1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Kıbrıs’ta motosiklet hareketleri…
SÜRDÜRÜLEBİLİR Mİ TÜKETİM?

SÜRDÜRÜLEBİLİR Mİ TÜKETİM?

Artık tüketim bir yaşam tarzı ve kişilerin kendilerini anlamlandırma biçimi olmuştur. Tüketilen ise nesnelerden çok onların imajlarıdır.

A+A-

Cem Atakara
cematakara@gmail.com

 

I.         Giriş

            Çevre sorunlarının insanlığı tehdit eden bir noktaya ulaşmasının nedenini kabaca insanın doğanın kurallarını yeterince gözetmemesi olarak verebiliriz. İnsanın bu davranışlarının arkasında önemli ölçüde teknoloji ve endüstriyel üretimle özdeşleşmiş olan modern toplum anlayışı bulunmaktadır(Kılıç, 2006:108).

            Modern toplum doğal değerlerin yok olmasına ve çevrenin kirlenmesine uzun süre seyirci kalmıştır. Hatta bir dönem, sanayinin yok ettiği değerleri korumak bir yana, kentlerin üzerindeki kirli hava, sanayileşmenin sembolü olmasından dolayı insanlar için övünç kaynağı olmuştur. Oysa bu tutum çevre problemlerinin uzun süre göz ardı edilmesine ya da zararsız gibi gösterilmesine neden olmuştur. Bunun sonucunda, çevreye ilişkin bozulmalar katlanarak, 25-30 yıl öncesine göre çok daha zor ve karmaşık bir sorun haline gelmiştir(Kılıç, 2006:114).

II. Tüketim Kültürü:

            Tüketim kültürünü, toplumun zamanla ürettiği maddi ürünler yerine, şirketlerin kontrolünde şekillenen, anlık ve yapay içeriği olan ve imajla çerçevesi belirlenmiş, mal ve hizmetlerin şölensel bir şekilde tüketilmesi olarak değerlendirebiliriz. Çok uluslu şirketlerin dünya ekonomisinde söz sahibi olmasıyla ortak tüketim kalıbı ve motivasyonu için uyguladığı bir reklam sürecidir. Bu özellik içinde “küreselleşme” kavramı gerçekleşmiştir ve küreselleşme ekonomik değerlerin daha fazla olduğu, dinsel, ırki ve milli kotların kültür içindeki katkılarının çok azaldığı yeni bir ortak kültür ürünleri oluşturmuştur(Arıbaş&Yürüdür, 2014:40).      

            Bu yeni dönemde kişilerin tüketim davranışları, insanlık tarihinin önceki dönemlerine nazaran fazlasıyla farklılaşmıştır. Hatta bazı toplumlarda sosyal tabakalaşma bile bireylerin tüketim alışkanlıklarıyla şekillenir olmuştur. Dolayısıyla tüketim, içinde yaşadığımız zaman diliminde, toplumsal yaşamın en önemli kavramlarından birisi olmuştur(Baudrillard’dan aktaran Naile, 2013:778).

            Artık tüketim bir yaşam tarzı ve kişilerin kendilerini anlamlandırma biçimi olmuştur. Tüketilen ise nesnelerden çok onların imajlarıdır. Bir malın tüketilmesi ve atılması eskimesine değil; bilakis imajının bitmesine yani modasının geçmesine bağlı hale gelmiştir. Tüketimin temel gayesi ise artık haz ihtiyacını tatminidir(Naile, 2013:781).

            “Her zaman yeni ihtiyaçlar ortaya çıkaran ve bunları hızla karşılayan” bir tüketim toplumu mevcuttur(Fuchs’dan aktaran Kılıç,2006:117).

            Üretim - tüketim anlayışı aslında kapitalist ekonomik modelin bir uzantısı olup Batı kültürünün temel özelliklerindendir. Bu tüketim kültürünü besleyen ve yaygınlaştıran iki neden bulunmaktadır(Harvey’den aktaran Kılıç, 2006:117): Birincisi, kapitalist ekonominin işleyişini sürekli kılmak için devlet ya da firmalar tarafından yapılan reklam benzeri tüketimi teşvik edici uygulamalardır. İkincisi ise Batı Kültürünün birey üzerinde yapmış olduğu baskıdır.

