1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ÇIKARLAR VE İSTİKBAL!
ÇIKARLAR VE İSTİKBAL!

ÇIKARLAR VE İSTİKBAL!

Yaşar Yakış, siyasete diplomasiden gelmiş isimlerden biri… AKP’nin ilk kurucularından… Yeni kurduğu partinin 2002-2003 döneminde, yani Annan Planı’nın gündeme ilk düştüğü zamanlarda, Türkiye’nin Dışişleri Bakanlığı

A+A-

 

ÇIKARLAR VE İSTİKBAL!

         Yaşar Yakış, siyasete diplomasiden gelmiş isimlerden biri…

AKP’nin ilk kurucularından…

 Yeni kurduğu partinin 2002-2003 döneminde, yani Annan Planı’nın gündeme ilk düştüğü zamanlarda, Türkiye’nin Dışişleri Bakanlığı’nı yapmış.

         Şimdilerde de Kıbrıs sorununa olan ilgisi aktif şekilde devam ediyor.

         Özellikle birçok uluslararası düşünce kuruluşta hala Kıbrısla ilgili seminer ve çalışmalara katılıp katkı koyuyor. O yüzden değerlendirmeleri de güncel bilgiler ve gelişmelerin harmanlanmasıyla olgunlaşıyor.

         Kıbrıs Akademik Diyalog’un düzenlediği ara bölgedeki konferans için adaya geldiğinde konuştuk, Yaşar Yakış’la.

         YENİDÜZEN’de dün okuduğunuz bu röportaj, aslında Türkiye’nin Kıbrıs politikasına ilişkin de son derece çıplak gerçekleri ortaya koyuyor.

          Örneğin ne diyor Yakış?

         “Türkiye’nin Kıbrıs’taki haklarından vazgeçmesi mümkün değildir!”

         Yani resmi anlamda garantörlük anlaşmalarından kaynaklı haklara vurgu yapılıyor olarak görülse de Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki sahiplik konumunun, resmi politikada aslında hiç sarsılmadığını görüyoruz.

         Hele şimdilerde bu haklar sadece adanın Kuzey’inde değil, bütününde kendini gösteriyor!

         Yaşar Yakış, limanların bir koz olduğunu açıklıkla ortaya koyarken, günü geldiğinde ve limanlar açıldığında, bunun tanınma anlamına gelmeyeceğini, aslında bunun uluslararası bir yükümlülük olduğunun da altını çiziyor.

         Ancak bu yükümlülük, beklentiler karşılandığında yerine getirilmek için kullanılabilecek bir değerde görülüyor.

 Yaşar Yakış, Mağusa Limanı’nın açılmasının Türk tarafının lehine bir durum olmadığını da söylüyor.

         Belki Türkiye için hayatı değiştirecek bir açılım olmayabilir ancak, Kıbrıslı Türkler açısından dünyaya açılacak nefes borularından biri olacağı da gerçek.

         Çünkü liman, Mağusa başta olmak üzere, önemli bir ekonomik hareket getirme potansiyeli taşıyor.

         Ama Yakış’ın da altını çizdiği gibi, Türkiye ile Kıbrıslı Türkler’in çıkarları her zaman örtüşmeyebilir! Oysa yıllarca bize Türkiye için iyi olanın bizim için de iyi olacağı öğretildi.

         Ve biz zamanla bunun aslında hiç de böyle olmadığını yaşayarak öğrendik! Sadece hala bunu dillendirmekten ve bu yönde siyaset geliştirmekten imtina ediyoruz!

         Bugün Kıbrıs sorununun acilen çözümüne ihtiyacı yok, Türkiye’nin. Kıbrıs sorunu çözülse de hayatında bir değişiklik olmayacak! Kıbrıs sorunu çözülse de AB’ye hemen giremeyecek!

         Çünkü hala güçlü üye ülkelerin ciddi çekinceleri var Türkiye ile ilgili. Ancak bunun ötesinde, Türkiye’nin Kıbrıs sorunu dışında da çözmesi gereken ciddi sorunları var. Bunların başında da Ermeni ve Kürt sorunu geliyor. Aynen Kıbrıs gibi tabu yıkıcı adımlar atılıp, belli bir noktada duraksayan sorunlar, bunlar da!

         Kıbrıs’ta şimdinin koşullarında bir çözüm ve gerçekleşmeyen AB üyeliği denklemi, Türkiye için kabul edilebilecek bir denklem değil. Sorunun çözümsüzlüğüne değil ama maksimum faydanın birleştiği zamanda bir çözüm hedefi, var Türkiye’nin.

         İşte o yüzden hala Kıbrıs Türkiye için önemli bir koz!

Ve bu Kıbrıslı Türkler açısından yeterince iyi olmayabilir!

         Bugün Kıbrıs bu haliyle Türkiye için belki daha uzun yıllar üye olamayacağı birliğe doğrudan sızabileceği de önemli bir alternatif alan. Zaman içinde ekonomik ticaret hacmiyle Rum pazarına hükmedebileceği bir coğrafya!

         Bugün Türkiye ekonomik büyümede dünya rekoru kırarken, gelişmekte olan sermayesi adanın Kuzey’ine konuşlanıyor. Güney ile ticaret hacmi büyüyor. Yani aslında limanlar kapalı, tanınmıyor ama ihtiyaç düzeyinde ilişki de geliştirilerek sürdürülüyor.

         Türkiye garantörlük anlaşmalarından kaynaklı haklarını kimi uzmanlara göre fazlasıyla kullanırken artık kendi soydaşlarını değil, neredeyse çoğunlukla kendi vatandaşlarını korumakla yükümlü olduğu bir coğrafya yaratıyor.

         Ancak hemen şunun altını çizelim;

         Bunu kötü kalpli üvey anne olduğundan yapmıyor! Uluslararası zeminde kendi çıkar odaklarının şekillendiği ölçüde davranıyor sadece.

         Bir de şunu unutmayalım;

         Türkiye yıllarca Kıbrıs siyasetini başat olarak tek başına yürüttü. Belirleyici, hayatı değiştirici ölçüde siyaset üretmekten biz hep geri kaldık. Türkiye tek başına bu üretimsizliğin boşlunu da doldurdu.

         Ne diyor Yaşar Yakış; “Uluslararası ilişkiler çıkara dayalıdır. Maksimum çıkar ortaklığında kimden ne isterseniz onu alabilirsiniz.”        

         Dolayısı ile artık uluslararası görünürlüğü artan, bölgesel gücü katlanan Türkiye, doğal olarak kendi stratejik çıkarları doğrultusunda hareket etmeye devam ediyor. Bu çıkarlar, maksimum düzeye ulaştığı noktada, limanlar da açılabilir, Kıbrıs sorunu da çözülebilir.

         Üstelik 30-40 milyar dolarlık maliyet biçilen mülkiyet sorunu da bir zamanlar sırf tapu verildi diye Türkiye’nin boğazına asılamaz, herkes kendi mülkünü kendi ödesin anlayışı yerleşiyor.

         Kıbrıs sorunu bir gün mutlaka çözülecek. Tarafların maksimum faydayı sağladığı bir noktada! Ama bu maksimum fayda temelinde Kıbrıslı Türklerden önce Türkiye başta olmak üzere çok aktör var.

         Referandum süreci bizim için labaratuar değerinde!

Kısa süreli göreceli bir ekonomik canlılık, ancak çözümle taçlandırılmayan çarpık düzenin devamı halinde kurumsallaşamayan sermaye ve acısı sonrasında çıkan suni zenginliği yaşadık.

         Çözüm ihtiyacından uzaklaştık, kendimize odaklandık. Büyüyemeyen sermayemiz büyüklerin çerezi durumuna gelirken, sürdürülemeyen ekonomik yapıda, gelişmeyen demokraside, kamusal değerlerimizi de teker teker geri dönüşsüz şekilde yitirmeye başladık.

         Kıbrıs Rum tarafı uluslararası tanınmışlığının ve AB üyeliğinin avantajlarını yaşarken, Türkiye bölgesel gücünü katlamaya devam ediyor. Ancak Kıbrıslı Türkler’in toplumsal zeminde kazandıkları değil, ciddi anlamda yitirdikleri var.

         Ve bu denklemde en çok kaybeden taraf olarak duruyor!

         Örneğin, Türkiye limanlarını açmak için antrenman yaparken, geçtiğimiz günlerde Mağusa limanının özelleştirileceğine ilişkin haberler vardı gündemde.

         Bir çözüme kadar muhtemel mal varlıklarını da kaybeden bir toplum uluslararası aktörlerin çıkarları buluştuğu zaman atılacak bir imzayla çözüme giderken kazanacak neyi kalacak sorusu da artık sorulması gereken bir sorudur.

         Zaman Kıbrıslı Türkler’in aleyhine işliyor.

         Ve Türkiye ile Kıbrıslı Türkler’in çıkarları örtüşmüyor!

         Şimdi soru Kıbrıs’ın Kuzey’inde toplumsal faydayı maksimumda tutacak siyasetlerin üretilip üretilemeyeceğidir.

Çünkü sadece bu sorunun cevabı, Kıbrıslı Türkler’in istikbalini belirleyecek!

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 599 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler