1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Otelciler Birliği Başkanı Dimağ Çağıner: “Larnaka’dan gelip kuzeye geçen turist sayısında %40 artış”
“Su politikamız yok”

“Su politikamız yok”

Jeoloji Yüksek Mühendisi Dr. Mehmet Necdet, Kuzey Kıbrıs’ta su politikası olmadığını vurgulayarak, sürdürülebilir bir su yönetimine ihtiyaç olduğunu söyledi

A+A-

 

Jeoloji Yüksek Mühendisi Dr. Mehmet Necdet, Kuzey Kıbrıs’ta su politikası olmadığını vurgulayarak, sürdürülebilir bir su yönetimine ihtiyaç olduğunu söyledi.

Jeoloji ve Maden Dairesi’nde çalıştığı 25 yılda genellikle yeraltı suları konusuna yoğunlaşan Dr. Necdet, siyasilerin su yönetimi konusunda teknik insanlarla bir araya gelip kararlar üretmesi gerektiğini belirtti.

“Otonom kaynaklarımız olmalıdır” diyen Dr. Necdet, “Sadece Türkiye’den adaya nakledilen su ile su sorunumuzu çözemeyiz. Kaynakların çeşitlendirilmesi gerekir. Hem içmeyi hem sulamayı aynı kaynağa bağlamak doğru değildir. İçme ve evsel kullanım suyunun kontrolü elimizde olmalı. Ben öncelikle deniz suyundan tatlı su elde edilmesi gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.

Türkiye’den boruyla su getirildiğini ancak su sorunun çözülmediğini kaydeden Jeoloji Yüksek Mühendisi Dr. Necdet, şunları söyledi:

“Ocak ayında boru patladı ve sorun hala giderilemedi. İnsanlara ‘bekleyin boruyu tamir edelim de size su verelim’ diyemeyiz. Türkiye’den gelen boruyla gelen suya ek olarak bizim, en azından acil maksatlar için, deniz suyu arıtması yapmamız gerekir. Çevreciler buna karşıdır ama denizden su arıtmanın belli standartları vardır, denizdeki canlı yaşamının çok etkilenmeyeceği şekilde yapılabilir, Salamura’nın yani çok aşırı tuzlu su olan Brine’ın derin deniz suyu akıntısına verilmesi gibi. 2008-2012 yılları arasında AB uyum yasaları çerçevesinde suyun yönetimi konusunda çalışmalar yaptık ama hepsi rafa kaldırıldı. Yetkililer inisiyatif almadı. Siyasiler ‘Su Türkiye’den geliyor’ dedi ve hazır gelmesini bekledi.”

Kıbrıs’ın su kaynaklarının sınırlı olduğunun da altını çizen Dr. Necdet, küresel ısınmanın da etkisiyle Kıbrıs’ın yeraltı sularını besleyen tek kaynak olan yağmurlarda da azalma olduğuna dikkat çekti.

  • Soru: Geçmişten günümüze Kıbrıs’ta suyun durumu nasıl? Ne zamandan beri adada su konusunda sıkıntı yaşanıyor?
  • Necdet: Kıbrıs yer aldığı coğrafik konum nedeniyle her zaman su problemi yaşamış bir adadır. Kazılmış derin kuyular, sıra kuyularla suyun belli alanlara nakledildiğine dair kalıntılar var. Hala daha çalışan yani su akışı olan sıra kuyular da vardır. Örneğin  bugün işlevi ortadan kalksa da Değirmenlik’ten Salamis’e kadar, en az iki bin yıllık, bir su kanal sistemi mevcuttur. Bu kanalın izleri ve kalıntıları izlenebilmektedir.
    Modern zamanlarda en büyük sıkıntımız özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki süreçte başladı. Eskiden insanlar mekanik yollarla, mesela Mağusa bölgesinde, rüzgar değirmenleri vasıtasıyla, tulumbalarla yer altındaki suyu yüzeye çıkarırdı. Üretim boyutu artınca bunun yerini motorlar, pompalar almaya başladı. Pompalarla yer altından hesapsız su çekimi yapılmaya başlandı. Sadece geçmiş asırda Güzelyurt havzasında, 2 binden fazla kazılmış kuyu var. Ölçüsüz yeraltı suyu çekimi çok ciddi bir sorun. Su kaynaklarında yaşanan problem özellikle kıyı akiferlerinde yeraltından suyun çekilmesi ve denizin çekilen yeraltı suyu katmanlarına intikaliyle oldu. Bizim en ciddi sorunumuz hesapsız yeraltı suyu çekimi yapılması oldu.

