1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Nicos Poulantzas
Dört Kıbrıslı yazardan ortak üretim KIBRISLI ÖYKÜLER

Dört Kıbrıslı yazardan ortak üretim KIBRISLI ÖYKÜLER

Kıbrıs Yazarlar Birliği, Kıbrıs Sanatçı ve Yazarlar Birliği’yle işbirliği içinde adanın genç yazarlarının izini sürmeye devam ediyor

A+A-

Simge Çerkezoğlu

Kıbrıs Yazarlar Birliği, Kıbrıs Sanatçı ve Yazarlar Birliği’yle işbirliği içinde adanın genç yazarlarının izini sürmeye devam ediyor. Düzenledikleri yarışmalarla genç yazarları her iki dilde okurlarla buluşturuyor. Bu yıl yayımlanan sekizinci, Öyküler, Διήγημαta kitabında, dört Kıbrıslı genç yazarın kısa öyküleri yer alıyor. Barışı inşa etmek adına, edebiyat çatısı altında birleşen yazarlar Maria Tsangari ve Tutku Tuğyan bu kez kendi hayat öykülerini bizimle paylaşıyor.   

MARIA TSANGARİ “İNSAN YAZARKEN KENDİ İÇ SESİNİ DUYUYOR”

Maria Tsangari kitapta öyküleri bulunan genç Kıbrıslı Rum yazarlardan. Kendini edebiyat anlamında yaratıcı yazarlık sayesinde geliştirdiğini söylerken aldığı filoloji eğitimini de kuşkusuz yadsımamak gerekiyor. 

“Kıbrıs Üniversitesi’nde Klasik Filoloji eğitimi aldıktan sonra Londra’da karşılaştırmalı filoloji üzerine yüksek lisans yaptım. Lefkoşa’da yaşıyorum. Şu anda Alfa televizyonunda uluslararası haber editörü olarak çalışıyorum. Yunanistan’ın en önemli yayın evi Pataki Yayınevi’nin online olarak düzenlediği yaratıcı yazarlık kurslarına katılarak Michael Fais’ten dersler aldım. İlk kez bu kitapla öykülerim yayınlandı.”

“HER EDEBİYATIN BİRBİRİNDEN ETKİLENDİĞİ NOKTALAR VAR”

Maria, filolojiyi en basit şekilde bir dilde verilen eserleri inceleyerek, böylece uygarlıkların kültürel gelişimini ve kendine özgü niteliklerini araştırmak olarak açıklıyor. Neden böyle bir eğitim almayı tercih ettiğini ise şöyle ifade ediyor;

“İnsanları dil aracılığı ile kitaplar, edebi eserler sayesinde tanımayı, böylece çok farklı yazarları tanımayı, okumayı, öğrenmeyi ilginç buluyorum. Bu filoloji okumamın en temel sebebi. Üniversite eğitimim Batı edebiyatı üzerineydi. Aslında Batı edebiyatının tüm insanları, dilleri nasıl etkilediğini inceledim. Daha sonra bunun yetersiz olduğuna karar verdim. Bu kez Londra’ya yüksek lisans için gitmeye karar verdim. Orada tam olarak dillerin birbirleriyle etkileşimi üzerine uzmanlaştım. Harry Potter serisinin başka dillerden aldığı etkiyi inceledim. Jackie Rowling’in eski Yunan trajedi yazarı Aiskhylos’dan etkilendiğini ortaya çıkardım. Çünkü Aiskhylos da yazdığı trajedilerden birinde genç bir adamı ve onun ayrıcalıklı dünyasını anlatır. Harry Potter’da da benzer bir olgu vardır. Aslında her edebiyatın birbirinden etkilendiği noktalar var,  bunları keşfetmek çok da zor değil. Mesela Türkçe ve Yunanca çok farklı köklere sahip olsa da ortak pek çok kelimede buluşabiliyor.”

Çocukluğundan bu yana çok kitap okuyan, kitap okumayı çok seven Maria yazmaya ergenlik yıllarında başladığını anlatıyor.

