1. HABERLER

  2. HABERLER

  3. Derya'nın konuşması meclise damgasını vurdu
Deryanın konuşması meclise damgasını vurdu

Derya'nın konuşması meclise damgasını vurdu

“Bu salonda oturan tüm milletvekili arkadaşlarıma sormak istiyorum: Sizce bu oranların bu kadar düşük olmasının sebebi nedir? Kadınlar erkeklerden daha az mı eğitim alıyorlar? Yoksa daha az mı akla sahipler? Kadınlar “aman biz siyasete girmeyelim” mi diyo

A+A-

CTP-BG Lefkoşa Milletvekili Doğuş Derya’nın bugün Meclis Genel Kurulu toplantısında  “Siyasal Partiler Değişiklik Yasası ve Cinsiyet Kotası” konulu konuşması gündeme damgasını vurdu.
Konuşmasında kadınların meclisteki temsiliyet oranlarına da değinen Derya’nın, vekillere sorduğu soru dikkat çekiciydi, “Bu salonda oturan tüm milletvekili arkadaşlarıma sormak istiyorum: Sizce bu oranların bu kadar düşük olmasının sebebi nedir? Kadınlar erkeklerden daha az mı eğitim alıyorlar? Yoksa daha az mı akla sahipler? Kadınlar “aman biz siyasete girmeyelim” mi diyorlar? Kadınlar daha mı beceriksiz?”

Doğuş Derya’nın konuşmasının tam metni şöyle:

"Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
İki ayı aşkın bir süredir toplumumuzun önünde bulunan sosyal, ekonomik ve siyasal açmazların ortadan kaldırılması amacıyla yasal ve kurumsal reformlar üzerinde yoğun bir çalışma yürütüyoruz. Bildiğiniz gibi geçtiğimiz dönemlerde kamu vicdanında derin yaralar açan partiler arası transfer meseleleri başta olmak üzere, siyasi partilerimizde demokrasinin kurumsallaşmasına engel teşkil eden birçok konu siyasete olan güvenin yitirilmesine neden oldu. İnsan hakları ve hukukun üstünlüğü zemininde geliştirilecek bir demokrasi kültürüne ve elbette ki, bu demokrasi kültürü içinden biçimlenecek siyasal partilerin oluşturacağı adil ve eşitlikçi bir siyasal sisteme, hangi partiye mensup olduğumuz fark etmeksizin, hepimizin ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaçtan hareketle geliştirilen ve şu an Geçici-Özel Komitelerimizden bir tanesinde görüşülmekte olan “Siyasal Partiler Değişiklik Yasa Önerisi”, siyasal partilerde parti içi demokrasinin yerleşmesini, partilerin Anayasaya, yasalara ve kendi tüzük ve yönetmeliklerine uymasının sağlanmasını, insan haklarının uygulamada da görünür olmasını amaçlayan önemli değişiklikler getiriyor.
Bu değişiklikler içinde telaffuz edilen ve eşitsiz temsil edilen cinsiyet lehine bir geçici özel önlem olarak sadece aday listelerinde kotayı öngören bir düzenleme de var. Bir geçici özel önlem olarak kota konusu çoğu zaman ya bilgi eksikliğinden ya da dünyadaki gelişmeleri yeterince takip etmemekten dolayı yanlış yorumlanabilen, hatta istismar edilebilen bir mesele. Nitekim ilgili konuda çalışma yürüten Özel Komitede de zaman zaman bu konunun bazı UBP ve DP milletvekili arkadaşlar tarafından bir “ayrımcılık ve eşitsizlik” şeklinde yorumlandığını duyuyoruz. Bu yüzdendir ki, bir “Geçici Özel Önlem olarak Kota”nın ne olduğu, hangi saiklerle uygulandığı, dünyada ne şekillerde kullanıldığı, ne işe yaradığı konusunda bazı bilgileri meclisin gündemine getirmek konusunda kendimi sorumlu hissediyorum. 

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Meclisimizde olduğu gibi gündelik hayatın içinde de ne zaman kota ile ilgili bir konuşma açılsa “Kotanın adaletsizlik yaratan bir uygulama olduğu”, “Bir gruba hak etmediği bir ayrıcalığı tanıyan anti-demokratik bir yöntem olduğu” ile ilgili cümleleri hepimiz mutlaka duymuşuzdur. Hani olur da bu sohbet ilerlerse  “kadınların isterlerse erkekler gibi ve erkekler kadar siyaset yapabilme fırsatlarının olduğunu”, hatta “kotanın kadınlara hakaret anlamına geldiğini” söyleyenler de çıkar. Bu cümleleri sarf edenler içinde şüphesiz ki, kadınlar ve erkeklerin eşit olması gerektiğine inananlar da vardır. Ancak “eşitlik” dediğimiz mevhum, sadece güzel sözlerle inşa olabilen bir durum değildir arkadaşlar. Bilakis içinde yaşadığımız sosyolojik koşullar ve toplumsal ihtiyaçlar çerçevesinde düşünülmesi gereken bir durumdur. Bütün insanlar teoride eşit olarak doğsalar da pratikte insanların içinde yaşadıkları sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel koşullar onların hak ve özgürlüklerden yararlanma biçimlerini etkiler.
Yani teoride eşit olarak doğsak da pratikte eşit değiliz! Bu yüzden de eşitliği sosyolojik koşullarımız ve toplumsal ihtiyaçlarımız içinden düşünmemiz gerekir. Pratikte eşitliğin mümkün olabilmesi için 3 temel kademede, FIRSATLARDA, KOŞULLARDA VE SONUÇLARDA EŞİTLİĞİN sağlanması gereklidir. Örneğin, bugün yasalarımızda kadınların istihdam edilmesini engelleyen herhangi bir madde bulunmasa da, özellikle özel sektörde kadınların hamile kalma ve doğum iznine ayrılma olasılıklarından dolayı eşit biçimde istihdam edilmediğini görebiliyoruz. Veya yasalarımızda “eşit işe eşit ücret” prensibi bulunmasına rağmen, özel sektörde ve hizmet sektöründe istihdam edilen kadınların daha düşük ücretle çalıştırıldığına şahit olabiliyoruz. Aslında yasal fırsatlar anlamında eşitliği engelleyici herhangi bir faktör olmamasına rağmen, koşullarda ve sonuçlarda eşitliğin olmadığını buradan görebiliriz. Mesela Devlet Planlama Örgütü Hane Halkı İşgücü verilerine baktığımızda işsiz kadın oranının, işsiz erkek oranının 2 katı olduğu görüyoruz. Sermaye sahibi veya kendi hesabına çalışan kadın girişimcilerin sayısı da maalesef oldukça düşük… Üst düzey kamu görevlilerinde baktığımızda durum yine iç açıcı değil. Aynı kıdem ve bilgiye sahip olsalar bile genelde kadınların üst düzey kamu görevliliğinde tercih edilmediğini söyleyebiliriz. Bir önceki CTP hükümeti döneminde üst düzey kadın kamu görevlilerinin oranı %33 civarında idi, UBP hükümeti döneminde bu oran %20’lere düştü ve şu anda atamalar tamamlanmamakla birlikte oran yine %18 civarında. Sendikalar, Odalar ve Birliklerdeki kadın temsiliyeti de bu tablodan farklı değil. Üyelerinin %60-70’nin kadın olduğu birçok kurumda bile yönetim ve yürütme kurullarında kadın oranının çok düşük olduğunu görüyoruz. Yerel yönetimlere gelince, belediye meclis üyeliklerinde %20’yi zar zor buluyoruz (Üşenmedim ve saydım, göründüğü kadarı ile rakam 267’de 52 kadın), Belediye başkanlıklarında kaç kadın var diye baktığımızda da karşımıza çıkan rakam SIFIR!
Siyasi partilerimizin yönetim kadrolarında da kadın oranı çok düşük… Ve şu an bu meclis salonunun da çok bariz bir şekilde gösterdiği gibi kadın milletvekili oranımız %8’i geçmiyor. 1960’dan bugüne dek, yani toplam 53 yıl boyunca, yani yarım asırdan fazla bir süredir, Kıbrıslıtürk toplumu olarak toplam 16 kadın vekilimiz oldu. Ve bu kadın vekillerin de sadece 13 tanesi seçim ile işbaşına geldi.
Bu salonda oturan tüm milletvekili arkadaşlarıma sormak istiyorum: Sizce bu oranların bu kadar düşük olmasının sebebi nedir? Kadınlar erkeklerden daha az mı eğitim alıyorlar? Yoksa daha az mı akla sahipler? Kadınlar “aman biz siyasete girmeyelim” mi diyorlar? Kadınlar daha mı beceriksiz? Nüfusun %50’sini oluşturan yani toplumun yarısından bahsediyoruz. Ne oluyor da nüfusun %50’si hiçbir kademede yeterince temsil edilemiyor? Kendinize hiç bu soruyu sordunuz mu? Madem eşit olarak doğuyoruz, madem kadınların da erkekler kadar siyaset yapma hakkı teoride var, ne oluyor da siyasetteki temsil oranlarında bu kadar eşitsizlik oluyor? Kadınların zekâsı kıt mı? Yoksa bir insanın siyaset yapabilme kapasitesi testosteron hormonu ile mi belirleniyor?
Ben size söyleyeyim: Bunların hiç biri değil. Kadınlar da en az erkekler kadar iyi eğitimli, zeki, yetenekli ve siyasete ilgili… Ve siyaset yapabilme kapasitesinin hormonlarla, biyolojilerimizle hiç bir alakası yok. Çünkü siyasal temsil şartları, içinde yaşadığımız sosyal koşullar içinde belirleniyor. FIRSATLARDA VE KOŞULLARDA YAŞADIĞIMIZ EŞİTSİZLİKLER SONUÇLARA DA YANSIYOR.
Kadınlar ve erkekler olarak üzerimize yüklenen rol ve görevler, bu görevlere ayırdığımız zaman bizim siyaset yapma koşullarımızı belirliyor. Mesela kadınların ev içinde temizlik, ütü, yemek pişirme, (temizlik hizmetleri) çocuk bakımı, varsa hasta ya da yaşlı bakımı (Bakım hizmetleri) ve organizasyon hizmetleri için günlük harcadığı ortalama zaman 3 ile 4 saat arasında değişiyor. Bu kadının 8 saat ücretli bir işte çalıştığını, 6 saat de uyuduğunu düşünürsek, aslında yetişkin bir kadının ömrünün 3’te 1’i bu hizmetleri vermekle geçiyor. (24-8-6= 10, 10’da 3= %30) Bu koşullar içerisinde bir kadının aktüel siyasete zaman ayırması oldukça zorlaşıyor.
Bir diğer neden, siyaset yapılan mekânların erkeklerin ihtiyaçları ve gündelik hayatlarına göre biçimlenmiş mekânlar olmasıdır. Örneğin ben bu salonda bulunan birçok vekilin sabah ya da akşam kahvelerini tamamen erkeklerin gittiği kahvelerde içtiğini biliyorum, düzenli olarak futbol kulüplerine uğruyorsunuz.  Veya en can alıcı siyasi meseleler mutlaka bir meyhane buluşmasında konuşuluyor. Bu mekânlar kadınların sürekli olarak gidebilecekleri, erişimlerinin kolay olduğu mekânlar değil. Eğer bir kadın erkek siyasetçiler gibi kahve, futbol kulübü veya meyhane gezmeye başlarsa, ya çok ciddi yargılamalara maruz kalır ya da evde sorun yaşar. Mesela geç saatlere kadar süren parti meclisi ya da merkez yönetim toplantılarını düşünün, eğer o toplantıda küçük çocuğu olan genç bir kadın varsa, mutlaka ya toplantı bitmeden ayrılmak zorunda kalır, ya da çocuğu bırakacak bir yeri olmadığı için toplantıya hiç katılamaz. Çünkü maalesef bizde başka ülkelerde olduğu gibi ne sendikalarda, ne de siyasi partilerde çocuklu kadınların toplantıya rahat katılabilmesi için ayrılmış özel çocuk odaları yoktur. Zaten ne kadar kabul etmesek de siyasi partilerimizin birçoğu için kadın örgütleri de seçim zamanlarında oy toplayan birimler muamelesi görmektedir.

Kadınların zamansal ve mekânsal olarak siyasetin üretildiği yerlere yeterince katılamaması, bir kısırdöngü etkisi ile kadınların siyasetten daha çok uzaklaşmasına neden olur, çünkü siyaset mekanı kadınların ihtiyaçları veya gündelik hayatı yaşama biçimlerine o kadar yabancı bir yerden yeniden üretilir ki, kadınlar kendilerine bu kadar yabancı bir ortamın içerisine girmek konusunda çekince ve cesaretsizlik yaşar.

Bu örnekleri zaman darlığı nedeni ile daha fazla artırmayacağım lakin şunu belirtmek isterim ki, bu örnekler aslında teoride varmış gibi duran eşitliğin pratikte hiç de sandığımız gibi olmadığını gösteriyor. Dolayısı ile “kadınlar da gelsin siyaset yapsın tutan mı var” veya “bu bir yarıştır, kadınlar da yarışa katılsın engel mi var” gibi argümanlar öne süren arkadaşlara şunu söylemek istiyorum: “Eğer yarışa eşit şartlarda başlamıyorsanız, o yarışı eşit bir şekilde götürebilme imkânınız yoktur” .
KOTA tam da bu noktada, yarışa eşit şartlarda başlamadığı için yeterince temsil edilemeyen bir sosyal grubun, koşullar eşitleninceye kadar yarışa dahil olabilmesi ve içinden geldiği sosyal grubun dertlerini ve ihtiyaçlarını temsil edebilme imkanı kazanabilmesi için alınan GEÇİCİ ÖZEL ÖNLEMDİR.
• Geçicidir, çünkü koşullar eşitlendiğinde KOTA’ya ihtiyaç kalmaz ve ortadan kaldırılır.
• Bir ayrımcılık veya eşitsizlik nedeni değildir, çünkü az önce örnek verdiğim gibi, zaten hâlihazırda sosyal koşullarda var olan bir eşitsizliği gidermek üzere alınan bir geçici önlemdir.
• Kadınlara yapılan bir hakaret değildir, çünkü esas hakaret kadınlar olarak bizlerin nüfusun %50’sini oluşturduğumuz halde yaşadığımız sosyal, ekonomik ve siyasal eşitsizlikten dolayı %8 oranında temsil edilmemizdir.
• Kota, hak etmeyen bir kişiye karşı yapılan bir iltimas değildir, çünkü kota kimin aday gösterileceğini veya seçileceğini değil, seçilme usulünü belirler. Kimin aday gösterileceğine partiler içinde bulunan mekanizmalar karar verir ve bu noktada kota bir engel değil, bilakis teşvik edici bir uygulamadır.
• İyi anlaşılması için tekrar edeceğim, demokrasi bir temsil meselesi ise ve demokrasinin sağlam temellere oturması bir toplumda yaşayan farklı sosyal kesimlerin dertlerinin ve ihtiyaçlarının siyasal alanda çözüm bulması için mücadele koymak ise, kota yeterince temsil edilmeyen bir grubun demokratik alanda kendi ihtiyaçlarını telaffuz etmesinin bir aracıdır.
• Kotanın çeşitli biçimleri vardır ve sadece cinsiyet kotasından ibaret değildir. Örneğin sosyal olarak dezavantajlı koşullarda yaşayan azınlıklar ve engelliler için de kota uygulamaları vardır. Fakat cinsiyet kotası en yaygın kotadır, çünkü cinsiyet diğer tüm kimlikleri yatay olarak kesen bir mevhumdur. Hem azınlık hem kadın olabilirsiniz veya hem engelli hem kadın olabilirsiniz gibi.
• Dünya böyle bir özel önleme ehemmiyet verip uygulamaya koyarken murat edilen şey, konuşmamın başında da belirttiğim üzere FIRSATLARDA- KOŞULLARDA VE SONUÇLARDA AYNI ANDA EŞİTLİK YARATMAKTIR.
• Ve sanıldığının aksine, cinsiyet kotası erkekleri dışlayan bir uygulama değildir. Bilakis erkekler ve kadınlar arasında işbirliğini teşvik eder. Takdir edersiniz ki farklı gündelik hayat koşullarında yaşadığımız için kadınlar erkeklerin, erkekler de kadınların ne gibi sorunlarla karşılaştıklarını yeterince bilemeyebilir veya anlayamayabilirler. Kota aracılığı ile kadın temsilinin artması kadınların yaşadığı sorunların erkek siyasetçilere de daha kolay aktarılmasını ve sorunlara birlikte çözüm üretme imkânlarını çoğaltır.
• Hangi partiden olduğumuz fark etmeksizin, bu parlamento çatısı altında bulunan hepimizin içinde yaşadığımız topluma daha demokratik ve eşitlikçi bir düzen bırakma borcumuz vardır. Zaten 1996 yılında yine bu parlamento tarafından onaylanan CEDAW (Kadınlara Karşı Her türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi)nin 4. Maddesinde de “devletler kadın ve erkek eşitliğini fiilen sağlamak için geçici özel önlemler alacaklar ve bu önlemler bir ayrımcılık olarak nitelendirilmeyecektir” denmektedir. Avrupa Konseyi’nin 85 nolu tavsiye kararına göre “üye devletler eşitsizliğin var olduğu her alanda kadın ve erkek arasında gerçek eşitliği sağlamak için geçici özel önlemler almakla görevlendirilmiştir. Avrupa Konseyi parlamenterler birliğinin 1999 yılında aldığı 1413 sayılı tavsiye kararında veya yine 1999’da Avrupa Yerel ve Bölgesel Otoriteler Kurulu’nun 68 nolu tavsiye kararında ve daha birçok uluslar arası merci ve belgede kadınların siyasal yaşama katılmalarını teşvik edici bir dizi tavsiyeler üretilmiştir.

Tüm bunları aktarıyorum, çünkü bunları hep birlikte düşünmeye ihtiyacımız vardır. Bunları demokrasimiz için hep birlikte düşünmeye ihtiyacımız vardır. Hep birlikte düşüneceğimiz gibi, hep birlikte utanmaya da ihtiyacımız vardır değerli milletvekilleri. Çünkü 1 Eylül 2013 tarihli verilere göre, Kuzey Kıbrıs kadın temsiliyeti açısından 147 ülke arasında, 125. Ülke durumundadır. Birlikte utanmaya ihtiyacımız vardır, çünkü bölgesel oranlara baktığınızda ABD ve Latin Amerika ülkeleri ortalaması % 24.9, OSCE üyesi Avrupa ülkelerinin ortalaması %22.7, Sahara altı Afrika %21.5, Asya devletleri %18.5, Arap Devletleri %15.9 ve Pasifik ülkeleri %15.4 tür. Yani en düşük temsiliyeti olan bölgenin bile yarısı durumundayız. O yüzden gelin birlikte utanalım.

Ve son olarak “kota”yı bir ayrımcılık sandığı için itiraz eden milletvekili arkadaşlarıma seslenerek sözlerimi bitireceğim. Yemeğinizi pişiren, çamaşırınızı yıkayan, arkanızı toplayan, temizliğinizi yapan, çocuklarınıza bakan kadınlara en azından aday listelerinde olsun yer açmayı başarın. Çünkü bir sonraki seçimlerde de oy istemek için yine kadınların kapısını çalacaksınız!"

Bu haber toplam 4741 defa okunmuştur