“Otonom kaynaklarımız olmalıdır. Sadece Türkiye’den adaya nakledilen su ile su sorunumuzu çözemeyiz. Kaynakların çeşitlendirilmesi gerekir. Hem içmeyi hem sulamayı aynı kaynağa bağlamak doğru değildir. İçme ve evsel kullanım suyunun kontrolü elimizde olmalı. Ben öncelikle deniz suyundan tatlı su elde edilmesi gerektiğini düşünüyorum”

 

“Yeraltı sularımızı besleyen, yağmur hariç, bir kaynak yok”

1950li, 60lı yıllarda kırsal kesimin kalkınabilmesi için sulu tarım bir politika olarak güdüldü. Dolayısıyla sayısız kuyu kazma izni verildi. Güzelyurt, Güneydoğu Mesarya akiferinde çok miktarda yeraltı suyu çekimi yapılması tuzlu su girişini hızlandırdı. Bugün Güzelyurt’ta 6.5-7 kilometre kara içlerinde yatay yönde deniz suyu girişi var. Mağusa-Maraş akiferi 80’lerden sonra hızla tuzlanmaya başladı. Bu ülkenin mevcut su kaynaklarıyla bu işi sürdürebilmesinin mümkün olmayacağı 1950’lerin sonunda, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulduğu dönemlerde de tartışılan bir konuydu, ki o tarihlerde çok ciddi bir sorun yoktu. Esas kırılma noktası 60’ların sonunda oldu. Güzelyurt havzasına 500-600 metre deniz suyu girdiği görülünce, hemen bir proje gündeme geldi. Güzelyurt havzasının batısında bulunan derelerin Güzelyurt ovasına nakledilerek deniz suyu girişinin ortadan kaldırılması hedefi kondu. Deniz suyu girişimi ilk defa Güzelyurt deresi boyunca olduğu için derivasyon kanalı vasıtasıyla bu suyu Güzelyurt göledine naklettiler. Ancak günün sonunda 70’lerden itibaren yağış miktarlarında ciddi azalma oldu. Derivasyon kanalından da murat edilen gerçekleşmedi.
Kıbrıs bir ada, bizim yeraltı suyu kaynaklarımızı besleyen, yağmur hariç, çevreleyen havzadan gelen bir kaynak yok. Bizim etrafımızdaki denizler, petrol ve doğalgaz gibi enerji kaynaklarını bulmak için jeolojik olarak çok iyi araştırılmış denizlerdir. Bu yüzden, Nil, Ceyhan veya Göksu gibi ana karalarda bulunan büyük debili nehirler gibi çevreden besleyen bir kaynağın olmadığı bu jeolojik çalışmaların dolaylı sonuçları sayesinde söylenebilmektedir. 1960’lardan itibaren adada çok ayrıntılı çalışmalar yapılmıştır. Kıbrıs’ın hidrolojik bir yapısı olduğu ve sadece ada üzerine düşen yağışların bu kaynakları beslediği ortaya konmuştur. Yağışlar azaldığı zaman bu kaynaklar yeterince beslenmiyor.

“Su nakilleri dünyanın her yerinde yapılmaktadır”

  • Soru: Türkiye’den su getirilmiş olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
  • Necdet: Su nakilleri dünyanın her yerinde yapılmaktadır. 1998’de iki toplumlu bir çalışma kapsamında ABD’ye gittik. Los Angeles’in su ihtiyacı 200 mil uzunluğundaki bir hendek aracılığıyla Colorado nehrinden gelir. Zamanında Lefkoşa’nın içme suyu olmadığı için, ada içinde başka bölgelerden, örneğin Kumköy-Güzelyurt ve Girne Dağları’ndan Silihtar suyu olarak da bilinen su nakledilirdi. İngilizlerin Kıbrıs’ı cumhuriyete devrinden önce sorunların varlığı biliniyordu ve bu git gide yıllar içinde arttı. Küresel ısınma da bu bölgedeki yağışların giderek azalmasına, düzensiz hale gelmesine neden oldu. Dolayısıyla Türkiye’den boru hattıyla su getirilmesi yerinde bir projedir. Ancak Türkiye’den boru hattıyla su getirilmesinden önce, bizim içme ve kullanma suyunu garantiye almamız gerekirdi. Boruyla gelen suyu hem içme-kullanma hem de sulamada kullanacağız. Suyun %70 oranında tüketildiği alan tarımdır. Su kaynakları bu denli kötü duruma geldiyse bunun nedeni de ölçüsüz yeraltı suyu çekildiği için sulu tarımdır ama bu ülkede tarımı durduramayız. 1990’larda hedeflenmesi gereken, bir deniz suyu arıtma tesisi kurulması olmalıydı.

“Türkiye’den boruyla su geldi, ama sorun çözülmedi”

“Türkiye’den boruyla su geldi, bu iyi bir şey ama sorun çözülmedi. Ocak ayında boru patladı ve sorun hala giderilemedi. İnsanlara ‘bekleyin boruyu tamir edelim de size su verelim’ diyemeyiz. Türkiye’den gelen boruyla gelen suya ek olarak bizim, en azından acil maksatlar için, deniz suyu arıtması yapmamız gerekir”

 

  • Soru: Çevreciler, ekologlar buna doğaya zarar vereceğini söyleyerek karşı çıkıyor... 
  • Necdet: Çevrecilerin endişelerini gidermek mümkündür. Bugün AB üyesi olan Güney Kıbrıs’ta, denizden günde 100 bin metreküp tatlı su üretiliyor. İklim açısından, yağış rejimi açısından adanın kuzeyiyle güneyi arasında ciddi farklar da var. Kuzey Kıbrıs’ın coğrafik olarak daha düşük yükseklik ve daha düşük yağışa sahip olması su sorununun daha derin ve kronikleşmesine neden oluyor. Ancak kuzeyin de güneyin de kaynakları sürdürülebilir değildir. 2007 yılında 110 milyon metreküp su alan, Güney’deki en büyük baraj olan, Kourris Dam kurudu ve Yunanistan’dan tankerle su getirmeye kalktılar, bu bir fiyasko ile neticelendi. Türkiye’den boruyla su geldi, bu iyi bir şey ama sorun çözülmedi. Ocak ayında boru patladı ve sorun hala giderilemedi. İnsanlara “bekleyin boruyu tamir edelim de size su verelim” diyemeyiz. Türkiye’den gelen boruyla gelen suya ek olarak bizim, en azından acil maksatlar için, deniz suyu arıtması yapmamız gerekir. Çevreciler buna karşıdır ama denizden su arıtmanın belli standartları vardır, denizdeki canlı yaşamının çok etkilenmeyeceği şekilde yapılabilir, Salamura’nın yani çok aşırı tuzlu su olan Brine’ın derin deniz suyu akıntısına verilmesi gibi. 2008-2012 yılları arasında AB uyum yasaları çerçevesinde suyun yönetimi konusunda çalışmalar yaptık ama hepsi rafa kaldırıldı. Yetkililer inisiyatif almadı. Siyasiler “Su Türkiye’den geliyor” dedi ve hazır gelmesini bekledi. Atık suyun arıtılması ve kullanılması da iyi bir uygulamadır. Bu İsrail’de çok yaygındır, ABD’nin kurak bölgelerinde yapılıyor  ve şu anda Haspolat Arıtma Tesisi’nden çıkan su tarımda kullanılmaktadır ama yeterli değildir. Açıkçası biz henüz su konusunun ciddiyetine varamadık.

“Siyasileri su konusunda samimi görmüyorum, gelmiş geçmiş tüm hükümetlerin bu işlere bakışında sorun var. Ülkemizde sivil toplumun hareketlenmesi ve kamuoyu baskısıyla sorunlara çözüm aranabilir”

 

  • Soru: Türkiye’den suyun geldiği dönemde yeraltı kaynaklarımızın beslenmesine müsaade ettik mi?
  • Necdet: Türkiye’den gelen suyun fiyatı belli. Kendi kaynaklarımızdan ürettiğimiz suyun maliyeti bunun neredeyse beşte biridir. Özellikle kırsal kesimdeki yerel yönetimler Türkiye’den gelen suyu var olan yerel kaynaklarla da takviye ediyor. Böylelikle Türkiye’den gelen suyun fiyatına satıyor. Bunun olduğuna dair en büyük belirti, eskiden akan pınarların hiçbirisinin son 5 senedir hiç akmamış olmasıdır. Örneğin Mesarya’daki bir belediye 3-4 tane su kuyusu kazdı Bölgesinin ihtiyaçları için, Gönyeli Belediyesi eğri olan bir kuyuyu düzeltti ve devreye soktu haklı olarak.

