ESNAF BORÇ BATAĞINDA

ESNAF BORÇ BATAĞINDA

YENİDÜZEN'e konuşan Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Başkanı Mahmut Kanber, ülkede ekonomik istikrar olmadığını vurguladı, esnafa ‘borçlanmayın’ çağrısı yaptı: Borçlandıkça batağa gireceksiniz

A+A-

Fayka ARSEVEN KİŞİ

Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Başkanı Mahmut Kanber, “sadece esnafa kredi vererek, esnafı kurtaramayız” vurgusunda bulunarak,  “esnaf ve zanaatkara da söylüyoruz; ‘borçlanmayın’. Borçlandığınız müddetçe batağa gireceksiniz. Çünkü ekonomide istikrar yok” dedi.

Kanber, “İşyeri açma ve kapama sayısı birbiriyle eşit görülüyor. Bu sayı da binin üzerinde” ifadesinde bulunarak, “Bu şu demek değil; zaten kapatıyorlar da yerine açıyorlar. Hayır, bu ekonomideki sürdürülebilirliğin olmadığını gösterir” şeklinde konuştu.

Bu hafta Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Başkanı Mahmut Kanber ile esnafı ve ülkede yaşananları konuştuk.

  • Ekonomideki durumlar, esnafın hali ne oldu?
  • Mahmut KANBER: Öncellikle bizim ülkemizde genelde de tüm dünyada ekonomik kriz olduğu biliniyor. Türkiye’de de ekonomik kriz var. Ekonomik bağımızın Türkiye’ye bağlı olduğu gerçeğiyle oradaki yansımaların da aslında tsunami gibi ülkemizde de görüldüğü apaçık ortada. Dolayısıyla ekonomik çarkların bizim kontrolümüzle direk düzelebileceği gibi bir algı da aslında hayalciliktir. Ama şu da bir gerçektir ki; üretmeyen toplumlar ve ithalat üzerine ticaretini, yaşamını kuran toplumlar bu tür olaylarla, büyük ülkelerde yüzyılda bir karşılaşırken bizde her 10 yılda bir krizlerle karşılaşılıyor. Son 5 yılda bu krizin tavan yaptı. Tavan yapan bu krizin nasıl çözüleceği de kronik vakadır. Çünkü ülkemizde 300 bin nüfus telaffuz ediliyor. 30 bin de işletme var. Aslında her 10 kişiye 1 işletme düşüyor. Bu hesaplama ve bu oran dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Bu da şunu getiriyor; bizim ekonomi anlayışımız ülkemizdeki ‘serbest piyasa’ ekonomisi diye adlandırdığımız ama dünyada böyle bir algısı olmadığı, her isteyenin her işi yapabildiği,  her isteyenin her istediği yerde ayrıca her işi yapabileceğini, yani siz isterseniz apartmanın en üst katında restoran açabilirsiniz. Bunun yasal olarak engeli yoktur. Çünkü geçmiş dönemdeki hükümetlerin biri şu yasayı geçti; ‘tüm alanlar ticari alandır’.  Bu da aslında bir karmaşayı ortaya çıkardı ve herkes her istediğini her yerde yapma özgürlüğü ve acımasızca bir diğerinin üzerine basarak, rekabet etme biçimine girdi. Ekonomideki işletme sayısının yüzde 95.5’i küçük ve orta boy işletmelerden oluşur. Tabi ki doğru orantılı olarak da ekonomideki etkisi de tam böyle anlaşılmalı. Ama ülkemizdeki tüm ekonomik yaklaşımlar, devlet politikaları daha çok makro ölçekten tartışılıyor. Aslında bizim gibi küçük ülkelerde ve küçük işletmelerin yaygın olduğu ülkelerde makro kadar mikro ölçeğin de devlet politikası olarak algılanması gerektiği gözlemlerimiz ve tespitimizdir. Ama bunun böyle olmadığı da apaçık görülüyor. Çünkü nerden görüyoruz bunu açıkçası? Devletin kaynaklarının birçoğu teşvikler üzerine turizme akıyor. Turizme akan teşviklerin tabana yayılmadığı da bir gerçektir. Yani turizm gelirlerinin tabana değil daha çok spesifik mekanlara yayıldığını görüyoruz. Bu kopyacılık aslında biraz da Türkiye’nin Antalya ve sonrasında her yerine yayılan her şey dahil sistemiyle birlikte bizim ülkemize de bu hastalık bulaşmıştır. Şimdi geldiğimiz günlerde ise artık Türkiye’deki tur operatörlerinin bizim ülkemizde de büyük ölçekli kompleksler kurarak, getirdikleri turistlere çarşıya değil de o komplekslerin içinde alışveriş yaptırtarak, çarşıdaki esnafa açıkçası hiçbir şey bırakmadıklarını görüyoruz. Çünkü çarşıda yiyecek içecek alanında ya da el işleri alanındaki işletmelerin hiçbir kazanım göstermediği için çarşılar da şekil değiştiriyor. Bizim arzumuz turizm operatörlerinin teşvik almasından önce programlarının devlet tarafından bilinmesi bir haftalık her programda en az 2 gün içinde yarım gün çarşılarda serbest zaman bırakılmalıdır. Çünkü bununla birlikte turist, kendi çarşıda gezerek sadece turizmcilerin komisyon aldığı yerlerden değil tüm esnaftan alışveriş yapma fırsatı bulacaktır. Bununla birlikte küçük ölçekli esnaflar verdikleri verginin teşvik olarak gittiği yerden geri dönmesini de görmüş olacaklar. Bu doğru bir algı biçimidir.

