
Uluğ İlve Yücesoy: Devletlerin Meşruiyet Ölçüsü Olarak Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği
Devletin öncelikle “saygı gösterme yükümlülüğü”nü gerçekleştirmesi gerekir. Ardından “koruma yükümlülüğü”nü, sonra da “uygulama yükümlülüğünü”nü yerine getirmesi gerekmektedir.
Yrd. Doç. Dr. Uluğ İlve Yücesoy
[email protected]
Devletlerin Meşruiyet Ölçüsü Olarak Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği
“Devlet nedir?” sorusuna yanıtı çoğu kez aramışızdır. “Devlet ne için vardır?”, “Devlet ne için devam eder?” soruları da çoğu kez sorulmaktadır. Kamu Maliyesi, Anayasa Hukuku, İdare Hukuku, Genel Kamu Hukuku derslerinde de bu konu tartışılır. “Devlet var ise ne için vardır?”, “Devlet neler sağlamalıdır?” sorusunu da sorarız. Tüketimde rekabetin olmadığı, kimsenin dışlanmadığı, fiyatlandırılmama ve bölünmez fayda sağlayan tam kamusal hizmetlere, devletin sunduğu millî savunma ve asayiş, adalet, diplomatik hizmetleri de saymak mümkündür.
Devletlerin hukuki ve fiilî egemenliği altında bulunan bölgelerde güvenlik en önemli kamusal hizmetlerdendir. Güvenli, onurlu, haklarına saygılı bir yaşam sürmek bir insanın temel hakkıdır. Bunu sağlamak da gerek Kıbrıs’ın Kuzey’i ve Güney’i gerekse de Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre devletin görevidir. Bu haklar her iki ülkede de gerek Anayasa gerekse de iç hukuk normu olarak kabul ettikleri Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi tarafından da garanti altına alınmıştır.
Güvenlik, sadece ulusal hukuklar tarafından etkili bir şekilde korunması konusunda garantiye alınmamıştır, aynı zamanda uluslararası metinler, örgütler, yargı organları tarafından da garanti altına alınmıştır. Kişi özgürlüğü ve güvenliği en temel insan haklarındandır. Hem ulusal hem de uluslararası hukukun korumak, geliştirmek, ihlal söz konusu olduğunda hukuki süreci etkin kullanmakla yükümlü olduğu insan haklarını, küresel kamu malı olarak kabul etmek mümkündür.
Hal böyle olunca bir insan hakkı olan kişi özgürlüğü ve güvenliği konusunda devletin yükümlülükleri ve sorumlulukları da gündeme gelmektedir. Kişi özgürlüğü ve güvenliği devletlerin pozitif yükümlülüklerindendir. Can, mal güvenliğinin korunması endişesi, yüzyıllar süren mücadele, tartışma, evrimle modern devletin doğuşunu tetiklemiştir. O halde yüzlerce yıl süren bir mücadele sonucu ortaya çıkan modern devlet kişi özgürlüğü ve güvenliği açısından ne yapmalıdır, ne yapmaktadır, neler yapmamaktadır sorusu da akıllara gelmektedir.
Bir insan hakkı olan özgürlük ve güvenlik en geniş anlamda, siyasal meşruluğun bir ölçütüdür. Devletlerin, hükümet edenlerin ve icraatlarının bu hakkın etkin kullanımı, sürdürülebilirliği ve ihlal edilmediği sürece meşruluğu iddiasında bulunması gerekmektedir. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi insan haklarını “bütün halklar ve uluslar için başarının (bir) ölçütü olarak kabul eder. Ancak burada kişinin özgürlük ve güvenliği konusunda devletler ve hükümetler insan hakları standardının gerçekleşmesinde mücadele etmek zorundadır. İnsan haklarını korumak, ihlalleri önlemek, ihlal olduğu takdirde etkin bir adalet sürecinin gerçekleşmesi, toplumun diğer unsurlarıyla eşgüdümlü politikaların oluşturulması ve bunların etkin uygulanması devletlerin görevidir. İnsan haklarının korunması; devletlerin bunu ihlal etmemesi, kendi yetki alanında da kişi ve grupların ihlal etmesine izin vermemesini ifade etmektedir.
Devletin öncelikle “saygı gösterme yükümlülüğü”nü gerçekleştirmesi gerekir. Ardından “koruma yükümlülüğü”nü, sonra da “uygulama yükümlülüğünü”nü yerine getirmesi gerekmektedir. Pozitif yükümlülükler yani hakkı ihlal etmemeye yönelik pasif tutum ve hakkın korunmasına yönelik aktif tutum ise devletlerin sorumluluğunun kaynağı olduğu gibi, devletlerin kapasitesinin ve meşruluğunun da göstergesi olmaktadır.
Devletin normatif düzenlemeleri yapması gerektiği gibi, ihlal edilmemesi için tedbir alması, ihlal gerçekleşirse de (devletten ya da üçüncü kişilerden kaynaklı) hukuki ve cezai süreci etkin sürdürmesi gerekmektedir.