            Küreselleşen dünyada yer alan başta çok uluslu işletmelerin sınır ötesi ucuz işçilikten yararlanmaları, üretimde kullandıkları hammadde ve malzemenin fiyat düzeyinin ve taşımacılık maliyetlerinin düşmesi, ürün fiyat düzeylerinin düşmesine bu da tüketim düzeyinin yükselmesine yol açmıştır(Karalar&Kiraci, 2011:65).

            Sanayi ülkelerindeki ortalama bir insanın, kalkınmakta olan bir ülke insanına göre üç kat fazla su, 10 kat daha fazla enerji ve 19 kat daha fazla alüminyum kullandığını belirtilmektedir. Nüfusları toplam dünya nüfusunun %25’i olan sanayi ülkeleri, toplam enerji üretiminin %80’ini tüketirler. Dünya nüfusunun sadece %5’ini barındırdığı halde fosil yakıtların %22’sini kullanan ABD, karbondioksit emisyonunun %24’inden sorumluydu üretilen plastik ve kağıdın %33’ünü kullanıyordu. Ortalama bir ABD’li evinde günde 185 galon su kullanıyor, bir Senegalli 8 galonla yetiniyordu. Bir ABD’li mal ve hizmetlerden bir Çinlinin 53 katı daha fazla yararlanıyordu. ABD’de doğan bir bebeğin yaşam boyunca neden olduğu çevre zararı, bir Brezilyalı bebeğinkinin 13 katı, Hintli bir bebeğin 35 katıydı(Hertsgaard’dan aktaran Arıbaş&Yürüdür, 2014:37).

            Bununla birlikte ortaya çıkan yeni tüketim anlayışının bir takım çevresel etkileri de bulunmaktadır. Zevk merkezli olarak tüketen bireyler, eskiden yaşayan insanların tükettiğinden çok daha fazlasını tüketmekte, tüketilen nesneler de çoğu kez atık olarak gezegene bırakılmaktadırlar. Söz konusu tüketim artışının oluşturduğu yoğun mal talebi ise daha fazla üretimi ortaya çıkarmaktadır. Üretim arttıkça, tüketimi sağlamak için kullanılan reklamlar ve diğer pazarlama teknikleri ile tüketim daha büyük boyutlara taşınmaktadır. Dolayısıyla birbirini tetikleyen bir üretim ve tüketim kısırdöngüsü ortaya çıkmaktadır(Naile,2013:778).

            Tüketim toplumunun incelenmesi aynı zamanda “Üretim Toplumu” diyebileceğimiz bir toplumun da incelenmesini beraberinde getirmektedir. Nitekim insan topluluklarının ortaya çıkış tarihinden günümüze kadar olan sürece baktığımızda, insanın, hiçbir zaman, seri üretim mekanizmalarının hayata geçirildiği döneme kıyasla bir üretim içerisinde olmadığını görürüz. Bu nedenle, çevre problemlerinin kökeninde insanın doğadan taşıma kapasitesinin bozulmasına yol açacak bir şekilde yararlanmasının yatmakta olduğunu görürüz(Uslu’dan aktaran Kılıç 2006:115). Taşıma kapasitesi, doğal sistemin kendini yeniden üretebileceği, doğal döngünün devamını sağlayabileceği seviyedir. Ancak bugüne kadar yaşanan çevre sorunlarının da gösterdiği gibi, çevrenin bir taşıma kapasitesinin olduğu göz önünde bulundurulmamıştır. Sürekli büyüme mantığı, doğal kaynakların aşırı bir şekilde kullanılmasına yol açmış ve bunun sonucunda da çevre sorunları bütün insanlığı tehdit eden küresel bir sorun halini almıştır. Tüketilen malların çevreye atımı sonucunda meydana gelen çevresel zararların yanında bunların üretim süreci de son derece zararlı sonuçlar doğurmaktadır. Şöyle ki; üretim sürecinde kullanılan enerjiye bağlı olarak doğaya salınan zararlı gazlar nedeniyle atmosferimiz giderek daha çok kirlenmekte, canlıları zararlı ışınlardan koruyan ozon tabakası gibi koruyucu katmanlar giderek zayıflamaktadır. Bunun yanında büyük hacimde sanayi üretimi yapan ülke sayısındaki artışa bağlı olarak enerjiye olan talep artmakta, bu talebi karşılamaya yönelik olarak da nükleer enerji gibi çevresel riskleri yüksek enerji türlerine doğru bir yönelim olmaktadır. Üretimin her aşamasında kullanılan ve daha sonra çevreye bırakılan atıklar sadece üretim aşamasında kalmamakta, ürünün tüketiminden yok edilmesine kadar her alanda ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, üretilen her ürünün çevre açısından maliyeti, sanıldığının aksine oldukça yüksek olmaktadır(Naile, 2013:781).