“Siz yabancı sermayeyi getiriyorsunuz, araziyi veriyorsunuz, üzerine para veriyorsunuz. Peki siz ne istiyorsunuz?”

  • Turizm acenteleri, operatörler, oteller de o zaman demez mi ‘ülkeye turisti getirmek için biz çabalıyoruz’… Böyle bir savunma olabilir mi?
  • Mahmut KANBER: Onlar kendi alanlarını savunmak için diyebilirler ancak bu ülkede yaşadıklarını da unutmayacaklar. Turistler, bu ülkenin doğasını, bu ülkenin insanından hizmet almaya ve bu ülkenin yemeklerini yemeğe, kültürünü görmeye geliyor. Tur operatörlerinin turlarını görmeye gelmiyor. Burada herkesin kazanmasını isteriz biz. Yani kazan kazan demek isteriz. Sadece turizmciler kazansın ya da esnaf kazansın demiyoruz. Ama şunu diyoruz; Eğer bu ülkede devletinin gelirlerinin, kaynaklarının, özel sektör ve kamu çalışanlarının vergilerinden oluştuğunu düşünüyor isek ve bu gelirlerin üzerinden de biz lokomotif sektör dediğimiz sektörlere teşvik veriyor isek tabi ki buradan gelecek olan kaynaklarında çok doğal olarak her kesime yayılması beklentimiz ve olması gerekendir. Onun için burada turizm operatörlerinin veya turizmcilerin de bu ülkenin yaşayan insanları olduklarını biliyoruz. Burada bir sıkıntı çıkıyor; yabancı sermayeli şirketlerin ülkeye gelirken yabancı sermayenin tanımı yapılmadığı için ülkemizde yabancı sermaye yatırım yaptığında bizim ülkemizde nasıl faydalanabileceği açıkçası yazılı bir tarifi yoktur. Siz yabancı sermayeyi getiriyorsunuz, araziyi veriyorsunuz, üzerine para veriyorsunuz. Peki siz ne istiyorsunuz? Demeniz gerekir ki istihdam, üretim ürünlerimizin yeteri kadar alınması, kamu yararına yatırımlar yapılması, halkla gelirlerinizi mümkün olduğunca paylaşmak. Ama bunları sorgulamayan bir yapı, açıkçası yabancı sermayeyi yönetemez. Yönetemediği zaman da toplumun alt tarafından sürekli bu takım şikayetler olacaktır. Adil olmayan bir vergi sistemi üzerinden konuşuyoruz. Bununla ilgili çalışmayı Maliye Bakanlığı yürütüyor ancak hızlı reformlar gerekiyor bu alanlarda. Yapılacak reformların da açıkçası toplumun hassasiyetlerine aidiyet duygusuna olan ihtiyacın bu reformların içerisinde görülmesi gerektiğini düşünüyorum.

