1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. “Karamsar bir hava hakim”
“Karamsar bir hava hakim”

“Karamsar bir hava hakim”

DAÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Sözen, BM Genel Sekreteri Guterres’in, BM İyi Niyet Misyonu’yla ilgili taslak raporunda sürpriz bir şey olmadığını belirtti.

A+A-

▶ “Raporda sürpriz bir şey yok. 2017 Crans Montana’dan beridir, resmi bir müzakere sürecinin olmaması, şu andaki liderliklerin işbirliği konusundaki eksiklikleri, özellikle de son yıllarda birçok teknik komitede bile en küçük işbirliği yönünde adımların yaratılmadığı gerçeğiyle, bu raporda çok karamsar bir hava hakim”. Genel Sekreter bu kısa rapor içinde en az 10 kez, iki lidere birçok farklı konuda işbirliği yapmaları çağrısında bulunuyor”

Ödül AŞIK ÜLKER

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Sözen, BM Genel Sekreteri Guterres’in, BM İyi Niyet Misyonu’yla ilgili taslak raporunda sürpriz bir şey olmadığını ve karamsar bir hava hakim olduğunu belirterek, Guterres’in kısa raporda, defalarca, liderlere birçok farklı konuda işbirliği yapmaları çağrısında bulunduğuna dikkat çekti.

Şubat 2024’ten beri, davetli olduğu, Innsbruck Üniversitesi Barış ve Uyuşmazlık Çalışmaları Bölümü’nde ziyaretçi profesör olarak görev yapan Prof. Dr. Ahmet Sözen, Guterres’in ara bölgenin giderek daha da askerleştirilmesinin, ileride bir güvenlik riski yaratacağını vurguladığına dikkat çekti.

Prof. Dr. Ahmet Sözen, “Bu önemli bir tespit ve uyarıdır. Kıbrıs’ta durum donmuş gibi görünse de aslında hiç bir donmuş ihtilaf gerçekten donmuş değildir ve daha önceki Pile olayında olduğu gibi, en küçük kıvılcımda patlayabilir. Son zamanlarda tampon bölgede yaşanan askerleştirme çabaları çok tehlikelidir” diye konuştu.

Prof. Dr. Sözen, rapordaki olumlu noktanın ise, Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkilerin iyileşmesi, Genel Sekreter’in bu iki ülkeyi gösterdikleri çaba için kutlaması ve bu iyileşen ilişkilerin Kıbrıs uyuşmazlığına pozitif etki yapması için çaba gösterilmesi yönündeki çağrısı olduğunu söyledi.

Kıbrıs konusunda Türkiye’nin en önemli aktörlerden birisi olduğunun altını yeniden çizen Prof. Dr. Sözen, eski politikaya dönülüp dönülmeyeceğine Türkiye’nin karar vereceğini söyledi.

Bu uzlaşmazlıkta en önemli anahtar, Türkiye’dir. Bu durum, bir Kıbrıslı Türk olarak bana acı veriyor. Çünkü Kıbrıs Türk tarafı, esas oyuncu olma rolünü yitiriyor, Kıbrıslı Türklerin özne olma durumu büyük bir erozyona uğradı, her gün uğramaya devam ediyor” diyen Prof. Dr. Sözen, Türkiye’nin atacağı adımın tek başına yeterli olmayacağını da belirtti.

Prof. Dr. Sözen, “Diğer tarafta da Hristodoulides gibi sicili bozuk birisi var, kendisi Crans Montana’da, masanın devrilmesinde arka planda önemli rol oynayanlardan birisidir. Şimdi “Crans Montana’da kaldığımız yerden devam edelim” diyor. 7 sene geçtikten sonra, hiçbir şey olmamış gibi mi?” diye konuştu.

“Kıbrıs uluslararası toplumun ajandasında öncelikli değil”

Soru: Uzun bir süredir Kıbrıs konusunda bir durgunluk söz konusu. BM Genel Sekreteri’nin, Holguin’i kişisel temsilci atamasıyla bazı temaslar oldu. Holguin’in 6 aylık görev süresinin sonuna geldik. 6 aylık süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof. Dr. Sözen: İşler her zamanki, bildiğimiz şekilde devam etti, değişik bir şey maalesef yok. Holguin, bugüne kadar atanmış en yüksek profilli kişisel temsilcilerden birisidir, uyuşmazlık çözümünde arabuluculuk yapabilecek iyi bir üçüncü taraftır ama zamanlama kötü. Bir taraftan dünyadaki gelişmelere, diğer taraftan Kıbrıs içindeki gelişmelere baktığımız zaman, Kıbrıs, uluslararası toplum nezdinde, ajandada 56’ncı sırada belki de. Diğer taraftan Ukrayna, nükleer tehditler, ardından Gazze, şimdi savaşın Lübnan’a dahi uzayabilme olasılığı... Daha geniş resimde ve gelecekte, İran bu savaşa dahil olabilir. Bu kadar öncelikli konular varken, Kıbrıs’ta ateşkes var, kimse kimseyi öldürmüyor, iki taraf arasında insanlar geçiş yapıyor yani iki toplum arasında medeni bir ilişki var. Onun için Kıbrıs uluslararası toplumun ajandasında öncelikli değil.

Bununla beraber, dünyada çok ciddi bir power transition yani güç geçiş dönemindeyiz. Güç dengelerinde bir değişiklik yaşanıyor. Amerika giderek süper güçten düşüyor, Çin yükseliyor, vs... Bütün bu dengelerin değişmesi içerisinde ülkeler, geleneksel ittifakların yönünde değil, güç dengelerinin değişmesinin yarattığı boşluğu doldurmak için, kendi egemenliklerini daha fazla ortaya koymaya çalışıyor. Türkiye de, bu ülkelerden birisidir. Türkiye, Kıbrıs meselesinde yılların verdiği bıkkınlık ve bezginlikle, Crans Montana’dan sonra geleneksel politikasını değiştirdi, en azında söylemde. Bunun doğru veya yanlış olduğu tartışılır, aynı fikirde olmamakla, Türkiye’nin bu tavrını anlıyorum.

Türkiye bunu sürdürülebilir buluyor, en azından şu anda. Kıbrıs’ta iki devletli çözüm politikasını izlemesinden dolayı, Türkiye’nin büyük bir zararı yok gibi görünüyor, en azından kendileri böyle görmüyor ve buna göre bir hesap yapıyor. Herkes, “Kıbrıs’ta statüko sürdürülemez” diyor ama ben tam tersine uzun zamandır, Kıbrıs’ta statüko sürdürülebilirdir diyorum, ama şunu da gözden kaçırmayalım, statüko statik yani durağan değildir, her gün değişiyor. Mülkiyetten, demografiye pek çok şey değişiyor. Türkiye, geçen zamanın kendi aleyhine olmadığının hesabını yaparak bu politikayı sürdürüyor. Bu hesap doğru mu, yanlış mı, tartışılır.

“Kıbrıs konusunda, Amerikan seçimlerinden önce ciddi bir inisiyatifin alınacağını düşünmüyorum”

Dünyadaki dengelerin değişmesi, bölgedeki savaşlarla beraber, dünyadaki gücü azalsa bile, hala en büyük süper güç olan Amerika’da seçimin arifesindeyiz. Uluslararası toplumun siyasi elitleri, Amerika’da kimin seçileceğine odaklanmış durumda, birçok konuda ona göre pozisyon alacaklar. Maalesef, dünyanın birçok ülkesi buna kilitlendiği için, birçok önemli uluslararası konuda, şu anda karar alınmıyor, rölantide bırakılıyor. Kıbrıs konusunda da, Amerikan seçimlerinden önce ciddi bir inisiyatifin alınacağını düşünmüyorum. Yunanistan da, Türkiye de bunu bekliyorlar. Bu arada şunu da belirteyim ki, Amerika gibi bir ülkenin yönetiminin, Biden ve Trump gibi iki kişiden birine kalmış olması da utanç verici ve bu seçimin sonucu bütün dünyaya ciddi bir şekilde yansıyacak.

“Anahtar, Türkiye’dir”

Soru: Değişen dengeler içinde Türkiye’nin tavrını değiştirmesi ne getirdi, ne götürdü?

Prof. Dr. Sözen: Bu uzlaşmazlıkta en önemli anahtar, Türkiye’dir. Bu durum, bir Kıbrıslı Türk olarak bana acı veriyor. Çünkü Kıbrıs Türk tarafı, esas oyuncu olma rolünü yitiriyor, Kıbrıslı Türklerin özne olma durumu büyük bir erozyona uğradı, her gün uğramaya devam ediyor. Bu, bana acı veriyor ama gerçek budur. Türkiye en önemli aktörlerden birisidir ve Kıbrıs konusunda yeni politikanın mı sürdürüleceğine yoksa eski politikaya mı dönüleceğine Türkiye karar verecek. Türkiye’nin yapacağı da tek başına yeterli değil, çünkü diğer tarafta da Hristodoulides gibi sicili bozuk birisi var, kendisi Crans Montana’da, masanın devrilmesinde arka planda önemli rol oynayanlardan birisidir. Şimdi “Crans Montana’da kaldığımız yerden devam edelim” diyor. 7 sene geçtikten sonra, hiçbir şey olmamış gibi mi?

