1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. “Eşit erişilebilir bir kalıtsal kanser önleme programı oluşturulmalı”
“Eşit erişilebilir bir kalıtsal kanser önleme programı oluşturulmalı”

“Eşit erişilebilir bir kalıtsal kanser önleme programı oluşturulmalı”

YDÜ Hastanesi Tıbbi Genetik Tanı Laboratuvarı Sorumlusu Prof. Dr. Mahmut Çerkez Ergören,  Sağlık Bakanlığı verileri ve ilgili akademik çalışmaların, kanserin Kıbrıs’ın kuzeyinde önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu gösterdiğini vurguladı.

A+A-

Ödül AŞIK ÜLKER

YDÜ Hastanesi Tıbbi Genetik Tanı Laboratuvarı Sorumlusu Prof. Dr. Mahmut Çerkez Ergören,  Sağlık Bakanlığı verileri ve ilgili akademik çalışmaların, kanserin Kıbrıs’ın kuzeyinde önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu gösterdiğini vurguladı.

Kadınlarda meme kanserinin ilk sırada yer aldığını söyleyen Prof. Dr. Mahmut Çerkez Ergören, erkeklerde ise, kolorektal ve prostat kanserlerinin öne çıktığını belirtti.

Prof. Dr. Ergören, tüm kanserlerin yaklaşık %5-10’unun kalıtsal yatkınlıkla ilişkili olduğunun altını çizerek, genetik özelliklerin kişisel sağlık öyküsü, aile öyküsü ve diğer risk faktörleriyle birlikte değerlendirilmesinin önemine vurgu yaptı.

“Genetik test, tek başına bir karar değildir; doğru yorumlama, genetik danışmanlık ve bilimsel kılavuzlara dayalı klinik yönetimle birlikte anlam kazanır” diyen Prof. Dr. Mahmut Çerkez Ergören, “Genetik yatkınlığı olan bireylerin erken saptanması, kanser gelişmeden önce risk azaltıcı önlemlerin alınması ve aile bireylerinin de gerektiğinde değerlendirilmesi, toplum sağlığı politikalarının önemli bir parçası olmalıdır” diye konuştu.

“Sağlık politikalarının temel hedeflerinden biri, risk temelli ve eşit erişilebilir bir kalıtsal kanser önleme programı oluşturmak olmalıdır” diyen Prof. Dr. Ergören, Kıbrıs’ın kuzeyinde genetik alanında sürdürülebilir bir sağlık politikası geliştirilmesine ihtiyaç olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Mahmut Çerkez Ergören, kanser kayıtlarının düzenli tutulması ve güncel verilerle desteklenmesinin, sağlık politikalarının doğru planlanması için önemli olduğunun altını çizerek,

“2012-2022 dönemine ait veriler kamuoyuyla paylaşılmış olsa da kapsamlı bir Ulusal Kanser Raporu henüz hazırlanmamış, hazır olduğu belirtilen 2023-2024 verileri de kamuoyuna açıklanmamıştır. Ayrıca Kanser Kayıt Merkezi’nin yalnızca bir kayıt elemanıyla çalıştığı ve Şubat 2025’te emekli olan hekimin yerine yeni bir hekimin görevlendirilmediği belirtilmektedir. Kanser verileri olmadan bilimsel temelli sağlık politikaları oluşturmak, etkili tarama programları planlamak, ilaç ihtiyacını öngörmek ve sağlık altyapısını doğru şekilde düzenlemek mümkün değildir” diye konuştu.

 

“Kanser ülkemiz açısından önemli bir halk sağlığı sorunu”

Soru: Kıbrıs’ın kuzeyinde kanser konusunda nasıl bir tablo var?

Prof. Dr. Ergören: Sağlık Bakanlığı verileri ve ilgili akademik çalışmalar, kanserin ülkemiz açısından önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu göstermektedir. 2012-2016 yıllarını kapsayan beş yıllık kanser kayıtçılığı verilerine göre, malign melanom dışındaki deri kanserleri de dahil olmak üzere toplam 3.663 yeni kanser vakası kaydedilmiştir. Bunların 1.854’ü erkeklerde, 1.809’u kadınlarda görülmüştür. Malign melanom dışındaki deri kanserleri kapsam dışında bırakıldığında ise, toplam vaka sayısı 3.157’dir.