“Çokluk, yüksek nüfuslarda rahatsız edici gelmeyebilir. Ama bizim ülkedeki nüfusumuza göre bu işletme sayısı çok çok fazla.”

 “Ada ülkesiyiz, sonsuz değil inşaat yapmak”

  • Sizin de ifade ettiğiniz gibi her isteyen, her istediği yerde, her istediği işi yapabilir. Bunun tehlikeleri nelerdir?
  • Mahmut KANBER: Ülkesel Fiziki Planı ve imar planının olmayışı bugün Girne’nin örneğin beton yığınına dönüştüğünü görüyoruz. Burası da bir ada ülkesi, sonsuz değil inşaat yapmak. Planlama dahilinde yapılmayan her türlü faaliyetin sonun çok yakın olduğu apaçık gerçektir. Dolayısıyla Ülkesel Fiziki Planı ve İmar Planı’nın olmayışı yani mahallelerin, caddelerin belli olduğu ve buralara göre de inşaat planlarının uygulandığı, iş alanlarının açarken belli olduğu ve bu iş alanlarının içinde de iş yeri izinlerinin verildiği bir planlama ancak ülkedeki esnaf ve zanaatkarın çokluğunun belirlenmesine önleyici olur. Buradaki bakış açısı çokluk, yüksek nüfuslarda rahatsız edici gelmeyebilir. Ama bizim ülkedeki nüfusumuza göre bu işletme sayısı çok çok fazla. Aslında 1 milyona dayanan hareketli nüfusumuz olduğu söylenirken, biraz önce söylediğim turistler şehir içlerinde yaygın gezmediği için açıkçası bu işletmeler ülkeye fazla geliyor. Bu işletmelerin fazla gelişini tekelci mantıkla değil, dünya standartlarına göre fazla geliyor.
    “Her ürün ve hizmetin bir maliyeti vardır. Bu maliyetleri yapanlar belli bir standart fiyatta kalıyor, yapmayanlar ise piyasaya girip, vurup, kaçıp ya da piyasada tutunmanın yolunu kalitesizlik üzerine kuruyorlar ve işini doğru düzgün yapanların batmasına neden oluyor.”
    Bunun planlanması gerektiğini söylüyoruz. Biz her yıl hem kendi istatistiklerimizden, hem Maliye Bakanlığı hem yerel yönetimler, hem Çalışma Bakanlığı’ndan topladığımız verilere baktığımızda işyeri açma ve kapama sayısı birbiriyle eşit görülüyor. Bu sayıda binin üzerinde. Bu şu demek değil; zaten kapatıyorlar da yerine açıyorlar. Hayır bu ekonomideki sürdürülebilirliğin olmadığını gösterir. Çünkü genç veya yurt dışından gelen insanların gittikleri bir alanda yeniden deneme heyecanı var. Bununla ilgili işyeri açma kuralları yeterli olmadığı için insanlar çok kolay iş yapıyor. Çünkü