             Üretim-tüketim süreci giderek daha çok hızlanmakta ve bir noktada artık doğa, üretim-tüketim sürecinde ortaya çıkan atıkları yok edemez hale gelmektedir(Castells’den aktaran Kılıç 2006:121). Diğer bir ifade ile dünyanın taşıma kapasitesi zorlanmaktadır. Böylece başlangıçta teknolojinin sadece avantajlarından yararlanan toplum, giderek daha çok onun yol açtığı sorunlarla uğraşmak zorunda kalmaktadır.

            Sanayi üretimi ile birlikte eskisine nazaran daha çok ve tehlikeli boyutlarda kirlenmeye başlayan gezegenimiz, özellikle ikinci dünya savaşından sonra haz için tüketmeye başlayan kitlelerin ortaya çıkmasıyla daha hızlı ve tehlikeli boyutta kirlenmeye başlamıştır. Nitekim tüketilen mal ve eşyalar çevreye atılmakta ve doğanın bunları kendi içerisinde yok etmesi beklenmektedir. Ancak tüketimin boyutları o derece artmış ve mal yapımında kullanılan malzemeler o denli çeşitlenmiştir ki; doğa atıkları hazmedemez duruma gelmiştir. Gerçekten de karlılığın ön planda olduğu kapitalist sistemde, en ucuza daha dayanaklısını imal etmek için doğayla barışık olmayan malzemelerin kullanımında herhangi bir sakınca görülmemektedir. Buna direnen işletmeler ise çoğu kez küresel rekabetçi ortamda, kepenk indirmek/kapatmak durumunda kalmaktadırlar(Naile, 2013:781).

            Bugün, çevre sorunlarının birçoğunun temelinde tüketim toplumu anlayışı ve onu doğrudan felsefenin tutarsızlığı veya yanlış çıkarımları yatmaktadır. Tüketim kültürünün oluşturduğu tüketim toplumunda insanların tüketim davranışları, doğrudan ya da dolaylı olarak CO2 salımı, biyolojik çeşitliliğin azaltılması, küresel ısınmaya neden olma, doğal kaynakları tüketme gibi çok sayıda çevresel etkiler meydana getirmektedir(Ökmen, 1996:7).

            Dünyadaki biyo-çeşitliliğin azalmasına, tonlarca toprağın erozyona maruz kalması vb. çevresel sorunların fazla dikkate alınmaması aslında bilgi toplumu içinde bir paradoksu bize gösterir. Çünkü bilgi ve bilim planlama ve uygulamalara yönelik stratejileri birey ve topluma kazandırmasına rağmen, çevresel sorunların her geçen gün artması ve çevre örgütlerinin sayı ve eylem açısından güçsüzleşmesinde tüketim kültürünün bireyi etkisizleştirmesini de dikkate almak gerekir(Arıbaş&Yürüdür, 2014:43).

            Geçmişte çevre ile ilgili sorunlar yerel ve bölgesel bir nitelik taşıyordu. Ama günümüzde kıt kaynakların tükenmesine paralel olarak alternatif enerji kaynaklarına olan ihtiyaç, soruna global bir boyut kazandırmaktadır. Çevre bunalımı, bu ekoloji karşıtı büyüme şeklinin kaçınılmaz sonucudur(Ökmen,1996:6).

