
Aileler ve kişisel sınır
Aile Danışmanı ve Cinsel Danışman Uzm. Nilsu Atıcı yazdı: Aileler ve kişisel sınır
Birçok insan için ‘kişisel sınır’ kavramı yabancı değil. Ancak konu aile olduğunda işler biraz değişiyor. Çünkü toplumumuzda aile; çoğu zaman sınırların olmadığı, herkesin birbirinin hayatına dahil olabildiği ve müdahalenin sevgi göstergesi olarak kabul edildiği bir alan olarak görülüyor. Peki gerçekten öyle mi?
Çoğu kişi için aile içinde kişisel sınır çizmek saygısızlık, bencillik ya da aileden uzaklaşmak anlamına geliyor. Oysa sağlıklı aile ilişkilerinin temelinde tam da bu sınırlar bulunuyor. Çünkü sınırların olmadığı yerde sevgi değil çoğu zaman kontrol, baskı ve kırgınlık büyüyor. Kişisel sınırlar, bir insanın nerede başlayıp nerede bittiğini anlamasına yardımcı olan görünmez çizgilerdir. Nelerden hoşlandığımızı, neleri kabul edip etmeyeceğimizi, nasıl davranılmasını istediğimizi belirler. Bu sınırlar yalnızca arkadaşlarımızla, partnerlerimizle veya iş ortamında değil; ebeveynlerimiz, kardeşlerimiz ve diğer aile üyelerimizle olan ilişkilerimizde de gereklidir. Ancak aile içinde sınır ihlalleri çoğu zaman fark edilmez. Çünkü bazı davranışlar yıllardır ‘ailenin doğası’ olarak kabul edilir. Örneğin;
- ‘Ne zaman evleneceksin?’
- ‘Neden çocuk yapmıyorsun?’
- ‘Maaşın ne kadar?’
- ‘Neden bu kadar kilo aldın?’
- ‘Bu ilişki sana göre değil’
Bu soruların çoğu iyi niyetle soruluyor olabilir. Ancak iyi niyet, her zaman sınırların ihlal edilmediği anlamına gelmez. Bir davranışın amacı kadar yarattığı etki de önemlidir. Benzer şekilde bazı ailelerde çocukların odasına kapı çalmadan girmek, telefonlarını kontrol etmek, özel konuşmalarını dinlemek ya da kişisel kararlarını sürekli sorgulamak normal kabul edilir. Oysa mahremiyet yalnızca yetişkinlerin değil çocukların ve ergenlerin de temel ihtiyaçlarından biridir.
Toplumda sık karşılaşılan yanlış inanışlardan biri de şudur; ‘aile içinde sır olmaz’. Aslında sağlıklı ilişkilerde gizlilik ve mahremiyet arasında önemli bir fark vardır. Mahremiyet, bireyin kendine ait alanını koruyabilmesidir. Her düşüncemizi, her duygumuzu ve her deneyimimizi aile üyeleriyle paylaşmak zorunda değiliz. Bir bireyin bazı konuları kendisine saklaması, ailesini sevmediği ya da onlara güvenmediği anlamına gelmez.
Bir diğer yanlış inanış ise ‘aile her şeye karışabilir çünkü en iyisini bilir’ düşüncesidir. Ebeveynler, çocuklarını korumak ister. Bu son derece doğal ve değerlidir. Ancak korumak ile kontrol etmek aynı şey değildir. Özellikle yetişkinlik döneminde bireylerin kendi kararlarını verebilmeleri, hata yapabilmeleri ve sonuçlarıyla yüzleşebilmeleri psikolojik gelişimin önemli bir parçasıdır. Sürekli yönlendirilen veya denetlenen kişiler zamanla kendi ihtiyaçlarını ve isteklerini fark etmekte zorlanabilirler.
Peki aile içinde sağlıklı sınırlar nasıl kurulur?
Öncelikle sınır çizmenin bencillik olmadığını kabul etmek gerekir. Birçok kişi sınır koyduğunda karşı tarafı kıracağını düşünür. Bu nedenle rahatsız olduğu durumları dile getirmek yerine sessiz kalmayı tercih eder. Ancak bastırılan duygular zamanla öfkeye, uzaklaşmaya ve iletişim kopukluklarına dönüşebilir. Sınır koymak bazen yalnızca küçük cümlelerle mümkündür;
- ‘Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum’
- ‘Bana bu şekilde hitap edilmesinden hoşlanmıyorum’
- Kararımı verdim ve buna saygı duyulmasını istiyorum’
- ‘Şu an yalnız kalmaya ihtiyacım var’
Bu ifadeler saldırgan değildir. Aksine kişinin kendisini açık ve dürüst biçimde ifade etmesini sağlar. Elbette sınır koymak kadar başkalarının sınırlarına saygı göstermek de önemlidir. Sağlıklı aile ilişkileri yalnızca ‘benim sınırlarım’ üzerinden kurulmaz. Her aile üyesinin ihtiyaçlarının, tercih ve değerlerinin çeşitli olabileceğini kabul etmek gerekir. Çünkü sevgi, benzer olmak zorunda olmadan da sürdürülebilir. Aslında kişisel sınırlar aile bağlarını zayıflatmaz, güçlendirir. Sürekli müdahale edilen, kararları sorgulanan veya mahremiyeti ihlal edilen bireyler zamanla ailelerinden uzaklaşabilirler. Buna karşılık kendilerini güvende hisseden, duyulan ve saygı gören bireyler aileleriyle daha sağlıklı ilişkiler kurabilirler.
Belki de bu nedenle kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor; sevdiklerimizin hayatında ne kadar yer kaplamak istiyoruz? Onların her kararını kontrol edecek kadar mı, yoksa ihtiyaç duyduklarında yanlarında olabilecek kadar mı? Çünkü sevgi bazen yakınlaşmayı gerektirirken bazen de geri çekilmeyi, alan tanımayı ve saygı göstermeyi gerektirir. Aile olmak, birbirimizin sınırlarını yok saymak değil o sınırların varlığını kabul ederek birbirimize eşlik edebilmektir.
