denetim yok, eksik. Denetimin eksik olduğu yerde herkes her işi yapabilir. Dolayısıyla küçük işletmelerde aslında sermayeden çok emek yatırımı vardır. Dolayısıyla sermaye yatırımı küçük olduğundan insanlar biraz borçlanıp sektöre girebiliyor. Sektöre girdiğinde ise bir kural bir planlama olmadığı için işini doğru yapanla, rekabet etme şeklini işini ucuz yaparak, yapmayı tercih ediyor. Bu da şunu getiriyor; Tüketicin kalitesiz ürün tüketme, hizmet almasıdır. Burada da bir fırsatçılık ortaya çıkıyor. Çünkü ekonomik göstergeler, gelir seviyesi düştüğü için ucuz işler ülkede daha fazla rağbet görüyor. Ama bunun doğuracağı birçok sonuçlar var. Sağlık sorunları çıkabilir çünkü tükettiğiniz ucuz ürünlerin hangi standartta üretildiğini bilmiyorsunuz. Çünkü her ürün ve hizmetin bir maliyeti vardır. Bu maliyetleri yapanlar belli bir standart fiyatta kalıyor, yapmayanlar ise piyasaya girip, vurup, kaçıp ya da piyasada tutunmanın yolunu kalitesizlik üzerine kuruyorlar ve işini doğru düzgün yapanların batmasına neden oluyor. Ama kendileri de bir süre sonra tutunamıyor. Bir kasabın yanına başka bir kasabın açılması ve işini düzgün yapan, vergisini veren bir kasabın yanında kalitesiz ürünler satan ve rekabetini ucuzluk üzerinden yaptığı için aslında doğru gideni aşağı çekerek rekabeti bozmuş oluyor.
  • Bazı ülkelerde rekabeti kurallarla belirlemezsiniz ama bahsettiğimiz imar planı, ülkesel fiziki plan vardır. İnsanların mesleki ehliyetleri veya standartları olduğu için herkes gidip iş sahibi olmak istemez. Bizim ülkemizde bunlar olmadığı için aslında her yerde kalitesiz, sağlıksız ürün ve hizmetler yaygınlaştı. İnsanlar daha istikrarlı ekonomi olan güneyden hizmet almayı tercih ediyorlar. Çünkü bu noktada da güneye geçtiğinde 2 Euro gördüğü şey halen 2 Euro’dur. Oradaki psikolojik etki etkiliyor veya düzen etkiliyor. Ya da 20 yıldır gittiği işletme orada halen duruyor. Bunları gözlemlemekte açıkçası bizim istikrar ihtiyacımızı bu noktada tatmin ediyor. Türkiye’ye gidiyor ve bakıyor Türkiye’den gelen ürünlerin bizim ülkemizde afaki fiyatlarla satılıyor. Tabi ki buradaki, esnaf ve zanaatkar da bu kuralsızlığın içinde bu her iki ekonominin arasında eriyip gidiyor.

 “Ülkemizdeki kredi kaynaklarına esnaf ve zanaatkarlar yeterince ulaşamıyor. Çünkü kredi alma kriterleri çok yüksek. Devletin hiçbir kurumuna borcunuz olmayacak. Dolayısıyla aldığı krediden belki de daha yüksektir vergi borcu, sigorta borcu gibi borçları…”

  • Hükümet edenlerin bugüne kadar küçük esnafla ilgili politikası oluştu mu?
  • Mahmut KANBER: Her devletin kendine göre makro ve mikro ölçekli politikaları var. Ama biz mikro ölçekli politikaları ülkemizde yeterli bulmuyoruz. Diyoruz ki; sadece esnafa kredi vererek, esnafı kurtaramayız. Bunu esnaf ve zanaatkara da söylüyoruz; ‘borçlanmayın’. Borçlandığınız müddetçe batağa gideceksiniz. Çünkü ekonomide istikrar yok. Hele hele döviz olarak hiç borçlanmayın. Çünkü tamamıyla kazancının Türk parası giderleriniz döviz üzerinden hesaplanıyor. Yani biraz küçülün biraz aile işletmelerine dönerek, belli bir süre için tutunmayı denememiz lazım. Mümkün olduğunca da hizmet kalitemizden ödün vermeden tutunmalıyız. Yıllardır hizmet veren sektör ve hizmetlere hizmet alanların sahip çıkması gerekiyor. Çünkü onların var olma sebebisiniz. Çünkü bu işletmeler bu ülkenin ekonomisini kalkındıracaktır. Aksi halde piyasada fırsatçılık kollayan yabancı yatırımcıların o fırsat için burada olduğunu bilmemiz gerekir. Tabi ki doğru hizmet yapan yabancı sermayenin veya işletmeleri bu konuda tenzih ederim ama fırsatçılık üzerinden iş yapanları ülkemizde hizmet alanların bunu göz ardı etmemesi lazım. Gittiğiniz bir işletmede vergi yükümlülük tabelası var mı, ilgili meslek odasına üye mi, belediyenin izinleri var mı, hijyen kuralları var mı? gibi birçok ölçeklerle değerlendirilmeli. Sadece ucuz ve pahalı konusunda değerlendirmemek lazım. Ancak o zaman bu işletmeler toplum tarafından ilgi gösterildiği sürece tutunma gayretinde olabilir. Tabi devletin ekonomik politikalarının esnaf ve zanaatkara yönelik çalışmalarının iki yöntemi vardır. Bir KOBİGEM… KOBİGEM’de esnaf ve zanaatkarın kendi işini geliştirmesi için kaynak yaratma ve hibe programları yaratmakla mükellef. Ancak burada bir şeye takılıyoruz; ülkemizdeki kredi kaynaklarına esnaf ve zanaatkarlar yeterince ulaşamıyor. Çünkü kredi alma kriterleri çok yüksek. Devletin hiçbir kurumuna borcunuz olmayacak. Dolayısıyla aldığı krediden belki de daha yüksektir vergi borcu, sigorta borcu gibi borçları… Bunları ödedikten sonra da işletmesine yatırım yapamayacaktır. O sürdüremediği işletme daha da batacaktır. Biz o nedenle KOBİ politikalarının biraz daha esnetilmesini, işletmeleri ekonomiye katarak, ilerleyişini görerek, oralara katkı koyarak, kazandıkça vergisini almasını daha doğru bulduğumuzu her platformda söylüyoruz. Bu konuda da çalışmalar yapılmasıyla ilgili, ilgili bakanlığa da birçok kez tavsiyede bulunduk. Herkes kendi alanıyla ilgili ana fikirleri olmalı ki bu söylediğimiz şikayetleri etmeyelim sonra.
    Krediler dağıtılırken asıl yararlanması gereken esnaf ve zanaatkarlar olmuyor. Aslında hiç de ihtiyacı olmayanlara verildiği esnaf tarafından çokça şikayet noktası.
    Düşünün 30 bin işletme olan bir ülkede 11 bin aktif olduğu bir yerde bizim yaptıklarımızla bunu kurtarmamız mümkün değil. Ama kurtarmak için tüm gereçlerin ne olduğunu biliyoruz, devletle de paylaşıyoruz.

“Bizim gayemiz ülkemizdeki insanların, işletmelerin haklarını korumak ve bu ülkede tutunmalarını sağlamak. Yerel işletme, yerel işgücü, istihdam ve üretim bu dörtlüye sahip çıkan herkesle her türlü platformda her türlü çalışmaya hazırız.”

 ‘Federasyon yanlışından dönüldü’