2012-2022 dönemine ait veriler kamuoyuyla paylaşılmış olsa da kapsamlı bir Ulusal Kanser Raporu henüz hazırlanmamış, hazır olduğu belirtilen 2023-2024 verileri de kamuoyuna açıklanmamıştır. Ayrıca Kanser Kayıt Merkezi’nin yalnızca bir kayıt elemanıyla çalıştığı ve Şubat 2025’te emekli olan hekimin yerine yeni bir hekimin görevlendirilmediği belirtilmektedir. Kanser verileri olmadan bilimsel temelli sağlık politikaları oluşturmak, etkili tarama programları planlamak, ilaç ihtiyacını öngörmek ve sağlık altyapısını doğru şekilde düzenlemek mümkün değildir. Üstelik değerlendirme, yalnızca toplam vaka sayısıyla sınırlı kalmamalı; kanser türleri, yaş gruplarına göre dağılım, tanı anındaki hastalık evresi ve bölgesel farklılıklar da incelenmelidir. Güvenilir, güncel ve düzenli kanser kayıtları, koruyucu sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi, erken tanının yaygınlaştırılması hastalarımızın ihtiyaç duydukları sağlık hizmetlerine zamanında erişebilmesi için vazgeçilmezdir.

Kanser kayıtlarının düzenli tutulması ve güncel verilerle desteklenmesi, sağlık politikalarının doğru planlanması için önemlidir. Güvenilir istatistikler, farkındalık, uygun tarama programları, erken tanı ve kişiye özel risk değerlendirmesi birlikte ele alınmalıdır.

 

“Kadınlarda meme kanseri ilk sırada, erkeklerde ise kolorektal ve prostat öne çıkıyor”

Soru: Kıbrıs’ın kuzeyinde en sık görülen kanser türleri hangileridir?

Prof. Dr. Ergören: 2012 yılına ilişkin Sağlık Bakanlığı raporunda, tüm nüfusta en sık görülen kanserler arasında meme, kolorektal, tiroid, akciğer ve prostat kanserleri öne çıkmaktadır. Raporda, tüm nüfus için bildirilen dağılımda, meme kanseri yüzde 21.3, kolorektal kanser yüzde 11.1 ve tiroid kanseri yüzde 10.4 oranındadır.

Cinsiyete göre farklılıklar da görüyoruz. Kadınlarda meme kanseri ilk sırada yer alırken, tiroid ve kolorektal kanserler de dikkat çekmektedir. Erkeklerde ise, kolorektal ve prostat kanserleri öne çıkmaktadır. Bu dağılım, toplumda kanser farkındalığının artırılmasının yanı sıra, risk grubuna uygun tarama ve erken tanı hizmetlerinin önemini ortaya koyuyor. Kadınlarda meme kanserine yönelik farkındalık ve uygun tarama programları önemliyken, erkeklerde prostat, akciğer ve kolorektal kanserler gibi türlerin riskleri ve erken tanı olanakları da dikkate alınmalıdır.


“Genç yaşta kanser görülmesi, tek başına kalıtsal bir sendrom bulunduğunu kanıtlamaz”

Soru: Kanserin yaş gruplarına göre dağılımı bize ne anlatıyor?

Prof. Dr. Ergören: Beş yıllık kayıt verileri, kanser vakalarının önemli bir bölümünün 55-74 yaş aralığında görüldüğünü, ancak vakaların yaklaşık yüzde 33’ünün 55 yaşın altındaki kişilerden oluştuğunu ortaya koyuyor. Ayrıca kanserin kadınlarda 30’lu yaşlardan itibaren, erkeklerde ise 50’li yaşlardan itibaren artış gösterdiği bildirilmiştir. Bu bulgular, kanseri yalnızca ileri yaş hastalığı olarak görmememiz gerektiğini gösteriyor. Genç yaşta ortaya çıkan kanserler, özellikle aile öyküsü de varsa, kalıtsal yatkınlık açısından değerlendirme yapılmasını gerektirebilir. Bununla birlikte, genç yaşta kanser görülmesi tek başına kalıtsal bir sendrom bulunduğunu kanıtlamaz.

 

“Kanser kişiye özgü bir hastalıktır”

Soru: Kanserde hem genetik, hem de çevresel faktörlerin etkili olabildiği biliniyor. Kalıtsal risk ne kadar önemli?

