1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. "Hastane yok, hazırlık yok"
"Hastane yok, hazırlık yok"

"Hastane yok, hazırlık yok"

YENİDÜZEN'e konuşan İki Toplumlu Sağlık Komitesi üyesi, Lefkoşa Devlet Hastanesi eski Başhekimi Dr. Bülent Dizdarlı, hükümeti eleştirdi.

A+A-

Fayka Arseven KİŞİ

İki Toplumlu Sağlık Komitesi üyesi, Lefkoşa Devlet Hastanesi eski Başhekimi Bülent Dizdarlı’dan, pandemi süresi boyunca ve hemen ardından hükümetin ne pandemi hastanesi yaptığını ne de yeni bir pandemi sürecine hazırlık yaptığını vurguladı.

Dizdarlı, “Lefkoşa Devlet Hastanesi’ni pandemi hastanesi yaptık. Doğrudur, yanlıştır tartışıldı. Hiç ona girmeyeceğim. Kim olsaydı doğru yanlış bir karar verirdi. Ama o dönemdeki kayıplarımızı şimdi gördükten sonra 2’nci dalga gelecekse ve aynı reaksiyonu vereceksek, işte o zaman bu aymazlık olur” dedi.

 “Biz son derece şanslı bir dönem geçirdik. Yapılan çok hataya rağmen tanrının lütfuna uğradık ve tanrı bizi korudu. Ama tanrı bu korumasını ne kadar daha sürdürür? En sonunda ben yaptım yapacağımı, ne haliniz varsa görün derse?” diyen Dizdarlı, pandemi hastanesinin derhal yapılması gerektiğini ifade etti.

Dizdarlı, “Geçenlerde muhteşem 2 buçuk sayfalık rapor geldi!.. Sağlık Bakanlığı kitapçık sunacaktı, kitapçıkçık sundu” eleştirisinde bulundu.

Bu hafta Bülent Dizdarlı ile sağlıkta yaşananları konuştuk.

 

- YENİDÜZEN: Açıldık, saçıldık ama insanlarda ciddi bir endişe de 1 Temmuz tarihi… 1 Temmuz’a hazır mıyız?

- Bülent DİZDARLI: Artık insanların şunu anlaması gerekir; bu hastalık hakkında her gün yeni bir şey öğreniyoruz. Bu çok doğaldır, çünkü çok yenidir. Daha doğrusu eski bir virüsün yenilenmiş halidir. Bu, tıbbın bütün normlarını değiştirerek karşımıza çıktı. Eğer 20 yıl önce ‘doktor bey size virüs enjekte edeceğiz hangisini tercih edersiniz’ diye sorsaydınız coronayı tercih ederdim. Çünkü corona basit bir virüstü. Biraz burnun akar, öksürürdün geçerdi. Ama şimdi Covid 19 böyle değil. Bu virüs tamamen değişti. Genetik değişikliklere uğradı. Öyle olunca da doğal olarak bizim bu virüsü baştan öğrenmemiz gerekti. Şuan ‘sana covid 19 enjekte edelim’ deseler kabul etmem. Hem ölümcül hem de bulaş riski çok yüksek bir virüs. Kendi başına hasta olsan belki kabul edersin ama eşini, çocuklarını, torunlarını riske etmeyi hiç göze alamazsın.

Bu hastalığın sonunda ne olacağını da bilemiyoruz. Ne gibi komplikasyonlar çıkacak, bu hastalığa yakalananlar tamamen kurtuldu mu, ileride buna bağlı başka problemleri olacak mı bunu bize zaman gösterecek.

Tıpta bir hastalığın tam anlaşılabilmesi için on binlerce vakanın 5-6 yıl incelenip belli literatürde toplanması gerekir. Daha bunun böyle bir şansı yok. Ama çok hızlı yayılan global bir pandemi sözkonusu olduğu için veriler birleştirilerek, teknoloji kullanılarak süre azaltılmaya çalışılıyor.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 2 haftada bir, bir önceki açıklamasını değiştirir. Yöntem şuan budur.

Bizim ülkemize gelirsek, doğrudur 1 Temmuz tarihi ilan oldu ve insanlar o tarihe endekslendi. O tarihten sonra 2’nci dalga gelecekmiş gibi, yaşayalım yaşayacağımızı, görelim, göreceğimizi ondan sonra kapanacağız. Ya da kendimizi koruyacağız gibi bir takım düşünceler içerisindedir. Ama bunun da garantisi yok.

İlle de 1 Temmuz’dan sonra ciddi bir salgın sözkonusu olmayabilir ama açılmanın tabi ki bir bedeli olacak. 5-10 tane olacak. Geçen defaki 1’nci dalga derler ama dalga bile değil. Sayın Başbakan ile de bu konuda uzlaşıyorum. Başbakan der ya; ‘biz 1’nci dalgayı görmedik’. Doğrudur, biz aslında ‘birinci esintiyi’ gördük. Bir esinti oldu, o esintideki başarıyı gösteremezsek ve hasta olan kişileri tespit edip, izole etmezsek, ciddi problemler yaşayabiliriz.

Kimseye aslında şuan ‘1 Temmuz’dan sonra pandemi olacak, ya da hiçbir şey olmayacak’ diyemez. Ama herkesin umutlu olduğu tek konu var, olsa bile insanların bilincinin biraz daha yüksek olduğu ve öyle bir şey hissettikleri anda maskelenip tekrar, el hijyenlerine, temizliklerine daha çok dikkat edeceklerini ve kendilerini koruyacaklarına ben inanıyorum. Çünkü bunun eğitimi çok ciddi şekilde yapıldı.

Ama insanları geri kapatmak çok mümkün olmayacak. Açlık sınırına gelen insanlar var.  Tabi ki ekonomiyi sağlığın önüne koyamayız ama ikinci defa bunu yaşamak kimse istemeyecek. Bu defa belki başka bir şey düşüneceğiz. Daha mantıklı, daha paniksiz davranacağız ve diyeceğiz ki; ‘sadece yaşlılarımızı koruyalım.’

 

- YENİDÜZEN: Yeni bir pandemi sürecine ne kadar hazırız? Böyle bir hazırlık siz görüyor musunuz?

Bülent DİZDARLI: Hazırlık sürecinin son derece başarısız olduğunu düşünüyorum. Erken teşhis, tanı ve temas grubunun belirlenmesi ve tedaviler son derece başarılı oldu. Hatta dünyada ilk defa uygulanmasına rağmen tedavinin bu kadar başarılı olması bence muhteşemdir. Bu yüzden de ilgili arkadaşlarımı tebrik ederim. Temas grubundaki arkadaşları da tebrik ederim, çünkü bu enfeksiyonu biraz kaytarsalardı biz toplayamazdık. Ama ondan sonrası için vereceğim not geçerli olamaz. Çünkü bir pandemi hastanesi kurulması lazımdı. Bakın Lefkoşa Devlet Hastanesi’ni pandemi hastanesi yaptık. Doğrudur, yanlıştır tartışıldı. Hiç ona girmeyeceğim. Çünkü ilk defa olan bir olaydı, bir ayağımızın üzerinde yakalandıydık, olabilirdi. Kim olsaydı doğru yanlış bir karar verirdi. Ama o dönemdeki kayıplarımızı şimdi gördükten sonra 2’nci dalga gelecekse ve aynı reaksiyonu vereceksek, işte o zaman bu aymazlık olur. O dönemde hamileler, hastaneye gidemedi, thalassemia hastaları kan alamadı, diyalize 2 günde girmesi gerekenler 5 günde bir girdi. Yani çok ciddi problemler çıktı. Ameliyatlar durdu, kalp hastalarına anjiyoları yapılamadı. Bizim o dönemde kaybettiğimiz insan sayısı aslında hesaplansa çok çok çok daha fazladır, pandemiden kaybettiğimizden. Bir de derler ya işin ekonomik yönünü düşün. Özel hastanelere o dönemde angajmanlar yapıldı ve halen daha ne ödendiği belli değildir.


 “90 günlük vaktimiz yok”

- Bülent Dizdarlı: “Şimdi sayın Bakan diyor ki; ’25 gün içerisinde projelendireceğim, 60 gün içerisinde pandemi hastanesi yapacağım.’ Bizim 90 gün vaktimiz yok ki.”
 