  • Bir federasyon tartışması var şu anda… Zaten daha önce de esnaf arasında birlik, oda tartışması yaşandı. Şimdi federasyon… Ne oluyor?
  • Mahmut KANBER: Şimdiye kadar yaptığımız röportajın sonucunda bir sistemden bahsediyoruz, adil olmayan bir  rekabet biçiminden bahsediyoruz. Esnaf ve zanaatkarın yeterince turizm gelirlerinden hak almadığından bahsediyoruz. Esnaf ve zanaatkarın sosyal sigorta giderlerinin çok yüksek olduğundan bahsediyoruz. Bunların dünya standardına getirilmesini istiyoruz. Kaçak iş gücünün tek denetleyicisi olan devletin denetleyici rolünü daha iyi yapması gerektiğini düşünüyoruz.  Bunları söylediğimizde açıkçası herhalde suçlu bulunuyoruz gibi bir algı çıkıyor. Bu algıdan dolayı da hiç bilmediğimiz, hiçbir kurumsal yapısı olmayan 4 sayfalık bir metinden oluşan bir federasyon yasa tasarısı ile karşılaştık. Bu söylediklerimizle birlikte yaklaşık 5 yıl önce de mevcut yasamızın üzerine de yeni bir yasa tasarısı hazırladık. Bu yasa tasarısında şunlardan bahsettik; planlama şart, iş yeri açılmaları uluslararası standartlara göre yapılmalı, esnaf zanaatkarı kendi namına yurt dışından getireceği ürünü  Esnaf Zanaatkarlar Odası kartıyla getirmesi gerekir dedik. Bunu niye dedik çünkü; Esnaf ve zanaatkar 10 bin TL’lik bir ürün getirecekse de satsın veya işlesin başka bir odaya daha üye olmak zorunda kalıyor. Yani 10 bin TL’lik mal için belki de bin TL başka bir ödeme yapması gerekiyor. Bunlara atıfta bulunduk. Genel iş yaşamının düzenlemesiyle ilgili atıflarımız vardı, yani ülkede planlamanın şart olduğuna vurgu yaptık. Buradan çıkan algı demek ki planlama, toplumsal menfaatleri öne koymak, esnaf ve zanaatkarın doğru bir rekabet alanında rekabet etmesini arzu etmek ve bunla ilgili yasal çalışmaları yapma gibi şeyleri üst üste koyduğumuzda bizim yasa tasarımızı Meclis’e götürmeyerek, ilgili federasyon yasasını götürdüklerine göre demek ki bu söylediklerimizi doğru bulmuyor herhalde siyaset edenler.
    Meclis’teki tüm vekiller ile konuştuğumuzda ‘bizi tanımıyor musunuz?’ dediğimizde işte farklı farklı mazeretler sunuyorlar. Ancak bu yanlıştan dönüldüğünü biliyoruz. Federasyon Yasa Tasarısı ivedilikten alındı ve rafa kaldırıldığı söylendi. Bizim üyelerimiz ve bizler yasal haklarımızın tamamının kurum olarak peşindeyiz. Bununla ilgili de bankalıklara yaptığımız ziyaretlerde olumlu gelişmeler oldu. Bu olumlu gelişmelerin sonucunda da bugün geldiğimiz noktada açıkçası gündemden çıkmış olduğu bize söylendi. Gündemden çıkmış olan bu yasa tasarısının yerine 5 yıldır bekleyen esnaf ve zanaatkarların mevcut yasanın üzerine yeni yasa tasarısını ivedilikle Ekonomi Bakanlığı’ndan Meclis’e getirilmesini bekliyoruz. Bunun sonucunda da aslında tüm kesimlerin bu yasa tasarısıyla bir planlama içerisine gireceğini ve herkesin kazanacağını devlettin de buradan açıkçası kendiyle ilgili kurumsal yanlarını daha kolay sağlayacağını düşünüyoruz. Biz tabi ki siyasi parti değiliz. Esnaf Zanaatkar Odasıyız. Yasayla kurulduk. Bizim gayemiz ülkemizdeki insanların, işletmelerin haklarını korumak ve bu ülkede tutunmalarını sağlamak. Yerel işletme, yerel işgücü, istihdam ve üretim bu dörtlüye sahip çıkan herkesle her türlü platformda her türlü çalışmaya hazırız. Bir sosyal devlet tanımının da bu dörtlüden rahatız olabileceğini düşünmüyorum. KKTC devletinin de tanımı sosyal devlettir. Dolayısıyla biz devletten ve sonra da siyaset edenlerden sosyal devlet tanımına uygun çalışmalar yapmasını halk olarak, sivil toplum örgütleri, meslek odaları olarak bekliyoruz. Bu bizim en doğal hakkımız.   

 

Bu haber toplam 2583 defa okunmuştur
Etiketler : , ,
İlgili Haberler