumu yaşıyorum çünkü o öyle demişti” diyoruz. Biz her zaman “annemizin”, “babamızın”, hayali bir “toplumun”, “politikacıların” yani kısacası “onların” kurbanı oluyoruz. Böylece yaşadığımız şey üzerindeki hatalı sebeplerle içimizi rahatlatmaya çalışıyoruz.

Evet, aynen öyle! Yaşamınızdaki her şey üzerinde sizin etkiniz var. Dış dünya, içinizden etkilenerek oluşur. Olmuş olan hiçbir şeyde etkiniz olmayabilir ama olacak olan her şeyde etkiniz var. Olmuş olan üzerindeki tek etkiniz ise onu algılayış şekliniz. Bu da sizin kaderinizi yaratmakta etkili çünkü onu yorumlayış şekliniz, yaşamı deneyimleme şeklinizi değiştirebilir. Bu köklü bir değişimdir. Geçmişe bakış açınız ve onu algılayış şekliniz değiştiği zaman yaşamınız değişir çünkü dünyayı algılayış şekliniz değişir.

Yaşamımızdaki gerçekliği yarattığımız düzlem bilincimizin çok derinliklerindedir. Zaten bilinçli olarak her davranışımızın, düşüncemizin ve sözümüzün yaratıma olan katkısının farkında olsaydık, insanlık olarak çok daha farklı bir dünya yaratırdık. Hatta bunun bir an bile toplu olarak farkındalığını yaşasaydık, hiç çekinmeden dünyadaki yasalarımızı değiştirir ve tüm kararlarımızı, düşüncelerimizi yeniden ele alır, dünyayı bir anda değiştirebilirdik. Ve aslında bunu yapabiliriz. Elimizdeki her şey buna yeter. İçimizdeki bilgiler buna yeter. Ellerimizde yeterli imkanlar mevcut aslında. Burada, dünyada yapılacak herhangi bir devrimden değil, içsel bir farkındalıktan bahsediyorum. Yeterince insan bu farkındalığı yaşadığında, yaratılan dünya bir sonuç olacaktır. Aynı bireyler gibi, insanlığın kaderi de bu şekilde oluşturulur çünkü. Yeterince insan yaratım gücünü ve düşüncelerinin önemini fark ettiğinde bu her şeyi değiştirir. Bu içsel devrimdir. Her birey kendi iç devrimini gerçekleştirdiği zaman, içinde bulunduğumuz bütün de değişir. Sizin kaderiniz, vücudunuzdaki organların ve hücrelerin kaderinden farklı olamaz. Eğer böbrek aksarsa başka bir organ sağlıklı olamaz, aksar. Beden genel olarak aksar.

Olan her şeyi kabul edin ve geçmişte bırakın. O, olmuştur ve bitmiştir. Bu kader değildir. Fakat bunu yaparken olacak olanlar için “şimdi” olanların sorumluluğunu alın. Nasıl olsa olacak diyerek “şimdiki” düşüncelerimiz, inançlarımız ve davranışlarımız körlük tarafından yöneltilirse varacağımız yer duvardır. Karanlıkta yürürken duvara çarpacağınız kesindir. Şimdiki anın sorumluluğunu alarak gerçekliğinizi yönetirseniz karanlığı aydınlatmış ve geleceğe ışık tutmuş olursunuz. Gerçekten aydınlık bir gelecek kaderiniz olur. Hakiki yaratıcılık ve güç kaderiniz olur. Böylece kaderin kendisi sizin hizmetinizdeki bir araç olarak kullanımınıza sunulur. Eskiden “başınıza gelen” dünyanın, “başına geçersiniz”.

 

Sevgi ve ışıkla kalın...   

 

 


 

                                              

HAFTANIN KİTAP ÖNERİLERİ

Ramtha – “Beyaz Kitap”

Eckhart Tolle – “Şimdinin Gücü”

Gary Renard – “Evrenin Kayboluşu”

Bu Hafta İçin Film Önerisi

Tim Burton – Big Fish (2003) / Büyük Balık (2003)

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 747 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler