1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. "İlk olmak her zaman zordur"
"İlk olmak her zaman zordur"

"İlk olmak her zaman zordur"

Kanser ve kök hücre alanındaki çalışmalarıyla 4 defa dünya literatüründe ilk 10’a giren, YDÜ Center of Excellence Başkanı Prof. Dr. Nedime Serakıncı

A+A-

“Yurt dışındaki imkanlar ile karşılaştırıldığında adaya dönmek zor gelse de, dönmek boynumuzun borcu, geleceğin gençlerini mutlu edecek imkanları hazırlamaya ön ayak olmamız gerek, yanlış veya eksik bilinenler ancak bu şekilde yerine oturabilir. Evet ilk olmak her zaman zordur ben bunu yaşadım ve yaşıyorum. Ama her gün ilerleme görüyorum”

“Biyoloji eğitimi sanırım doğduğumdan beri içimde olan bir şeydi. Çocukluğumda saatlerce ‘kediye niye kedi ismi verildi, neden örneğin köpek denmedi, kim karar verdi’ gibi sorularla ailemi bunaltırdım. Hep sorgulayan, araştıran bir çocuktum. Eski pilleri açıp içine baktığımı, böcekleri yakalayıp içini açtığımı bilirim. Dolayısıyla liseye gelip, biyoloji okumaya başlayınca ‘işte bu’ dedim”

“İlk doktoramda kulanmak istediğim PRİNS methodunu Türkiye’de çalışan yoktu. Bunu öğrenmek için Danimarka’ya gittim. 24 Kasım 1996 saat 23:00’de Danimarka Aarhus’a vardım. Uçağa binene dek hiç aklıma gelmeyen şey, Danimarka’yı hiç bilmediğimdi ama ilime o kadar odaklıydım ki bunu sadace uçakta düşündüm. Danimarka’ya giderken sadece bayrağını ve komşu ülkelerini biliyordum, dilinin bile farklı olduğunu inince anladım”

“Ailem bana kendi ayaklarımın üzerinde soyadımla değil, bileğimin hakkı ve bilimimin gücüyle durmamı öğretti. Burs konusunda olduğu gibi adaya döndüğümde de bir çok üniversiteden teklif aldım. Özellikle, babamın o dönemde mütevelli heyeti başkanlığını yaptığı bir üniversite çok istedi ama hem babam, hem de ben aynı üniversitede, hele de yüksek görevde yer almamızın etik olmayacağını düşündük ve ben teklifi reddettim”

“Kıbrıs’a gelirken kendime 1 yıl vermiştim... İleride yerime evlat yetiştirme, arkamda bu alanda ve bu adada dünya standartlarında iyi yetişmiş gençler bırakma isteği ve bunun yanı sıra yurt dışındaki gençlerin bulduğu desteği burada birilerinin de verebilmesi güdümü sanırım beni burada tutuyor”

Ödül AŞIK ÜLKER

Kanser ve kök hücre alanındaki çalışmalarıyla 4 defa dünya literatüründe ilk 10’a giren, Yakın Doğu Üniversitesi, Center of Excellence Başkanı ve Genetik ve Kanser Tanı-Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Nedime Serakıncı, yurt dışındaki imkanlarla karşılaştırıldığında adaya dönmek zor gelse de, yurt dışında eğitim alanların dönmesinin önemine vurgu yaptı.

Prof. Dr. Serakıncı, “Yurt dışındaki imkanlar ile karşılaştırıldığında adaya dönmek zor gelse de, dönmek boynumuzun borcu, geleceğin gençlerini mutlu edecek imkanları hazırlamaya ön ayak olmamız gerek, yanlış veya eksik bilinenler ancak bu şekilde yerine oturabilir. Evet ilk olmak her zaman zordur ben bunu yaşadım ve yaşıyorum. Ama her gün ilerleme görüyorum” diye konuştu.

Prof. Dr. Nedime Serakıncı, biyolojiye çocukluktan başlayan tutkusunu, tıp fakültesine girebilecek puanla tek tercih yaparak İstanbul Üniversitesi, Biyoloji bölümüne girişini, sonrasında ilk doktorasını yaparken çalışmak istediği metodla Türkiye’de çalışan olmadığı için metodu bulan kişi olduğunu sonradan öğrendiği profesörün yanına Danimarka’ya gidişini ve adaya nasıl döndüğünü YENIDÜZEN’e anlattı.

2011 yılında adaya geri dönen Prof. Dr. Serakıncı, Kıbrıs’a gelirken kendine bir yıl verdiğini söyleyerek, “İleride yerime evlat yetiştirme, arkamda bu alanda ve bu adada dünya standartlarında iyi yetişmiş gençler bırakma isteği ve bunun yanı sıra yurt dışındaki gençlerin bulduğu desteği burada birilerinin de verebilmesi güdümü sanırım beni burada tutuyor” dedi. 

Prof. Dr. Serakıncı, halen Güney Danimarka Üniversitesi,Yaşlanma ve Telomer Genetiği bölüm başkanı, İtalya Sağlık Bakanlığı’na bilimsel danışmanlık yapıyor ve AB Çevrimci Araştırmalar Komisyonu’nun iki eş başkanından biri... Prof. Dr. Nedime Serakıncı, çok sayıda araştırma ile dünya çapında kabul edilmiş 61’in üzerinde yayına imza attı...

“Biyoloji eğitimi sanırım doğduğumdan beri içimde olan bir şeydi”

  • Soru: 1992 yılında İstanbul Üniversitesi, Biyoloji bölümünden mezun oldunuz, sonrasında 1993 yılında İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı’nda Tıbbi Genetik üzerine master eğitimi aldınız ve özel öğrenci olarak Tıp Fakültesi’ne devam ettiniz. Öncelikle biyoloji okumaya nasıl karar verdiniz? Özel öğrenci olarak tıp fakültesine devam etmek ne anlama geliyor?
  • Prof. Dr. Serakıncı: Biyoloji eğitimi sanırım doğduğumdan beri içimde olan birşeydi. Çocukluğumda saatlerce “kediye niye kedi ismi verildi, neden örneğin köpek denmedi, kim karar verdi” gibi sorularla ailemi bunaltırdım. Hep sorgulayan, araştıran bir çocuktum. Eski pilleri açıp içine baktığımı, böcekleri yakalayıp içini açtığımı bilirim. Dolayısıyla liseye gelip, biyoloji okumaya başlayınca “işte bu” dedim. Bunun yanı sıra meslek seçmeyle ilgili yaptığım her testte %50 ilim, %50 sözel çıkmıştı yani ya hukuk ya bilim-araştırma derken üniversitede biyolojiyi seçtim.

Tıp puanıyla biyoloji bölümü...

Puanım Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne girebilecek kadar yüksekti ancak ben sadece tek tercih yazdım ve İstanbul Üniversitesi Biyoloji’ye girdim. Hatta ilk yıl, hocalar sınıfa girip bu puanla bölüme girenin kim olduğunu sorardı.

Tıpta özel öğrenci statüsü...

Tıp Fakültesi’nde özel öğrenciliğime gelince, yüksek lisansımı Çapa Tıp Fakültesi’nde yaparken, genetik danışman olmak için aynı zamanda başka dersler de alıyordum. O yıllarda bu mümkündü. Genetik danışmanlık eğitimi süresince bana eğitim veren tüm hocalarımın isteği ve yoğun baskısı ile Çapa Tıp Fakültesi’nde tıpa özel öğrenci statüsü ile başladım. Onlar tıpta da çok başarılı olacağımı düşündüklerinden çok destek oldular. Böylece tıp fakültesinin ilk iki yılını direkt sınavlarına girerek geçtim, 3 ve 4’üncü sınıfı okudum. Bu arada doktoraya da başlamıştım ve genetik danışmanlık konusunda yüksek lisansım da bitmişti. Aynı zamanda Çapa Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Tıbbi Genetik bölümünde çalışmaktaydım.

Doktora için burs arayışı...