“On iki, on üç yaşımdan bu yana bir şeyler yazmaya çalıştığımı söylemem mümkün ancak edebi anlamda yazmaya henüz yeni başladığımı belirtmeliyim. Birkaç edebiyat dergisinde çıkan öykülerim dışında, iki dilde yayınlanan Öyküler kitabıyla ilk kez metinlerim bir kitapta yer alıp, bu şekilde okurla buluştu. Okuduğunuz bu öykülerin hayata geçmesinin en önemli nedenlerinden biri katıldığım yaratıcı yazarlık kursu oldu. Benim yazma isteğimi şekillendirdi.”

Yunanistan’da yapılan bu kursa, internet üzerinden online olarak katılan Maria, yaratıcı yazarlık kursunun ona kattıklarını izah ediyor.  

“Yunanistan’ın en büyük yayınevi olarak bilinen Patakis Yayınevi’nin internet üzerinden açtığı bir kurs bu… Bana yazmam konusunda çok yardımcı oldu. Kuşkusuz iyi bir yazar olmak için önce çok iyi bir okur olmak gerekiyor. Bu kursta bize bu yönde öneriler verildi. Edebiyatı, daha bilinçli okumamı, kavramamı sağladı. Bu kurstan sonra okuduğum kitaplarda ayrıntılara çok daha fazla dikkat ettim. Bir metni nasıl geliştirebileceğimi, bunu yaparken neleri gözden kaçırmamam gerektiğini öğrendim. Yazarken insanın kendi iç sesinin duyması diye bir şey varmış, ben bu duyguyu, yaratıcı yazarlık kursunda öğrendim. Elbette tüm bunları fark ettikten sonra kendini geliştirmek yıllar alan bir süreç. Bu kurs sayesinde pek çok yazarla, yazım teknikleri ile iletişim kurdum, onları okudum, öğrendim. İçimde ayırt edici bir yazarlık dürtüsü var diyemem ama bu ayırt edici dürtüye ulaşmak için kursun bana bir yol açmış olmasını umut ettiğimi söyleyebilirim.”

“ÇOK DAHA FAZLA ÇEVİRİYE GEREK VAR”

İki toplumdan genç yazarlar Kıbrıs Yazarlar Birliği ile Kıbrıs Sanatçı ve Yazarlar Birliği’nin işbirliğindeki yarışmaya, bu yıl düz yazılarıyla katıldı. Yaş sınırı geldiği için yarışmaya bu yıl katıldığını söyleyen Maria beni güldürüyor.

“Doğrusu kaç yıldır katılmaya cesaret edemedim. Bu yıl yaş sınırına ulaşınca katılmazsam bir daha katılamayacağımı fark ettim. Yarışmanın iki toplumlu olması onu en özel kılan niteliklerden… Özellikle bu kitabı elime alıp bir bütün olarak okuduğumda bir kez daha ne denli ortak yanımız olduğuna şaşırdım. Kitap sayesinde ortak yanlar gün yüzüne çıkıyor. Öyle anlaşılıyor ki aslında karşılıklı olarak birbirimizi anlamak adına çok daha fazla çeviriye ihtiyacımız var. Aynı adada benzer tecrübeleri ayrı ayrı yaşıyoruz. Farklı dünyalarımız var sanıyoruz. Edebiyat, çok fazla kaynaşmayan insanlara dahi dünyalarımızın, kaygılarımızın, değerlerimizin ne denli ortak olduğunu gözler önüne seriyor.”

Maria bu kitapta yayınlanan altı öyküsünde ayrılık temasını işliyor. Olaylara çok gerçekçi bakış açıları katıyor. Şimdi üzerinde çalıştığı öykülerindeyse fantastik dünyaların kapılarını aralıyor.

“Aslında bu kitapta yazdığım tüm öykülerimde sosyal konulara eğilmeye çalıştım… İşsizlik en yıkıcı sosyal sorunlarımızdan… Bunun yarattığı biten evlilikler, tüm bunlar yanında toplumun gençlerde yarattığı evlilik baskısı, görünmeyen ama yüzleştiğimiz sosyal baskılar başka bir sorun. Öykülerimde hep bu konular öne çıkıyor. Şu anda üzerine çalıştığım öyküler ise daha fantastik olacak. Onları bir kitap olarak yayınlayacağım.”

hh-076.jpg

 

TUTKU TUĞYAN   “YAZMAK BENİM İÇİN TAŞMAK GİBİ OLDU”

Kitaptaki Kıbrıslı Türk yazarlardan biri de Tutku Tuğyan… Uzmanlık alanı hukuk, akademisyen olarak yaşamını sürdürüyor. Ancak edebiyatı çok ciddiye alıyor. Kendini anlatmaya şu sözlerle başlıyor;  

“Hukuk okumamın çok da varoluşsal sebebi yok. Biraz öyle geliştiği için bu alanda eğitim aldığımı söyleyebilirim. Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldım. Daha sonra da okumayı sevdiğim için okuyarak yapabileceğim işlere yöneldim. İngiltere’ye gittim. Uluslararası Kamu Hukuku üzerine yüksek lisans ve Uluslararası Hukuk insan hakları üzerine doktora yaptım. 2014 yılından bu yana da Kıbrıs’ta yaşıyorum, Yakın Doğu Üniversitesi Hukuk fakültesinde ders veriyorum. ”

Okuma merakının babasından ileri gelerek başladığını ve hiç durmadan sürdüğünü söyleyen Tutku, yazmanın hayatında taşmak gibi olduğunu belirtiyor.

“Yazmak taşmak gibi oldu, çok fazla ve farklı okumalara maruz kaldığınız zaman bu bir şekilde taşar, taşmak da zorunda kalır benim durumum tam da böyledir. Hiçbir zaman düzenli olarak yazmam, yazma eylemi hayatımın bir parçası değildir. Dolduğum zamanlarda yazma dürtüm oluşur. İlkokuldan beri yazıyorum ama ciddi anlamda okunabilir bir öykü yazmam üniversitede başladı. Hukuk ve edebiyatın birbirine yakın olduğu bir alan var. Özellikle 1960’lı yıllardan itibaren bu Amerika’da başladı… Benim için ise o kadar yakın ki, aynı olduğunu bile söyleyebilirim. Sonuçta her ikisi de yazılı insan ürünü. Özellikle geçmiş edebiyatta hukuku aramak veya hukukun içinde edebiyatı aramak gibi bu gelişen farklı dallar var. Bütün bunların ötesinde insan olma durumuyla ilgili bir hukuki olma duygusu var. İnsanlar aslında 2000 yıl önce de benzer arayışlar, düşünceler içindeydi. Hukuk o zamanda özgürlüklerini sınırlar, aynı zamanda korurdu ve bu durum tartışılırdı. Zaman ve mekândan bağımsız olarak insan düşüncesinin ortak yönlerinde hukuk önemli bir yer tutar… En basiti dini metinlere bile baksanız bunların hem hukuk, hem edebiyat metinleri olduğunu söyleyebiliriz. ”

“KIBRISLI FİLOZOF ZENON HER TÜRLÜ AYRIMA KARŞIYDI”

Bu kitap Tutku için de bir ilk. İki toplumlu olması, barışı temsil etmesi, insanları ayrıştırıcı değil birleştirici yönüyle öne çıkması ise onun için çok daha değerli. 

“Açıkçası öncesini çok takip ettiğim bir yarışma değildi. Fazla yarışmalara da katılmam ama bu yarışmada iki toplumu yakınlaştırmaya yönelik bir çaba söz konusu, ilk yayınımın da böyle bir çalışmada olması benim için önemli. Bizi ayıran birçok şey var. Üstelik bu durum sadece Kıbrıs özelinde yaşayan insanların sorunu da değil. Tüm dünyada yaşayan insanların böyle bir sorunu var. Bizi ayrıştıran şeylerin farkına varıp bunları aşmamız gerekiyor. Irk, din, milliyet hatta kültür bile ayrıştırma nedeni olabiliyor. Özellikle kapitalizmin doğuşuyla dinin yerine konan bu yeni ayrımların da artık geçmişte kalması gerektiğini düşünüyorum. Biz aslında geçmişteki problemleri, geleceğe taşıyıp onları tartışıyoruz. Öte yandan dünyanın gerçekliği başka problemleri ortaya koyuyor. Kıbrıs insanlarının bunları aşıp, bir araya gelmesinden öte, tüm dünya insanlarının kendilerini ayrıştıran otoriteyi pekiştiren kavramlardan kurtulması gerektiğini düşünüyorum. Bu anlamda yazdığım öykülerin barışla anılması, o literatüre girmesi, benim için mutluluk verici. Kıbrıslı filozof Zenon dünya  literatürüne ‘bütün insanları bir insan ailesinin ürünü olarak görmeliyiz’ sözü ile geçti. Zenon her türlü ayrıma karşıydı, hatta köleliğe bile. Oysa bildiğimiz ondan önce yaşayan diğer tüm filozoflar Sokrates, Aristoteles bile köleliği onaylıyordu. Böyle bir insanın bu topraklardan çıkması önemli… Bizim daha büyük, ortak sorunlarımız var. Bunları aşmamak için bize yem olarak verilen ayrıştırıcı konulara zaman harcamak yerine artık insanlığın bir parçası olmalıyız diye düşünüyorum.” 

“BENİM BÜYÜLÜ GERÇEKÇİLİĞE YATKINLIĞIM VAR”

Tutku’nun kitapta iki öyküsü bulunuyor. Yasemin ve Büyülü Su… Her ne kadar Yasemin bir kadını, Büyülü Su ise, su temasını işliyor gibi görünse de her iki öykünün özündeki barışa vurgu dikkat çekiyor.

“Her zaman barış olmak zorunda. İnsanlık için düşüncem bu yönde. Bu hikâyeleri daha önce yazmıştım, yarışma için kaleme almadım. Hatta Büyülü Su öyküsünü adadaki su konusundan da önce yazdım. Sosyal bir sorunu anlatır, hümanist bir yapısı var. Yasemin daha kişisel bir hikâye, post hümanist bir yapısı var. Hümanizmin arzuladığı yapının yıkıldığını kabul eder. Büyülü suda fantastik bir dünyadan izler var. Benim büyülü gerçekçiliğe yatkınlığım var. Gerçekle, gerçek dışının birbirinin içine geçmesini anlatır. Bu aslında bizim hayatlarımızda da var. Latin yazarlarda sıklıkla görülen bir akım. Gabriel Garcia Marquez de bu akımın temsilcisi olarak kabul edilir.”

Tüm bu konuştuklarımızın ardından Tutku’nun sadece yazmakla yetinmediğini, uzmanlık alanı edebiyat olmasa da, edebiyata çok hakim olduğunu gözlemliyorum.

“Ben edebiyatı ciddiye alıyorum. Önemli olduğunu düşünüyorum. Kişisel olarak hiç kimse yaptığı işten memnun değildir, her zaman başka bir şeyler arar. Tabii bu da kapitalizmin bize getirdiği bir insanlık durumudur… Benim de yaptığım iş dışındaki kurtuluşum edebiyat oldu. Biraz da olsa başarılı olabileceğimi umut ettiğim alandır edebiyat. Günümüzde düşünceyi anlamamız, yeni bir dünya için var olan düşüncelerden öteye geçmek için daha fazla yol kat etmeliyiz. Fazla literatür içinden sıyrılmalı, doğru kaynaklara ulaşmalıyız. Şu anda öykü yazmaya devam ediyorum.  Uçsuz dergisinin 4. sayısında ve son sayısında öykülerim yayınlandı. Elbette zaman içinde roman yazma hayalim de var ancak yazmak bende taşarak geliştiği için bu biraz zaman alacak gibi. ”

 

 

 

 

     

 

 

 

    

 

                 

         

 

 

   

Bu haber toplam 2256 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 421 Sayısı ISSN 2672-7560

Adres Kıbrıs 421 Sayısı ISSN 2672-7560