İşte bu noktada devletin sadece uluslararası sözleşmeye imza atması, iç hukuk normu haline getirmesi hatta yasalar çıkarması yetmez. İnsan haklarına saygı ve bu hakların korunması ne kadar etkin ve sürdürülebilirdir, sorusu gündeme gelmektedir.
Son yıllarda hızla artan iş cinayetleri, kadına yönelik şiddet, trafik kazaları, afet sonucu yaşananlar ve hatta son günlerde dimağımızda bir acı olarak kalacak olan Girne açıklarındaki gemi kazası sonrası aklımıza tekrar “Devlet nedir?”, “Devlet ne içindir?”, “Devlet neden vardır?” soruları gelmiştir.
Hem uluslararası hem de ulusal anlamda bir kamusal mal/hizmet olan “insan hakları” içindeki “güvenlik ve özgürlük” hakkına Devlet ne kadar saygılıdır, bunu ne kadar korumaktadır, ihlal edilmemesi için ne gibi mekanizmalar kurmuştur ve ihlal edildiğinde Devlet ne yapacaktır soruları gelecektir. Bu sorulara yanıt aramak gerekecektir. Makro İktisat, Kamu Maliyesi, Kamu Yönetimi ve Hukuk disiplini kamusal mal / hizmet olan insan hakları için tartışmalar yapmaktadır. Ancak somut olarak devletler ve hükümetler ne yapmalı ve neler yapmamalıdır sorularının yanıtını doktrine gerek olmadan kadına yönelik şiddet vakalarında, iş cinayetlerinde, trafik kazalarında, afetlerde, ulaşım kazalarında vatandaş olarak vermekteyiz.
Son günlerde meydana gelen ve halen her gün yenisi eklenen kadına yönelik şiddet vakalarında özgürlük ve güvenlik hakkına saygı ve hakkın korunması konusunda devlete düşen yükümlülük ve sorumluluklardan yola çıkarak iş cinayetlerinde, çocuklara karşı işlenen suçlarda, insan kaçakçılığında, trafik kazalarında, deniz ulaştırmasında yaşanan kazalarda da devletin kişinin can güvenliği için yapması gerekenler konusunda bir taslak çıkarmış olabileceğiz.
Sadece Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin iç hukuk normu ya da Anayasa’da insan haklarıyla ilgili taahhütlerde bulunmanın yetmeyeceği aşikârdır. Bu konuda Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler standartlarıyla uyumlu normlar konulmalıdır. Ev İçi Şiddet ve Kadına Yönelik Şiddet’in Önlenmesine ilişkin yasa ve uygulama yönetmeliği, Çocuk Koruma Kanunu ve uygulama yönetmeliği çıkarılmalı ve uygulanmalıdır. Ceza Hukuku Mevzuatı, İş Hukuku Mevzuatı, Medeni Hukuk Mevzuatı, Trafik ve Deniz Hukuku Mevzuatında da çağdaş standartlara uygun değişiklikler yapılmalıdır. Norm kısmı insan haklarına saygı boyutundadır. Ancak esas sorun, normların uygulanmasıdır. İhlaller ve sonrası adalete erişim krizi de burada ortaya çıkmaktadır.
İnsan hakları normlarının uygulanması da bir anlamda ciddi bir kamu finansmanı gerektirmektedir. Devletin normların uygulanması sürecinde oluşturacağı denetim, takip mekanizmaları için oluşturacağı yapılar, istihdamı ve harcamayı gerekli kılmakta, bu da bütçe içinde kamu giderleri altında bir değerin ayrılmasına tekabül etmektedir.
Modern devlet ölçütlerinden biri de insan haklarının sağlanması, korunması, sürdürülebilirliğidir. Bu da Kamu Maliyesinin kamusal gider ve kamusal hizmet sunumuyla bağlantılıdır. Üstelik kişi özgürlüğü ve güvenliği tam kamusal mal ve hizmetler içinde de yer almaktadır. Kadınların sürekli artan şiddete maruz kalmaları, çocukların güvenliğinin sağlanmaması, iş cinayetlerinin, trafik kazalarının önünü alamamak, gereken koruma, denetim ve takibi sağlamamak devletlerin Kamu Maliyesi’ne bakışıyla da ilgilidir; yani “Devlet nedir?”, “Devlet kimin içindir?” sorularını yanıtsız bırakmasıyla bir kapasite sorunsalını da beraberinde getirmiştir.
Umuyoruz ki en temel insan hakkı ve aynı zamanda tam kamusal mal olan kişi özgürlüğü ve güvenliği, devletler için bir meşruluk krizine yol açmadan toplumun sesine uygun bir şekilde sağlansın ve sürdürülebilsin.


