Prof. Dr. Ergören: Kanserin gelişiminde genetik değişiklikler önemli bir yer tutar; ancak her kanser kalıtsal değildir. Kanser, genetik değişiklikler sonucunda gelişen bir hastalık olmakla birlikte, tüm kanserlerin yaklaşık %5-10’u kalıtsal yatkınlıkla ilişkilidir. Bazı genetik değişiklikler kişinin yaşamı boyunca hücrelerinde ortaya çıkarken, bazıları anne veya babadan aktarılabilir. Kalıtsal kanser yatkınlığı, kişinin belirli kanser türlerine yakalanma riskinin artması anlamına gelir; ancak bu durum mutlaka kanser gelişeceği anlamına gelmez. Genetik özelliklerin kişisel sağlık öyküsü, aile öyküsü ve diğer risk faktörleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Meme kanseriyle ilişkili kalıtsal risklerin belirlenmesi, hastalığın erken saptanması ve risk azaltıcı seçeneklerin değerlendirilmesi açısından büyük önem taşır. Özellikle BRCA1 ve BRCA2 genleri üzerinde duruyoruz. Bu genler, DNA hasarının onarılmasında görev alır ve tümör baskılayıcı özellik taşır. Bu genlerde hastalıkla ilişkili patojenik varyantların bulunması, özellikle meme ve yumurtalık kanseri riskini artırabilir. Bunun yanında PALB2, TP53, PTEN, CDH1, STK11, CHEK2 ve ATM gibi genler de meme kanseri yatkınlığı açısından değerlendirilir. Ancak her genin taşıdığı risk düzeyi aynı değildir. Meme kanserinde kalıtsal riskin erken dönemde belirlenmesi, kişiye özel koruyucu bir takip ve yönetim planı oluşturulmasını sağlar. Genetik risk düzeyine göre, daha sık klinik değerlendirme, uygun görüntüleme yöntemleriyle yakın takip ve gerekli durumlarda koruyucu cerrahi seçenekleri değerlendirilebilir. Bu yaklaşımlar, kanser gelişme riskinin azaltılmasına veya hastalığın erken evrede saptanmasına önemli katkı sağlayabilir. Elbette alınacak önlemler, kişinin genetik test sonuçları, aile öyküsü, yaşı ve bireysel tercihleri doğrultusunda uzman hekimlerle birlikte belirlenmelidir. Unutmamak gerekir ki, kanser kişiye özgü bir hastalıktır; bu nedenle genetik test sonuçlarının da kişiye özel yorumlanması ve yönetilmesi gerekir.

 

“Genetik test, tek başına bir karar değildir”

Soru: BRCA1 veya BRCA2 geninde değişiklik saptanması, kişinin mutlaka kanser olacağı anlamına gelir mi?

Prof. Dr. Ergören: Hayır. Bu, özellikle vurgulanması gereken bir noktadır. BRCA1 veya BRCA2 geninde hastalıkla ilişkili patojenik bir varyant bulunması, belirli kanser türleri açısından risk artışı anlamına gelir; kesin tanı veya kaçınılmaz bir gelecek anlamına gelmez. Bu varyantlar otozomal dominant kalıtım özelliği gösterir ve kadın ya da erkek ebeveyn aracılığıyla aktarılabilir. Genetik test sonucunda, bu genlerde hastalıkla ilişkili bir varyant saptandığında, uluslararası kuruluşların yayımladığı güncel klinik kılavuzlar doğrultusunda değerlendirme yapılır. Kişinin yaşı, kişisel ve ailesel kanser öyküsü, saptanan varyantın özellikleri ve ilişkili kanser türleri dikkate alınarak, uzman hekimler ve genetik danışmanlar tarafından kişiye özel takip, tarama ve risk azaltıcı seçenekler belirlenir. Genetik test, tek başına bir karar değildir; doğru yorumlama, genetik danışmanlık ve bilimsel kılavuzlara dayalı klinik yönetimle birlikte anlam kazanır.

 

“BRCA1 ve BRCA2 genlerine yönelik genetik testler Kıbrıs’ın kuzeyinde yapılıyor”

Soru: BRCA1 veya BRCA2 geninde değişikliği saptayan testler Kıbrıs’ın kuzeyinde yapılıyor mu?

Prof. Dr. Ergören: Evet, BRCA1 ve BRCA2 genlerine yönelik genetik testler Kıbrıs’ın kuzeyinde hem devlet genetik laboratuvarında, hem de Yakın Doğu Üniversitesi’nde yapılmaktadır. Devlet laboratuvarımızda bu testlerin gerçekleştirilmesi için gerekli teknolojik altyapı ve donanımlı personel bulunmasına rağmen, test sonuçlarının klinik açıdan değerlendirilmesi, hastaların doğru yönlendirilmesi ve sonuçlara uygun bir takip planı oluşturulması açısından tıbbi genetik uzmanlığı ve genetik danışmanlık hizmetlerinde önemli eksiklikler yaşanabilmektedir. Çünkü genetik testlerin başarısı yalnızca teknolojik altyapıyla değil, sonuçları doğru yorumlayacak uzmanların ve hastaya süreç boyunca rehberlik edecek danışmanlık hizmetlerinin varlığıyla da ölçülür.

Ülkemizde henüz, özel genetik tanı laboratuvarlarını kapsamlı biçimde düzenleyen bir Genetik Tanı Laboratuvarı Yasası bulunmadığından, bu testlerin özel merkezlerde sunulması konusunda da düzenleyici eksiklikler yaşanmaktadır. Ancak yeni tüzük düzenlemesiyle, gerekli koşulları sağlayan ve alanında yetkin uzmanların özel laboratuvarlarda da bu testleri yapabilmesinin önü açılmıştır. Bu, ülkemiz açısından önemli bir adımdır. Söz konusu gelişme, genetik tanı hizmetlerine erişimi artırmanın yanı sıra, yurt dışında eğitim almış Kıbrıslı genç uzmanların ülkemizde çalışmasını ve burada kalmasını da destekleyebilir. Ayrıca, Kıbrıs’ın güneyindeki Kıbrıs Nöroloji ve Genetik Enstitüsü’nde, Kıbrıslı Türklere, ücretsiz ve Türkçe genetik danışmanlık hizmeti sunulmaktadır. Bu hizmet, genetik hastalıklar ve kalıtsal kanser riski konusunda bilgi almak isteyen bireyler açısından önemli bir olanaktır.

Sonuç olarak, BRCA1 ve BRCA2 genlerindeki değişikliklerin saptanması, sürecin yalnızca bir parçasıdır. Test sonucunu sadece pozitif veya negatif şeklinde değerlendirmek yeterli değildir. Saptanan varyantın klinik anlamı, kişinin sağlık öyküsü ve aile geçmişiyle birlikte ele alınmalı; sonuçlar tıbbi genetik uzmanları tarafından yorumlanarak kişiye özel takip ve risk yönetimi planı oluşturulmalıdır. Genetik tanıda asıl hedefimiz yalnızca bir değişikliği saptamak değil, bu bilgiyi doğru danışmanlık, erken önlem ve kişiye özel sağlık hizmetine dönüştürmektir.

Genetik yatkınlığı olan bireylerin erken saptanması, kanser gelişmeden önce risk azaltıcı önlemlerin alınması ve aile bireylerinin de gerektiğinde değerlendirilmesi, toplum sağlığı politikalarının önemli bir parçası olmalıdır. Bu kapsamda, ailesinde genç yaşta meme veya over kanseri görülen, birden fazla aile bireyinde ilişkili kanser öyküsü bulunan ya da klinik açıdan kalıtsal kanser sendromundan şüphelenilen kişilerin genetik danışmanlık ve uygun test hizmetlerine yönlendirilmesi önemlidir. Patojenik varyant saptanan bireylerin erişkin aile bireylerine, bilgilendirilmiş onamları doğrultusunda, ailevi varyantı araştıran hedefli testler önerilebilir. Böylece yalnızca kanser tanısı alan kişiye değil, henüz hastalık gelişmemiş ancak risk altında bulunan aile bireylerine de koruyucu sağlık hizmeti sunulabilir. Bu noktada sağlık politikalarının temel hedeflerinden biri, risk temelli ve eşit erişilebilir bir kalıtsal kanser önleme programı oluşturmak olmalıdır. Böyle bir program; genetik danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaştırılmasını, uygun kişilerin genetik testlere erişimini, bilimsel kılavuzlara dayalı takip protokollerinin geliştirilmesini ve risk grubundaki bireylerin uzun dönemli izlenmesini kapsamalıdır. Ayrıca genetik testlerin ve gerekli takip yöntemlerinin sağlık güvencesi kapsamında değerlendirilmesi, ekonomik nedenlerle hiçbir bireyin bu hizmetlerden mahrum kalmaması açısından önemlidir. Kıbrıs’ın kuzeyinde genetik alanında sürdürülebilir bir sağlık politikası geliştirilmesine ihtiyaç vardır.


“Adaya veya topluma özgü spesifik genetik değişiklikler tespit edilmeli”

Adaya veya topluma özgü spesifik genetik değişiklikler tespit edilmesi ve veritabanı oluşturulması gerekmektedir. YDÜ olarak bizim yaptığımız ve bilimsel olarak da yayımladığımız bir çalışmada Kıbrıslı Türklere ait BRCA1 ve BRCA2 genindeki genetik değişikliklerin Türkiye’ye göre farklı olduğunu göstermiştik. O nedenle genetik değişikliklerin patojenitesini sınıflandırılırken bu verilere ihtiyaç vardır. Dolayısıyla, kalıtsal kanser riskinin değerlendirilmesine yönelik ulusal veya bölgesel klinik rehberlerin oluşturulması, genetik tanı laboratuvarlarının kalite standartlarının belirlenmesi, test sonuçlarını yorumlayacak tıbbi genetik uzmanlarının ve genetik danışmanlık hizmetlerinin güçlendirilmesi gerekmektedir. Bunun yanında, kişisel genetik verilerin gizliliğini koruyan, bilgilendirilmiş onamı güvence altına alan ve genetik bilgi nedeniyle ayrımcılık riskini azaltan düzenlemeler de, bu sistemin ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Uygun veri koruma ve etik kurallar çerçevesinde oluşturulacak kanser kayıt sistemleri ve genetik risk izlem programları, toplumumuzdaki kalıtsal kanserlerin dağılımını anlamamıza ve sağlık kaynaklarını bilimsel verilere göre planlamamıza katkı sağlayabilir.

 

“Toplumun bilinçlendirilmesi, en az teknolojik altyapı kadar önemlidir”

Toplumun bilinçlendirilmesi de en az teknolojik altyapı kadar önemlidir. Genetik testlerin yalnızca kanser tanısı konmuş kişilere yönelik olmadığı; uygun durumlarda hastalık gelişmeden önce riskin belirlenmesine ve önlem alınmasına yardımcı olduğu anlatılmalıdır. Bununla birlikte, her bireye genetik test yapılması yerine, test endikasyonlarının bilimsel kriterlere göre belirlenmesi ve sonuçların mutlaka uzman değerlendirmesiyle ele alınması gerekir. Buradaki temel amaç, kanser gelişme riskini mümkün olduğunca azaltmak ve hastalık gelişmesi durumunda erken tanı şansını artırmaktır. Genetik tanıda başarı yalnızca test yapabilmekle değil, test sonucunu doğru yorumlamak, kişiyi ve ailesini uygun şekilde yönlendirmek ve bu hizmetleri toplumun tamamı için erişilebilir hale getirmekle ölçülür. Bizim hedefimiz de yalnızca genetik testlerin yapılabildiği değil, sonuçlarının doğru yorumlandığı, bilimsel standartlara uygun, etik ilkelerle desteklenen ve sürdürülebilir genetik tanı ve koruyucu sağlık hizmetlerinin sunulduğu bir sağlık sistemi oluşturmaktır.

 

Yeni testler...

Soru: Kanseri saptamaya yönelik yeni testler konusunda gelişmeler ne vaat ediyor?

Prof. Dr. Ergören: Çoklu kanser erken saptama testleri, özellikle sıvı biyopsi-liquid biopsy teknolojileri, kanser tanısında yeni fırsatlar sunuyor. Bu, kanser hastalarına yaptığımız sıvı biyopsisiyle karıştırılmamalıdır. Sıvı biyopsi, kandan alınan örnekte tümöre ait DNA parçalarının ve diğer biyolojik işaretlerin analiz edilmesine dayanan, doku biyopsisi gerektirmeyen, minimal girişimsel bir yaklaşımdır. Bu yöntemler, uygun klinik koşullarda kanserin erken saptanmasına katkı sağlayabilir. Özellikle, pankreas gibi, erken evrede belirti vermeyebilen ve tanı konulduğunda tedavisi güçleşebilen kanserlerde, yeni tarama yaklaşımlarına ihtiyaç vardır. Bununla birlikte, tip2 diyabeti olan herkese, yılda bir sıvı biyopsi yapılmasının pankreas kanserini erken evrede önlediği henüz kanıtlanmış değildir. Özellikle, yeni başlayan diyabeti veya ailesel ya da genetik yatkınlık gibi ek risk faktörleri bulunan kişilerde değerlendirme, mevcut klinik kılavuzlar doğrultusunda yapılmalıdır.

Kolorektal kanser alanında da, kandan yapılan DNA temelli tarama testleri geliştirilmiştir. Bunlar, ortalama riskli 45 yaş ve üzerindeki yetişkinlerde kolorektal kanser taraması için kullanılabilmektedir. Klinik çalışmalarda, kanser saptama duyarlılığı yaklaşık %86 olarak bildirilmiştir. Özellikle polip öyküsü, Crohn hastalığı, ülseratif kolit veya güçlü kolon kanseri aile öyküsü bulunan kişilerde, kandan yapılan bu tarama testleri kolonoskobiden önce yapılabilir ve ancak pozitif çıktığı zaman kolonoskobi düşünülebilir. Elbette, hastanın takip planı uzman hekim tarafından belirlenmeli; gerekli kolonoskopi yalnızca kan testi negatif olduğu için ertelenmemelidir. Bu teknolojilerin en önemli avantajı, basit bir kan örneğiyle uygulanabilmeleri ve bazı kişiler için taramaya katılımı kolaylaştırabilmeleridir. Böylece, uygun hasta gruplarında daha kapsamlı incelemelere duyulan ihtiyacın belirlenmesine yardımcı olabilirler. Ancak pozitif sonuç, tanının doğrulanması için ileri inceleme gerektirir; negatif sonuç da kanserin kesinlikle bulunmadığını göstermez. Altını çizmek isterim ki, bunlar tanı koyan değil, belirli koşullarda tarama amacıyla kullanılan testlerdir. Kanserin erken saptanmasına yönelik bu yöntemler, bilimsel kanıtlar ve klinik kılavuzlar doğrultusunda, mevcut tarama programlarının yerine değil, uygun durumlarda onları tamamlayacak şekilde değerlendirilmelidir.

 

“Bilmek, önlemek, sağlıklı yaşamak”

Soru: Son olarak, kanser ve genetik konusunda topluma vermek istediğiniz temel mesaj nedir?

Prof. Dr. Ergören: Genetik bilgi, geleceğe ilişkin daha bilinçli kararlar almamıza yardımcı olabilir. Ancak, bu bilgi korkuya değil, doğru değerlendirmeye ve uygun önlemlere dönüşmelidir. Aile öykümüzü bilmek, gerektiğinde uzman desteği almak, tarama programlarını ihmal etmemek ve genetik test sonuçlarını doğru yorumlamak çok önemlidir. Kalıtsal risk taşımak, mutlaka kanser gelişeceği anlamına gelmediği gibi, negatif bir test sonucu da bütün risklerin ortadan kalktığını göstermez. Burada özellikle vurgulamak istediğim bir konu var; genetik testlerin doğru genetik laboratuvarlarda yapılması ve sonuçlarının bu alanda uzman kişiler ve/veya genetik danışmanlar tarafından değerlendirilmesi hayati önem taşır. Genetik testler, yalnızca bir laboratuvar analizinden ibaret değildir; sonuçların klinik anlamının doğru yorumlanması, kişinin aile öyküsüyle birlikte değerlendirilmesi ve gerektiğinde genetik danışmanlık verilmesi gerekir. Bu nedenle genetik testlerin, uygun kalite standartlarına sahip genetik tanı laboratuvarlarında yapılması ve sonuçların tıbbi genetik uzmanları ve/veya genetik danışmanlar tarafından değerlendirilmesi büyük önem taşır. Sıradan bir tahlil laboratuvarında test yaptırıp, sonucu uzman değerlendirmesi olmadan yorumlamak, yanlış anlamalara ve sağlık açısından hatalı kararlara yol açabilir. Amacımız, yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek değil; riskleri mümkün olduğunca erken belirlemek, önleyici seçenekleri değerlendirmek ve kişiye özel sağlık yaklaşımını güçlendirmektir. Bunun için bilimsel standartlara uygun, güvenilir ve sürdürülebilir genetik tanı hizmetlerine erişim sağlanmalıdır. Bilmek, önlemek, sağlıklı yaşamak; genetik bilginin değerini bu üç kavramla özetleyebiliriz.

Bu haber toplam 561 defa okunmuştur