             Çevre sorunlarının oluşumunda nüfustan ziyade tüketim kültürünün ilk sırayı aldığı dikkate alındığında daha çok tasarruf yapan birey ile bireyi tutsak eden imaj ve marka bağımlığından kurtulup çevrenin hem tahribinin engellenmesi hem de korunmasına yönelik stratejiler geliştirilebilir(Arıbaş&Yürüdür, 2014:45).

 

III.      Sürdürülebilir Tüketim:

            Dünyada gelişmiş ülkelerde yaşayanlar, çok sayıda seçeneğin ve buna bağlı olarak her türlü konforun sunulduğu bir tüketim toplumunda yaşamaktadırlar. Günümüz ekonomisinin asıl sorunu, insanların üzerinde yaşadığı, tüm kaynaklarını tüketerek hızla kirliliğe sürüklediği doğal çevrenin nasıl korunabileceği ve gelecek nesillere aktarılabileceğidir. Bu savaşta tüketim eylemlerinin gerek doğrudan gerekse dolaylı rolleri bulunmaktadır. Bireyler sergiledikleri tüketim davranışlarıyla, yaptıkları ürün tercihleriyle, doğal çevreye ister istemez zarar vermektedir. İşte sürdürülebilir tüketim düşüncesi, bu etkileri en az indirmeyi amaçlayan bir akımdır(Karalar&Kiraci, 2011:65).

            Sürdürülebilir tüketim; daha az tüketim, çevreye dost tüketim ve geleneklere bağlı tüketim olarak üçe ayrılmaktadır. Çevreye daha duyarlı tüketim davranışları sergilenmesini, bir başka deyişle var olan tüketim davranışlarının daha sürdürülebilir bir biçime kavuşturulması gerektiğini belirtmektedir. Örneğin; daha az kaynak kullanılarak üretilen, tüketim aşamasında enerji gereksinimi daha az olan ve neredeyse tamamı geri dönüştürülebilir malzemeden yapılan ürünlerin tüketilmesi bu çözüme yönelik eylemleri açıklamaktadır(Karalar&Kiraci, 2011:66).

            Sürdürülebilir gelişme düşüncesinin tüketim alanına yansıması, “sürdürülebilir tüketim” düşüncesidir. Özellikle gelişmiş ülkelerde son yıllarda tüketim düzeyinin sürekli yükselmesi doğal kaynakların tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu ortaya çıkararak, tüketimin çevresel etkilerinin sorgulanmasını gerektirmiş ve var olan tüketim davranışlarının sürdürülebilir tüketim davranışlarına dönüştürülmesi sık sık dile getirilmiştir(Karalar&Kiraci 2011:64).

            Sürdürülebilir gelişme paradigması, hem sürdürülebilir tüketimi hem de sürdürülebilir üretimi içermektedir. Çoğu kez, sürdürülebilir üretim ve tüketim eylemleri, sürdürülebilir tüketim kavramı altında birleştirilmektedir(McLaren’den aktaran Karalar&Kiraci 2011:67). Sürdürülebilir üretim alanında kaynakların etkin kullanımı ve temiz üretim vb. gibi başarılı uygulamalara rastlansa da, sürdürülebilir tüketim alanında henüz çok az başarı sağlanmış görünmektedir.

            Çevrecilere göre ise yeşil tüketim mümkün değildir. WWF'nin İngiltere sorumlusu David Norman, 'Kaynak verimliliğini maliyetten kazanım argümanıyla satmak işe yaramayacaktır. İnsanlar bu sefer gidip diğer ürünleri de alır. Bu, örneğin tasarruflu buzdolapları için geçerli. Buradan elde edilen kazanımlarla enerji tüketen diğer cihazlar alınıyor.' dedi.