Bahsettiğim dünyadaki değişiklikler içinde, geçen zaman Türkiye için zaman kaybı görünmüyor. Annan Planı’nın ve Crans Montana’nın “misillemesini” Türkiye misliyle yapıyor, Türkiye’nin bu lüksü vardır. Kıbrıs Türkü’ne dönersek, beyin göçü oluyormuş, Kıbrıs meselesinin çözümsüzlüğü, Kıbrıs Türkü’ne iyi gelmiyormuş, bunlar sadece Kıbrıs Türkü’nü ilgilendiriyor. Türkiye’de iktidardaki siyasi elitin böyle bir derdi yok. Türkiye’de otoriterleşen iktidar, görünen odur ki, MHP ile olan koalisyonu bozmayacak. Bozmayacaklarına göre, Türkiye’nin içinden, Kıbrıs meselesinde, yumuşama ve esneme gelmesini beklemek saflık olur. MHPli bir iktidarda, Türkiye’nin Kıbrıs’ta federal bir çözüme yönelmesi çok kolay görünmüyor.

“Uluslararası camia, Türk hükümetine, eski politikaya geri dönmesi için ne veriyor?”

Uluslararası camia, Türk hükümetine, Kıbrıs’ta eski politikaya geri dönmesi için ne veriyor? Tatmin edici bir şey verilmezse, AB’nin çağrılarıyla, Türkiye’de tutum değişimi olmayacak. Mesela, Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nda, Doğu Akdeniz’in en büyük ülkesi Türkiye yok. Bölgedeki diğer ülkelerle, her konuya Türkiye angaje edilmedikçe, Türkiye’nin Kıbrıs konusunda adım atmasını beklemek hayaldir.

“Holguin’e görev süresi uzatılmadan ‘güle güle’ denirse yazık olur”

Soru: BM Güvenlik Konseyi Başkanı Vasily Nebenzia, “Holguin, tarafların ortak bir zeminden oldukça uzak olduklarını gördü” şeklinde bir açıklama yaptı. BM Genel Sekreteri Guterres, İyi Niyet misyonu raporunda, müzakereler için ortak bir başlangıç noktası bulma yolunda sınırlı ilerleme kaydedildiğini söyledi. Guterres sizce Holguin’in görev süresini uzatır mı?

Prof. Dr. Sözen: Holguin, TC Dışişleri Bakanı Fidan ile görüştü. Benim aldığım duyuma göre Türkiye, “biz diyalogtan yanayız ama bu zeminin bir şekilde değişmesi lazım” demiş. Amerikan seçimlerine kadar önemli bir şey olmayacağı için, Holguin gibi, portfolyosu bu kadar yüksek birisine, görev süresi uzatılmadan, zamanlamanın kötü olduğu bu dönemdeki ilk denemede “zemin bulamadı, güle güle” denirse yazık olur. Ben olsaydım, Holguin’in görev süresini, Amerikan seçimlerinin bitmesine kadar, yani 6 ay daha uzatırdım. Amerikan seçimlerinden sonra nasıl bir başkan geleceği ve ülkelerin uluslararası konularda nasıl pozisyon alacakları görülmüş olur. Bence Holguin, iki tarafın da kabul edebileceği, bugüne kadarki en iyi kişisel temsilcilerden birisidir. Kısa dönemde başarısız adledilip gönderilmesi çok yazık olur. Diyaloğun, diyalogsuzluktan daha önemli olduğunu düşünüyorum.

“Raporda çok karamsar bir hava hakim”

Soru: BM Genel Sekreteri Guterres’in, BM İyi Niyet Misyonu’yla ilgili raporunun taslağını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sürpriz var mı?