“Güzelyurt umutsuz vaka”

Güzelyurt umutsuz vaka, 7 kilometreye varan deniz suyu girişi var, oradan daha çok yeraltı suyu çekmek mümkün değil. Geçmişte Lefkoşa’ya su temin edilen Kumköy kuyularının neredeyse tamamı deniz suyu ile kirlendi. Kullanılabilecek durumda değil. Ama susuz kaldığımız için nispeten az tuzlu kuyuları tekrardan devreye koydular. Geçitköy’de bir baraj yapıldı, Kalkanlı’dan Çamlıbel’e kazılan bir tünel var. O tünel bittiği zaman Güzelyurt bölgesine sulama için su nakledilirse, evsel kullanım suyu konusunda yine sıkıntı yaşanacak. Güzelyurt Akiferi’nden su çekmeyip Anadolu’dan gelen suyu sulamada kullansak belki uzun yıllar içinde Güzelyurt iyileşebilir.  Aslında kaynağı ada üzerinde yaymak lazım. Bunlar muhtelif kapasitelerde inşa edilecek göletler şeklinde olmalıdır. Geçtiğimiz günlerde Sayın Başbakan Tatar, Mesarya’ya da su götüreceğini söyledi. Mesarya’nın sulama alışkanlığı olan bölgesi Büyükkaymaklı Ovası, Haspolat, Balıkesir, Meriç ve biraz da Paşaköy. Bunun dışında sulama olayı yok. Aslında Güneydoğu Mesarya yani Köprü, Çayönü, Türkmenköy, Beyarmudu civarları daha çok sulu tarım yapar. Türkiye’den gelen suyu oralara da vermek önemli, oralar çok kritik durumdadır. Mağusa bölgesinde de tuzlanma var. Bu dönemde içte gerekli yatırımlar da yapılmadı, yani ev ödevimizi yapmadık.

“Deniz suyundan tatlı su elde edilmesi gerekir”

“Su, sadece politik söylem konusu yapılıyor. Her şeyden önce su politikası belirlememiz lazım. Örneğin bu yıl yağmur güzel yağdı ama dereler denize aktı, göletlerde su birikti ve buharlaşıp gitti. Siyasiler su yönetimi konusunda teknik insanlarla bir araya gelmeli ve kararlar almalı. Sürdürülebilir bir su yönetimine ihtiyaç var”

  • Soru: Su konusunda ne gibi adımlar atılmalı?
  • Necdet: Su sadece politik söylem konusu yapılıyor. Her şeyden önce su politikası belirlememiz lazım. Örneğin bu yıl yağmur güzel yağdı ama dereler denize aktı, göletlerde su birikti ve buharlaşıp gitti. Siyasiler su yönetimi konusunda teknik insanlarla bir araya gelmeli ve kararlar almalı. Sürdürülebilir bir su yönetimine ihtiyaç var.
    Kıbrıs’ın su kaynakları sınırlıdır, yeraltı sularımız sonsuz değil. Yıllarca Bakanlar Kurulu kararıyla yüzlerce kuyu açma izni verildi. Otonom kaynaklarımız olmalıdır. Sadece Türkiye’den adaya nakledilen su ile su sorunumuzu çözemeyiz. Kaynakların çeşitlendirilmesi gerekir. Hem içmeyi hem sulamayı aynı kaynağa bağlamak doğru değildir. İçme ve evsel kullanım suyunun kontrolü elimizde olmalı. Ben öncelikle deniz suyundan tatlı su elde edilmesi gerektiğini düşünüyorum. AB bize 2010 yılında bunu yapmayı önerdi ama bizim yöneticilerimizin tutumu nedeniyle bu maalesef yapılamadı. Siyasileri su konusunda samimi görmüyorum, gelmiş geçmiş tüm hükümetlerin bu işlere bakışında sorun var. Ülkemizde sivil toplumun hareketlenmesi ve kamuoyu baskısıyla sorunlara çözüm aranabilir. Ama konulara sadece çevre açısından bakamayız, hayatın sürdürülebilmesi için temiz, kaliteli, içilebilecek nitelikte su lazım. Su hayattır, su yoksa hayat olmaz. 
     
  • Soru: Duruma baktığınızda nereye gidiyoruz?
  • Necdet: Siyasiler sadece günü kurtarma derdindedir. Ortada bir hedef yok. Mevcut şartlarda iyi bir noktaya gidilmiyor. Bu işlerin düzelmesi konusunda ışık göremiyorum.

 

Bu haber toplam 3932 defa okunmuştur
Etiketler : ,