1. HABERLER

  2. HABERLER

  3. “Orta Çağ’da Kıbrıs’ın Kadınları” Londra’ya taşındı…
“Orta Çağ’da Kıbrıs’ın Kadınları” Londra’ya taşındı…

“Orta Çağ’da Kıbrıs’ın Kadınları” Londra’ya taşındı…

Resim Sanatçısı Semra Bayhanlı ile Tarih Araştırmacısı Ahmet Hilmi’nin ortak projesi olarak Lefkoşa’da büyük ilgi gören, 7 ayrı dev portreden oluşan “Orta Çağ’da Kıbrıs’ın Kadınları” sergisi Londra’ya taşınıyor.

A+A-

Nezire GÜRKAN 

https://neziregurkan.com/2026/02/12/orta-cagda-kibrisin-kadinlari-londraya-tasindi-sergi-25-martta/

Resim Sanatçısı Semra Bayhanlı ile Tarih Araştırmacısı Ahmet Hilmi’nin ortak projesi olarak Lefkoşa’da büyük ilgi gören, 7 ayrı dev portreden oluşan “Orta Çağ’da Kıbrıs’ın Kadınları” sergisi Londra’ya taşınıyor.

İngiltere’de 1970’li yıllardan beri faaliyet gösteren Kıbrıs Türk Toplum Derneği (TCCA)’nın davet ve organizasyonuyla dernek merkezinde 25 Mart’ta açılacak sergi için bir yılı aşkın süren hazırlıklar tamamlandı. Her biri iki metre boyundaki portreler, kargo firması Euromed Meritime Limited sponsorlüğünde özel yöntemlerle paketlenerek konteynerle Londra’ya taşındı. Orada özel bir depoda korumaya alınan eserler, 25-29 Mart tarihleri arasında TCCA merkezinde sergilenecek. Açılışta ve sergi süresince Sanatçı Semra Bayhanlı ile proje ortağı Ahmet Hilmi de yer alacak.

 

Tarihle sanat buluştu, modellerle tuvale taşındı

Dev portre çalışmalarıyla ünlü emekli öğretmen, Resim Sanatçısı Semra Bayhanlı ile tarih tutkunu, özellikle Lüzinyan dönemiyle ilgili araştırmalarıyla bilinen Ahmet Hilmi’nin ortak projesi yıllar süren çalışmalara dayanıyor. Ahmet Hilmi araştırdı, belgelerle derledi; Semra Bayhanlı tuvale taşıdı. Tuvale taşırken modeller kullandı. Öyle sıradan araştırma, resmetme değil. Tarihi, kültürü, objeleriyle sanki Kıbrıs tarihi, Kıbrıslı kimlik. Sekiz asır önce adada yaşamış, derin izler bırakmış, hâlâ her yerde gölgeleri/eserleriyle yaşayan Lüzinyan hanedanlığının soylu kadınlarından hareketle, hikâyeleriyle birlikte hazırlanan bir sergi. Ana kahramanlar 800 yıl önce adada yaşamış figürler. Kraliçeler, prensesler, hanedan soyundan gelen kimi feminist, kimi asi, kimi anaç, kimi intikamcı, kimi Papa’ya bile meydan okuyan kadınlar…

1-546.jpg

Dev tuvallerin yanında hikâyeleri de var. Çoğu bilinmeyen, tarih kitaplarına hiç giremeyen gerçek hikâyeler.

Sergi kapsamındaki 7 ana karakter, tarihteki duruşları ve dönem özellikleri dikkate alınarak modellerle taşındı tuvale.  Kimi tiyatro sanatçısı, kimi çevreden veya aileden modeller. Tuvale taşınırken de dönemin objelerinden kıyafetlerine, kumaşlardan çevre dokusuna kadar ulaşılabilen her tür bilgi kullanıldı.


“Tarihin tozlu sayfalarından bize fısıldayan kadınlar var”

Cornaro, Alice, Anna, Plaisence ve niceleri

Tuvale yansıyanlardan en bilineni, Lüzinyan hanedanlığının son kraliçesi Caterina Cornaro. Adadan orijinal tacıyla ayrılan, güçlü kadını simgeleyen kraliçe. Bu orijinal taç kullanıldı örneğin tuvalde. Model de Deniz Düzgün.

2-521.jpg

Tarih kitaplarında hiç adı geçmeyen Kraliçe Anna bir diğer ana karakter.  Kültürlü, eğitimli, sonradan Cenevre’ye de kraliçe olan Anna’nın modeli, Ahmet Hilmi’nin kızı Leyla.

Genç yaşta dul kalan Alice de bir diğer ana karakter. O da gücünü dulluktan alan cesur kadın figürü. Feminist, Papa’ya baş kaldıran bir kadın. Somut resmi yok ama ona ait damga var. Uzun kıvırcık saçlı, dekolte elbiseli. O dönem için tabu olan tavırlar. Tuvalde Alice modeli Zeynep Arık.  

Alice’in gelini, eşi Kral Henry’yi kaybedince dul kalan Plaisence bir diğeri. O da sistemin koyduğu yerde durmayan, özgürlüğün simgesi kadınlardan. Onun modeli Tiyatro Sanatçısı Hatice Tezcan, sevgilisini canlandıran da yine Tiyatro Sanatçısı İzel Seylani.

Güçlü, kararlı, kocası tarafından defalarca aldatılan, intikamlarıyla ünlü, St Hilarion kalesinin penceresi ile simgeleşen Eleanor’un modeli bir başka Tiyatro Sanatçısı Kıymet Karabiber.

Medoş lâlesi, Lefkara işi, dönemin takıları, kıyafetleri, kumaşları, yaşam şeklini ifade eden objeleri görmek de mümkün portrelerde. Sadece kadınlar, kraliçeler değil; Kıbrıs, Kıbrıs kimliği taşındı tuvale.

 

“Tarihin tozlu sayfalarından bize fısıldayan kadınlar var”

Yaklaşık iki yıl önce Lefkoşa’da açılan, aylarca büyük ilgi gören, sinema filmi ve belgesellere konu olan sergiyi “hayatımın en anlamlı projesi” diye niteliyor Semra Bayhanlı.

“Tarihin tozlu sayfalarından bize fısıldayan kadınlar var. Bize konuşuyorlar. Onlar ezber bozan, bize tarihi farklı bir şekilde okuyabilme olanağı sağlayanlardır. Doğduğum coğrafyanın anlamsız bir şekilde unutturulmak istenen, eğitim yaşamında pek de yer almayan, ‘gizlediler, yok saydılar ama vardık’ diyen kadınların fısıltısıdır bu proje. Bu fısıltıyı duyan, duymayı başaran ve bir kez duymuşsak incecik bir tığ oyasının sökük ipi gibi arkası gelen bir proje.”

Üniversite eğitimi için yıllar önce İngiltere’ye giden, Elektrik Mühendisliği okuyan, farklı işlerde çalıştıktan sonra 40’lı yaşlarında tarih eğitimi alan, Lüzinyan tarihi üzerine yoğunlaşan, Croydan Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışan ve geçtiğimiz yıl emekli olan Ahmet Hilmi de Lüzinyan dönemine ilgisinin nedenini özetledi.

3-388.jpg

“Lüzinyanlar Kıbrıs’ı vatan bildiler, yurt olarak kabul ettiler. Mezarları burada. Hayaletleri yanımızda, her yerde. Nereye bakarsanız o dönemi, o dönemin eserlerini, kültürünü, medeniyetini görebilirsiniz. Gotik eserler, taş yapılar en iyi örnekler. Aydın, bilgili, seçkin, yaşam tarzı ve kimliği olan bir dönem. Araştırmalarım sırasında o dönem Bolonya, Cambridge, Oxford gibi önde gelen üniversitelerin Kıbrıslı öğrencilere burs vermek için yarıştığını öğrenince hiç şaşırmadım. Buradaki medeniyet, çok dilli yapı ilgi çekiyordu. Bu sergiye konu olan kadınlar da Kıbrıslı kimliğini simgeler ve inceleyin, bugünün kadınıyla çok benzerlik bulursunuz. Kadın üzerinden Kıbrıslılık ruhu.  Konsept Kıbrıslılık.”

4-286.jpg

Bu haber toplam 374 defa okunmuştur
Etiketler :