Prof. Dr. Sözen: Benim açımdan raporda sürpriz bir şey yok. 2017 Crans Montana’dan beridir, resmi bir müzakere sürecinin olmaması, şu andaki liderliklerin işbirliği konusundaki eksiklikleri, özellikle de son yıllarda birçok teknik komitede bile en küçük işbirliği yönünde adımların yaratılmadığı gerçeğiyle, bu raporda çok karamsar bir hava hakim. Genel Sekreter bu kısa rapor içinde en az 10 kez, iki lidere birçok farklı konuda işbirliği yapmaları çağrısında bulunuyor. Bana göre raporda en çarpıcı iki nokta var; birisi kötümser yönde, diğeri olumlu. Kötümserle başlarsak, Genel Sekreter, BM kontrolündeki ara bölgenin giderek daha da askerleştirildiğini ve bunun ileride bir güvenlik riski yaratacağını vurguluyor. Bu önemli bir tespit ve uyarıdır. Kıbrıs’ta durum donmuş gibi görünse de aslında hiç bir donmuş ihtilaf gerçekten donmuş değildir ve daha önceki Pile olayında olduğu gibi, en küçük kıvılcımda patlayabilir. Son zamanlarda tampon bölgede yaşanan askerleştirme çabaları çok tehlikelidir. Sanırım son zamanlarda dünyada yaşadığımız, Ukrayna savaşı, Gazze savaşı, ve bir çok “beklenmedik” olaylardan dolayı, içinde bulunduğumuz “belirsizlik zamanı”nın bir çok konuda riskler ve potansiyel patlamalara gebe olduğu inancı artık ağır basıyor. Raporda Genel Sekreter’in ara bölge konusundaki gözlemleri ve uyarıları bu noktayı çok iyi kavradığını ve önemsediğini gösteriyor.     

Rapordaki olumlu nokta ise, Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkilerin iyileşmesi ve Genel Sekreter’in bu iki ülkeyi gösterdikleri çaba için kutlaması ve bu iyileşen ilişkilerin Kıbrıs uyuşmazlığına pozitif etki yapması için çaba gösterilmesi yönündeki çağrısıdır. 

“Kıbrıs Rum tarafı kendi tezini her platformda güzel anlatıyor”

Soru: BM Genel Sekreteri Guterres, BM İyi Niyet Misyonu’yla ilgili raporunun taslak metninde, Maraş konusunda endişeli olduğunu belirtti, AKPA “Maraş’ın yasal sakinlerine iadesi” konusunda bir rapor yayınladı…

Prof. Dr. Sözen: Kıbrıs Rum tarafı kendi tezini her platformda güzel anlatıyor, zaten AKPA’da da daha çok Avrupa ülkeleri var. Azerbaycan, Türkiye, Rusya, Ermenistan da var ama geneli Avrupalı ülkeler. Avrupalı ülkeler kişisel mülkiyet hakkının kutsal olduğunu düşünüyor. Eğer bir Avrupa ülkesinde, Kıbrıs’ta, mülkiyet haklarının ihlali görülürse, böyle bir rapor yayınlar, bunda bir gariplik yok. Keşke Türkiye ve Türk tarafı, bugün izledikleri “iki ayrı egemen, eşit devlet” politikası yerine, uluslararası toplumun kabul ettiği parametreler çerçevesinde hareket etse ve 2004’de Kofi Annan’ın BM Güvenlik Konseyi’ne yazdığı raporda belirttiği gibi ve AB’nin vadettiği ve yerine getiremediği Doğrudan Ticaret Tüzüğü ve izolasyonların kaldırılması gibi konuları ön plana çıkarsa. Bu Türk tarafı için çok daha iyi bir zemin olurdu.

“Şimdiki zemine basarak, 3D istemek akıl karı değil”

Soru: Tatar’ın yaptığı 3D açıklaması bu çerçeveye yaklaşılmaya çalışıldığı anlamına gelebilir mi?

Prof. Dr. Sözen: 2017’den, Crans Montana’daki çöküşten itibaren bunların üzerinde durulması gerekirdi. Oysa, “federasyon öldü, alternatifler görüşülsün” denildi, 2020’den itibaren “federasyon diye bir şey yoktur, biz ancak iki devleti konuşuruz” politikası gündeme getirildi. Şimdiki zemine basarak, 3D istemek akıl karı değil. “Crans Montana’da bu iş çöktü ama biz her zaman diyaloğa açığız. Bundan sonra, iki bölgeli, iki toplumlu federal bir çözüm konusunda müzakere olacaksa, ön şartımız örneğin müzakere sürecinin zaman tahditli olması, o sürede sorun çözülmezse Kıbrıs Türklerinin geleceğinin ne olacağının belli olmasıdır” denmeliydi. O zaman daha meşru, uluslararası toplumun daha çok dinleyeceği bir zeminden yürünecekti. Türkiye’nin son yıllarda, nerdeyse her konuda patinaj hikayesini biliyoruz. Örneğin “Katil Eset” “Kardeşim Esad”a dönüşüyor, “Darbeci Sisi” “Dostum Sisi” oldu. Kıbrıs konusunda da dönüş olabilir ama kolay değil, köprülerin altından bayağı sular geçti. Türkiye’nin, bölgedeki ülkeler nezdinde güvenini tazelemesi kısa vadede çok zor görünüyor. AKP iktidarı döneminde bu güven sağlanabilecek mi, emin değilim. Belki Türkiye’de yeniden seçimler olursa ve bugünkü muhalefet iktidara gelirse, o zaman yeni bir güven ortamı daha rahat oluşabilir.