- YENiDÜZEN: Bu sevklere ödenen paralar her dönem konuşuluyor, eleştiriliyor. Sizin bu konudaki düşünceniz nedir?

- Bülent Dizdarlı: Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği bunu çok sorguluyor ve sorgulamasının da çok haklı olduğunu düşünüyorum. Açıkçası kişi olarak ben de sorgularım. Bu dönemde ödeyeceğiniz paralar sizin çocuklarınızın, torunlarınızın ödeyeceği paralardır aslında.  Bu paralarla siz değil pandemi hastanesi, normal hastane de yapabilirdiniz. Ama dediğim gibi ilk defadır birincide hak verebilirim ama aynı hatanın tekrar yapılması kabiliyetsizlik ve aymazlıktır. Sağlık Bakanı çıktı ve dedi ki; ’45 günde pandemi hastanesi yapacağım’. Sonra yapamadı. Çünkü bakan arkadaşları kendisine destek vermedi. Sonra toplumdan sesler yükselince, bazı bakanlar bu kez destek oldu. Şimdi sayın Bakan diyor ki; ’25 gün içerisinde projelendireceğim, 60 gün içerisinde pandemi hastanesi yapacağım.’ Bizim 90 gün vaktimiz yok ki. 1 Temmuz’dan sonra eğer yine aynı şeyleri yaşayacaksak, kalp hastaları hastaneye gidemeyecekse, yine diyaliz hastaları hizmet alamayacaksa bunun hiçbir kıymeti yoktur. Onun için geçen sürenin iyi değerlendirilmediğini, hiçbir hazırlığın yapılmadığını düşünüyorum. Kaldı ki onun dışında ciddi ilaç eksiklikleri var, kanser hastaları ilaç sıkıntısı yaşıyor. Bu konuda da Sağlık Bakanlığı sınıfta kalmıştır.

 

- YENiDÜZEN: Girne Amerikan Üniversitesi’nden karkas olan bir hastane inşaatı devralındı. Pandemi hastanesi için bir ara konuşuldu. Bu doğru olur mu ya da nasıl bir pandemi hastanesidir ihtiyaç olan? 

- Bülent DİZDARLI: O hastane inşaatının alınması doğru ancak orası pandemi hastanesi olmaz. Girne artık nüfusu itibarıyla artık hastaneye ciddi yük olmaktadır. Girne’ye o yapıda bir hastanenin yapılması şarttır. Ama orası pandemi hastanesi olmaz. Orası Girne’nin hastanesi olur. Pandemi hastanesi, böyle bir hastaneye yakın, uzun hangar gibi, bölümlere ayrılmış, içinde hastaların yattığı, laboratuvarın olduğu, belli küçük bir yoğun bakımın bulunduğu bir hastane olur. Bu hastane içerisinde oksijen tertibatı, monitörleri, ventilatörler yerleştirilir. Bu, genel hastanenin çok yakınında da olmaz. 200-300 metre mesafede olur. Neden? Pandemi hastanesinde enfeksiyon hastalıkları uzmanı, dahiliyeciler ve göğüs hastalıkları uzmanları çalışır. Ama  o hastanede kalp, göz doktoru, ürolog, doğumcu da istersiniz. Şimdi sen bir doğumcuyu alıp da orada istihdam edemezsiniz. Ama o yakın hastane orayı destekler. Planlamanın öyle olması gerekir. Türkiye’yi hep örnek alırız ya pandemi hastanelerinin planları alınıp, buraya da yapılması gerekmektedir. Türkiye pandemi hastanesi yapma konusunda çok başarılıdır.

 

- YENİDÜZEN: K.T Tabipleri Birliği Başkanı Özlem Gürkut, sağlık fonunda 40 milyon TL’nin bulunduğunu ve bu zamanda neden bu fonun kullanılmadığını sorguladı. Başhekimliğiniz döneminde fonla ilgili size bilgilendirme yapılıyor muydu? Bu fon doğru kullanılıyor mu?