  • Soru: Marmara Üniversitesi’nde Tıbbi Biyoloji ve Genetik bölümünde birinci doktoranızı 1999 yılında tamamladınız... 
  • Prof. Dr. Serakıncı: Evet, Marmara Üniversitesi’ndeki doktora tezimde kanser ve özellikle lösemi genetiğinde, genetik materyalimiz olan DNA üzerinde hücrelerimizin çoğalmak için bölünmesinde saat görevi yaptığı bilinen özel bölgelerin, ki bunlara telomer diyoruz, kanserdeki rolünü çalışmaktaydım. İzledigim metodda sıkıntılarım oldu. Bu konuda kullanmak istediğim özel metodla Türkiye’de çalışan kimse yoktu. Ben de yurt dışında çalışan 8 merkeze yazdım. Bunlardan 3 tanesi laboratuvarında yer olduğunu söyledi ve beni davet etti. Ben burs bulup gitmek için zaman istedim ama burs bulmam çok zor oldu. O zaman TC Milli Eğitim Bakanlığı’nın burs sınavına girdim, kazandım ama burs çekini almak için Ankara’ya gittiğimde, TC kimliğimi sordular, “yok, ben KKTC’liyim” deyince “burstan sadece TC vatandaşları yararlanır” dediler, bursu alamadım. Sanırım artık sınava girmeden başvurularda bu belirtiliyor.
    Sonra, başka burs sınavlarına girdim, kazandım. Bu sefer de adresim “Kıbrıs” değil diye bursu alamadım çünkü o zaman İstanbul’da yaşıyordum. Son burs sınavım da bizim Milli Eğitim Bakanlığı’nındı. Babamdan gizli girdim ve kazandım ancak bu sefer de dönemin bakanı olan babam “kızına burs verdi” denmesin diye, bursumu onaylamadı.
    En sonunda Türk Böbrek Vakfı’nın bursunu aldım. Normalde sadece böbrekle ilgili çalışmak isteyenlere burs verirlerdi ama benim burs hikayemi duyunca bana da destek verdiler. Bütün bunlar olurken aradan bir buçuk yıl geçti ve bu sürenin sonunda ilgilendiğim metodu bulan kişi olduğunu sonradan öğrendigim Prof. Dr. Joern Koch’un yanına Danimarka’ya gittim. Danimarka çok pahalı bir ülke, elimdeki para ancak 6 ay kalmaya yetiyordu. Bu arada Marmara Üniversitesi’ndeki doktoram devam ediyordu, Danimarka’da tıp eğitimini de devam ettirdim. Orada beni çok beğenen ve seven hocalarım 6 ay sonra, param bitince, dönmemem için, laboratuvarda her yeni gelen metodu oturtmam ve teknik personeli eğitmem karşılığında bana ücret vermeyi önerdi yani bir nevi baş teknisyenlik, ben de kabul ettim. Çünkü projemde çok heyecanlı bir noktaya gelmiştim ve yarıda kesmek istemedim. 3 ay sonra yani gittiğimin 9’uncu ayında, hocam Prof. Dr. Joern Koch’un bulduğu metodu daha da geliştirip genetik yapımızdaki bu özel bölgeleri belirlemek ve ölçmek için çok daha hassas ve yeni bir metod buldum. Bunu PRİNS olarak dünya bilim literatüründe çok saygın bir dergi olan “Nature biyoteknoloji”de yayınladım. Sonra Türkiye’ye dönüp Marmara Üniversitesi’nde başladığım Tıbbi Biyoloji ve Genetik doktoramı bitirdim. Bu arada Danimarka Ulusal Araştırma Konseyi’ne doktora sonrası proje başvurusu yaptım ve 3 yıllık büyük bir maddi destek aldım. Bunu da fırsat bilerek Danimarka’ya geri dönüp orada İnsan Genetiği ve Kök Hücre doktorasına başladım ve tamamladım. Bu doktora esnasında genetiğin bir alt dalı olan, kromozom bilimi olarak bilinen sitogenetik ve moleküler genetik yani hücreden daha alt seviyede DNA üzerine Danimarka’da yoğun çalışarak uzmanlaştım ve bu alanlarda laboratuvar kurup yönetebilir belgelerini aldım. Yoğun çalışma her iki alanda en az 3 biner vaka çalışmak anlamına geliyor.

Danimarka yolunda...

  • Soru: 2000 yılında Danimarka Aarhus Üniversitesi İnsan Genetiği bölümünde ikinci doktoranızı da tamamladınız. Danimarka’ya giderken bu ülke hakkında ne kadar bilginiz vardı?
  • Prof. Dr. Serakıncı: Daha önce de söylediğim gibi, ilk doktoramda kulanmak istediğim  PRİNS methodunu Türkiye’de çalışan yoktu. Bunu öğrenmek için Danimarka’ya gittim. 24 Kasım 1996 saat 23:00’de Danimarka Aarhus’a vardım. Uçağa binene dek hiç aklıma gelmeyen şey, Danimarka’yı hiç bilmediğimdi ama ilime o kadar odaklıydım ki bunu sadece uçakta düşündüm. Danimarka’ya giderken sadece bayrağını ve komşu ülkelerini biliyordum, dilinin bile farklı olduğunu inince anladım. Buradaki doktoramı bitirince, 1999 yılında adaya döndüm, 6 ay kaldım, “eğitiminiz çok yüksek bu seviyede kadromuz yok” dendi, iş imkanı bulamadım ve geri Danimarka’ya döndüm. 

Dünya literatüründe ilk 10’da...

  • Soru: Tıbbi genetiğin yanı sıra ikinci çalışma ve ilgi alanınız da son yıllarda pek çok konuda gündeme gelen kök hücre. 2003 yılında tıbbi genetik doçentliğinizi, 2007 ‘de de yaşlanma ve kök hücre genetiği dalında ikinci doçentliğinizi aldınız. 2011’de de tıbbi genetik ve kök hücre genetiği bölümlerinden profesörlüğünüzü aldınız. Kök hücre konusuna yönelmenizde ne etken oldu?
  • Prof. Dr. Serakıncı: Danimarka’da “çift ana dal” (double major) yapmak mümkün. Ben de orada kısmi tıp eğitimli tıbbi genetik uzmanı olarak geçiyorum. Tıbbi Genetik benim rutinde genetik danışman olarak hasta gördüğüm ve tanı testi yaptığım uzmanlık, araştırma alanım olan kanser ve kök hücre üzerine de çalışmalarımı yaptım. Araştırma konum ise genetik yapımızda hücre bölünmesini bir nevi sayaç gibi sayan DNA tekrar bölgeleri ve bu sayacı  kontrol eden enzimin biyolojisini ve faydalarını incelemekti. Bu alanda ilerlerken kanser hücrelerinde uzun yaşamı, bir çeşit ölümsüzlüğü sağlayan enzim olarak bilinen telomeraz enziminin, hem sağlıklı kök hücrelerimizde hem de kanser hücrelerinde olduğunu gördüm ve bu iki alanı birleştirerek çalışmalarıma başladım. Buradaki amacım hem kanser hücresinde, hem de sadece sağlıklı kök hücrede olan bu enzimi normal hücrelere vererek kanser hücrelerinin uzun yaşamasının sırrını anlamaya çalışmak ve aynı zamanda bu özel enzimin tam görevini anlamaktı. Bu çalışmanın da sonuçları Nature Biyoteknoloji Dergisi’ndeki ikinci yayınım olarak çıktı. 2002’deki bu yayında kök hücrelerin ömrünün ilk kez Çinli bir ekip ile paralel olarak, telomeraz geni kullanarak uzatılabileceğini ve kök hücrelerin özelliklerini kaybetmeden görevlerine devam edebileceklerini gösterdim. Bunları ilk kez gösterince, bu alanda ilerleyerek kök hücrenin kanser potansiyelini anlamak üzerine çalışmalarımı devam ettirdim, bir sonraki projemde de kök hücrelerin ömrü uzayınca kanserleşme potansiyelinin açığa çıktığını gösterdim, ki buradan elde ettiğimiz bilgileri yine kansere karşı tedavi geliştirmede kullanmaya başladım. Bu arada dünyada ilk kez hücrelerimizde kansere karşı hücre bölünmesi sayacı olan telomerlerimizin bir çeşit kontrol noktası görevi yaparak, kansere dönüşmeyi kontrol eden rolü olduğunu keşfedip literatüre soktum. Bunlar 2004 ve 2006’daki çalışmalarımdı ve dünya literatüründe ilk 10’na girdi.   