“Bir tarafta, insanların arasında medeni seviye, diğer tarafta siyasi elitin güç gösterisi”

Soru: Mülkiyet konusu son dönemde yeniden gündemde. 2005’te TMK kuruldu. Ortak zemin olup olmadığı konusunda çalışma yapmak üzere görevlendirilen Holguin ile yapılan görüşmede de Kıbrıs Türk tarafı bu konudaki son gelişmelere dikkat çekti. Şimdi mülkiyet konusunda yaşanan gelişmeler ne anlama geliyor?

Prof. Dr. Sözen: TMK’nın önemli bir adım olduğuna ama TMK’nın kaynaksız bırakıldığına ve bunun elimizde patlayabileceğine dair daha önce de konuştuk. Avrupa Konseyi, iç hukuk yolu olarak gördüğü mekanizmanın çalışmadığını görüp farklı adımlar atabilir. Türkiye, şu anda bunu kaldırabiliyor, bir müddet daha bunu devam ettirecek. Türkiye’nin özellikle Maraş konusunda, göstermelik de olsa, bugüne kadar attığı bazı adımlar var, hali yolları ziyarete açması gibi... Rum tarafının mülkiyet konusunda attığı son adımları, bunlara ve Türk tarafının tutunduğu iki ayrı devlet politikasına misilleme olarak görüyorum. “Masaya federal çözüm için gelmiyor musunuz ya da Maraş’ı açma konusunda ısrar mı edeceksiniz? O zaman ben de, benim toplumumun kuzeyde bıraktığı mallar üzerine, fütursuz bir şekilde, rüyalarında göremeyecek kadar kar ederek inşaat yapanların hayatını zindan edeceğim” mesajı veriyor, “dişe diş, göze göz” gibi... Bir tarafta, insanların iki taraf arasında gidip gelmesi gibi bir medeni seviye, diğer tarafta siyasi elitin angaje olduğu bir güç gösterisi...

Soru: Azerbaycan ile son dönemdeki ilişkiler, Azerbaycan’ın KKTC’yi tanıyacağına dair açıklamalar. Buna ne kadar ihtimal veriyorsunuz?

Prof. Dr. Sözen: Azerbaycan’ın, resmi bir şekilde KKTC’yi tanımasını beklemiyorum. Böyle bir şey olsa bile, Azerbaycan’ın adımlarını takip eden ülkelerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Ben bunun olacağını düşünmüyorum. Yukarı Karabağ konusunda, Erdoğan’ın Azerbaycan’a çok ciddi askeri desteği olmuştur. Belki, bu desteğin karşılığı olarak Erdoğan Azrebaycan’a, kapalı kapılar ardında “Kuzey Kıbrıs’la olan ilişkilerini yükselt” demiş olabilir. Yani resmi tanınma değil ama KKTC ve Azerbaycan arasındaki ilişkilerin arttırılması gündeme gelebilir diye düşünüyorum.

“Keşke Erdoğan ve Miçotakis adada bir araya gelse”

Soru: 20 Temmuz 1974’ün 50’nci yılında, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis, ilk kez aynı anda adada olacak. Görüşmeleri söz konusu olur mu?

Prof. Dr. Sözen: Keşke olsa... Ara bölgede bir araya gelseler ve daha önce ayrı ayrı söyledikleri, “Diyalogtan yanayız. Diyalog yoluyla, çözülemeyecek problem olmadığını düşünmüyoruz” deseler, kötü mü olur? Ama bu tamamen bir temennidir maalesef.

Türkiye ve Yunanistan, aralarındaki bütün problemleri konuşma kararı aldılar ama bunu bozmaması için, Kıbrıs meselesini dışarıda tuttular. Eskiden Yunanistan, “Türkiye ile ilişkilerimizi düzeltmek için ön koşul Kıbrıs’tır” derdi. O tamamen ortadan kalktı. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB’ye girmesiyle, Yunanistan Kıbrıs Rumlarına olan borcunu ödedi ve “komşum olan Türkiye ile ilişkilerimizi Kıbrıs meselesinin zehirlemesini istemiyorum” dedi. İki ülkenin Kıbrıs konusunu diğer konuların dışında bırakmış olması, bizim için çok iyi haber değil.

Fotoğraflar: ARŞİV

Bu haber toplam 1432 defa okunmuştur