- Bülent DİZDARLI: Fonda her zaman para var. O fonun iyi kullanılması, iyi denetlenmesi ve paranın doğru yere kullanılması önemlidir. Bu dönemde de bu fona çok ihtiyaç vardır. Başhekimlik dönemimde, Sağlık Bakanlığı müsteşarı özellikle Ömer Gür, Mustafa Akçaba, Kemal Deniz Dana ile çalıştım. Bu dönemlerde de fondaki para gizli tutulmadı. Üçünün de ‘fonda bu kadar para var’ dediğini biliyorum. O yüzden şimdi de herhalde gizlemezler. Fonun kullanımı bazı nizamlara bağlıdır. Şuan ki ihtiyaç bu fondaki paranın kullanılmasına elverişlidir. Ama Sağlık Bakanı, ille bunu Güzelyurt Hastanesi’ne aktaracaksa aktarabilir, siyasi irade ondadır. Ama bu pandemi hastanesini de ikinci defa söz verdiği süreden evvel bitirmek zorundadır.  Çünkü insanlar gerçekten panik yaşıyor. Güney Kıbrıs, sadece turistlere özel 100 yataklı pandemi hastanesi açtı ve dedi ki; ‘bu benim sağlık sistemimi etkilemeyecek. Bu turistler gelir ve hasta olursa, ben bunların sağlık giderlerini, tedavilerini, tatil masraflarını ödeyeceğim.’

Biz bunu geçtik, biz diyoruz ki; ‘bize pandemi hastanesi yapın. Pandemi hastanesinden turist de biz de faydalanalım.’ Ama yok 45 gündür, yok 65 gündür gidiyor.

 

- YENiDÜZEN: Oysa ilk zamanlar bize bir de pandemi hastanesi projesi gösterilmişti.

- Bülent DİZDARLI: Anladığım bir rant kavgasıdır gider. Çok basit bir hastane bile kuracak olsanız, çok özel istisas sahasıdır onun mimarlığını yapabilmek. Bir mimarın ‘ben hastane çiziyorum’ demesiyle olmuyor. Orada çalışacak hekimlerin tercihlerinin mutlaka dikkate alınması gerekir. Sahada çalışacak olan doktorlardır. O hastanede çalışacaksam, benim görüşlerimin alınması lazım. Nasıl bir pandemi hastanesi isterim? Vakumlu mu vakumsuz mu olsun? Ventilatörlerin yerleştirme şekilleri nasıl olacak? Talepler dikkate alınarak pandemi hastanesi yapılmalıdır. Yoksa ben bir hastane çizdim, dışardan çok da güzel görülebilir ama işlevi sıfır olur. Nitekim Güzelyurt Hastanesi öyledir şuan. Ambulans giriş kapısının olmadığı söyleniyor. Bu cidden araştırılması gerekir. Zaten bu kadar zaman neden bitirilmediği de çok tartışılıyor. Çünkü projenin hastaneye uygun olmadığı söylendi. Tadilatı için de bugüne kadar harcanan paradan daha fazlasını gerektireceği de söyleniyor. Bence sayın Bakanın şuan ki en büyük sıkıntısı da budur.


“Seçimden dolayı mümkün olmadı”

Dizdarlı, “Cumhurbaşkanlığı seçiminden dolayı bu mümkün olmadı. Bu topluma büyük zarar verdi ve herkes kendi danışma komitelerini kurmaya kalktı. Komiteler arasında da sanki bir çatışma varmış gibi görüldü. Aslında bizde yoktu ama yukarıya çıktık sonra dışarıya yansıması daha yüksek görüldü.”

 

- YENiDÜZEN: Pandemi sürecinde ‘sağlık komitesi’ bolluğu gördük, fikir ayrılıklarını, tartışmalarını izledik. Çok başlılık oldu. Toplumda güvensizlik yaşandı. Sizce bu kadar komite olmasına gerek var mıydı?

- Bülent DİZDARLI: Haklısınız. Kurulların çok olması insanların da kafasını karıştırdı. Doğrusu bu dönemde koordinasyonun Cumhurbaşkanlığı, Başbakan Yardımcılığı belki ana muhalefet lideri ve konu ile ilgili bakanın katılacağı bir masada olması gerekirdi. Fakat Cumhurbaşkanlığı seçiminden dolayı bu mümkün olmadı. Bu topluma büyük zarar verdi ve herkes kendi danışma komitelerini kurmaya kalktı. Komiteler arasında da sanki bir çatışma varmış gibi görüldü. Aslında biz bude yoktu ama yukarıya çıktık sonra dışarıya yansıması daha yüksek görüldü.

Son olay hariç… Teknik Komite’nin, Sağlık Bakanlığı’nın, Enfeksiyon Komitesi ile yaptığı toplantıdan sonra alınan kararın, tam tersinin açıklanması olayı hariç… Orda bile kriz tabanda değildi.

Güney Kıbrıs’a kapıların sınırlı açılması öğrenci ve orada çalışanların geçişleri için yapılan toplantıda… Tüm arkadaşlar RO değerlerinin bizde sıfır olduğunu, güneyde 1’in altında olduğunu, Dünya Sağlık Örgütü’nün de bu tip ülkelere kapıların açılmasının öncelik olduğu konuşuldu. Biz de kontrollü açabiliriz dedik. Toplantıdan çıktık, iki saat sonra Sağlık Bakanlığı müsteşarı tam tersi bir açıklama yaptı. Tam tersini açıkladığınız zaman ortada bir tuhaflık var. Herhalde böyle bir şeyi bankada yapsan ‘sahtekarlıkla’ suçlanırsın.  Kamuda yapsan, soru sorulur. Ama sorulmadı, geçiştirildi aksine içerdeki insanlar töhmet altında kaldı. Biz de doğal olarak Yeşim Gümüşdağ ile tepki koyduk. Bu artık yaşandı. Tutanak da tutulmadı. Başbakanlık Bilim Kurulu da varmış ayrı… Buradaki hocaların kararıymış da, 1 Temmuz’da açılsın, 14 gün geçecekmiş üstünden de göreceklermiş, falan filan…

O zaman dedik ki; o hocaların imzalarını görelim.  Bilimsel bir toplantı yapıyorsan bunun bir tutanağı, karar defterin olması gerekir. Karar defteri olmazsa olmaz. Bu kararı veren insanları görelim. Ne kadar zamandır Kıbrıs’ta yaşarlar, kimdirler, uzmanlıkları nedir, kim karara ne oy verdi? Hiçbir kayıt yok. Bir kağıt var, sallarlar, ‘bilim kurulu bu kararı verdi’ diye. Hangi bilim kurulu, neye dayanarak kuruldu? Hiçbir yasal dayanağı yok. Nasıl ki Cumhurbaşkanlığı’nda bir danışma kurulu var. Aslında o da bir danışma kurulu. Ama bana ‘bilim kuruludur’ diye yutturma. Yasal bilim kurulu Sağlık Bakanlığı’ndaki bilim kuruludur.

Ama gel gör ki Başbakan Yardımcısı, “1’nde değil 22’sinde de kapıları açabiliriz” dedi. Hani bilim kurulunun kararına göre 1 Temmuz’da açacaktınız? Nedir yaptığınız!

 

- YENiDÜZEN: Artık hükümette sağlıktan çok ekonomik kaygılar mı mevcut?

- Bülent DİZDARLI: Mutlaka… Sağlık yönünden sıfır gittiğiniz sürece, ekonomik kaygılarınız olacak. Ama bunu bilim kurulunun üzerine yıkmayın. Akşamdan sabaha bilim kurulu size 22’si mi dedi. Ya 14 gün hesabınız ne oldu? Uçak iki gün sonra indiyse  ve bu uçaktan inenlerde korona tespit edildiyse ne olacak? Bunu sen 24’üne mi atacaksın? Çünkü bunun, bilimsel kriteri bu değil. Bilimsel kriteri; R0 dediğimiz değerine bakmaktır. Nedir bu? Bulaştırma düzeyi. WHO diyor ki;  1’in altındaysa kontrollü geçişleri sağlayabilirsin. Senin de yapman gereken budur. Bu kararı aldıktan sonra dışarı farklı açıklıyorsan dediğim gibi doğru ve kabul edilebilir değildir.
Bak şimdi gelen mesaja göre açıklama yapmışlar , 1temmuzdan itibaren ülkeleri katagorize etmişler. Yani şimdi bunu bilim kurulu mu yaptı? Yani nerdeyse günlük yeni hasta sayısı bin olan iki ülkeden İngiltere C katagorisinde Türkiye ise A katagorisinde. Buna hangi tıp uzmanı imza atar şaşarım. Ha çıkarsın dersin “ Bizim Türkiye ile özel bağlarımız var. Tek çıkış noktamızdır. Soluk almak için bu kapıyı açmak zorundayız “ . O zaman kabul. Ama bilimle irfanla alakası yok. Konjektürel bir durum olarak savunursun bunu.