    Sonra 2010’da kök hücrelerin kansere karşı güdümlü füze gibi kullanılabileceklerini ve kanser hücrelerini gidip, bulup, bizim onlara verdiğimiz kemoterapotik ajanları kanserli hücre yanına götürerek, öldürebileceğini gösterdim ve bu çalışmam ile bir kez daha dünya literatüründe ilk 10’na girdim.

Yarım kalmış tıp eğitimi...

  • Soru: Bu arada tıp eğitimi ne oldu?
  • Prof. Dr. Serakıncı: Tüm bu gelişmeler olurken, 2003 yılında evlendim ve 2006’da kızımı doğurdum. Bu başarılı çalışmaları yaparken Danimarka Ulusal Araştırma Komisyonu’nca çok nadir verilen ve prestiji çok yüksek olan “Genç ve başarı vadeden bilim insanı” proje yarışmasına başvurarak başarılı oldum. Projem 5 yıllığına 3.5 milyon Danimarka kronu ile desteklendi, ki o zaman 1 kron yaklaşık 4 TL idi yani oldukça büyük bir miktardı. Bu para ile kazandığım projenin amacı olan Kök Hücre ve Genetik Tedavi Bölümü ve Eğitim-Araştırma Programı’nı kurdum. Burada amaç gen ve kök hücre tedavisini birleştirerek daha başarılı bir tedaviye yol açmaktı. Bölüm başkanı oldum, böylece yeni bir araştırma ekibi ve laboratuvarlar kurdum. Tüm bu araştırma yoğunluğuna hamilelik de ilave olunca tıp eğitimimi 5’ci yılın ilk stajında yani mezuniyetime 8 ay kala dondurdum.
    Kızımla birlikte her gün işe gittim, geldim, araştırmalarıma devam ettim, derken 2007’de ikinci hamilelik devreye girdi ve 2008’de oğlum doğdu. Bizim tıp eğitimi yine ötelendi. Zaten araştırmalarım ve kariyerimde ulaşmak istediğim yerde olmam, Danimarka’da ve Avrupa’da özel bir statü ile halihazırda saygı görüp değerlendirilmem nedeniyle tıp eğitimime dönmemenin eksikliğini hiç hissetmedim. Çünkü olmak istediğim noktadaydım. Zaten tıp eğitimini sadece genetik danışmanlık için almaktaydım yani bilim insanı olarak gittiğim yolda benim için gerekli değildi, o nedenle de kararımdan pişman olmadım. Sanırım artık sırf bitirmiş olmak için dönüp bitirmem.

“Ailem ayaklarımın üzerinde bileğimin hakkı ve bilimimin gücüyle durmamı öğretti”

  • Soru: Aslında çok önceden adaya dönseydiniz soyadınız pek çok kapıyı, siz talep etmeseniz de açabilirdi. Bunu neden yapmadınız?
  • Prof. Dr. Serakıncı: Belki de, olabilirdi. Ama ailem bana kendi ayaklarımın üzerinde soyadımla değil, bileğimin hakkı ve bilimimin gücüyle durmamı öğretti. Burs konusunda olduğu gibi adaya döndüğümde de bir çok üniversiteden teklif aldım. Özellikle, babamın o dönemde mütevelli heyeti başkanlığını yaptığı bir üniversite çok istedi ama hem babam, hem de ben aynı üniversitede, hele de yüksek görevde yer almamızın etik olmayacağını düşündük ve ben teklifi reddettim.

“Ve işte şimdi buradayım”

  • Soru: Başta Aarhus Üniversitesi İnsan genetiği enstitüsü içinde “Kök Hücre ve Genetik tedavi” bölümü olmak üzere 2 bölüm ve 4 tane tam teşekküllü genetik çalışma ve araştırma laboratuvarı ile Güney Danimarka Ünivrsitesinde Kök Hücre ve Genetik tedavi bölümü kurdunuz ve yönettiniz. Çok sayıda araştırma ile dünya çapında kabul edilmiş 61’in üzerinde yayına imza attınız, 11 kitap bölümü yazdınız. Kanser, kök hücre ve genetik alanındaki çalışmalarınız 2004, 2006 ve 2010 yıllarında dünya literatüründe ilk 10’a girdi, sonrasında adaya geldikten sonra 2014 yılında dördüncü kez ilk 10’a girdiniz. Akademik olarak bu kadar iyi bir noktadayken, adadaki mevcut durum ve imkanların kısıtlı olduğu düşünüldüğünde, adaya neden döndünüz? Bu kararı almak zor oldu mu?
  • Prof. Dr. Serakıncı: Adaya dönüşümde babamın “yeter artık, adaya dön, ülkene hizmet et, buraya da faydan olsun” baskılarının yanı sıra bir tesadüf sonucu Suat (Günsel) hocaya verdiğim söz büyük rol oynadı. Daha Yakın Doğu Üniversitesi, Tıp Fakültesi kurulmadan, sanırım Mağusa boğazında bir lokantada Suat Hoca’yla tesadüfen karşılaşmıştık. Suat Hoca bana “Tıp Fakültesi kuracağım, gelir misiniz” demişti. O dönemde ben de birkaç yıllık doçenttim. Doğrusu hocayı o dönem çok tanımadığımdan, idealine hayran da olsam, inanmayıp, “Tabi ki, siz kurun, söz gelirim” demiştim. Ve işte şimdi buradayım… Ayrıca pek çok ailede olduğu gibi, benim ailemde de uzağa gidersem dönmeyeceğim endişesi vardı. Rahmetli Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş o dönemde bana manevi destek vermiş ve ailemi doktoraya gitmem konusunda ikna etmişti ama geri dönme sözü vermem şartıyla... O da bana doktorayı bitirip döndüğümde beni yemeğe çıkaracağını söylemişti. Daha sonra doktoramı tamamlayıp  dönünce o yemeği de gerçekleştirmiştik.

“Kıbrıs’a gelirken kendime 1 yıl vermiştim”

Kıbrıs’a gelirken kendime 1 yıl vermiştim. Bu nedenle Danimarka’dan istifa etmedim, hâlâ sabatikal yani maaş almadan ama pozisyonunu hala devam ettiren bir konumdayım. Bana orada verilen desteğe, emeğe açılan kapılara ve en önemlisi orada benim yetiştirdiğim öğrenci ve kurduğum bölümlere saygıdan devam ediyorum.

Buraya gelip, bir yıl içinde önce Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim dalını ardından bu anabilim dalı altında 5 farklı tanı laboratuvarı kurup Sağlık Bilimleri Enstitüsü altında Tıbbi Biyoloji ve Genetik yüksek lisans ve doktora programlarını açarak gençler yetiştirmeye başlayınca, “ilk desteklediğim gençlerin doçentliğinden sonra dönerim” demiştim. İki tanesi oldu bile... Şimdi de “aldığım doktora ögrencilerim mezun olsun, onları bırakmayayım” vs diyorum. Derken 2014 yılında Fen ve Edebiyat Fakültesi altında Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünün önce İngilizce, bir yıl sonra da Türkçe lisans programlarını kurdum ve Tıbbi Genetik Anabilim dalı başkanlığı yanı sıra bu bölümün başkanlığını da yürütmekteyim. İleride yerime evlat yetiştirme, arkamda bu alanda ve bu adada dünya standartlarında iyi yetişmiş gençler bırakma isteği ve bunun yanı sıra yurt dışındaki gençlerin bulduğu desteği burada birilerinin de verebilmesi güdümü sanırım beni burada tutuyor.