            Bu 'ribaund etkisi' bir süredir iklim değişikliği tartışmalarında yer ediyor. Örneğin, yakıt tüketimi az olan bir aracın sahibi, bu kez daha uzak yerlere gidiyor. Ya da ısınmadan kazanılan para uzak ülkelerde tatile harcanıyor.

            Norman, ribaund etkisinin akademik araştırmayla ortaya konmadığını teslim etmekle beraber, satın alınan ürünlerin kalitesinin, ucuza satın almadan daha önemli olduğuna dikkat çekiyor(Yeşil Ekonomi, 2011).

IV.      Genel Değerlendirme

            Sonuç olarak; Batı kültürü, bir yandan çevresel değerlerin yok olmasına neden olan ekonomik anlayışı üretirken; diğer yandan da bu anlayışa karşı olan ekoloji hareketini ortaya çıkarmıştır. Bu doğal bir sonuçtur. Çünkü bir topluluğun tinsel özelliğini, duyuş ve düşünüş birliğini oluşturan gelenek durumundaki her türlü yaşayış, düşünce ve sanat varlıklarının tümü anlamına gelen kültür, aynı zamanda birbirleri ile çelişen ya da karşı olan düşünce öbeklerini de içinde barındırmaktadır. Batı Kültürü içerisinde ortaya çıkan çevre, kadın hareketi gibi sosyal hareketler, egemen kültürel anlayışını değiştirmek amacı ile ortaya çıkmıştır. Bu nedenle Batı Kültürünü birbirleri ile mücadele eden çok parçalı bir yapı olarak kabul etmek gerekir(Kılıç, 2006:114).

            Bütün gerçekliğiyle karşımızda duran çevre sorunlarının kaynağında birçok etken yatmaktadır. Kaynakları kötüye kullanarak kendi dünyamızı yaşanmaz hale getirdikten sonra gelecek nesillerin dünyalarını da karartmak istemiyorsak, bilim felsefemizden tüketim anlayışımıza, alternatif teknolojilerden tüketim toplumu çılgınlığına kadar birçok konuyu oturup düşünmemiz ve bu konuda bir sorgulama yapmamız gerekmektedir. Kendimiz için bir özeleştiri, gelecek nesiller için ise bir sorumluluk niteliği taşıyan bu sorgulama bir an önce yapılmalıdır.

            Neyi, niçin, ne kadar tükettiğimizin özeleştirisini yapmayı, mevcut sorunları çözme konusunda samimi olmayı ve alternatif teknolojileri üretmeyi de içeren bu sorgulama bugün bir ihtiyaçtır. Eğer bunu yapamazsak bir gün tartışacak bir konu bulamayabiliriz. Hatta daha kötüsü belki de tartışacak kimse kalmayabilir.

 


KAYNAKÇA

Arıbaş,K., Yürüdür,E .(2014) Çevre Sorunları ve Tüketim Kültürü. Elektronik Sosyal Bilgiler Eğitimi Dergisi http://esosbil.aksaray.edu.tr (Cilt 1- 2), (30-48)

Karalar,R., Halil,K.,(2011), Çevresel Sorunlara Bir Çözüm Önerisi Olarak Sürdürülebilir Tüketim Düşüncesi, “Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi” Sayı:30, (63-76)

Kılıç,S.,(2006),Modern Topluma Ekolojik Bir Yaklaşım, Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi (Cilt 12-2), (108-127)

Naile,K.,(2013), Tüketim Toplumunun Çevresel Etkileri, International Conference On Eurasian Economies, (778-782)

Ökmen, M. (1996) Teknoloji, Tüketim Ve Çevre Sorunları,“Ekoloji Dergisi”, Nisan Mayıs-Haziran, Sayı:19, (4-7)

Savaş,H., (2012)Tüketim Toplumu, Çevre Performans İndeksi Ve Türkiye’nin Çevre Performansının İndekse Göre Değerlendirilmesi, Tarih Kültür ve Sanat Araştırmaları Dergisi, DOI: 10.7596/taksad.v1i4, (Cilt 1-4), (132-148)

Bu haber toplam 5339 defa okunmuştur
Gaile 458. Sayısı

Gaile 458. Sayısı