 

- YENiDÜZEN: Güneye çalışmak için geçen çalışanlara uygulanan prosedür çok tartışıldı. Sizce ne olmalıydı?

- Bülent DİZDARLI: Bu arkadaşlar PCR testlerini yapacaklar, bir onan formu imzalayacaklar, telefonlarına bir aplikasyon yüklenecekti ve evden işe, işten eve geleceklerine dair bir taahhütname imzalayacaklardı. Bunun dışına çıkmaları halinde izinleri iptal olacaktı.

Vatandaşına güven, biraz kontrol, takip ile bu iş çözülebilirdi. Devlet olarak, ‘hayır gitmeyeceksiniz’ deselerdi daha çok saygı duyardım. Ama hem göndereceğim hem de evine geri gelme bu mantıklı ve hoş değil. Kimse kusura bakmasın bir salgın dönemindeyiz ama bizim bu kadar yıldır ada üzerinde var olmamızın tek sebebi vardır; hepimiz birimiz, birimiz hepimiz içindir.  O insanları o şekilde atıl bırakmamız doğru değildi.

 

- YENiDÜZEN: Hiçbir hazırlık yok dedik, pandemi hastanemiz yok dedik. İkinci dalga gelmesi halinde ne öngörüyorsunuz?

- Bülent DİZDARLI: Biz son derece şanslı bir dönem geçirdik. Yapılan çok hataya rağmen tanrının lütfuna uğradık ve tanrı bizi korudu. Ama tanrı bu korumasını ne kadar daha sürdürür? En sonunda “ben yaptım yapacağımı, ne haliniz varsa görün” derse?

Bakın size bu lütuftan örnek vereyim; Baf’ta bir hemşireden bütün hastane corona oldu. Bizim bir diyaliz hemşiremiz hasta oldu. Bir tek hastaya bile bulaştırmadı. Bu büyük bir şanstır. Tanrının gerçek lütfudur.

Bu pandemi yine gelecek. Temmuz’da olmasa da Eylül’de olmasa Aralık’da gelecek. Çünkü bizim bağışıklık seviyemiz yok, çok düşük. Dünyada da madem bu virüs sürer ve aşı da yoktur biz mutlaka hastalanacağız. Bize pandemi hastenesi bu yüzden lazım. Adam turistine kurdu, sen vatandaşına kuramıyorsun.


“Muhteşem rapor, içinde hiçbir şey yok!”

“Geçenlerde muhteşem 2 buçuk sayfalık rapor geldi!.. Bu raporun tamam olması mümkün değildi. İçinde hiçbir şey yok.  En başarılı olduğumuz konu tedaviler. Tedavilerden bahsedilmedi. Bir grafik yok.”

- YENiDÜZEN: Bir de rapor krizi yaşadık. Sağlık Bakanlığı’nın raporu sizce yeterli bilgiler içeriyor mu?

- Bülent DİZDARLI: İki Toplumlu Sağlık Komitesi’nin üyesiyim ve genelde bizim tarafta her zaman bir gelenektir Sağlık Bakanlığı Müsteşarı veya Müdürü komitenin başkanıdır. Çünkü icraat yetkisi Sağlık Bakanlığı’ndadır. Bu da bize ciddi güç verirdi. Karşı taraftaki komite üyeleri ise eski sağlık yöneticileri, bürokratlardı ve yetkileri olmayan insanlardı.  Biz bu nedenle toplantılarda daha domine eden, daha aktif vaziyetteydik. İlk defa bu dönemde bu şansı kaybediyoruz. Neden? Çünkü güney, pandemi için epidemik haritaları dahil olmak üzere 40 sayfalık ciddi rapor yolladı ve bizden karşı rapor istendi. Biz de ilk önce yutkunduk ve kendilerine döndük dedik ki; biz çok başarılıyız, pandemiyi durdurduk.

Sonra dedik ki Sağlık Bakanlığı’ndan bilgileri isteyelim. Maalesef alamadık. Var mı? dedik. ‘Vardır’ dediler. Gizli bir şey mi bu? Sen zaten WHO’ya müracaat etmişsin ‘beni üye yap’ diye. Zaten ona da vermen gerekir. Yok vermediler. En nihayet Cumhurbaşkanı’na ‘siz bir resmi yazı yazın isteyiniz’ dedik. Bayramdan önce yazı yazıldı, alamadık. Toplantıya gireceğiz, alamadık. Toplantıda dansöz gibi kıvırdık. Rezil olduk. Jale Rogers ve Emre Vudalı çok başarılı sunumlar yaptı, BM bize teşekkür etti. Biz onlara dedik ki, ‘biz size en kısa zamanda raporu vereceğiz’. Şimdi beklerler.

Ama geçenlerde muhteşem 2 buçuk sayfalık rapor geldi!.. Bu raporun tamam olması mümkün değildi. İçinde hiçbir şey yok.  En başarılı olduğumuz konu tedaviler. Tedavilerden bahsedilmedi. Ne tedavi uyguladın, ne yaptın? Yok. Bu insanlar nerden geldi, nasıl yakaladın? Yok. Oysa tedavi konusunda Dr. Mustafa Akansoy Şefliğinde Göğüs hastalıkları uzmanlarımız, Dr. Zafer erdoğmuş şefliğinde infeksiyon hastalıkları uzmanlarımız  ve  diğer hekimlerimiz bu konuda kora kor savaştılar. Bakın bu isimlerle ben Başhekimlik dönemimde çok anlaşamazdım ama yiğidi öldüreceksin hakkını vereceksin.  Roman gibi bu oldu, şu oldu gazeteden kupürleri kessen daha çok rapor yazarsın. Bir grafik yok. En kötüsü dili İngilizce değil. İşin ilginç tarafı bu raporu bize verecekler de değillerdi. Biz tekrar sayın Başbakan’dan randevu talep ettik. Başbakan bizi Meclis’e davet etti. Meclis’teki toplantıda Başbakan Allah’tan, ‘olmaz yahu vermemiz lazım’ dedi.

Sonra Sağlık Bakanı geldi, ‘müsteşar pazartesi günü kitapçık halinde sunacak’ dedi. Kitapçık en az 20-30 sayfa dersiniz. Kitapçıkçık geldi!.. Şimdi kara kara düşünürüm bunu nasıl gidip karşı tarafa anlatacağız. Çok rahatsız edici… 

Evet yakalama konusunda çok iyiydik. Başhemşire Fatma Savaşkan  başkanlığında ki gurup muhteşem çalıştı. Tabi bir de  şans faktörünü burada da göz ardı etmemek eğerekir.5 Martı düşün, 5 Mart’ta laylaylomduk. 5 Mart günü hepimiz internette, televizyonda Japonya, Çin’deki insanları görürdük. Nitekim Başbakan da dahil birçok yetkili, ‘bize bir şey olmaz, biz devam edeceğiz’ dedi. Ansızın Mağusa’dan bir sinyal geldi. Alman turistler geldi. Allah’tan da geldi. Ya gelmeseydi ve Martın 20’sinden sonra çok sayıda Londra’dan, dünyanın değişik yerlerinden akrabalarımız, çocuklarımız geri dönecekti ve bunlar her eve girecekti. Trajediyi düşünebiliyor musun? Onun için naçizane önerimdir vefat eden iki Alman var. Onların Mağusa Limanı’na mı dikerler, Ercan’a mı dikerler, hastanenin önüne mi birer büstünü diksinler. Kıbrıs Türk toplumunun koruyucu melekleri diye.  

Bu haber toplam 2612 defa okunmuştur