
“Biz sadece geleceğin değil, bugünün de aktif aktörleriyiz”
Portre / Eylül Öztörel- Mimarlık Öğrencisi ve Gençlik Aktivisti
Muhabir: Sonay Demirpençe
Kendimi tek kelime ile tanımlayacak olsam… Kararlı.
Şu an yaptığım işi yapmasaydım... Muhtemelen yine insanlarla, gençlerle ve yaratıcı üretimle iç içe olduğum bir alanda olurdum. Mimarlığı seçmemin nedeni de yalnızca bina tasarlamak değil. Mekânların insanların nasıl yaşadığını, nasıl bir araya geldiğini ve kendilerini nasıl hissettiğini şekillendirebildiğine inanıyorum.
Benim gündemimi en fazla meşgul eden… Gençlerin geleceği ve bugün toplumda ne kadar söz sahibi oldukları. Özellikle Kıbrıslı Türk gençlerin eğitim, ekonomik gelecek ve istihdam konusunda yaşadığı kaygıların yanı sıra, adanın bölünmüş yapısının onların hayatlarına ve geleceklerini şekillendirme biçimlerine olan etkisini de önemsiyorum. Gençlere çoğu zaman “geleceğin liderleri” deniyor, fakat bence gençler yalnızca geleceğin değil, bugünün de aktörleri. Kendi hayatımızı ve yaşayacağımız toplumu ilgilendiren konularda fikirlerimizin dinlenmesini, karar süreçlerinde yer almayı ve kendi geleceğimizi şekillendirebilmeyi hak ediyoruz.
Kayıtsız kalamadığım şey… İnsanların birbirini tanımadan birbirleri hakkında karar vermesi.
En büyük pişmanlığım… Kendime ve yapabileceklerime yeterince inanmadığım zamanlar. Bazen bir şeyi gerçekten istediğim halde “Ben bunu yapabilir miyim?” diye fazla düşünüp kendimi geri çektiğim oldu. Sonradan fark ettim ki insan her zaman hazır veya yeterince cesur hissetmek zorunda değil, bazen sadece ilk adımı atmak gerekiyor. Bu yüzden artık hata yapmaktan çok, hiç denememiş olmaktan korkuyorum.
En büyük sevincim… Birlikte ürettiğimiz bir şeyin insanlarda gerçek bir karşılık bulduğunu görmek. Özellikle farklı toplumlardan gençlerin bir araya geldiği bir etkinliğin sonunda insanların birbirleriyle iletişim kurmaya devam ettiğini, yeni arkadaşlıklar kurduğunu ve birbirlerine karşı bakışlarının değiştiğini görmek benim için çok değerli.
Hayatımın dönüm noktası… Toplumumun hak ettiği değeri ve fırsatları her zaman göremediğini fark ettiğim an oldu. O zamana kadar dünyaya ve yaşadığım topluma bakışım daha farklıydı. Bunu fark ettikten sonra sadece izlemek yerine, kendi çapımda bir şeyler yapmak ve bunun için çalışmak istedim. Bu süreç hem beni daha fazla sorgulamaya hem de dünyaya, topluma ve kendi sorumluluklarıma çok daha farklı bir gözle bakmaya başladı.
Beni en çok etkileyen yazar… George Orwell. Toplum, özgürlük, güç ve adalet üzerine sorgulayıcı bakışı beni etkiliyor. Özellikle insanların düşüncelerinin ve gerçeklik algısının nasıl şekillendirilebileceğini sorgulaması, dünyaya daha eleştirel bakmamı sağlıyor.
Başucumdaki kitap... Mimarlık kitapları ve çizim defterlerimin yanında Dimitris Hristofyas’ın Susturulmuş Tarih kitabını okuyorum.
En keyif aldığım müzik.. Kulağa ilginç geliyor olabilir ama genellikle kültürel ve geleneksel müzikler dinlerim. Sadece müzik olarak değil, ait olduğumuz kültürün bir parçası olarak hissettiriyor.
En son izlediğim film… Mamma mia! Tekrar tekrar izleyebileceğim bir film, enerjisi ve müzikleriyle her seferinde modumu yükselten bir film.
Kendim için son aldığım şey… Çizim kalemleri ve sayamayacağım kadar A4.
Dolabımdaki en gereksiz şey… Sanırım kalsın da bir gün giyerim dediğim kıyafetler.
Benim için alınabilecek en güzel hediye… Düşünülmüş hediyeler maadiyat yerine, benim gerçekten ilgi duyduğum bir alandan alınan en ufak hediye benim için en güzelidir.
Kendimle ilgili değiştirmek istediğim şey… Fazla mükemmeliyetçi olmam. Hayatımın her alanın da en iyisi olmak için gereğinden fazla zaman ve enerji harcadığım oluyor. Uzun süredir düzeltmeye çalıştığım bir yönüm.
Kendimde beğendiğim özellik… Pratik olmam örneğin karşımda çözülmesi gereken bir olay varsa her zaman en kısa ve pratik yolu seçerim ekip içi tıkanıklıklarda kendimi hemen bir adım geriye alırım ve büyük resme odaklanırım böylece problemi çözmenin aslında sadece bir yolu olmadığını görmemi sağlar.
Olmasa da olur… Önyargılar, ayrımcılık ve “biz” ve “onlar” dili.
Olmazsa olmaz… Özgürce düşünebilmek ve kendim olabilmek. Kendi fikirlerimi ifade edebildiğim, farklılıklarımdan dolayı yargılanmadığım ve başkalarının da aynı özgürlüğe sahip olduğu bir ortam benim için çok önemli.
En iyi yaptığım yemek… Çok iddialı olduğum bir dal olduğunu söyleyemem ama çeşitli bowl türleri hazırlamayı severim!
Hayalimdeki dünya… Gençlerin yalnızca geleceğin değil, bugünün de söz sahibi olduğu bir dünya. Fikirlerinin gerçekten dinlendiği, kendi hayatları ve toplumları hakkında karar verirken kendilerini ifade edebildikleri bir ortam hayal ediyorum. Aynı zamanda kadınların kendilerini sınırlamak zorunda kalmadığı, eşit fırsatlara sahip olduğu ve sırf kadın oldukları için karşılarına farklı engeller çıkmadığı bir dünya istiyorum. Kimsenin kimliği, cinsiyeti veya geldiği yer nedeniyle geri planda bırakılmadığı; gençlerin ve kadınların seslerinin gerçekten duyulduğu bir gelecek benim için ideal dünya.
Aşk benim için… Birbirinin hayatını küçültmeden birlikte büyüyebilmek. Kendi hayallerinden vazgeçmek zorunda kalmadan bir başkasını hayatına dahil edebilmek.
Onunla çok tanışmayı isterdim… Malala Yousafzai. Genç yaşta kız çocuklarının eğitimi ve kadınların hakları için sesini yükseltmesi, kendi yaşadığı zorluklara rağmen mücadele etmeye devam etmesi beni etkiliyor. Onunla gençlerin ve özellikle genç kadınların toplumda daha güçlü bir ses hâline gelmesi üzerine konuşmayı çok isterdim.
Görmek istediğim yer… Japonya. Kültürü, gelenekleri ve modern yaşamı bir arada yaşatması beni çok etkiliyor. Özellikle mimarisi ve şehirlerinin insanlarla kurduğu ilişkiyi yakından görmek, sadece gezmek değil, gözlemlemek isterdim.
Mutlaka yapmak istediğim... Kendi tasarladığım bir yapının gerçekten hayata geçtiğini görmek. Ama bunun yanında, Voices Across Borders’ın benden sonra da büyüyerek gençlerin sesini duyurmaya devam ettiğini görmek de ,benim için çok önemli. Yaptığım şeylerin sadece benimle sınırlı kalmayıp benden sonra da devam etmesini isterim.
Son olarak söylemek istediklerim… Gençlere şunu söylemek isterim: Kendimizi ve sesinizi küçümsememeliyiz. Biz sadece geleceğin bakanları, başkanları, milletvekilleri değiliz; bugün de toplumun aktif aktörleriyiz. Fikirlerimizin duyulması ve yaşadığımız toplumun şekillenmesinde söz sahibi olmamız için bir gün daha beklememize gerek yok. Sorgulayalım, birbirimizi dinleyelim, farklı insanlarla tanışalım ve inandığımız şeyler için harekete geçmekten korkmayalım. Değişim her zaman büyük adımlarla başlamaz; bazen küçük bir adım, başka bir gence cesaret vermeye yeter.



