“Genetik ile moleküler biyoliji farklı”

  • Soru: 2011 yılında adaya döndünüz ve Ocak 2011’de YDÜ Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik bölümleri ile Genetik- Kanser Tanı ve Araştırma merkezini kurdunuz, 2014 de de Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü ve aynı zamanda kurulduğu 2013 yılı itibarıyla YDÜ Center of Excellence’in başkanısınız.  YDÜ Tıbbi Genetik Anabilim Dalı ile Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nün kurucu başkanlığını yapıyorsunuz. YDÜ Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı’nın da kurucususunuz. Tüm bunlar yanında halen Güney Danimarka Üniversitesi,Yaşlanma ve Telomer Genetiği bölüm başkanısınız. İtalya Sağlık Bakanlığı’na bilimsel danışmanlık yapıyorsunuz. Avrupa Birliği Çevrimci Araştırmalar Komisyonu iki eş başkanından birisiniz. İtalya Sağlık Bakanlığı davetini yaparken sizi “kusursuz bir bilim insanı” olarak tanımlarken, kendi ülkenizde bilim insanlarına gerekli değerin verildiğini söyleyebilir misiniz?
  • Prof. Dr. Serakıncı: Yavaş yavaş bunun öğrenildiğini söyleyebilirim... Ben buraya geldiğimde genetik ile moleküler biyolijinin farkı bile bilinmemekteydi, hâlâ bazen karıştırılıyor. Moleküler biyoloji bilen ile insan genetiği eğitimi almış olan aynı yöntemleri öğrense, uygulasa bile, aynı işi yapamıyor.
    İnsan genetiği eğitimi alan neden, sonuç ve hastalık ilişkisiyle, kalıtım materyalinin yansımasıyla (fenotip) ilişki kurabilmek üzerine eğitim alan kişidir. Moleküler biyolog ise işin mutfağında olan, araştırma yapabilen, test yapabilen ama bunu yorumlama kısmında yer almayan kişidir. Bugün halen ülkemde bırakın anlayışı, genetik uzmanın halk dilindeki şekliyle genetikçi tanımı ve kadroları maalesef olması gerektiği şekilde değildir. Akademik olarak yaptığımız yüksek lisans ve doktora eğitimleri de bizlerin sadece o ilgili akademik alanda araştırmacı ve eğitimci olmamızı sağlıyor. Rutin tanı testleri yapma ve yorumlama bilgi ve tecrübesini almak ayrı bir çalışma, eğitim ve belgeleme gerektirmektedir. Tabi ki genetik alanının son derece yeni ve hızla, sürekli gelişen bir bilim dalı olduğunu göz önünde tutarsak, ülkem içinde değerinin bilinmeye başlamasının oldukça yeni olduğunu ve her geçen gün artmakta olduğunu görmekteyim.

“Her gün ilerleme görüyorum”

  • Soru: Yurtdışında eğitim almış ve almakta olan gençlere ne söylemek istersiniz?
  • Prof. Dr. Serakıncı: Yurt dışındaki imkanlar ile karşılaştırıldığında adaya dönmek zor gelse de, dönmenin boynumuzun borcu olduğunu, geleceğin gençlerini mutlu edecek imkanları hazırlamaya ön ayak olmamız gerektiğini, yanlış veya eksik bilinenlerin ancak bu şekilde yerine oturabileceğini söylerim. Evet ilk olmak her zaman zordur ben bunu yaşadım ve yaşıyorum. Ama her gün ilerleme görüyorum...

konf-001.jpg
Prof. Dr. Nedime Serakıncı, dünya literatüründe kanser konusunda yaptığı bilimsel çalışma ve başarıları nedeniyle 2015 yılında Glasgow’da düzenlenen Sirküle Biyomarker Toplantısı’na davet edilen “elite bilim insanları” arasında yer aldı

mum.jpg
Prof. Dr. Nedime Serakıncı başarılı kariyerinin yanı sıra iki çocuk annesi...

mez.jpg
1992 yılında İstanbul Üniversitesi biyoloji bölümünden mezun olurken...

 

okul.jpg
Prof. Dr. Nedime Serakıncı’nın çocukluktaki merakını lise yıllarında biyoloji okumaya başlayınca ‘işte bu’ diye adlandırdığı yıllar...

 

s-002.jpg
1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Prof. Dr. Serakıncı’nın ailesini doktoraya gitmesi konusunda ikna etmiş ama geri dönme sözü alarak...

 

lab-ekibi-1.jpg
Prof. Dr. Nedime Serakıncı, YDÜ Tıp Fakültesi Hastanesi, Tıbbi Genetik Anabilim dalı laboratuvarı ekibi ile birlikte...

Bu haber toplam 3534 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler