1. YAZARLAR

  2. Serkan Soyalan

  3. “Ahududu”
Serkan Soyalan

Serkan Soyalan

“Ahududu”

A+A-

Girne Belediyesi, Lefkoşa Türk Belediyesi ve Gazimağusa Belediyesi iş birliğinde düzenlenen 22. Kıbrıs Tiyatro Festivali kapsamında Tiyatrokare yapımı “Ahududu", oyununu Girne Amfi Tiyatro'da izledim.

Yaşlı iki kız kardeşin etrafında gelişen olayları kara mizah unsurlarıyla sahneye taşıyan “Ahududu”, eğlenceli anlatımı ve güçlü oyuncu kadrosuyla dikkat çekti.

***

Büyük tiyatronun sırrı, güldürürken düşündürmek, absürdün içine insan doğasını yerleştirmek ve ölüm kadar ağır bir kavramı bile tebessümün diliyle anlatabilmekte gizlidir.

***

1902-1967 yılları arasında yaşamış Amerikalı oyun yazarı Joseph Kesselring'in 1939 yılında kaleme aldığı ‘Arsenic and Old Lace’, Türk seyircisinin belleğine ‘Ahududu’ adıyla yerleşti.

Oyun yalnızca başarılı bir komedi değildir...

Kara mizahın tiyatro tarihindeki en parlak örneklerinden biridir; kahkahayla vicdan arasında gidip gelen ince çizginin ustalıkla işlendiği unutulmaz bir klasiktir.

***

Cuma akşamı Tiyatrokare tarafından sahnelenen bu oyunu izlerken yalnızca başarılı oyunculuklara değil, yılların birikiminin sahnede nasıl ete kemiğe büründüğüne de tanıklık ettim.

***

Joseph Otto Kesselring, Amerikan tiyatrosunun üretken fakat mütevazı kalmış kalemlerinden biridir. 1902 yılında New York'ta doğan yazar, önce müzik eğitimi aldı, ardından öğretmenlik yaptı. Fakat ruhunu asıl besleyen şey tiyatroydu.

Yazdığı pek çok eser olmasına rağmen onu ölümsüzleştiren eser hiç kuşkusuz ‘Arsenic and Old Lace’ oldu.

***

Kesselring'in başarısı yalnızca komik olay örgüsü kurabilmesinden kaynaklanmaz. Asıl başarısı, insan doğasının en karanlık yanlarını gündelik hayatın sıradanlığı içerisine yerleştirebilmesidir.

İki yaşlı teyzenin yalnız insanları "iyilik" yaptıklarını düşünerek zehirlemesi fikri ilk bakışta ürkütücüdür.

Ancak yazar öyle bir atmosfer kurar ki seyirci korkuyla kahkaha arasında gidip gelir.

İşte kara komedi tam da budur.

Trajediyi mizahla anlatabilmek...

Ölümü hayatın sıradan bir ayrıntısı hâline getirebilmek...

İnsan aklının sınırlarını tebessüm ettirerek sorgulatabilmek...

***

‘Ahududu’, insan psikolojisine yazılmış ironik bir metindir.

Belki de bu yüzden aradan seksen yılı aşkın süre geçmiş olmasına rağmen dünyanın dört bir yanında hâlâ kapalı gişe oynanmaktadır.

***

Oyunun sinemaya uyarlanması ise bu ölümsüzlüğü daha da pekiştirmiştir.

1944 yılında İtalyan asıllı usta yönetmen Frank Capra, tarafından beyaz perdeye taşınan eser, sinema tarihinde de klasikler arasındaki yerini almıştır.

Yine Alfred Hitchcock da ‘Arsenic and Old Lace’ oyununu konu almıştır.

Hitchcock'un gerilim diliyle Kesselring'in kara mizahı benzersiz bir uyum yakalamıştır.

***

Ancak tiyatro, sinemanın yapamayacağı bir şeyi başarır.

Seyircinin nefesi oyuncunun nefesiyle aynı salonda buluşur.

İşte Tiyatrokare tam da bunu yeniden hatırlatıyor.

***

Türkiye'de özel tiyatro denildiğinde akla gelen en köklü topluluklardan biri olan Tiyatrokare, yıllardır yalnızca oyun sahneleyen bir kurum olmadı.

Aynı zamanda seyirci yetiştiren, klasiklerle çağdaş metinleri buluşturan ve tiyatronun sürekliliğini sağlayan önemli bir kültür hareketi hâline geldi.

Bu başarının arkasındaki isim ise kuşkusuz oyunda da izlediğimiz Nedim Saban.

O yalnızca yönetmen değildir...

Yalnızca yapımcı değildir...

Yalnızca tiyatro işletmecisi de değildir...

O, Türkiye'de özel tiyatronun ayakta kalabilmesi için yıllardır mücadele veren kültür emekçilerinin en görünür simalarından biridir.

Sahnelediği eserlerde ticari kaygıyla sanatsal niteliği birbirine feda etmeyen ender tiyatro insanlarından biridir.

Klasik metinlere duyduğu saygıyı çağdaş yorumlarla birleştirebilmesi, Tiyatrokare'nin bugün hâlâ geniş bir seyirci kitlesine ulaşmasının en önemli nedenlerinden biri olsa gerek.

Ahududu da bunun güzel örneklerinden biri.

***

Oyuncu kadrosu ise adeta Türkiye tiyatrosunun yaşayan hafızasını sahneye taşıyor.

Suna Keskin...

Türk tiyatrosunun zarafetini temsil eden isimlerden biri.

Yıllardır sayısız tiyatro oyununda, sinema filminde ve televizyon yapımında rol aldı. Fakat onu büyük yapan yalnızca uzun kariyeri değildir. Sahnedeki ritmi, mimik ekonomisi ve komedi zamanlaması neredeyse ders niteliğindedir.

Güldürürken tek bir hareketle dramatik bir duygu yaratabilmesi, gerçek tiyatro ustalarının ortak özelliğidir.

Yanında ise yine Türk tiyatrosunun ve televizyonunun en sevilen isimlerinden Melek Baykal yer alıyor.

Baykal, geniş kitleler tarafından televizyon dizileriyle tanınsa da özü itibarıyla sahnenin oyuncusudur. Doğallığı, sıcaklığı ve karakter yaratmadaki başarısı sayesinde canlandırdığı her rol seyirciye gerçek gelir.

İki usta oyuncu aynı sahneyi paylaştığında ortaya yalnızca başarılı bir komedi çıkmıyor.

Bir oyunculuk resitali doğuyor.

***

Oyunu izlerken dikkatimi çeken en önemli ayrıntılardan biri de buydu.

Kimse birbirinin önüne geçmeye çalışmıyor.

Sahne kolektif bir emeğe dönüşüyor.

***

Bugün dijital platformların, kısa videoların ve hızla tüketilen içeriklerin arasında tiyatro hâlâ insanı yavaşlatabiliyorsa bunun nedeni canlı sanat olmasındandır.

Hiçbir kamera, hiçbir kurgu, hiçbir yapay zekâ; sahnede oyuncunun seyirciyle kurduğu o görünmez bağı kuramaz.

Belki de bu yüzden salonlar karardığında hayat biraz daha anlam kazanıyor.

Ve perde kapandığında insan yalnızca güzel vakit geçirmiş olmuyor.

Biraz daha düşünmüş...

Biraz daha hissetmiş...

Biraz daha insan olmuş olarak salondan ayrılıyor.

Joseph Kesselring'in yaklaşık doksan yıl önce yazdığı satırlar bugün hâlâ bizi güldürebiliyorsa, bunun nedeni mizahın zamansızlığı kadar tiyatronun ölümsüzlüğüdür.

Bu yazı toplam 383 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar