1. HABERLER

  2. ÖZEL HABER

  3. “Ben hâlâ her olaya bir foto muhabiri gibi bakıyorum”
“Ben hâlâ her olaya bir foto muhabiri gibi bakıyorum”

“Ben hâlâ her olaya bir foto muhabiri gibi bakıyorum”

Bazı meslekler seçilmez; insan, farkında olmadan onların içine doğar. Gazi Yüksel için de fotoğrafçılık böyle başladı...

A+A-

Berivan BABAHAN

Bazı meslekler seçilmez; insan, farkında olmadan onların içine doğar.

Gazi Yüksel için de fotoğrafçılık böyle başladı. Bir fotoğraf stüdyosunda çırak olarak attığı ilk adım, yıllar içinde onu Kıbrıs'ın hafızasını kare kare kaydeden bir foto muhabirine dönüştürdü. Spor sahalarından yangınlara, eylemlerden uçak kazalarına uzanan onlarca yıllık meslek yaşamında yalnızca fotoğraf çekmedi; tarihe tanıklık etti.

Objektifinin önünden geçen her olay, onun arşivinde yalnızca bir görüntü değil, aynı zamanda toplumun ortak belleğine bırakılmış bir iz haline geldi. Çocuk yaşlarda başlayan merakı, zamanla kendisini sürekli geliştiren, fotoğrafın farklı alanlarında üretim yapan ve deneysel çalışmalara imza atan bir yolculuğa dönüştü. Bugün geriye dönüp baktığında ise, meslek hayatını şekillendiren dönüm noktalarını, unutamadığı kareleri ve foto muhabirliğinin değişen yüzünü YENİDÜZEN’e anlatırken, aslında Kıbrıs basın tarihinin de önemli bir bölümüne ışık tutuyor.

“Foto Ertan’da çırak olarak başladım, fotoğrafçılığa ilk adımı attım”

Gazi Yüksel, kendisini tanıtarak, 1963 yılında Lefkoşa’da doğduğunu ve Foto Ertan’da fotoğrafçı çırağı olarak çalışmaya başlayarak bu yolculuğa farkında olmadan dahil olduğunu söyledi.

Yüksel, Haydarpaşa Ticaret Lisesi’nden mezun olduktan sonra Birlik Gazetesi’nde açılan dizgicilik (yazıların gazete formatında dizilmesi) münhaline başvurduğunu, on parmak daktilo bilgisi sayesinde işe alındığını ve böylelikle basın camiasına adım attığını belirtti.

Zamanla dizgicilik mesleğinin kendisine sıkıcı gelmeye başladığını ifade eden Yüksel, bu nedenle alternatif bir alan arayışına girdiğini, önce spor fotoğrafçılığına, ardından ise haber fotoğrafçılığına yöneldiğini dile getirdi.

Yüksel bu süreci şu sözlerle anlattı:

“Bu alanlarda gönüllü olarak fotoğraf çekmeye başladım ve bir süre sonra bu konuda yetenekli olduğumu keşfettim. Ardından fotoğrafçılıkla ilgili bilgi edinmeye, çeşitli kaynaklara ulaşmaya çalıştım. O zamanlar internet olmadığı için İngilizce yazılı kaynaklara ulaşabiliyordum ama İngilizcem de yoktu. Bulabildiğim Türkçe yayınlardan öğrenebildiğim kadarını öğrendim ancak aslında yaparak öğrendiğim bir süreç yaşadım. Böylelikle çevremde bu mesleği icra eden kişilerden de katkılar aldım ve kendimi geliştirmeye başladım. Diğer işlerimi yaparken dizgicilik, pikaj montaj denilen sayfa tasarımcılığı ve spor foto muhabirliği de yaptım. Tüm bunların sonunda bu mesleği seçmiş oldum.”

499268fe-4d55-4003-9532-b4cd44148407.jpg

“Başarı daima insanı teşvik eder”

Çocukluktan itibaren fotoğrafçılığa ilgi duyduğunu söyleyen Yüksel, profesyonel anlamda fotoğrafçılık yeteneğini ise sonradan keşfettiğini belirtti.

Yüksel, mesleğe ilgisini şöyle anlattı:

“Demek ki içimde varmış; yaşananları, görünümleri bir yere zapt etme ve kalıcı hâle getirme. Hem belge hem de tarihsel açıdan bir değer atfetme gibi bir eğilimim olduğunu keşfettim. Spor fotoğrafçılığında ilk olarak anı yakalama refleksini geliştirdim ama o dönemde bunun hiç farkında değildim. Sonradan öğrendim ki en iyi foto muhabirleri aslında en iyi spor fotoğrafçılarıymış. Çünkü o refleksi ve deneyimi önceden kazandıkları için en iyi foto muhabiri olabiliyorlar. Kendimi keşfetmemi de özellikle futbolda yakaladığım kritik anlar sağladı. Çünkü başarı daima insanı teşvik eder. Başkalarının takdiri size o konuda daha fazla sorumluluk yükler ve ‘Daha başarılı olayım, daha güzel işler yapayım’ diye çabalamaya başlarsınız. Bir de yeteneğiniz varsa bu süreç zamanla kendiliğinden bir üretime dönüşür.”

82b238c9-95cb-4a9a-ad7b-c490e886cbf7.jpg

KUTLU ADALI'NIN DEFNEDİLİŞİ

“On beş yıl boyunca, TAK’ın tek foto muhabiriydim”

1981 yılında foto muhabiri olarak çalışmaya başladığını söyleyen Yüksel, o yıllarda çok fazla foto muhabiri olmadığını belirtti. Bu durum sayesinde çektikleri fotoğrafların büyük bölümünün gazetelerde yayımlandığını ifade eden Yüksel, fotoğraflarının yayımlanmasının ardından çevresinden büyük takdir gördüğünü, bunun da mesleğine daha büyük bir sorumlulukla yaklaşmasını sağladığını dile getirdi.

1983 yılında Halkın Sesi Gazetesi'nde çalışmaya başladığını belirten Yüksel, arkadaşı Erol Öney ile birlikte gazetenin ofset baskıya geçişini sağlayan ekipte yer aldıklarını söyledi. Halkın Sesi Gazetesi'nde çalıştıkları dönemde, Türk Ajansı Kıbrıs (TAK) Müdürü merhum Kemal Aşık'ın her sabah saat 05.00'te matbaaya geldiğini, ilk çıkan gazeteyi alıp tüm Türkçe haberleri Rumcaya çevirdiğini ve bunun onun görevinin bir parçası olduğunu anlattı. Her sabah matbaaya gelen Kemal Aşık'ın kendilerini makinenin başında gördüğünü belirten Yüksel, "Halbuki bizim işimiz matbaada makinenin başında durmak değildi" dedi.

Gece gündüz çalışmalarının Kemal Aşık'ın dikkatini çektiğini ifade eden Yüksel, bu sayede TAK'tan iş teklifi aldığını ve teklifi kabul ederek 1985 yılında devlet ajansında çalışmaya başladığını söyledi. "TAK'ın geniş imkânları ve uygulama alanlarına kavuştuktan sonra orayı bir üniversite gibi kullandım. Kendimi geliştirmek için o olanaklardan sonuna kadar yararlandım, çok fotoğraf çektim, çok denemeler yaptım. Erdal Gökhan'ın tecrübelerinden de faydalanarak 15 yıl boyunca TAK'ın tek foto muhabiri olarak çalıştım" dedi.

Yüksel ayrıca, büyük değişimlerin yaşandığı 1980'li ve 1990'lı yıllarda foto muhabirliği yapmış olmasının kendisi için büyük bir şans olduğunu ifade etti.

28de15ea-8ba4-423d-b898-a3b8470e50b0.jpg

SEYYAR ESNAF EYLEMİNDEN

“Kıbrıs’ın kuzeyinde deneysel fotoğrafçılıkla ilgili ilk çalışmaları yapan kişi oldum”

“Kendimi bildim bileli ben foto muhabiriyim” diyen Yüksel, bunun yanı sıra fotoğrafçılığın birçok dalıyla da ilgilendiğini ifade etti.

Yüksel, "Süreç içerisinde fotoğrafçılığın birçok dalıyla ilgilenmeye başladım. Foto muhabirliğinin dışındaki fotoğraf alanlarını tanıdıkça araştırmalar ve denemeler yapmaya başladım. Farkına varmadan Kıbrıs’ın kuzeyinde deneysel fotoğrafçılıkla ilgili ilk çalışmaları yapan kişi oldum. Yani karanlık oda uygulamalarıyla birtakım sanatsal fotoğraflar ürettim. Böylece hem sanat fotoğrafçılığı hem de foto muhabirliği birlikte şekillendi. Şu an 26 yıldır foto muhabirliği yapmıyorum ama her şeye, her olaya hâlâ bir foto muhabiri gibi bakıyor ve öyle değerlendiriyorum. Foto muhabirliği; işin özünü yansıtan görüntüyü yakalayabilmek, etkileyici anları öngörebilmek ve görebilmek demektir." ifadelerini kullandı.

“Yıllar içerisinde biriken bir arşive sahibim”

Gazi Yüksel; fotoğrafçılık, arşivcilik ve foto muhabirliğinin hayatındaki yerini, “Tüm hayatımı ele geçirmiş durumda” sözleriyle anlattı. Mesleğine ilişkin değerlendirmelerini sürdüren Yüksel, “Çünkü bu meslekte belli bir süre geçirince ve saklamaya da meyilli olunca, yaptıklarımın bir değer ifade ettiğini düşünerek yıllarca biriktirdiğim bir arşiv oluştu” dedi.

Elinde bulunan ve yıllar içinde oluşturduğu arşivden insanların da yararlanabilmesi için projeler hazırladığını belirten Yüksel, bu konuda çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi. Bu çalışmalar sayesinde hem kendi hafızasını tazelemeyi hem de arşivini toplumla buluşturmayı hedeflediğini ifade etti.

“Acı verici birçok ana da tanıklık ettim”

Meslek hayatı boyunca unutamadığı birçok anısı olduğunu ifade eden Yüksel, objektifine yansıyan ve hafızasında iz bırakan bazı anları anlattı.

“Arşivimde yer alan ve 1995 yılında Beşparmak Dağları'nda çıkan orman yangını, unutamadığım tanıklıklardan biridir. O dağların alevler içinde yanışını gözyaşlarımı tutamayarak görüntüledim. O sırada evdeydim. Yangından akşamüzeri haberim oldu ve bulunduğum yerden fotoğrafı çektim. O tanıklık benim için çok acı vericiydi.

Aklıma gelen diğer önemli anlar ise günümüzde de devam eden çiftçi ve hayvancı eylemleridir. Bu eylemlerden üç önemli fotoğrafım var. Bunlardan biri, Lefkoşa Girne Kapısı'nda Meclis'e yürümek isteyen eylemcileri engellemeye çalışan bir polisin silah çektiği andı. O güne kadar ülkemizde ilk kez böyle bir olay yaşanmıştı. Her şey gözümün önünde gerçekleşti ve o anı görüntüleme şansı buldum.

Hayvan Üreticileri Birliği'nin Başbakanlık önünde düzenlediği bir başka eylemde dökülen sütleri görüntülediğim fotoğraf ise başyapıtlarımdan biridir. Ben her zaman fotoğrafı sadece bir ana tanıklık eden kare olmaktan çıkarıp daha estetik ve daha çarpıcı bir anlatıma dönüştürmeye çalıştım. Bu nedenle, izlediğimiz olayın ruhunu yansıtan en kritik anların peşinde oldum. Birçok olayda da 'klişe' denilebilecek fotoğraflar elde ettim.

1988 yılında Talia Hava Yolları'na ait uçağın Beşparmak Dağları'nda Bufavento Kalesi yakınlarında düşmesi de hiç unutamadığım olaylardan biridir. Uçak dağa çarpmış, uçaktaki herkes hayatını kaybetmişti. Bizi olay yerine götürdüklerinde neye uğradığımızı şaşırdık. Hiç unutamadığım, korkunç bir manzaraydı.”

“Arzu ederdim ki benim mesleğimin devamlılığını sağlayacak bireyler yetişsin”

Gazi Yüksel, günümüzde foto muhabirliği yaptığı yıllarda tanıklık ettiği olayların ve ortaya koyduğu görüntülerin artık eskisi kadar değer görmediği hissine kapıldığını dile getirdi. Gelişen teknolojiyle birlikte yurttaş gazeteciliğinin ortaya çıktığını belirten Yüksel, "Olup bitenle ilgili olarak halk bilgileniyor ama bilinçli bir gözün tanıklığıyla elde edilen görüntülerin değeri hiçbir zaman azalmaz. Fakat bunu yapacak, uygulayacak bir ortamımız artık yok" dedi.

Yüksel, "Arzu ederdim ki benim mesleğimin devamlılığını sağlayacak bireyler yetişsin. Kendilerini ortaya koyan birkaç isim var ancak ilerisi için böyle bir ümidim yok maalesef. Gazetecilik de önemini yitirmiş bir vaziyette. Bu yüzden kendi mesleğim adına üzgünüm. Devamının geleceğini düşünmüyorum, en azından kendi ülkemizde." ifadelerini kullandı.

Bu haber toplam 599 defa okunmuştur
Etiketler :